2020’nin en önemli bilim olayları

by Haber Fora

2020’ye tüm Amerika’dan Antaktika’ya, tüm dünyayı kasıp kavuran koronavirüs pandemisi damga vurdu. Pandeminin hızlı yayılışı ve onu durdurmak isteyen yetkililerin tecrit önlemleri sosyal yaşamın her alanını etkiledi.

Bu alanlar arasında tabii ki bilim de yer aldı. Öyle ki NASA araştırmacıları bile pandemiyle birlikte evden çalışmaya başlarken, uzay görevleriyle ilgili testler birçok kez ertelenmek zorunda kaldı.

Öte yandan tüm bu zorluklara rağmen dünyanın dört bir yanından bilim insanı, 2020’de de kayda değer keşiflere imza attı ve etkileyici başarılar kazandı. Tabii ki bunların başında, pandemiyi durdurmayı amaçlayan araştırmacıların rekor sürede aşı geliştirmek için yaptıkları olağanüstü çalışmalar geldi. Ve üstekik pandemi, bilimin diğer alanlarındaki gelişmelerin önüne geçemedi.

Güneş Sistemi’nin oluşumundan dinozorların yok oluşuna, Antik Mısır mumyalarından bilgisayar-beyin arayüzlerine kadar birçok alanda önemli bilimsel keşifler gerçekleşti.

İşte 2020’nin en önemli bilimsel gelişmeleri…

SAĞLIKTA 2020

Koronavirüs salgınıyla mücadele ve “geleceğin teknolojisi” mRNA aşıları
 

Koronavirüs pandemisiyle mücadele, aslında 2020’nin en büyük sağlık olayı. Zira bir sene içinde bilim insanları önce yeni bir virüs tanımladı, hastalığa bir isim verdi ve sonra virüsün bulaşma yollarını tespit ederek halk sağlığını korumak için maske ve sosyal mesafe gibi önlemlerin hayat kurtardığını tespit etti. Bu süreçte Favicovir gibi ilaç tedavilerinin, erkenden alındığında vücuttaki virüs miktarını azalttığı ve Deksametazon gibi düşük maliyetli steroidlerin, durumu ciddi olan Kovid hastalarının tedavisinde şaşırtıcı derecede etkili olduğu öğrenildi. Bunun yanında Donald Trump’ın da kullandığı, halk arasında “antikor kokteyli” diye bilinen, yeni monoklonal antikor tedavilerinin de özellikle erken başlandığında umut vaat ettiği anlaşıldı. Salgında ayrıca, D vitamini almanın viral hastalıklarla mücadeledeki önemi de ortaya çıktı. Pandemi, D vitamininin bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olduğunu ve yetersiz alımının enfeksiyon riskini artırdığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Ancak bütün bu süreç devam ederken, dünyanın gözü aslında pandemiye dönüşen hastalıkla mücadelenin anahtarında, yani aşılardaydı. İşte bu noktada yaklaşık bir yıl içinde aşı geliştirmeyi başaran bilim insanları büyük övgüyü hak ediyor. Ancak bunun da ötesinde koronavirüs aşıları, yeni ve etkili bir teknolojiyi dünya genelinde kullanıma sundu: mRNA.

mRNA aşıları, bulaşıcı hastalıklara karşı koruma sağlayan yeni bir aşı türü ve koronavirüs pandemisi vesilesiyle ilk kez uygulanıyor. Birçok geleneksel aşı, vücudun bağışıklık tepkisi üretmesi için, zayıflatılmış veya öldürülmüş mikroplar kullanıyor. Yeni mRNA aşıları ise bu yöntemle çalışmıyor. Bunun yerine virüsün genetik malzemesini kullanıyor. Böylelikle hücrelere, bağışıklık tepkisini tetikleyen bir proteini nasıl üreteceğini öğretiyor. Bu proteinle oluşan bağışıklık tepkisiyse koruyucu antikorlar üretilmesi anlamına geliyor ve bunlar da gerçek bir virüsün vücuda girdiği durumda kişiyi hastalıktan koruyor. mRNA teknolojisiyle geliştirilen koronavirüs aşıları, kısa süre içinde ABD ve Birleşik Krallık başta olmak üzere birçok Batı ülkesinde yaygın olarak kullanılıyor olacak. Alman biyoteknoloji firması BioNTech ve ABD’li ilaç devi Pfizer’ın ortak geliştirdiği aşıyla birlikte ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Moderna’nın geliştirdiği aşı işte bu teknolojiyi kullanıyor.

Tarihin en büyük ikinci Ebola salgını sona erdi
 

Koronavirüs salgını dünya genelinde binlerce kişiyi etkilemeye devam ettiği sırada Kongo’dan bir müjde geldi. 25 Haziran’da dünyanın en büyük ikinci Ebola salgınının resmen bittiği açıklandı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, iki yılı aşkın süredir devam eden ve 2 binden fazla kişinin ölümüne sebep olan salgının sona erdiğini resmen duyurdu.

Salgının Ağustos 2018’de resmen duyurulmasının ardındanEebola virüsü, en az 3 bin 470 kişiye bulaşmış ve vakaların yüzde 66’sının ölümüne neden olmuştu. Bu da söz konusu salgını 11 binden fazla kişinin ölümüne neden olan 2014-16 Batı Afrika salgınından sonra dünyanın en büyük ikinci Ebola salgını haline getirmişti.

Alzehimer’ı tespit etmenin yeni yolu
 

Bilim insanları pandemiyle ilgili endişelerin zirveye çıktığı Temmuz ayında Alzehimer hastaları için hayati önem taşıyan bir keşif yaptı ve yeni, basit bir kan testiyle hastalığın teşhis edilebileceğini ortaya koydu.

Eğer bir yakınınızın hafızayla ilgili problemleri varsa Alzheimer’dan mı yoksa başka bir demanstan türünden mi mustarip olduğunu bilmek önemli. Çünkü erken teşhis daha iyi bir tedavi süreci anlamına geliyor. Ancak günümüzde kesin bir teşhis için klinik değerlendirmelerin yanı sıra beyin görüntüleme teknikleri ve omurilik sıvısının incelenmesini gerektiriyor.

Bu nedenle bilim insanlarının, Alzheimer’ı erken ve doğru bir şekilde teşhis eden basit bir kan testi keşfetmesi büyük haber. Hastalığın göstergesi olan proteinleri algılayan test, ileri araştırmalardan da başarıyla geçerse bu tehlikeli hastalık için ilk kolay, erken teşhis olanağını sunacak.

Dünyada ilk: Laboratuvarda olgunlaşan dondurulmuş yumurtalardan bebek doğdu
 

2020’nin henüz başında doğum uzmanları, dünyada bir ilki gerçekleştirdi. Şubat ayında Fransız doğum uzmanları, 5 yıl önce yumurtaları alınan 34 yaşındaki kadının bir erkek bebek dünyaya getirmesini sağladı. 29 yaşında meme kanseri sebebiyle kemoterapi gören genç kadın, tıbbi tedavi sebebiyle, dondurulabilir olgun yumurtalar üretmesine yardım edecek yumurtalık uyarıcı hormonları alacak yeterli zamana sahip değildi.

Bu nedenle bilim insanları, hastanın yumurtalıklarından olgunlaşmamış 7 yumurta aldı Daha sonra “in vitro olgunlaştırma” (IVM) metoduyla yumurtaların laboratuvarda olgunlaşmasını sağladı. Bu sayede Meme kanseri tedavisinden 5 yıl sonra kanserden tamamen kurtulan ama doğurganlığını yitiren genç kadın, bebek sahibi olabildi. Uzmanlar bu bebeğin dünyada ilk olduğunu ifade ediyor.

Yıllar sonra gelen hormonsuz, yeni doğum kontrol yöntemi 
 

Bu sonbaharda bilim insanları, hormonlarını etkilemeyen bir doğum kontrol yöntemi arayan kadınlara yeni bir keşif sundu: Phexxi isimli hormonsuz bir jel. Phexxi, vajinayı daha asidik hale getiren, böylece spermlerin burada uzun süre tutunmasını engelleyen bir jel ve kullanımı epey basit. Cinsel birleşmeden yaklaşık bir saat önce bir aplikatör yardımıyla boca ediliyor.

Öte yandan etki oranı, diğer yöntemlere kıyasla daha düşük. Hapların yüzde 91 oranında koruma sağladığı belirtilirken, jelin koruma oranı yüzde 86 oranında. Bunun yanında cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı da koruma sağlamıyor. Ancak bu keşif yine de kutlanacak bir keşif. Kaliforniya Üniversitesi’nden sağlık bilimleri tarihi profesörü Elizabeth Watkins, kadınların kullanımına uygun yeni korunma yöntemlerinin piyasaya çıkışının en son yirmi yıl önce ortaya çıktığını söylüyor. Uzmana göre kadınlar doğum kontrolü için ne kadar yol alırsa o kadar iyi.

Canlandırılan en eski embriyo rekoru kırıldı
 

Aralık ayının başında bilim insanları embriyo dondurma ve nakletme teknolojisinde büyük bir rekora imza attı. ABD’nin Tennessee eyaletinde, embriyo dondurma ve nakletme yöntemi sayesinde, teknik olarak 27 yaşındaki bir bebek dünyaya geldi. Molly Everette Gibson isimli bebek, 1992’nin Kasım ayında dondurulan embriyodan doğdu.

27 yaşındaki embriyonun nakledildiği anne adayı ise 1991’in Nisan aynıda doğmuştu. Böylece 29 yaşındaki anne Tina Gibson, kendisinden yalnızca 18 ay genç olan 27 yaşındaki Molly’i dünyaya getirmiş oldu. Tina ve eşi, Molly’nin dünyaya gelmesinden önce 5 yıl boyunca çocuk sahibi olmaya çalışmış ama Tina’nın eşinin kısırlığa da neden olabilen kistik fibrozisten mustarip olduğunun anlaşılmasıyla ebeveyn olabilmek için dondurulmuş embriyolara başvurmaya karar vermişti.

Anne ve baba olmak isteyen ama biyolojik nedenlerle dileği gerçekleşmeyenler için embriyo nakli umut vaat eden bir uygulama. Ayrıca emriyo bağışı anonim yapıldığı için çocukların biyolojik ebeveynlerinin kim olduğu bilinmiyor.

TEKNOLOJİK ATILIMLAR

Neuralink atlımı: Elon Musk, beynine çip takılan ilk domuzu tanıttı
 

Uzay araştırmaları şirketi SpaceX ve elektrikli otomobil devi Tesla’nın CEO’su Elon Musk, sahibi olduğu, insan beyni ve bilgisayarlar arasında köprü kurulmasını hedefleyen bir diğer teknoloji şirketi Neuralink’in ilk canlı gösterimini Ağustos sonunda gerçekleştirdi.

2016’da kurulan ve insan kafatasına minik çipler yerleştirmeyi amaçlayan Neurolink ekibi, gösterim sırasında teknolojiyi bir domuzda denedi. Canlı yayımlanan gösterimde kafasına bozuk para büyüklüğünde çip yerleştirilmiş Gertrude isimli bir domuz tanıtıldı.

Domuzun samanları kokladığı ve yediği her an beyindeki nörolojik faaliyetler, küçük beyaz noktalar şeklinde ekrana yansıtıldı. Ekranın altındaki uzun mavi grafikte de domuzların verdiği tepkilerin kümülatif hali yer aldı. 

Neuralink’in geliştirdiği çip, 3 binden fazla elektrota sahip. Saç telinden 10 kat daha ince ipliğimsi yapılarla bağlı olan elektrotlar, binlerce nöronun aktivitesini izleyebiliyor. Neuralink yetkilileri bu çiplerin bir gün hafıza kaybı, depresyon ya da beyin hasarı gibi tıbbi durumları iyileştirmek için kullanılabileceğini söylüyor. 

Bilim insanları insan beynini kan damarları yoluyla Windows bilgisayara bağladı
 

Neuralink’in domuzlarla yaptığı gösterimden kısa süre sonra bilim insanları, beyni bilgisayara bağlama çabaları kapsamında vücut bütünlüğüne daha az müdahale eden bir yaklaşım sundu. Kasım ayında Melbourne Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, kan damarı içinden kablo geçirerek insan beynini Windows 10 işletim sistemli bilgisayara bağlamayı başardı.

İlk olarak 2016’da kurumsallaşan yaklaşım, son denemeyle birlikte, ALS diye bilinen dejeneratif hastalıktan mustarip iki kişi üzerinde başarıyla denenmiş oldu. Katılımcılar, beyinlerine bağlı bilgisayarların farelerini düşünce yoluyla başarılı bir şekilde kontrol etti.

Starlink uydu interneti, orman yangınlarında kullanıldı
 

ABD’deki acil müdahale ekipleri, Elon Musk’ın,Dünya’ya yüksek hızlı geniş bant internet sunan Starlink projesinin ilk kullanıcılarından oldu.

Washington Acil Durum Yönetim birimi, ev ve binaların yüzde 80’inin Ekim ayında orman yangınlarından dolayı tahribata uğradığı Malden kasabasında SpaceX’in Starlink ağını kullanarak ücretsiz açık kablosuz internet istasyonu kurdu.

Birim, Twitter’da konuyla ilgili şu mesajı paylaştı:

Taşımacılıkta devrim yaratacak insanlı Hyperloop testi: İki yolcu 500 metreyi 15 saniyede gitti
 

İnsanları ve eşyaları saatte bin kilometreye varan hızlarda taşımayı amaçlayan Hyperloop teknolojisi, ilk bakışta gerçek olamayacak kadar iyi görünüyor. Ancak önde gelen ABD’li bir şirket, teknolojiyi ticarileştirme yolunda önemli bir adım attı.

Virgin Hyperloop, ilk yolcu taşıma denemesini 8 Kasım’da gerçekleştirdi. İlk olarak teknoloji milyarderi Elon Musk tarafından 2012’de ortaya atılan fikir, Los Angeles merkezli Virgin Hyperloop’un denemesine kadar, insanlı teste tabi tutulmamıştı.

Söz konusu denemeye katılan Josh Giegel ve Sara Luchian isimli iki şirket çalışanı, Nevada çölündeki bir test sahasında iki kişilik bir araçla sadece 15 saniyede 500 metre kat etti.

“Mucize malzeme”yle güneş enerjisi rekoru kırıldı
 

Bilim insanları Aralık ortasında güneş pili verimliliğinde yeni bir dünya rekoruna imza attı. Yeni gelişme, gelecekte güneş enerjisinden daha fazla güç elde edilmesini sağlayabilir.

Yeni rekor, perovskit adlı malzeme sayesinde kırıldı. Almanya’daki Berlin Teknik Üniversitesi’nden araştırmacılar malzemeyi geleneksel silikon hücrelerle birleştirdi ve yüzde 29,15 verim elde etti. Önceki güneş pili verim rekoruysa yüzde 28’di.

Perovskitin güneş enerjisi teknolojisindeki potansiyeli daha yeni yeni fark ediliyor. Ancak bazı uzamanlar, malzemenin güneş enerjisi sektöründe gelecek vaat ettiği konusunda hemfikir. Bu nedenle söz konusu malzeme “mucize malzeme” diye niteleniyor.

Dünyaca ünlü Arecibo teleskobu çöktü
 

Dünyaca ünlü Arecibo Gözlemevi, ciddi hasar gördükten sonra Aralık başında çöktü. Görgü tanıkları, 900 tonluk alıcı platformunun ve Gregoryan kubbenin (çanağın üzerinde yer alan büyük yapı), 120 metreden fazla bir yükseklikten aşağıdaki teleskobun kuzey kısmına düştüğünü söyledi.

Yakın zamana kadar dünyanın en büyüğü olan Porto Riko’daki geniş radyo teleskobu, yakın ve uzak uzaya bakılmasına, Dünya’ya yaklaşan cisimlerin takibine ve uzaylı yaşam arayışlarına yardımcı oluyordu. Gözlemevi ayrıca, yaklaşık 300 metrelik çanağının Altın Göz (Goldeneye) gibi filmlerde yer almasıyla da ün kazanmıştı.

UZAY ARAŞTIRMALARI

Dünya’daki en eski madde, bir meteroitte bulundu
 

2020’nin ilk ayında ABD’li ve İsviçreli araştırmacılar, 1969’da Dünya’ya düşen bir meteoritte buldukları yıldız tozunun yaşını 7,5 milyar olarak saptadı. Söz konusu toz şimdiye kadar keşfedilen en eski madde olarak kayıtlara geçti.

Dünya’nın en eski maddesini barındıran Murchison isimli meteorit, 51 yıl önce Avustralya’ya düşmüştü. Güneş’in 4,6 milyar, Dünya’nın da 4,5 milyar yıl önce oluştuğu göz önünde alındığında bu keşfin çok önemli olduğu ifade ediliyor.

Özel sektör uzayda: SpaceX’in ilk insanlı uzay mekiği fırlatıldı
 

Elon Musk’ın uzay araştırmaları şirketi SpaceX’in, NASA ortaklığıyla Dünya yörüngesine göndereceği ilk insanlı uzay mekiği 30 Mayıs’ta ABD’nin Florida eyaletindeki uzay merkezinden başarıyla fırlatıldı. Crew Dargon adlı uzay aracında, NASA astronotları Doug Hurley ve Bob Behnken yer aldı. Roketten başarıyla ayrılan Dragon kapsülü, ertesi gün Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) kenetlenmeyi başardı. Böylece iki astronot, özel bir şirkete ait uzay aracıyla istasyona ulaşan ilk insanlar unvanını alırken, Crew Dargon adlı uzay aracının fırlatılmasıyla özel sektör de ilk kez uzaya insanlı bir araç göndermiş oldu.

Genel anlamda görev, tarihi bir başarıya işaret etti. NASA’nın astronotları uzay istastonuna taşımak için kullandığı Space Shuttle Programı’nın 2011’de sona ermişti. NASA bunun ardından Rusya’nın Soyuz programına bağımlı hale gelmişti. Ancak SpaceX görevle birlikte o tarihten beri ilk defa uzaya ABD topraklarından astronot gönderildi ve Apollo Programı’ndan bu yana 45 yıldır ilk başarılı suya iniş gerçekleşti.

Güneş’in şimdiye kadarki en yakın fotoğrafı çekildi
 

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve NASA’nın ortak projesi sayesinde bilim insanları, Temmuz’da, Güneş’in en yakından çekilmiş fotoğraflarını paylaştı. Araştırmacılar, söz konusu fotoğraflarda, küçük boyutlarda ateş püskürtüleri keşfetti. Yüzeyde görülen ve bilinen Güneş püskürtülerinden milyonlarca kat küçük olan bu püskürtülere “kamp ateşi” (campfire) ismi verildi.

Fotoğrafları elde eden uzay aracı Solar Orbiter, ESA tarafından tasarlanmış ve Şubat ayında uzaya gönderilmişti. Aktarılana göre uzay aracı, devrim yaratan fotoğrafları çektiğinde Güneş’ten yaklaşık 77 milyon kilometre uzaklıkta, yani Dünya ve Güneş arasındaki mesafenin neredeyse tam ortasındaydı.

Evrenin yaşı kesinleşti
 

Yine Temmuz’da, evrenin yaşını kesin biçimde belirlemek isteyen bilim insanları, en eski ışığın görüntülerini inceleyerek kesin bir karara varmayı başardı. Kararda evrenin yaşının 13,8 milyar olduğu kesinleşti.

Aslında bilim insanları evrenin 13,8 milyar yıl önce oluştuğunu tahmin ediyordu. Ancak son yıllarda gerçekleştirilen başka bilimsel ölçümler, evrenin tahmin edilenden yüz milyonlarca yıl sonra oluştuğunu ve daha genç olabileceğini öne sürmüştü. Yeni keşifle birlikte 13,8 milyar yıla işaret eden tahminler doğrulanmış oldu.

Perseverance: NASA’nın yeni Mars aracı yola çıktı
 

NASA yeni nesil keşif aracı Perseverance’ı, Mars’ta geçmişte hayat olup olmadığını gösterecek izleri araştırması için 30 Temmuz’da uzaya gönderdi. Kızıl Gezegen’e Şubat 2021’de ulaşacağı düşünülen robot şeklindeki gezgin, Atlas 5 roketiyle Florida eyaletindeki Cape Canaveral üssünden fırlatıldı.

NASA söz konusu uzay aracının karnına bir de Ingenuity isimli Mars helikopterini yerleştirdi. Mars’taki ilk helikopter, görev başarıya ulaşırsa başka bir gezegende kontrollü uçuşu sağlanan ilk hava aracı olacak. Ingenuity’nin yeni uçuş teknolojisinin ilk denemesi. Bu sayede gelecekteki Mars görevlerinde ikinci nesil helikopterler geliştirilebilecek. Bu helikopterler mürettabat için keşif, küçük yükleri taşıma ve uçurum, mağara, derin kraterler gibi ulaşılması zor yerleri inceleme işlevlerini yerine getirecek.

Fosfin keşfi: Venüs’te potansiyel yaşam belirtisine rastlandı
 

Dünya dışında yaşam belirtisi arama çalışmalarını sürdüren bilim insanları, Eylül ayında, Venüs’ün asidik bulutlarında potansiyel yaşam belirtisi tespit ettiklerini duyurdu. Birleşik Krallık’taki Cardiff Üniversitesi ve ABD’deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden gelen açıklamada, bu asidik bulutlarda “fosfin” adlı bir gaz tespit edildiği ve bunun potansiyel yaşam belirtisine işaret ettiği aktarıldı.

Araştırmacılar, fosfin gazının gerçek bir yaşam formu olmadığını ama Dünya’da bu gazın oksijensiz ortamlarda gelişen bakteriler tarafından üretildiğini kaydetti.

Aktarılana göre bilim insanları fosfini ilk olarak Hawaii’de bulunan James Clerk Maxwell Teleskobu sayesinde tespit etti ve Şili’de yer alan Atacama (ALMA) teleskop dizisini kullanarak da doğruladı.

NASA’nın büyük keşfi: Ay’daki su
 

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 26 Ekim’de Ay hakkında “heyecan verici” yeni bir keşfi açıklayacağını duyurmuştu. Beklenen açıklama duyurudan kısa süre sonra geldi.

NASA yöneticisi Jim Bridenstine, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Ay’ın Dünya’dan görünen yüzeyinde su bulduklarını bildirdi. Bridenstine keşifle ilgili şu ifadeleri kullandı:

Samanyolu’ndan gelen ilk radyo dalgası patlamaları
 

Bilim insanları Kasım başında Güneş Sistemi’nin de yer aldığı Samanyolu Galaksisi’nin içinden gelen ve tespit edilen ilk hızlı radyo dalgası patlamasının (FRB) kaynağını belirledi. Söz konusu sinyal, ilk kez Nisan ayında keşfedilmişti. Keşfin ardından sinyalin kaynağını araştırmaya başlayan bilim insanları, Kasım başında, radyo patlamalarının bir magnetardan veya çok güçlü bir manyetik alana sahip bir nötron yıldızdan geldiğini aktardı.

FOSİLLER VE ESERLERLE DÜNYA TARİHİ

En eski kuş fosili keşfedildi
 

Bilim dünyası Mart ayında dikkatini ördek, tavuk ve hindi benzeri özelliklere sahip martı büyüklüğünde bir kıyı kuşuna çevirdi. Kalıntıları Belçika’da bir mağaradaki sıradan kaya parçalarının içinde bulunan kuş yaklaşık 66 milyon yaşında.

Paleontologların Harika Tavuk (Wonderchicken) diye adlandırdığı yaratık, bilim dünyasına şimdiye kadar keşfedilmiş en eski kuş fosilini kazandırdı. Yaratığın, tüm büyük dinozorları yok eden asteroidin dünyaya çarpmasından kısa bir süre önce yaşadığı düşünülüyor.

Çığır açan dinozor keşfi: Spinosaurusların yüzebildiği ortaya çıktı
 

Dünya üzerinde yaşamış en büyük ve en gizemli dinozor türlerinden birinin kuyruk fosili, uzun zaman önce nesli tükenmiş bu canlılarla ilgili bir türlü çözülemeyen tartışmayı sonlandırdı. Spinosaurus aegyptiacus isimli dinozorun kuyruk fosili, bu devasa avcıların suda yaşadığını ve milyonlarca yıl önce ırmaklarda avlanmak için uzun kuyruklarını kullandığını ortaya koydu. Keşif Detroit Mercy Üniversitesi’nden paleontolog Nizar İbrahim liderliğindeki ekip tarafından Nisan sonunda yapıldı.

Zırhlı dinozorun son yemeği midesinde “sapasağlam” bulundu
 

Bilim insanları Haziran başında dinozorlara dair önemli bir bulgu elde etti. Bin 315 kiloluk zırh kaplı dinozorun 110 milyon yıl önce yediği yemek titiz bir çalışma sayesinde midesinde, mükemmel biçimde korunmuş olarak bulundu. 

Araştırmacılardan Jim Basinger, “Bir dinozorun böyle mükkemmel biçimde korunmuş mide içeriği çok nadir bulunabilir. Müze ekibinin kurtardığı bu mide, bugüne kadar görülen, en iyi korunmuş dinozor midesi” dedi. Brandon Üniversitesi biyoloğu David Greenwood ise hayvanın son yemeğini şöyle anlattı:

Dinozorların yok oluş nedeni kesinleşti
 

Yine 2020 Haziran’ında bilim insanları, dinozorları volkanik patlamaların değil, asteroit çarpışmasının yarattığı etkinin öldürdüğünü kesin olarak tespit etti. Bulguların elde edildiği araştırmada göktaşının etkileri bir kez daha sıralandı. Çarpışma, atmosfere büyük miktarda partikül ve gaz salmış, Güneş ışığını yıllar boyunca engellemiş ve kalıcı kışları beraberinde getirmişti.

Londra’daki Imperial College’dan çalışmanın baş yazarı Alessandro Chiarenza, “Çalışmamız, dinozorların yok oluşuna dair tek makul açıklamanın, çarpışma sonucunda dünyayı etkisi altına alan ve dinozor habitatlarını yok eden kış olduğunu nicel olarak ilk kez doğruluyor” diye konuştu.

En eski Homo erectus kafatası bulundu

Gelelim insanlık tarihiyle ilgili keşiflere… Bilim dünyası, Güney Afrika’nın kuzeybatısındaki kayalarda keşfedilen kafatası parçalarının, başlangıçta bir babuna ait olduğunu düşünüyordu. Ancak Avustralya’daki La Trobe Üniversitesi’nden Jesse Martin ve Angeline Leece kalıntıyı Nisan ayında yeniden inceledi ve bunun en eski Homo erectus kafatası olduğunu fark etti.

Yaklaşık iki milyon yıl öncesinden kaldığı öğrenilen kafatası, insanın en eski atalarına dair yeni bilgilerin ortaya çıkmasını sağlayacak. Keşif, bilim insanlarının, bu eski akrabalarımızın ne zaman ve nerede ortaya çıktığını anlamasına ve insanın karmaşık soy ağacını tamamlamasına yardımcı olacak.

Stonehenge’in yanında inşa edilmiş dev bir anıt keşfedildi

Haziran ayında Arkeologlar Stonehenge’in yanında neolitik çağa ait “hayrete düşüren” dairesel bir anıt ortaya çıkardı.

Wiltshire’da ayakta duran ikonik taşlara sadece üç kilometre mesafedeki tarih öncesi bölgede, Durrington Duvarları taşlarının etrafında daire şeklinde 20 ya da daha fazla büyük oyuk bulundu. 10 metreden geniş ve 5 metreden derin olan oyukların içi, şekillerin 4 bin 500 yıldan daha önce, Durrington Duvarları yerleşimi inşa edildiğinde kazıldığını gösterdi.

Antik yerleşimin çevresinde iki kilometreden daha geniş bir daire oluşturacak şekilde kazılan oyukların, bir sınır olarak hizmet ettiği düşünülüyor.

İnsanların Amerika’yı düşünülenden çok daha önce zaptettiği ortaya çıktı
 

Meksika’nın kuzeyindeki Chiquihuite Mağarası’nda zorlu bir kazı gerçekleştiren bilim insanları, Temmuz ayında yaklaşık iki bin taş aleti gün yüzüne çıkardı. Mağaradaki aletlerin arkeolojik analizleri ve tortul tabakadaki DNA analizleri, insanların Amerika’ya yerleşmesiyle ilgili yeni bir tarih anlatısı ortaya koydu. Keşif, ilk Amerikalılara ait en eski kanıtları, günümüzden 30 bin yıl öncesine kadar dayandırıyor.

Hakemli bilim dergisi Nature’de yayımlanan araştırma sonuçları, bilimsel camiadaki yaygın düşünceye meydan okudu. Bu düşünce, kıtadaki ilk yerleşimin 15 bin yıl önce kurulduğunu öne sürüyordu.

Erkeklerin avlandığı, kadınların topladığı düşüncesi çürütüldü
 

Tarih kitapları yaşamını avcılık ve toplayıcılıkla idame ettiren ilk insanlarda katı bir cinsiyetler arası iş bölümü olduğunu yazıyor. Bu kitaplarda insanların ilk ataları arasında avcılık yapanlar erkek, toplayıcılar ise kadın olarak resmediliyor.

Ancak ABD’deki Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanlarının, Kasım ayında And Dağları’ndaki Wilamaya Patjxa bölgesinde yaptıkları kazılar, bu yanlış düşünceyi çürüttü. Zira söz konusu kazılarda 9 bin önce öldüğü belirlenen bir kadın avcının mezarını ortaya çıktı. Arkeologlar, 17 ila 19 yaşunda öldüğü düşünülen kadın avcının çok sayıda taş mermi ve kesici aletle birlikte gömüldüğünü belirtti.

Mısır’da binlerce yıl öncesine ait çok sayıda tabut gün yüzüne çıkarıldı
 

Ekim başında Mısır Tarihi Eserler Bakanlığı, başkent Kahire’nin batısındaki Sakkara arkeolojik sit alanında, derinlikleri 10 ve 12 metre arasında değişen üç gömütte 59 renkli ahşap tabut bulunduğunu duyurdu. Mısır Tarihi Eserler Bakanı Halid el-Anani, tabutların iyi durumda olduğunu ve hala orjinal renklerini koruduğunu söyledi. Tabutların milattan önce 6. ve 7. yüzyıllarda hüküm süren 26. Firavun hanedanlığı dönemine ait olduğu saptandı. 

Bu ilk keşiften kısa süre sonra bakanlık, aynı sit alanında 80’den fazla tabutun bulunduğu bir bölme daha keşfedildiğini açıkladı. Bakan Halid el-Anani, Instagram’dan yaptığı paylaşımda “eski çağlardan bu yana mühürlü kalan” onlarca tabut bulduklarını belirtti. Yapılan basın açıklamasında, söz konusu lahit koleksiyonunun 2 bin 500 yıldan daha eski olduğu, mezarlarda renkli ve yaldızlı heykeller de bulunduğu ifade edildi.

2020 NOBEL ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU
 

Nobel Tıp Ödülü: Bu yıl Nobel Tıp Ödülü, hepatite karşı mücadelede önemli katkılar sağlayan üç bilim insanı Harvey J. Alter, Michael Houghton ve Charles M. Rice’a verildi. Türkiye Bilimler Akademisi’nin aktardığına göre, Amerikalı virologlar Alter ve Rice ile Briyanyalı bilim insanı Houghton, ödüle “Hepatit C virüsünün keşfinden ötürü” layık görüldü. Bilim insanlarının keşfi sayesinde bugün virüs için çok hassas kan testlerinin mevcut olduğu ve bunların dünyanın birçok bölgesinde kan nakli sonrası hepatit vakalarını ortadan kaldırıldığı belirtildi.

Nobel Fizik Ödülü: Bu yılki fizik ödülü, kara deliklerin keşfine katkı sağlayan çalışmalarından dolayı İngiliz matematiksel fizikçi Roger Penrose, Alman astrofizikçi Reinhard Genzel ve Amerikalı gök bilimci Andrea Ghez arasında paylaştırıldı.

6 Eylül’de Akademi, Fizik Ödülü’nün yarısının “kara deliklerin oluşumunun genel görelilik teorisinin öngörüsü olduğuna ilişkin keşfinden ötürü” Penrose’a, diğer yarısının da “Samanyolu Galaksisi’nin merkezindeki dev kara deliğin keşfine yönelik çalışmalarından ötürü” Genzel ve Ghez’e verildiğini açıkladı.

Duyuruda, bu yılın ödül sahiplerinin kainatın en gizemli fenomenlerinden biri olan kara deliklerle ilgili keşiflerin öncüleri olduğu vurgulandı.

Nobel Kimya Ödülü: 7 Eylül 2020’de açıklanan 2020 Nobel Kimya Ödülü, genom düzenleme yöntemi geliştiren iki kadın bilim insanına, Emmanuelle Charpentier ve Jennifer A. Doudna’a verildi. İsveç Kraliyet Bilimleri Akademisi Kimya Ödülü’yle ilgili şu açıklamalarda bulundu:

 Fransız Charpentier ve Amerikalı Doudna, Nobel Kimya ödülünü kazanan 6. ve 7. kadın bilim insanları oldu.

Nobel Edebiyat Ödülü: 8 Ekim’de açıklanan Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi ABD’li şair Louise Glück oldu. Glück’ün “yalın bir güzellikle, bireysel varoluşu evrenselliğe ulaştıran şaşmaz şiirsel sesi” nedeniyle ödüle layık görüldüğü belirtildi. Glück’ün “sarihlik arayışıyla biçimlendirdiği yapıtlarında, çocukluğu, aile yaşamını, ebeveynlerle ve kardeşlerle ilişkileri ele aldığı, bunların yapıtların merkezini oluşturduğu” ifade edildi.

Nobel Barış Ödülü: 9 Ekim günü açıklanan Barış Ödülü, Dünya Gıda Programı’na verildi. Komiteye göre Dünya Gıda Programı, “Açlıkla mücadelesi, mevcut durumu iyileştirmeye olan katkısı, çatışma bölgelerinde barışa olan katkısı ve savaş ve çatışmalarda açlığın bir silah olarak kullanılmasını engellemeye yönelik adımları” nedeniyle ödüllendirildi.

Nobel Ekonomi Ödülü: 12 Ekim’de açıklanan Ekonomi Ödülü’ne ABD’li ekonomistler Paul R. Milgrom ve Robert B. Wilson layık görüldü. Ödül, açık artırma teorisindeki iyileştirmeler ve yeni açık artırma biçimleri ortaya koydukları gerekçesiyle Milgrom ve Wilson’a takdim edildi.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap