1 Yüz 1 İnsan: Michael Schumacher

by Haber Fora

Nick Fry’ın çok değil, 2020’nin Ekim ayında verdiği bu röportaj, efsane Alman pilot Michael Schumacher hakkında az çok bir fikir veriyor.

Schumacher başarılarının yanında hırsı ve kimi zaman hazımsızlığıyla senelerce herkesin konuştuğu bir isim olageldi.

Aslında hırs deyince biraz daha geriye gitmek gerekiyor.

Hayır, Schumacher’in 1980’li yılların sonunda henüz küçük bir çocukken Avrupa     Go-Kart Şampiyonası’na katılabilmek için Almanya’dan Lüksemburg’a gidip kendine özel izinle ehliyet çıkardığı günlere değil.

Mesela 1998 yılının o unutulmaz ağustos ayına…

30 Ağustos 1998, pazar günüydü.

Yağmurlu hava her yanı kaplamıştı.

Yer Belçika.

İşin aslı o gün herkes heyecanlıydı.

Ama kimse Formula 1 tarihinin en çok konuşulan yarışlarından birini izleyeceğini tahmin etmiyordu.

Yarış öncesi Ferrari takımı, Mc Laren’in gerisindeydi.

Spa Grand Prix’inde 22. tura gelindiğinde Michael Schumacher, Jordan takımından Damon Hill’in 40 saniye önünde yarışı lider götürüyordu.

Aracına yağmur lastikleri takmayı reddeden bu adam, gök yüzü gürlerken geçiş lastikleriyle adeta bir resital veriyordu.

22. turda önüne birden tur bindirdiği McLaren pilotu David Coulthard çıktı.

Coulthard yarışa su birikintisinin içine girerek başlamış, yaptığı kaza birçok aracın birbirine girmesine neden olmuş, Formula pisti daha start verildiği anda neredeyse hurdalık araç mezarlığına dönmüştü.

Elbette bu durum Coulthard’ın yarış sıralamasında iyice geriye düşmesini de beraberinde getirmişti.

Yarışta 22. tura gelindi.

Schumacher herkesin önünde olmasına rağmen belli ki Coulthard’a ikinci kez tur bindirmek istiyor, önünde kimsenin olmasına tahammül edemiyordu.

Hırsı tabiatı gereğiydi.

Coulthard’ın aracına arkadan çarptı, kendi aracının sağ ön tekerliği kopuverdi.

Tüm rakipleriyle arasını büyük ölçüde açan Ferrari pilotunun, üç tekerlekle, Coulthard’ın ise aracının arka kanadı olmaksızın yola devam ettiği anlar yarışı izleyenlerin karşı karşıya kaldığı ikinci şok olmuştu.

Ferrari pistinde takımın müdürü Jean Todt ile ekip üyelerinde endişeli bekleyiş hakimdi.

8. sıradaki Coulthard’ı iyice utandırmak isterken sağ ön tekerliğini koparan Schumacher ile ilgili o sırada hemen herkesin kendine sorduğu soru, böylesine tecrübeli ve başarılı bir pilotun nasıl böyle hata yapabileceğiydi.

Ferrari garajına giren Schumacher sinirden direksiyonu fırlattı, araçtan çıktı.

Ve hayli sinirli, bir o kadar seri adımlarla kaza yaptığı McLaren takımının garajını basmaya gitti.

O sırada kameralar kayıttaydı.

Belli ki; Schumacher hatanın kendisinde olduğunu düşünmüyordu.

Takım şefi Stefano Domenicalli efsanenin önüne geçmeye çalışmış ama o bile Schumacher’i sakinleştirememişti.

Alman pilot, kaskını çıkarıp rakibi Coulthard’a “Beni öldürmeye mi çalışıyorsun?” diye bağırdı.

Hatta iddia bu ya; İskoç pilotu ölümle tehdit etti.

Ferrari ekibinin tüm üyeleri pilotlarını rakip takımın garajından güç bela uzaklaştırabildi.

Arkadaşları olmasaydı kavga çok daha büyüyebilirdi.

Coulthard, 2003’te verdiği bir röportajda Belçika Grand Prix’indeki o unutulmaz kaza sorulduğunda yavaşlamasının hatalı olduğunu kabul edecekti.

Azim, disiplin ve tutkunun eseriydi Schumacher.

Ama Formula 1’de yolunu açan, ona şampiyonluklar getiren 1990 yılının son günlerinde Londra Hyde Park’ın hemen köşesindeki küçük bir kaza olacaktı.

Fransız bir Avrupa Komisyonu görevlisinin oğlu olan Jordan takımının pilotu Bertrand Gachot ile İngiltere başkentinde yıllarca direksiyon sallayan Eric Court çarpışmıştı.

Court taksisiden inip Gachot ile tartışmaya başladı.

Tartışma alevlenince, yıllarca kaskında Avrupa Birliği’nin yıldızlarını taşıyan Gachot yanındaki biber gazını kullandı.

O dönem Britanya’da kullanımı yasak olan biber gazını taksiciye sıkması genç Formula 1 pilotuna 18 aylık hapis cezasını beraberinde getirdi.

Ceza 2 aya indirilmiş, Gachot nefsi müdafaa hakkını kullandığını iddia etmişti.

Ama tüm bunlar 1991 Belçika Grand Prix’i Spa-Francorchamps’ta saf dışı kalmasının önüne geçememişti.

Kader mi dersiniz, kelebek etkisi mi orası size kalmış.

Ama Gachot’un yarış dışı kalması demek takımının yeni bir pilot ihtiyacı olması anlamına geliyordu.

İşte bu isim o dönem Mercedes için spor otomobillerde yarışan genç Alman Michael Schumacher oldu.

İncecik bıyığı, uzun enseli klasik Alman traşıyla hayatında görmediği Spa’ya adımını attığında, tecrübeli takım arkadaşı Andrea de Cesaris’in çok da önemsemediği Schumacher yarışı 7. sırada tamamladı.

Cesaris’in önünde Ayrton Senna, Alain Prost, Nelson Piquet gibi isimlerin ise hemen arkasındaydı.  

İlk yarışa göre doğrusu hiç de fena değildi.

Yıllar içinde Formula 1’in en az Senna kadar efsane isimlerinden biri haline gelecek, UNESCO’nun İyi Niyet Elçisi olacak, 2004’teki Hint Okyanusu depreminde geride kalan mağdurlar için tek başına 10 milyon dolar bağış yapacak, telaffuzu da yazımı da pek kolay ve evrensel olmayan Alman finans şirketi Deutsche Vermögensberatung onun kaskına yazacağı 8 santimlik reklam için üç yıllığına 8 milyon dolardan fazla harcama yapacaktı.

Yine de Michael pist dışındaki yaşamında sıradan bir insandı.

Peşinden sürüklediği şöhreti ve mükemmel kariyeri, emeklilik hediyesi Ferrari FFX model özel aracına rağmen o hala aile arabası Fiat 500 Abarth kullanıyordu.

Tam bir futbol tutkunuydu.

Sadece gösteri maçlarının değişmez yüzü değildi.

Taraftarı olduğu FC Köln’ün maçlarında tribündeki yerini alıyor, amatör ligde oynayan FC Echichens takımına katkı sağlıyordu.

Peki efsane olmaya uzanan yolculuğu nasıl oldu?

Jordan takımıyla çıktığı ilk yarışın ardından Benetton ile sözleşme imzaladı.

1995’e kadar bu takımda kaldı.

1994 ve 1995’te iki kez üst üste şampiyonluk sevinci yaşadı.

İlk şampiyonluğu aynı zamanda Formula 1 organizasyonunda bu başarıya ulaşan ilk Alman pilot olduğu anlamına da geliyordu.

1996’da Benetton’dan ayrılıp Ferrari takımı ile anlaştığında bu markayla özdeşleşeceğini tahmin edebilir miydi orası meçhul.

Ama ortadaki asıl gerçek o yıl aldığı bu kararın kimilerine göre pek de akıllıca olmadığıydı.

İşin aslı; Ferrari çeyrek asır önce ortaya koyduğu takım performasıyla gelecek vadeden Alman pilotun bir otomobil yarışçısı olmasının ötesine geçebileceği bir yapıya sahip değildi.

Takımlar arasında 1992 ve 1993’te dördüncü, 1994 ve 1995’te ise üçüncü sıradaydı.

Schumacher’in geldiği Benetton takımının en az 39 puan gerisindeydi.

Kimi F1 yorumcularına göre teknik ekibi ve arabaları şampiyonluğa oynayabilecek durumdan bir parça uzaktı.

Onun gelişiyle teknik altyapı yenilendi, araçlar geliştirildi ve iki taraf için bir nevi altın çağ başladı.

F1’i sevmeyenlerin bile “Acaba Schumi ne yapıyor?” diye dikkat kesildiği yıllar yani…

2000 yılında yaşanan şampiyonluk, Ferrari takımının seneler sonra elde ettiği ilk şampiyonluktu.

1983’ten beri en çok puanı toplamışlardı, Schumacher’in katkısı çok büyüktü.

1983’te henüz 14 yaşında bir çocukken ülkesinde yerel basının konuştuğu, aynı yıl Almanya Gençler Go-Kart Şampiyonası’nı kazanan, 1987’de Avrupa şampiyonluğuna uzanan, 1988’de go-kartı bırakıp Almanya’nın ulusal Formula yarışı Formula König’de yarışan, Formula 3’ten Formula 1’deki  pistleri ağlatma noktasına gelen Schumi 2000’li yıllara ambargo koyacak isim olacaktı.

2001, 2002, 2003, 2004 derken Michael Schumacher Ferrari takımıyla üst üste 5 şampiyonluk yaşadı.

7 kez F1 dünya şampiyonu olmayı başardı.

2004’te rekorlarına bir yenisini daha ekleyip 13 yarışın 12’sinde birinciliğe ulaştı.

2006 yılında 37 yaşında emekli olmaya karar verip yarışmayı bıraktı.

Sadece yetenekli değildi.

Sadece babasının 4 yaşında kendisine hediye ettiği karting arabayla ilk yarışını yapan kişi değildi.

Sadece tutkulu ve azimli değildi.

Michael Schumacher çoğuna göre aynı zamanda talepkardı.

1991’de Japonya’daki 430 kilometrelik F1 yarışına as takımda yarışmak için teklif sunan, kendisine şans verilmesini isteyen, sıralamaya giremezse genç takıma geri döneceğini söyleyen sporcuydu o. 

İddialıydı.

İddiasını hep sürdürdü.

Emekli olduktan sonra da…

Ferrari onunla çalışmaya devam edeceğini, kendisini takımın başına geçirdiğini duyurdu.

Ferrari takımının lideri olmuş, kendisine dünyanın dört bir noktasında genç yarış pilotları arama sorumluluğu verilmişti.

Sene 2010’u gösterdiğinde F1 tutkunları Bahreyn’deki yarışı beklerken bir kez daha, yeniden Mercedes takımıyla çıktı sahneye.

Tarih 14 Mart’tı.

20 milyon sterline 3 yıllık kontrat imzaladı.

41 yaşındaydı.

Ve kim bilir belki de aklında 46 yaşında F1’de beşinci şampiyonluğuna ulaşan Juan Manuel Fangio’nun uzandığı başarıya ulaşmak vardı.

Olmadı.

Yarışı 7. sırada tamamladı.

Avustralya’da da 7. sırayı gördü, Malezya’da bir sıra daha geriye düştü.

Döndükten sonra en iyi derecesini dördüncü sırada bitirdiği İstanbul Park’ta yaptı.

2010’da Valencia’da kariyerinin en kötü performansını sergileyip yarışı 24 pilot içinde ancak 15. sırada tamamlayabildi.

İki yıl sonra 43 yaşında yolun sonuna geldiğinde yine aynı pistte, yine Valencia’da Fernando Alonso ve Kimi Räikkönen’in ardından üçüncü sırada ulaştı finiş çizgisine.:

1970’teki Britanya Grand Prix’inde podyuma çıkan Jack Brabham’dan sonra aynı başarıyı paylaşan en yaşlı ikinci F1 pilotu oluyordu.

Onu bugünkü haline dönüştüren ise yıllardır yatağa bağlayan ise F1 yarışlarında başına gelen bir kaza filan değil.

200 kilometre hıza 7 saniyede kalkabilen, kadranda 375 kilometre hızı görebilen, fren diskleri ve pedalların bin dereceye kadar ısındığı araçları kullanabilien Schumacher’in kas liflerinin tek tek hastalanmasının, iyice küçülmesinin ve kemiklerinin gün be gün erimesinin nedeni 2013’te Fransız Alpleri’ndeki Meribel Kayak Merkezi’nde yaptığı kazaydı.

Yasakları delmeyi seven adam, iddialara göre kayak yapılması yasak olan bir bölgede aşırı hızla seyrederken takla attı.

Beyninden kan pıhtıları alındı, komadan çıkabilecek noktaya geldiğinde bile beyin hasarını engelleyebilmek için doktorlar onu uyutmaya devam etti.

2006’da İspanya’da geçirdiği motosiklet kazası sonrası omuriliğinde ciddi hasar oluşan Schumacher’in Alpler’de başına gelenler ise akıbetini bilinmez kıldı.

Bir zamanların efsane pilotunun son yedi yılı Cenevre Gölü’ndeki lüks bir villada, üzerine titreyen ailesi ve hekimlerle birlikte bir tür bitkisel hayatta geçiyor.

Sağlık durumu sır gibi saklanıyor.

Ferrari takımının eski müdürü Jean Todt geçen yıl kendisiyle birlikte İsviçre’deki evinde yarış izlediklerini ve şampiyonun ne olursa olsun savaşmaya devam ettiğini söylüyor.

Schumacher’in tedavisinde doktor, hemşire ve terapistlerin yer aldığı 15 kişilik özel sağlık ekibi görev alıyor.

45 kiloya kadar düştüğü, haftalık bakım masrafının 600 bin lirayı bulduğu söyleniyor.

2004’te Forbes’un dünyanın en çok kazanan ikinci sporcusu seçtiği, 2005’te Eurobusiness dergisinin dünyanın ilk milyarder sporcusu olarak tanımladığı, 2010’da toplam servetinin 515 milyon sterlin olduğu söylenen bir motor-sporcusu Schumacher.

“Sadece çok normal bir insan olarak tanınmak ve bu şekilde davranılmak ve herkes gibi sokakta yürüyebilmek istiyorum” diyen adam o.

 

Kimilerinin aşağılık, kibirli ve bencil Alman diye tanımladığı, Felipe Massa ve birçok yarışçının kibar ve öğretici bir mentor olarak gördüğü adam o.

Yarışla harmanlanmış bir yaşamın baş rol oyuncusu, tutkulu bir yüz ve kim rekorunu kırarsa kırsın her daim efsane olarak anımsanacak bir insan.

Ya da kısaca Schumi…

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap