Adalet Bakanı Gül: Reform dediğimiz şey sihirli bir değnek değil, bir zihniyettir

by Haber Fora

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, AA Editör Masası’nda, İnsan Hakları Eylem Planı’nın detaylarını paylaştı.

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin hedeflerinden İnsan Hakları Eylem Planı’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandığı anımsatılarak, “Böyle bir plana neden ihtiyaç duyuldu? Bu planın amacı nedir, plan Türkiye için yeni bir milat sayılabilir mi?” soruları üzerine Gül, Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin uygulanması çerçevesindeki bir adımın hayata geçtiğini dile getirdi.

“Özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2019 Mayıs ayında Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni açıkladığını ve “Güven veren erişilebilir bir adalet için yol haritamız budur” dediğini aktaran Gül, bu belgedeki hedeflerden birinin de İnsan Hakları Eylem Planı’nın hazırlanması olduğunu anlattı.

Gül, “Buradaki motto, buradaki amaç ne? Özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye. Yani güven veren erişilebilir bir adalet olacak. Bunu 2019’da açıkladık, yüzde 50’si hayata geçti, devam ediyor hayata geçme çalışmaları ve buradaki hedeflerden biri de özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik Türkiye. Yani Türkiye’de yaşayan herkesin daha özgür olduğu ve daha güçlü bir toplumu dolayısıyla meydana getirecek ve daha da demokratik bir Türkiye olacak” değerlendirmesinde bulundu.

“Vatandaşların beklentilerini ıskalamamanız gerekiyor”

Bu çalışmaya yönelik bazı eleştiriler de getirildiği, salgın kaynaklı sağlık sorunları ve ekonomik sıkıntılar yaşanırken yeni anayasaya odaklanmanın asıl derdi ıskalamak anlamına geldiği yönünde eleştiriler yapıldığı ifade edilerek, “Anayasanın ekonomiyle, kalkınmayla bir ilgisi, alakası var mı?” sorusu üzerine Gül, “Esas itibarıyla şunu söylemek lazım, bunların hepsi, toplumsal hayat, değişime tabi olan bir organizma. Hayat sürekli değişim içinde ve hayatın bu değişimini, vatandaşların beklentilerini ıskalamamanız gerekiyor” yanıtını verdi.

“Bir ülkede demokrasi açığı varsa o ülkede bütçe açığı var demektir”

Ekonominin hukukla iç içe olduğunun altını çizen Gül, “Bir ülkede demokrasi açığı varsa o ülkede bütçe açığı var demektir. Eğer demokrasi artarsa sofradaki ekmek artar. Özgürlükler artarsa sofradaki ekmek, işimiz, aşımız artar. Bunların hepsi bu iklimin bir sonucudur. Dünyada çok güzel ülkeler var, ‘bedava yatırım yapın’ diye, üstüne hatta para verip ‘gelin burada yatırım yapın’ diye yatırımcıları teşvik ettiği ülkeler var ama o ülkede demokrasi eksik olduğu için anayasası güçlü olmadığı için özgürlükler, insan hakları eksik olduğu için o ülkeye yatırımcı gitmiyor. Yatırımcı nereye gider? Yatırımcı hukuk güvenliğinin olduğu yere gider. Hukuk güvenliği varsa ekonomik sonuçlar orada alınır” dedi.

“Anayasalı devlet ile anayasal devlet arasında fark var”

Dünyada her ülkenin anayasası olduğunu ama anayasalı devlet ile anayasal devletin birbirinden ayrıldığını anımsatan Gül, devletin, anayasal bir nitelik taşımasının esas olduğunu belirtti.

Bakan Gül, “Biz de bu anlamda, çalışmamızı bu çerçevede yapıyoruz. Anayasa ile ilgili konularda irtibatı bu çerçevede. Anayasanın, hukukun, toplumun ekonomik, toplumsal, bir arada yaşama, birlikte ortak geleceğe emin adımlarla yürüme anlamında çok önemli bir etkisi, katkısı var. Dolayısıyla bu uygulandıkça, İstiklal Caddesi’nde de Kızılay Meydanı’nda da Diyarbakır Sur’da da İzmir Konak’ta da bunun meyveleri, vatandaşlarımız tarafından elbette hissedilmeye devam edecek” ifadesini kullandı.

Neden şimdi ihtiyaç duyuldu?

Gül, AK Parti iktidarının Cumhuriyet tarihinin seçilmiş en uzun iktidarı olduğu hatırlatılarak “Şimdi mi böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duydu?” şeklindeki eleştirilere ilişkin değerlendirmelerinin sorulması üzerine, anayasanın normal bir kanun gibi olmadığını, yapımının daha büyük uzlaşma gerektiren hukuki bir metin olduğunu ifade etti. 

Anayasayla ilgili 19 değişiklik yapıldığını hatırlatan Gül, “Bir aracınız var, 90 model bir aracınız, her gün Şaşmaz’a tamire gidiyorsunuz. Bir orayı değiştirdiniz, burayı değiştirdiniz tamam ama son tahlilde 90 model bir aracınız var. Ne yaparsanız yapın bu ancak o kadar, kapasitesi bu. Bu değişiklikler de önemli değişiklikler, biz diyoruz ki artık 2023’e gidiyoruz, 2023 model bir araba, yol değişmiş, yani AK Parti de bu anlamda bugüne kadar çok önemli demokrasi anlamında adımlar attı, Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde yapılan anayasa değişiklikleri, çok önemli hamleler yapıldı. Yani yol da müsait ama aracın o yolda gidebilecek bir imkanı yok” diye konuştu.

Bakan Gül, “Dikkat ederseniz ‘Şu anayasayı gelin kabul edin’ demiyoruz, ‘Bir anayasaya ihtiyaç var, gelin bunu tüm siyasi partiler olarak önerilerinizi getirin, Türkiye bu demokrasi ayıbından kurtulsun ve darbecilerin yaptığı bir anayasa değil de seçilmiş siyasi partilerin, Mecliste milletin seçtiği siyasi partiler beraber, milletle beraber bu anayasayı yapalım.’ Türkiye darbecilerin yaptığı bir anayasayla yönetilmeye mecbur mu, hala mahkum mu? Siviller, siyasi partiler, bugün Mecliste temsil edilen partiler anayasa yapmaktan aciz mi? Elbette değil. Türkiye buna layık ve bu anayasayı da önümüzdeki dönemde yapacağına inanıyorum. Demokrasimiz için ülkemiz için bir arada geleceğe emin adımlarla yürüme, birliğimizi, beraberliğimizi daha da koruma iradesi bakımdan anayasanın bir toplumsal sözleşme olarak çok önemli bir metin olduğunu ve bu toplumsal sözleşmeyi toplumun her kesimiyle beraber kucaklayarak gerçekleştireceğimize inanıyorum” dedi.

“1500’ün üzerinde katılımcının görüşü alındı”

İnsan Hakları Eylem Planı’na yönelik eleştirilerden birinin de hazırlık sürecinde katılımcı davranılmadığı yönünde olduğunun hatırlatılması üzerine Gül, hazırlıkların yaklaşık 1,5 yıl sürdüğünü ve belge hazırlanırken 1500’ün üzerinde katılımcının görüşünün alındığını söyledi.

AİHM ve Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlara varıncaya kadar, uluslararası sözleşmelere varıncaya kadar tüm belgelerin incelendiğini ve Mecliste ilgili komisyonlardan da görüşler alındığını belirten Gül, “Yani toplumun her kesimiyle, insan hakları dernekleriyle, barolarla, üniversitelerle, uygulayıcılarla görüşler alındı, çok önemli bir katılım süreci, müzakere süreci izlendi. Yani burada toplumun her kesiminin görüşü alındı. Bu konudaki eleştiri çok kabul edilir değil. Oldukça katılımcı, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği temsilcileri dahil olmak üzere, olabildiğince toplumun her kesiminin görüşü ortaya kondu. Çünkü dediğim gibi yargı bir partinin hükümetin değil, adalet herkesin ihtiyaç duyduğu temel su gibi, hava gibidir. Dolayısıyla bir ‘insan’ diyoruz. Yani sadece şu partiler için çıkan bir metin değil. Bütün insanlar için vatandaşlarımız için dolayısıyla tüm vatandaşlarımızı ilgilendiren konuyu da toplumun her kesimiyle beraber çalıştık, beraber hayata geçirdik, uygulamayı da herkes için inşallah başarıyla yerine getireceğiz” dedi.

“Ciddi eleştirilerin hepsini de dikkate alacağız”

İnsan Hakları Eylem Planı’na yönelik, “Neden böyle bir işe ihtiyaç duyuldu, mevcut uygulansa daha iyi” gibi eleştirilerin bulunduğunun hatırlatılması üzerine Bakan Gül, eleştirilerin demokraside çok değerli olduğuna değindi. Gül, “Eleştiriler demokraside çok değerlidir, eleştirilerin hepsini biz bu belge açıklandıktan sonra da dile getirilen hususları saygıyla ve büyük bir titizlikle inceleyeceğiz ve orada gerçekten yapıcı, ciddi eleştirilerin hepsini de dikkate alacağız” dedi.

“Çok iyi öneriler elbette değerlendirilebilir”

Haklı buldukları eleştiriler üzerine değişikliğe gidip gitmeyecekleri yönündeki soru üzerine Bakan Gül, “Elbette, bu bir kanun metni değil, bu bir iyi niyet belgesi. Biz Türkiye’de insan hakları anlamındaki tespitlerimiz budur, bu konuda kanun gereken hususlar var, yarısına yakını kanun gerekiyor, idari faaliyet gerekiyor, mevzuat gerekiyor, bir de farkındalık çalışmaları, eksik bir şey ya da ifade yapmışız ama kanun düzenlemesi çerçevesinde çok iyi öneriler elbette değerlendirilebilir. Bu anlamda eleştiriler, yani bir buyurgan bir demokrasi anlayışı olmaz, müzakereci bir demokrasi anlayışı. Dolayısıyla bu anlamdaki her türlü daha iyiye yönelik önerileri dikkate alırız” diye konuştu.

“İnsan Hakları Eylem Planı’nın iki yıllık uygulama süreci var”

Planın iki yıllık bir uygulama süreci olduğuna değinen Gül, İnsan Hakları Eylem Planı’nda 393 faaliyet bulunduğunu, bunların ilgili sorumlu kurumları için hedef sürelerinin olacağını ifade etti. Gül, “Cumhurbaşkanımızın açıkladığı buradaki tüm faaliyetler, iki yıl içerisinde tamamlanmış olacak ama 6 ay içerisinde, ama bir yıl” dedi. 

Kaç yargı paketi düşündüklerinin sorulması üzerine Gül, hem yargı hem de diğer alanlarla ilgili belli bir paket sayısı söylemenin doğru olmayacağını, bunu son tahlilde Meclisin takdir edeceğini kaydetti. 

“Adalet, sadece yargıda, mahkemelerde dağıtılan bir şey değil”

Gül, konunun sadece yargı paketi ve yargı adaleti olmadığını, sadece mahkemelerden çıkan kararla adaletin tecelli edemeyeceğini belirterek, şunları kaydetti:

 “Reform dediğimiz, sihirli değnek değildir”

Daha önce kendisinin söylediği “Yeter ki adalet olsun, kıyamet kopsun” sözü hatırlatılarak “Aslında hazırlanan bu belge içerisinde bu açıklamanın ruhunu görüyoruz. Bu, mevcut devam eden davaları nasıl etkileyecek?” sorusunun yöneltilmesi üzerine Gül, “Bu reform dediğimiz, bir sihirli değnek değildir. Bir belge açıkladık, bir anda her şey artık güllük güneşlik oldu değil. Reform dediğimiz, bir iklimdir, reform dediğimiz bir zihniyettir, bu konuda bu zihniyete sahip çıkma iradesidir. Dolayısıyla bunu bizim Hakkari’nin en ücra köşesindeki bir hakim savcıdan da bu anlamda bu temel ilkelere uyulmasını bekleriz. İstanbul’da milyarlarca liralık davaya bakan ticaret mahkemesinde de İzmir’deki sulh ceza hakiminden de beklediğimiz gibi üniversitede adil bir şekilde istihdam yapmak üzere bir rektörden de bu anlamda bekleriz, işçi-işveren ilişkisinde de bu adalet duygusuna bir şekilde tecelli etmesini bekleriz” diye konuştu.

“Hakim ve savcılarımızdan da gelen önerileri dinledik”

Bakan Gül, “Bu noktadan hareketle bunu bir öz eleştiri gibi değerlendirelim mi? Bu, nihayetinde sizin, katılımcılardan bir kısmının da uygulayıcı olduğunu varsayıyoruz, müzakereleri yürütürken onlar, ‘Bizim şu konularda bir eksiğimiz var’ demiş mi oldular?” sorusuna, şu yanıtı verdi:

Siyasi partiler ve seçim mevzuatında değişiklik 

Gül, “Siyasi Partiler Kanunu değiştirilmeli mi? Değişiklik yapılacaksa ne tür değişiklikler, yenilikler olabilir?” sorusu üzerine, şunları kaydetti:

12 Eylül’den sonra yapılan Siyasi PartilerKanunu’nda değişiklik olmakla birlikte daha siyasal katılımı öngören, katılımcı bir Siyasi Partiler Kanunu’na, Seçim Kanunu’na ihtiyaç olduğunu söyleyen Gül,  “İki, Anayasa değişti, buna uyum yapma anlamında, artık şu anda baraja ihtiyaç var mı? Yani istikrar sağlanıyor. Bu konuda baraj olacak mı ya da ne kadar olacak? Bunlar, elbette Meclisin takdiri ama yönetimde istikrar, Anayasal güvenceye tabi olduğu için ben barajın da artık bir anlamının olmadığını düşünüyorum” dedi.

 “Demokrasimiz daha da güçlendirilecek”

Seçim sistemi ve bu hususlarda atılacak diğer adımların, bir partinin katılımı anlamında değil, demokratik toplumun, demokrasinin güçlenmesine yönelik, ortak konsensüste, müzakere ve uzlaşmayla atılacağını belirten Gül,  bu konunun yine belgedeki ana başlıklarından biri olduğunu, çünkü seçme ve seçilme hakkının temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayarak, “Umuyorum ki demokrasimizi, siyasi partileri daha da güçlendiren, Hakkari’nin bir köyündeki vatandaşımızın oyunun dahi zayi olmadığı, Edirne Keşan’ın bir mahallesindeki gencimizin oyunun bile ülke yönetimine daha etkin katılımıyla ilgili ne gerekiyorsa o adımlar atılacak, demokrasimiz daha da güçlendirilecek” dedi.      

Yapılacak değişiklik ittifakları etkileyecek mi?

Yapılacak değişikliklerin ittifakları etkileyip etkilemeyeceğine dair soru üzerine ise Gül, “Önce yapılacak değişiklik burada önemli. Nasıl bir değişiklik olacak, ittifaklara nasıl yansır, o siyasi partilerin bir şekilde kendi verecekleri bir karar. İttifaklarla ilgili o biraz, siyasal katılımdır, tercihtir. Burada daha çok seçim sistemi, barajlar ve diğer katılımla ilgili başlıklar olacak” diye konuştu.

Reformalar AB için mi yapıldı?

Planda yer alan AB müktesebatına uyum çalışmalarına hız verileceğine ilişkin ifadelerin hatırlatıldığı Bakan Gül, “AB’nin yaklaşımı ne olursa olsun biz tüm bu reformları yapma adına uluslararası bir zemin, platform olmasını değerli buluyoruz. Onların yaklaşımı hangi yöne evrilirse evrilsin ‘Vatandaşımız en iyisine layık’ yaklaşımıyla biz bu reformları sürdüreceğiz” dedi.

Türkiye’nin beklentisinin vize muafiyeti sürecinin tamamlanması olduğuna dikkati çeken Gül, “Bu konuda Türkiye hazırdır, Türkiye önemli hazırlıklar yapmıştır. Avrupa Birliği de samimi bir şekilde bu sürece katkı sağlarsa vize muafiyeti konusu başta olmak üzere çok olumlu neticeler alabileceğimizi düşünüyoruz” dedi.

 İfade özgürlüğüne ilişkin açıklamalar

Bakan Gül, İnsan Hakları Eylem Planı’nda yer alan gazetecilerin meslek şartlarına ilişkin yeniliklere de değindi. Gazeteci güvenliği hakkı gibi uluslararası literatürde de olan bir kavramın Eylem Planı’nda yer aldığını kaydeden Gül, şunları kaydetti: 

 “Gazeteciler, basın emekçileri, basın mensupları demokraside önemli bir misyon ifa etmektedirler. Çünkü demokraside eleştiri, farklı düşüncelerin ifade edilmesi, ortaya konması o toplumun güçlü bir demokrasiye sahip olduğunu gösterir. Dolayısıyla biz bunu yapıyoruz diye başka bir güvenlik-özgürlük anlamında bir endişeye kapılmaması ya da bu hususta bir uygulamada eksiklik varsa bunların masaya yatırılması önemli bir başlık”

“Bir şiir okudu diye Cumhurbaşkanımızın yaşadığı zulüm ortada”

Eylem Planı’nda konuyla ilgili evrensel ilkelere yer verildiğini bildiren Gül, birinci yargı paketinde düşünce açıklamanın suç oluşturmayacağının vurgulandığını belirtti.

Gül, tüm fikirlerin konuşulabildiği bir ortamın önemine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

İfade için gözaltı uygulamasını kaldıracağız

İnsan hakları Eylem Planı’nda yer alan tutuklama, ifade alma ve gözaltı süreçlerine ilişkin hususlarla ilgili düzenleme yapılacağını bildiren Gül,  ifade için gözaltı uygulamasının sona erdirileceğini söyledi.

Kendisine tebligat ulaşmadığı için mahkemenin çağrısından haberi olmayanlar bulunduğuna dikkati çeken Gül, “’Senin yakalaman var, mahkeme seni arıyor’ dediğinde o kişinin haberi de yok. Üç çocuğu yanında, eşi yanında orada nezarethaneye gidiyor. Yurt dışına, Almanya’ya, akrabalarına gidecekken nezarethanede misafir ediliyor. Bu düzenlemeyle biz bunu kaldıracağız. Arkadaş otelde, havalimanında ya da yolda normal kimlik kontrolünde, polis mecburen mahkemenin yakalaması varsa başka bir şey yapamaz. Bu konuda bir süre verilecek, yani haberi olsa gidecek kişinin” ifadelerini kullandı. 

Gül, eksik ya da hatalı tebligat nedeniyle mağduriyet yaşandığını dile getirerek, elektronik tebligat uygulamasına geçildiğini hatırlattı. 

Adliyelerin kesintisiz hizmet vereceğini aktaran Gül, “Türkiye’nin her yerinde 7 gün 24 saat belli işlemeleri yapabilecek şekilde, yani nezarethanede geçirmeyecek vatandaşımız saatlerini, günlerini. Savcı, hakim, o konularla alakalı, yani mesai dışında hangi işlemler oluyorsa o işlemleri yine adliyede yapabilecek. 7 gün 24 saat esaslı bir hizmet vereceğiz. Vatandaşımızın ne suçu var? Bunları kanunda düzenleyeceğiz” dedi.

“Hâkimler takdir hakkını tutuklamadan yana kullanır diye onu kaldırdık”

Toplumda infiale yol açan bazı olaylarda ilgili şahısların ifadelerinin alınmalarının ardından serbest bırakılmasının kamuoyunda yarattığı rahatsızlıkla ilgili bir soru üzerine Gül, bunun önemli bir mesele olduğunu, Türk Ceza Kanunu’nda 2005’te tutuklulukla ilgili değişiklik yapıldığını hatırlattı.

Bakan Gül, “Kanunumuzda 2005 yılından önce toplumda infial uyandıran bir konu olduğunda cezası ne olursa olsun hakim bu olayla ilgili şahsı tutuklayabiliyordu. Bu konuda takdir hakkı vardı. 2005’te yeni Türk Ceza Kanunu ile bunu değiştirdik. Kanuna göre iki yılın altındaki suçlarda savcı tutuklamaya sevk edemiyor, hakim tutuklayamıyor. Burada temel yaklaşım, tutuklamaların bu anlamda yoğunluğunun azaltılmasıydı. Hakimler uygulamada takdir hakkını daha çok tutuklamadan yana kullanır, özgürlükler kısıtlanmış olur hassasiyeti vardı. İki yılın altında ceza alanların az da olsa girmesi yönünde öneri getirdik. Burada çok fazla kişi cezaevine girer şeklinde eleştiri de oluyor. Bunun yanında burada belirli örnekler var ama onun tersinde ‘muhalifleri tutuklayacaksınız’ gibi hemen muhalefetin tepkisi de oluyor” diye konuştu.

“Hakime takdir yetkisi yeniden verilebilir”

Bakan Gül, son dönemde iki yılın altındaki suçlarda tutuklama olmadığına dikkati çekerek şunları söyledi:

“Hangi eksiklik varsa bunu çözme kararlılığındayız” 

İnsan Hakları Eylem Planı’nda, yargı ve güvenlik personeline yönelik eğitimlerin içeriğinin ne olacağının sorulması üzerine Gül, vatandaşların kamu hizmeti alırken en iyi davranış ve dili hak ettiğini söyledi.

Vatandaşa kötü muamele yapan bir tek kamu görevlisinin dahi olmamasını istediklerini ifade eden Gül, “İnsan onurunu zedeleyecek her ne varsa bunun önüne geçmek istiyoruz. Bu konuda eğitim gerekiyorsa eğitim, mevzuat gerekiyorsa mevzuat. Tüm bu konularda büyük bir özgüvenle hangi eksiklik varsa biz bunu çözme kararlılığındayız. İnsan onuru için yaşar, devletin görevi de insanın onurunu korumaktır. Devlet bunun için var” diye konuştu.

“Ev sahibine kızan ‘FETÖ’cü diye CİMER’e yazıyor”

Adalet Bakanı Gül, lekelenmeme hakkının önemine dikkati çekerek, “Lekelenmeme hakkını çıkarttık. 300 binin üzerinde somut iddialar sebebiyle iftiralar atılmış. Eğer bu hak olmasaydı 300 bin vatandaş lekelenmiş olacaktı. Bunu daha da geliştireceğiz, daha da artıracağız. Beraat etmiş ama iftira orada duruyor. Bunlar imha edilsin, mahkeme de durmasın. Özellikle FETÖ mücadelesini de sulandırmak adına ‘Herkes FETÖ’cü olsun’ yaklaşımı var. Bu FETÖ’nün bir stratejidir. Önüne gelen, akrabasına kızan, ev sahibine kızan, ‘O kişi şöyledir, böyledir’ diye CİMER’e yazıyor. Haksız isnada karşı vatandaşı herkes korumak zorundadır. İnsanları lekeleyen bu tür arsızlara, iftiracılara karşı adliyeleri, CİMER’i, kolluğu yol geçen hanına çevirmeyin, insan onurunu hep beraber koruyalım. Düşüncesi, inancı, cinsiyeti ne olursa olsun insan onurunu yaşatmak devletin en temel vazifesidir. Adalet devletine giden yol, hukuk devletinin tam anlamıyla gerçekleşmesiyle mümkün olur” dedi.

Pilot dava uygulaması

Pilot dava uygulamasının ne anlama geldiği, hangi dava türlerini kapsayacağı ve sürecin nasıl işleyeceği yönündeki soruya karşılık Gül, “Pilot dava dediğimiz, diyelim ki memur bir arkadaşımız özlük hakkıyla ilgili bir haksıza uğradı. Diyelim ki, harcırah üzerinden gidelim, harcırah hak ettiği halde ödenmiyor ve o durumda olan 15 bin memur arkadaşımız var, kamu çalışanımız var. 15 bin kişi idareye başvuruyor, kuruma, kurum diyor ki ‘Git dava aç, kazanırsan ben sana vereceğim.’ Avukat tutuyor, 2 yıl, 3 yıl dava sürüyor, o harcıraha, hak ettiği şeye ulaşacak da bilmem kaç sene sonra. Burada bizim 15 bin dava Danıştaya gidiyor, her mahkeme ayrı ayrı bakıyor. Dava açıldı, pilot dava diye belirlenecek, bir dava üzerinden pilot dava belirlenecek, İdare Mahkemesi bakacak, İstinaf, Danıştay bakacak, Danıştay karar verdi mi, 14 bin 999 aynı durumda olan karar aynı gün karara çıkacak” dedi.

Bakan Gül, bunların da ayrıntılarını yüksek yargı ve akademisyenlerle değerlendirdiklerini, daha çok işlemler üzerinden şu an düşünüldüğüne işaret etti.

“Israrlı takibe hapis cezası”

Kadına yönelik şiddet konusunun da Eylem Planı’nda yer aldığı anımsatılarak, bu konuda hangi adımların atılacağı sorusu üzerine Bakan Gül, eşe uygulanan şiddete karşı ceza nasıl artırılıyorsa eski eşe uygulanan şiddete karşı da aynı şekilde uygulama düşünüldüğünü ifade etti. Gül, ısrarlı takip için de cezaların arttırılarak hapis cezası ile cezalandırılacağı yeni bir düzenlemenin planlandığını aktardı.

Bakan Gül, bu tür olayların Türk Ceza Kanunu’nda karşılığının “huzuru bozma” suçundan 1 yıla kadar ceza olduğunu, bu suçu işleyenlerin ne ceza aldığını, ne hapse girdiğini, ne de tutuklandığını söyledi.

Süresiz nafaka konusu

Süresiz nafaka konusunda çalışmaların devam ettiğine değinen Gül, yasada nafakanın sadece kadına ödeneceği gibi bir düzenleme olmadığını ve erkeğe de nafaka ödendiğini hatırlatarak, “Bu konuda şikayetleri biliyoruz. İki tarafın da mağdur olmayacağı bir çözüm bulmaya çalışıyoruz. Nafakanın kesilmesi halinde taraflar mağdur olursa burada devletin devreye girerek mağduriyeti gidereceği bir düzenleme olabilir” dedi.

Bakan gül, çocuk mahkemelerindeki duruşma salonlarının, çocuk dostu olacak şekilde tasarlanacağını, duruşmalara hakim, savcı ve avukatların cübbe giymeden katılacağını aktardı.

Psikolog ve pedagogların da adli süreçlerde çocukları desteklediğini ifade eden Gül, çocuk ve aile mahkemelerinin müstakil yerlerde, ayrı mimariyle oluşturulacağını bildirdi.

“Hayvan hakları yasası yakın zamanda kanunlaşacak”

Eylem planında hayvanların korunmasıyla ilgili düzenlemelerin de olduğunu dile getiren Gül, “Türk Ceza Kanunu’nda, sahipli, sahipsiz hayvan ayrımı var. Sahipliyse cezaya konu oluyor, sahipsizse cezaya konu olmuyor. Bu bir mal değil, mala karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendiriliyor. ‘İnsan bütün canlılara karşı emaneti almış bir varlıktır, onlara da iyi davranmak zorundadır’ yaklaşımıyla mal ve can ayrımını getirdik. Mala karşı işlenmiş değil, bu candır, cana karşı işlenmiş suçlardır. Sahipli de sahipsiz de olsa bu bir candır, suç olmalı. Eziyet ve kötü muamelede para cezası vardı, bu cezanın konusu olsun yaklaşımıyla önemli bir hazırlık yapıldı. Yakın zamanda da kanunlaşacak. Bu da temel ve insani, değerli bir yaklaşım” dedi.

AA

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap