ABD’nin yenilenen, değişen ve sürdürülebilir dış politikası

by Haber Fora

ABD’deki başkanlık seçimi maratonunun ve çalkantılı olayların ardından Başkan Joe Biden yönetiminin göreve başlamasıyla artık önümüzdeki yıllara hazırlanmak için Trump ile Biden yönetimleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklarla ABD dış politikasına ilişkin sakin bir okuma yapmanın zamanı geldi.

Bazı analistler, yeni yönetimin, çoğunlukla yönetimdeki yetkililerin, partinin sağ kanadından Demokratların ve ABD’nin önde gelen siyasi figürlerinin ilk etapta aktif diplomasi yoluyla ABD’nin uluslararası rolünün yeniden canlanacağına dair verdikleri güvencelerle Biden’ın politikalarının selefinden (Donald Trump) tamamen farklı olacağı iddiasını abartıyorlar.

Buna karşın Demokrat Parti’nin sol veya ilerici kanadı, Amerikan siyasi merkezine en yakın sol eğilimli Cumhuriyetçilerle birlikte, İran’a yönelik yaptırımların uygulanmaya devam etmesine, İran’ın Suriye’deki askeri noktalarının hedef alınmasına ve halen Çin’in ABD için en büyük rakip ve tehdit olarak görülmesine, ayrıca yeni yönetimin ‘otokrat’ olarak tanımlanan ve ‘Amerikan değerlerine’ bağlı olmayanlar da dahil olmak üzere çeşitli dünya liderlerine açılmasına işaret ederek Biden’ın şimdiye kadarki uygulamalarının selefinin uygulamalarından çok da farklı olmadığına inanıyorlar.

ABD uzun süre farklı ve benzersiz bir tutum sergilerken demokratik bir devlet olarak desteklemesi beklenen çağdaş uluslararası düzenin temelleriyle çelişen tek taraflı bir pozisyon aldı. ABD ayrıca, federal yasalarının uluslararası hukuku geçersiz kıldığını düşünen çok az ülkeden biridir. Bu durum ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) gibi farklı ve çeşitli alanlara dair bir dizi uluslararası anlaşma veya sözleşmeye katılmamasını sağladı. Hatta birçok ülkeden, ABD vatandaşlarını UCM’nin kanunlarına tabi tutmayacaklarına dair bir taahhütte bulunmalarını talep etti.

Yasama organlarına bilgi ve tahminler sağlayan ABD Kongre Araştırma Merkezi (CRS), İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden ve BM Antlaşması maddelerinde yer alan yeni uluslararası düzenin başlamasından bu yana ABD’nin sınırları dışında 65 kez askeri gücünü kullandığına ilişkin ifadelerin yer aldığı dikkat çekici bir rapor yayımladı. Raporda aynı zamanda BM Antlaşması’nın meşru müdafaa dışında güç kullanımını yasaklamasına rağmen, bunların çoğunun tek taraflı politikaların uygulanması veya kendi çıkarlarını korumak için yapıldığı belirtildi.

Burada sözlerimin maksadının dışında yorumlanmaması için dünya ülkelerinde milli demokrasinin gerçekleşmesini desteklediğimi belirtmek isterim. Kısacası eğer halkın arzusu buysa, şeffaflık, hesap verebilirlik ve iyi yönetişime katılım gerektiren her şeyde toplumsal ve bireysel insan haklarına saygı duyulması gerektiğini şiddetle destekliyorum. Devletleri ve toplumları, vatansever bir bakışla sürekli olarak kendi kendilerini reforme etmeleri, sırf dışarıdan bazıları onları zorladığı için reform yapmaktan çekinmemeleri çağrısında bulunuyorum. Burada hakim düşünce, halkın iradesi ve ulusal çıkar olmalıdır.

Bu gözlemlerimi dile getirmemin sebebi, Biden yönetiminin ‘değerlere’ dayalı bir dış politika izlediğine dair çekincelerim in olmasıdır. Çünkü ABD’nin yıllardır süregelen uygulamaları bu ifadeyi itibarsılaştırdı. Bu yüzden devletlere, uluslararası anayasalarda ve sözleşmelerde yer alan tüm maddelerle birlikte, ‘uluslararası sistemin kurallarına ve temellerine’ uymaları için çağrıda bulunmak daha iyi.

 Gelecekte olabileceklere dair tahminlerime gelince bunun için ABD Dışişleri Bakanı’nın son konuşmasını ve Başkan Biden’ın ulusal güvenlikle ilgili ‘geçici stratejik yön’ konusundaki açıklamalarını gözden geçirmek ve her ikisi de Mart ayında yapılan bu açıklamaların içeriklerini, Trump’ın tutumuyla karşılaştırmak faydalı olacaktır.

Bu karşılaştırmada, en büyük farkın mevcut yönetimin yaklaşımının müttefikleriyle birlikte uluslararası sistemde ve çok taraflı çerçevede istikrarı yeniden tesis etmek ve Rusya’yı temel düşman olarak görmek yani geçmişe geri dönmek olduğu anlaşılacaktır. Yeni yönetimin bu tutumu, metodoloji ve siyasi söylemin tonu açısından eski yönetimin tutumlarıyla taban tabana zıttır.

Mevcut yönetimin Çin’in bir sonraki stratejik rakip ve düşman olduğu inancına ve birkaç gün önce Anchorage’da yapılan ABD-Çin toplantısına yansıyan uluslararası sistemin temellerini tehdit eden diğer bazı durumlara dair de eski yönetime kıyasla kısmi bir farklılık gösterdiği söylenebilir. Öyle ki eski yönetim, Çin’in haksız ticaret uygulamalarına odaklanırdı. Ayrıca mevcut yönetim, İsrail’i güçlü bir şekilde desteklerken, Trump İsrail sağını destekliyordu. Fakat Biden’ın, selefinin İsrail’e verdiği taahhütlerden geri adım atmayacağı belirtilmeli. Öte yandan mevcut yönetim, Trump’ın söylemlerindeki ve tutumundaki sertliğe rağmen İran ile güçlü bir askeri tartışmaya girmekten kaçınmaya çalışıyor. Oysa Trump, İsrail sağını memnun etmek için İran’a yönelik yaptırımların kapsamını genişletmekten geri durmamıştı.

Yeni yönetim, seçim kampanyası sırasında uluslararası düzeyde demokrasiye destek konusunu öne çıkardı ve ardından iktidara gelmesiyle söylemini yumuşatarak ABD’nin çıkarlarına öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı. Trump ise siyasi konuşmalarında bu konuyu önemsemezken, yabancı ülkeler tarafından tutulan bir dizi tutuklunun serbest bırakılması için baskı uyguladı.

Biden yönetimi, Yemen’de bazı saldırı silahlarının tedarikini kısmen durdursa da savunma silahları sağlamaya devam ederek selefinden farklı bir çizgi çizdi. Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davranışlarından rahatsız olsa da Türkiye’nin NATO’nun bir üyesi olmasını ve Rusya ile İran’ın Ortadoğu’daki etkisini dengelemedeki olumlu rolünü takdir ediyor.

Eski ve yeni yönetim arasındaki en yakın ortak noktalardan biri ise ABD’nin Libya’daki önceliğinin Rusya’nın ülkede artan nüfuzunu dizginlemek olmasıdır. Aynı zamanda iki yönetim, dış politika ile Amerikan vatandaşlarının çıkarlarının ilişkilendirilmesi konusunda da aynı düşünüyorlar. Yeni yönetim, Dışişleri Bakanı Blinken’ın dış politikanın amaçlarının Amerikan vatandaşlarının güvenliğini sağlamak, onlar için fırsatlar yaratmak ve onların geleceğini şekillendiren uluslararası krizleri ele almak olduğunu vurgulayan açıklamalarıyla teyit etti. Bu, Trump’ın ‘önce Amerika’ politikasına çok yakın olsa da şiddetten daha uzak ve daha az tehditkar bir tonda sergilenen bir tutumdur.

Hepimiz güvenlik, ekonomik ve politik ağırlıkları nedeniyle ABD dış politikalarını takip etmeliyiz. ABD’nin yıllara yayılan pek çok dış politikası var. Bunlar aynı zamanda bir yönetimden diğerine farklı eğilimlerle veya yeni olayların ve gelişmelerin baskısının bir sonucu olarak kısmen değişen politikalardır. ABD dış politikasının, ekonomik politikalarını yöneten aynı güdülerle yönetildiğini unutmamalıyız. Bu güdülerin en önemlisi en büyük kazançları güvence altına almak ve kayıpları duygulardan, teorilerden ve söylemlerden uzaklaştırmaktır.

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Şarku’l Avsat 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap