5 bin dolarla başlayan 106 yıllık uzay yolculuğu

by Haber Fora

Orville ve Wilbur Wright kardeşler…

Onlar tarihte ilk kez motorlu uçağı gökyüzü ile buluşturan insanlardı.

İkisi de aslen matbaacı ve ABD vatandaşıydı.

1903 yılında gerçekleştirdikleri bu ilk uçuşun ardından ABD’nin havacılıkta tüm ülkeleri geride bırakacağı düşünülüyordu.

Sanıldığı gibi olmadı.

1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte ABD uçak teknolojisinde Avrupa ülkelerinin hayli gerisinde kaldı.

Dün aya bugün marsa uzay aracı gönderen Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın öncüsü NACA (Ulusal Havacılık Tavsiye Komitesi) bunun üzerine kuruldu.

3 Mart 1915’te, bundan tam 106 yıl önce…

Dönemin ABD Başkanı’na bağlı bir kurum sıfatıyla…

“Uçuş problemlerinin pratik çözümlerine yönelik bilimsel araştırmaları denetlemek ve yönlendirmek havacılık danışma komitesinin görevi olacaktır” yazıyordu tüzüğünde.

Öncelikli amaç ve hedefi uçuş ile ilgili sorunları bilimsel düzeyde inceleyip bunlara pratik çözümler bulmaktı.

Bugün yıllık bütçesi yaklaşık 23 milyar dolar olan NASA’nın öncüsü NACA, 12 gönüllünün eseriydi.

Başındaki kişilerden biri Chicago Üniversitesi’nde bir yıl mühendislik eğitimi alan ve 1878’de askeri akademiyi beşinci sırada tamamlayan George P. Scriven’di.

NACA, kağıt üstünde başkana bağlıydı ama hiçbir devlet desteği almadan sadece 5 bin dolarlık bütçeyle yola çıkmıştı.

Komite üyeleri maaş almıyor, yılda birkaç kez bir araya gelerek ABD’yi daha sonra uzaya taşıyacak kurumun altyapısıyla ilgili uzunca toplantılar yapıyorlardı.

Kurum, uçaklar üzerine çalışacak, uçak kanatlarının havayla etkileşimiyle ilgili araştırmalar yürütecekti.

Bunun için 1920’de Langley Havacılık Laboratuvarı inşa edildi.

Zaman içinde birçok rüzgar tünelinin inşa edilmesinde bu mekan önemli rol oynadı.

1930 ve 1940’lı yıllarda çalışmalar iyice yoğunlaştırıldı.

1935 teknolojisinde bilgisayarlara yer yoktu.

O yüzden NACA, matematik ve hesaplama konusunda yetenekli yüzlerce kadını “bilgisayar” olarak işe almaya başladı.

Bu kadınlar elle matematiksel denklemler yapıyordu.

Çoğu Afro-Amerikalı kadınlar dönemin ırkçı politikaları yüzünden önceleri NACA’nın West Area Computers isimli ayrı, izole bir bölümünde çalışıyorlardı.

Hampton Matematik ve Fizik Bölümleri’nden mezun olan Mary Jackson, rüzgar tünelleri ve uçuş denemeleri projesinde deneylerden gelen verileri çıkarıyordu.

Batı Virginia Üniversitesi’nden yüksek onur derecesiyle mezun olan Katherine Johnson’ın uçuş denemeleriyle ilgili oluşturduğu matematik denklemleri NACA eğitimlerinde yıllarca kullanıldı.

Bir matematik öğretmeni olan Dorothy Vaughan, beyaz kadın bilgisayarlardan ayrı bir köşede yıllarca çalıştıktan sonra NACA tarihinin ilk siyah süpervizörü oldu.

Kadınlar sayıların ardındaki sırları keşfederken yeni dünya düzeni ve olası tehditlere karşı Langley’deki laboratuvarın yanına bir de Ames Havacılık Laboratuvarı eklendi.

Uçak kanadı şekilleri ve pervaneler üzerine çalışıldı.

ABD’nin tüm savaş uçaklarının tasarımları yönetildi.

II. Dünya Savaşı’nın ardından NACA’nın asıl hedefi süpersonik uçuşlar oldu.

Yani ses hızının üzerindeki hıza çıkmak Amerikalıların yeni amacıydı.

Bir bakıma ilham kaynağı Nazi Almanyası’ydı.

II. Dünya Savaşı sonlarına doğru Almanlar jet motorlu uçak geliştirmişti.

Hava hız rekor kırılacaksa bu iş artık bilindik içten yanmalı motorların uçaklarda kullanımıyla mümkün olmayacaktı.

NACA, Amerikan Hava Kuvvetleri ile işbirliği yapmaya başladı.

Kaliforniya’daki  Air Force Muroc Sahası’nda başlayan o işbirliği 1947 senesinde X1’i dünyanın karşısına çıkardı.

X1, süpersonik hızda uçuş yapabilen bir uçaktı.

Deneysel uçağın test sürüşü için Yüzbaşı Charles Yeager ve NACA çalışanları gönüllü oldu.

Uçağın resmi evraklardaki adı X1’di ama ama herkes ses hızını aşan ilk uçağı “Glamorous Glennis” olarak tanıdı.

Glennis, Batı Virginia’lı genç pilot Charles Yeager’ın eşinin adıydı ve büyüleyici gördüğü eşinin ismini tarihin ilk ses hızını aşan uçağına vermişti.

Camdan bir Coca-Cola şişesini andıran uçağın gövdesi o güne dek görülenlerden çok daha farklıydı.

Hatta söz konusu uçak bilindik manada bir uçak da değildi.

Yerden havalanamadığı için başka bir uçak tarafından gökyüzüne çıkarılıp boşluğa bırakılmış, II. Dünya Savaşı sırasında da pilotluk yapan Yüzbaşı pilot Yeager roketi ateşlemişti.

Yeager’ın başrolünde olduğu bu deney eğer deney başarısızlıkla sonuçlansaydı, uçakta kabinden fırlatma sistemi bulunmadığından 97 yaşını göremeyecek, sonraki yıllarda generalliğe kadar yükselemeyecek, eşinin adını taşıyan uçakla birlikte henüz 24 yaşındayken havada küle dönüşecekti.

Ama X-1 ses hızını sorunsuz geçip süzülerek iniş yaptı.

Bu deneyin başarıya ulaşması ABD’ye inanılmaz bir motivasyon kazandırmıştı.

Amerikan hükümetleri havacılık alanına daha fazla yoğunlaştı, üniversitelerde ilgili bölümler açılmaya başlandı, bu alanla ilgili özel şirketler desteklendi.

Dünyanın batı ve doğu bloku olarak ikiye ayrılmasının üzerinden sadece bir yıl geçmişti.

Soğuk Savaş’ın ikinci senesi yani 1950’de NACA tüm çalışmalarını füze ve roket teknolojisini daha çok geliştirme üzerine yoğunlaştırdı.

Akıllardaki soru NACA uçaklarının yüksek hızlara erişip uzaya çıkıp çıkamayacağıydı.

Bir yandan SSCB’nin (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) gözünü uzaya dikmesi ve tüm çabasını bu doğrultuda harcaması rekabeti kızıştırıyordu.

NACA çalışmalarını savaşlarda kullanmak üzere füze başlığı üretmekten uzay aracı ve uydu üretimine kaydırdı.

Ancak ülkede koordineli bir uzay programı olduğundan söz etmek çok zordu.

Zira sadece NACA ve Amerikan Hava Kuvvetleri’nin değil, kara ve deniz kuvvetlerinin de ayrı ayrı uzaya çıkışı araştıran programları vardı.

ABD, Sovyetler ile rekabet halindeydi belki ama bir başka çekişme de içerideydi.

Ülkedeki kurumlar ilki gerçekleştirmek için birbiriyle yarışıyor, edindikleri bilgileri birbirinden saklıyorlardı.

O yıllarda Deniz Kuvvetleri, uzayın tıpkı denizlerdeki boşlukta ilerlemek gibi olduğu kanaatindeydi!

1955’te yürürlüğe koyduğu Vanguard roket programı uzaya uydu göndermeyi tasarlıyordu.

Kara Kuvvetleri, Juno ve Jüpiter programlarıyla kıtalararası balistik füze çalışmasına soyunmuştu.

Hava Kuvvetleri’nin programının adı ise MISS yani Man In Space Soonest’tı.

1955 yılının ilk günlerinde başlayan program adında olduğu gibi kısa sürede uzaya adam yollayamadı.

1957’de hala denemeler sürerken aynı yılın ekim ayında gelen tarihi haber hem dünya hem uzay teknolojileri hem de ABD açısından tüm ezberlerin bozulması anlamına gelecekti.

Sovyetler Birliği, Sputnik 1’i uydusunu uzaya göndermeyi başarmıştı. 

Uzaydan gelen ilk sinyal aynı zamanda NACA’nın NASA’ya evrilmesinin de sinyali gibiydi.

Sovyetler, batıyı geride bırakmıştı.

Uzaya gönderilen kıtalararası balistik füze sadece bilim ve teknoloji açısından kıymetli bir gelişme değildi.

Amerikalıların gözünde Sputnik 1 sayesinde Ruslar dünyanın istediği noktasına sadece dakikalar içinde nükleer füze yollayabilecek konumdaydı.

Sovyetler Birliği, Sputnik 1’i fırlattıktan sonra uydunun resimleri ve sağladığı bilgileri beş gün boyunca dünya ile paylaşmadı.

Kuşkusuz bu durum Batı bloğu ülkelerini daha çok endişelendirdi.

ABD ve NACA için tek hayal kırıklığı bu değildi.

Bir yandan da SSCB’nin uzaya 84 kilogram ağırlığında, top şeklinde bir uyduyu nasıl yolladığı merak ediliyordu.

Uzay yarışına girişen NACA, 10 kiloluk uyduyu bile gönderemezken Sovyetler bunu nasıl başarmıştı?

Akıllardaki soru buydu.

Üstelik uzaya ne kadar ağır madde gönderilmeye çalışılırsa o kadar fazla yakıt ve itme kuvvetinin uygulanması gerekirken…

İki ülke arasında uzay yarışını başlatan bu gelişme kimilerine göre Sovyet propogandası olarak anılsa da ortada bariz bir başarı vardı.

Ve bunun yanında ABD’nin değil 84 kilogram ağırlığındaki bir cismi 10 kiloluk bir uyduyu dahi uzaya gönderebilecek kapasitesi yoktu.

ABD içindeki kriz, 31 Ocak 1958’de Explorer 1 uydusunun uzaya gönderilmesiyle sona erdi.

111 gün uzayda tutunan Amerikan uydusu dünyayı çevreleyen Van Allen kuşaklarını ilk kez keşfetti.

Kriz sona ermiş, yarış ise daha yeni başlamıştı.

1915’te 5 bin dolara kurulan NACA, 1958’in bir ekim günü NASA’ya dönüşmüştü.

Bu kez 89 milyon dolarlık bütçeyle işe koyulacaktı.

8 bin kişiyi istihdam eden NACA, tarih 1967’yi gösterdiğinde bu kez NASA adıyla çalışan sayısını yüzde 450 artırıp 36 bine çıkaracak, yüzde 5000’lik bütçe artışıyla 5 milyar dolarlık bir fonla yoluna devam edecekti.

Uzaya ilk insanı Ruslar gönderdi ama aya ilk ayak basan Amerikalılar bu kez Mars yüzeyine inen araçlarıyla sebatla insanlık için bir kaçış arıyor.

ABD’nin Sovyetler karşısında sürekli yenilgiye uğraması sonrası geldiği nokta bu.

Samuel Beckett ile başladık, bir başka yazarla biterelim.

İsviçreli yazar Erich von Däniken’in dediği gibi…

Uzay araştırmalarında elde ettiğimiz bilgiler, evren karşısında ufaldığımızı ve değersizliğimizi çoktan ortaya çıkardı.

O halde hatırlatmakta fayda var.

NACA’nın oğlu NASA, ne kadar değersiz olduğumuzu daha iyi anlamak için bir yılda 23 milyar dolar, Rusya Uzay Ajansı Roskosmos ise 1,7 milyar dolarlık bütçe ayırıyor.

Kaynakça:

NASA Historical Data Book, 1958-1968 Volume 1, sayfa 10

Man-In-Space-Soonest, Mark Wade, astronautix.com

A History of the NACA and NASA, 1915-1990, Roger E. Bilstein

Bohemian women: Katherine Johnson&Dorothy Vaughan&Mary Jackson, Wilson Trollope

Nasa budgets: US spending on space travel since 1958, Guardian

The Transition fr ansition from NACA to NASA, West Virginia University, Courtney Samans

NASA Nasıl Kuruldu?, Dr. Umut Yıldız, Popular Science Türkiye

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap