ABD Başkanı Biden’ın masasındaki 10 kritik başlık

by Haber Fora
ABD Başkanı Biden'ın masasındaki 10 kritik başlık

20 Ocak’taki yemin töreninden sonra Joe Biden’ın başkanlık dönemi resmi olarak başlarken yeni dönemdeki en zorlu görevlerin başında küresel ittifakların kurularak ABD liderliğinin yeniden tahsis edilmesi, son yıllarda büyük değşikliğe uğrayan göç politikalarının yeniden düzenlenmesi, ırkçılıkla ve radikal sağ ile mücadele, vergi reformu ve Çin ile ilişkilerin nasıl şekilleneceği geliyor.

Seçim kampanyasının başından bu yana Biden ve ekibinin açıklamalarını ve vaatlerini dikkate alarak derlenen Biden döneminin siyasi ve ekonomik ajandası.

ABD Başkanı Joe Biden’ın seçimlerdeki en büyük vaatlerinden bir tanesi de 2 trilyon dolarlık ‘yeşil’ bir teşvik paketi planıydı. Bu paketle birlikte ABD’nin alt yapısının modern ve yeşil bir şekilde dönüştürüleceğini ve istihdam yaratılacağını savunan Biden, kampanyasında zenginlerden ziyade çalışanların mükâfatlandırılacağına da değiniyordu. Janet Yellen da göreve başlama konuşmasında daha büyük bir teşvik paketinin gerekliliği konusunda kanun yapıcılara çağrıda bulunmuştu.

Demokratların Temsilciler Meclisi’nin yanında Senato’da da çoğunluğu elde etmesiyle beraber, yani beklenen ‘Mavi Dalga’ senaryosunun gerçekleşmesiyle, 1,9 trilyon dolarlık bir mali teşvik paketi Biden tarafından 15 Ocak’ta açıklandı. Eğer paket ABD Kongresi’nden geçerse, 1 trilyon dolarının hanehalkına; 400 milyar dolarının Kovid-19 ile mücadeleye; 440 milyar dolarının ise topluluklar ve şirketlere dağıtılacağı tahmin ediliyor.

Biden’ın teşvik paketiyle birlikte ‘Yeniden, daha iyi inşa et’ (Build Back Better) konseptini de önplana çıkarırken ‘Amerikan ürünü al’ (Buy American) kampanyasıyla ise yerli üretimi destekleyeceğini vurguluyordu. Orta sınıfı da yeniden yapılandıracağını ve güçlendireceğini belirten Biden asgari ücretin de 7,25 dolardan 15 dolara çıkarılmasını planlıyor.

Trump yönetiminde başlayan ve son dönemlerde Çinli şirketlere uygulanan engellemelerle giderek tırmanan ABD-Çin ticaret savaşı, yeni dönemde Biden’ın da en çok vakit ayıracağı sorunlardan biri olabilir. Keza, Pew Research Center’ın anketine göre Çin’e karşı olumsuz bakışa sahip Amerikalıların oranı 2020 yılında yüzde 74’e yükselerek tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Hazine Bakanı Janet Yellen’ın yaptığı açıklamalar da iki ülke arasındaki ekonomik gerginliklerin devam edeceğine dair işaretler içeriyor. Senato’da yapılan onay oturumundaki konuşmasında Çin’in kötüye kullandığı ekonomik uygulamalara karşı ABD’nin bütün enstrümanlarını kullanmaya hazır olduğunu belirten Yellen, daha önce yaptığı bir konuşmada ise “Ulusal güvenlik ve dış politika takımıyla uyum içerisinde çalışarak Amerika’nın küresel liderliğinin yeniden tahsis edilmesine yardımcı olacağız.” demişti.

Yeni dönemde ABD ile Çin arasındaki gerginliklerin bir kolunun da Taiwan üzerinden şekilleneceği düşünülürken Biden’ın da Çin’e karşı yaklaşımının ulusal güvenlik ve ABD liderliğinin küresel olarak yeniden tahsis edilmesi üzerinden inşa edileceği tahmin ediliyor. Biden’ın seçtiği Dışişleri Bakanı Antony Blinken da dış politikada birçok şeyin değişeceğini belirtmiş fakat Çin’in bu konulardan biri olmadığını vurgulamıştı.

ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’ın kampanya döneminde de sıklıkla vurguladığı gibi ajandasının en kritik maddesi ülkenin koronavirüs salgınıyla mücadelesi olacak.

John Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre ABD 24 milyonu aşan vaka sayısıyla dünyada en fazla koronavirüs vakasına sahip ülke konumunda. 400 bine ulaşan ölümle de ABD dünyada salgının en ağır etki bıraktığı ülkelerin başında geliyor. Ülkede salgınla mücadelede aşılama programı öne çıkıyor. Bloomberg’in derlediği verilere göre tüm dünyada aşılama 46 milyonu aşarken ABD’de uygulanan aşı sayısı da 15 milyonu aştı.

Kampanya döneminde Biden, Donald Trump’ın koronavirüs salgınıyla mücadelesinin etkin olmadığına ve Trump’ın salgını ciddiye almadığını vurgulamıştı. Seçimlerin kazanmasının ardından yaptığı açıklamalarda koronavirüsle mücadelede topluma yeniden güven vermenin önemine vurgu yapan Biden bu alanda bir dizi yeni önleme işaret etti. Salgınla mücadelede ön saflarda yer alan çalışanların korunması, Kovid-19’a ilişkin bakım maliyetlerinin ortadan kaldırılması, aşının geliştirilmesi ve ücretsiz test uygulamaları Biden’ın vurgu yaptığı önlemler arasında öne çıkanları oldu.

Ayrıca Biden ulusal filyasyon programı için 100 bin kişiyi işe almayı planlıyor. Her eyalette en az 10 test merkezi kurmak istediğini belirten Biden, federal kurumlara da federal uzmanlar aracılığıyla daha sıkı ulusal yönergeler yayınlama tavsiyesinde bulunuyor. Biden, tüm valilerin maske takmayı zorunlu kılması gerektiği görüşünde.

Son çıkan haberlere göre Biden federal binalarda ve eyaletler arası seyahatlerde maske takmayı zorunlu hale getirecek. Ülke genelinde salgın nedeniyle evden çıkartma ve evlere el konulmasına yönelik yasağı uzatacak.

Aşı geliştirilmesi konusuna özel vurgu yapan Biden salgınla mücadele stratejisinde bu başlıkla ilgili bazı somut çalışmalar da tasarlardı. Biden yönetiminin Dünya Sağlık Örgütü’nün yoksul ülkelere aşı temini konusunda oluşturduğu Covax programına da katkı sunacağı belirtildi.

Joe Biden seçim kampanyası boyunca iklim değişikliğini ABD’nin yüzleştiği en büyük sorunlardan biri olarak tanımlarken Paris İkim Anlaşmasına da geri dönüleceğini vurgulamıştı. Biden ek olarak, ‘Temiz Enerji Devrimi’ni teşvik paketiyle ve gerekli altyapı yatırımlarıyla gerçekleştireceğini de belirtmişti. Bu vaatlerine paralel olarak, ABD’deki yenilenebilir enerji hisselerinin değeri, Biden’ın Demokratların ön seçimini kazanmasından sonra yüzde 214 civarında bir artış kaydetti.

Eski Dışişleri Bakanı John Kerry’i Başkanlık Özel İklim Elçisi olarak atanmasıyla ilk defa tamamen iklim değişikliğiyle mücadele üzerine çalışan üst düzey bir görevli Ulusal Güvenlik Konseyi’nde yer almış oldu. Bu da Biden’ın iklim değişikliğini bir ulusal güvenlik sorunu olarak gördüğünü ve buna karşı ciddi önlemler alınması gerektiğine inandığına işaret ediyor.

ABD’nin 2050 yılına kadar sıfır karbon salınımı hedefine ulaşarak yüzde 100 temiz enerjili bir ekonomiye geçeceğini belirten Biden, gerekli düzenleme mekanizmalarının da bununla uyumlu bir şekilde oluşturulacağını söz vermişti. Biden’ın göreve gelir gelmez Paris İklim Anlaşmasına geri dönüşü sağlayacak kararı imzalaması bekleniyor.

Joe Biden’ın, yeni dönemde önceki başkan Trump’ın göçmen karşıtı politikalarına tamamen farklı bir yaklaşım göstermesi öngörülüyor.

Son çıkan haberlere göre Joe Biden’dan, ABD başkanlık görevine resmi olarak başladığı 20 Ocak günü, ülkede kaçak olarak yaşayan yaklaşık 11 milyon göçmene vatandaşlık verilmesinin önünü açacak bir adım atması bekleniyor.

Trump’ın göçmen politikalarını adaylığı boyunca sık sık eleştiren Biden kampanya döneminde Latin seçmenleri ve diğer göçmen topluluklara bu konuda adım atılacağı sözü vermişti.

Basına yansıyan haberlere göre Biden’ın tasarısında 1 Ocak 2021 tarihinde Amerika’da yasal statüsü olmadan yaşayanlar, vergi ödeme, güvenlik kontrolünden geçme gibi bazı temel sorumlulukları yerine getirmiş olmaları durumunda beş yıl içinde yasal oturma hakkı (yeşil kart) alma hakkını elde etmiş olacak. Bu kişiler daha sonra da tercih etmeleri durumunda üç yıl içinde vatandaş olabilecekler.

Biden’ın Trump’ın bazı göçmen politikalarını geri çevirecek adımlar atması da bekleniyor. Bunlardan biri de, Trump’ın Müslümanlar’ın çoğunlukta olduğu bazı ülkelere uyguladığı vize kısıtlamaları.

Senato çoğunluk lideri Mitch McConnell dahil birçok Cumhuriyetçi Kongre üyesi de Trump döneminde göçmenlik konusunda atılan bazı adımların değişmesinden yana.

Özellikle tıbbi malzemeler olmak üzere yerli üretimi artırmak ve otomobil sektöründe bir milyon istihdam yaratmayı hedefleyen Biden, vergi artışıyla büyük şirketleri hedef almayı planlıyor.

Zenginlere hediye olmakla eleştirilen Trump’ın başkanlığının ilk aylarında geçirdiği 1,5 trilyon dolar vergi indirimini tersine çevirmek isteyen Biden, kurumsal şirketlerin ödediği vergi oranını yüzde 28’e çıkarmak istiyor fakat bunun için Kongrenin onayı gerekiyor.

Trump, 2017 yılında büyük kurumsal şirketlerin ödediği vergi oranını yüzde 35’ten yüzde 21’e indirmişti.

Milyarderlerin vergi oranını yüzde 39,6’ya çıkarmak isteyen Biden, geliri yıllık 400 bin doların altında olanların ise vergi oranlarını yükseltmeyeceği sözü verdi.

Biden’ın, çoğunluğu ve kontrolü Cumhuriyetçilerin elinde olması beklenen ABD Senatosunda ekonomi politikalarını hayata geçirmesi ise zor olacak.

Biden dünya sahnesinde daha aktif bir ABD’yi savunuyor. ABD’nin müttefikleriyle, özellikle de Trump’ın fonunu kesmekle tehdit ettiği NATO ile ilişkileri onarmak istiyor.

Adil olmayan çevre ve ticaret uygulamaları nedeniyle Çin’den hesap sorulması gerektiğini düşünen Biden, bunun tek taraflı gümrük tarifeleri yerine diğer demokrasilerin de katılacağı bir koalisyon aracılığıyla yapılması gerektiğini savunuyor.

Özellikle ittifaklara önemli vurgu yapan Biden yeni dönemde küresel ittifak politikasına öncelik vermeyi planlıyor.

Biden ekibinin gündeminde ilk sıralarda, Trump’ın son dört yıldır zayıflatmak ya da çözmek için uğraştığı kuruluşlara, ittifaklara ve anlaşmalara yeniden katılmak olacak. ABD’yi Paris İklim Anlaşması’na geri döndürmek ve ülkeyi Dünya Sağlık Örgütü’nde tutmakla görevlendirilecek. Ayrıca İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırmaya, NATO’yla ilişkileri geliştirmeye ve Çin’in yükselen nüfuzunu dengeleme aracı olarak ticaret anlaşmaları yapmaya çalışacaklar.

Biden seçimlerin ardından Çin ile ilgili verdiği ilk mesajında ittifak arayışına vurgu yapmıştı. New York Times’a konuşan Biden, Çin ile yapılan ticaret anlaşmalarıyla ilgili olarak öncelikle Avrupa ve Asya’daki müttefikleriyle görüşmek istediğini, böylelikle ortak bir strateji geliştirebileceklerini söylemişti. Biden açıklamasında “Başkanlığımın ilk haftalarında ülkeyi müttefiklerimizle aynı çizgiye getirme çabası temel önceliğim olacak” ifadelerini kullanmıştı.

Göreve başladıktan sonra Joe Biden’ın yüzleşeceği en büyük sorunlardan bir diğerinin ise kutuplaşmış bir Amerika ve yükselen radikal sağ hareketler olacağı düşünülüyor. 8 Kasım’daki zafer konuşmasında ülkeyi bölmek için değil birleştirmek için çalışacağına ant içen Biden, “Karşıt fikirlere düşman gibi davranmamalıyız.” demişti.

Trump’ın seçimlerin meşruiyetini kabul etmemesi ve destekçilerini Capitol Hill’de protestoya çağırmasıyla birlikte radikal sağ grupların ve ülkedeki kutuplaşmanın nelere yol açabileceği de açıkça görülmüş oldu.

QAnon gibi komplo teorisi grupları, Oath Keepers gibi hükümet karşıtı grupların ve Proud Boys gibi neo-faşist grupların Trump’ı desteklediği bilinirken bu grupların -daha önce 94’deki Oklahoma bombalı araç saldırısında olduğu gibi- iç güvenliğe tehdit oluşturabileceğine dair şüpheler Capitol Hill olaylarıyla daha da artış gösterdi.

Başkanlığa başlama konuşmasında bile başkentteli olası bir olaya ya da gösteriye karşı 25 bin asker bulunurken Biden’ı bekleyen en büyük zorluklardan biri de ülke içerisindeki radikal grupların sisteme oluşturduğu tehdit ve yapısal kutuplaşma olacak.

ABD’de Capitol Hill Baskını’nın iyice görünür hale getirdiği yükselen sağcılık hareketi, Trump döneminde siyahlara yönelik polis şiddeti gibi konular ırklar arası eşitsizlik meselesinin Biden’ın ajandasında önemli maddeler arasında yer almasına neden oluyor.

2020’de ABD’yi sarsan ırkçılık karşıtı protestoların ardından Biden, ABD’de ırkçılık olduğunu ve bununla, azınlıkları destekleyen geniş ekonomik ve sosyal politikalar aracılığıyla mücadele etmek gerektiğini söylemişti.

Biden’ın sistematik ırkçılığın kökünü kurutmak ve ırksal adalet sağlamak için verdiği sözler arasında siyahların ve diğer etnik azınlıkların sahip olduğu küçük işletmeleri desteklemek, bu grupların konut edinebilmesini kolaylaştırmak, federal istihdamda beyazlar ve diğer azınlıklar arasında eşitlik sağlamak yer alıyor.

Biden, bu kapsamda görevdeki ilk 100 gününde ayrımcılığa karşı ”eşitlik yasasının” geçmesi için çalışacağı vaadinde bulunmuştu.

Buradan hareketle Biden sosyal programlar kadar yargı reformunun da önemli olduğuna inanıyor

Biden hapisteki insan sayısını azaltma; adalet sistemindeki ırk, toplumsal cinsiyet ve gelir temelli eşitsizlikleri giderme ve serbest kalan hükümlüleri rehabilite etme politikalarını savunuyor.

20 milyar dolarlık bir hibe programı aracılığıyla cezaevine giren kişilerin sayısını azaltmayı, hapis cezalarında alt sınırı kaldırmayı, esrarı yasallaştırmayı, sabıka kayıtlarındaki geçmiş esrar suçlarını silmeyi ve idamı kaldırmayı savunuyor.

Öte yandan kolluk kuvvetlerine aktarılan parayı azaltma çağrılarına karşı çıkarak mevcut standardın korunması gerektiğini söylüyor.

Başkan seçildikten sonra Joe Biden’ı tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerinde iki ülke arasındaki müttefiklik ilişkilerine değinirken kendisiyle olan kişisel ilişkilerini de vurgulayarak, “Başkan Yardımcılığınız sırasında da birçok vesileyle görüştüğümüz gibi, Türkiye-ABD ilişkileri köklü temellere dayanan stratejik bir nitelik taşımaktadır.” demişti.

Biden yönetiminden şimdiye kadar Türkiye ile ilgili ne bir açıklama gelmemesine rağmen Biden’ın seçtiği Dışişleri Bakanı Antony Blinken Senato’da yapılan onay oturumundaki konuşmasında, “Türkiye birçok konuda bir müttefikin davranması gerektiği gibi davranmıyor. Bu bizim için önemli bir zorluk. Bu konuda çok dikkatliyiz.” demişti. Türkiye’ye daha fazla yaptırımın değerlendirilmesi gerektiğini belirten Blinken, “Stratejik -ya da sözde stratejik- bir ortağımızın en büyük stratejik rakiplerimizden biri Rusya ile yakın olması kabul edilemez.” diye ekledi.

Türkiye-ABD ilişkilerinin ise Biden’ın ABD’nin liderliğinde kurmayı planladığı ‘Demokratlar İttifakı’ ekseninde şekilleneceği düşünülürken bu ittifak sistemindeki ön kabulün ise “ya demokrasiler grubundasınızdır ya da demokrasilerin karşısında” düşüncesi olması bekleniyor.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap