Akkuyu Nükleer Genel Müdürü ilk kez Bloomberg HT’ye konuştu

by Haber Fora
Akkuyu Nükleer Genel Müdürü ilk kez Bloomberg HT'ye konuştu

Mersin Akkuyu’da devam eden nükleer enerji santrali projesiyle ilgili çalışmaları en yetkili isim Bloomberg HT’ye anlattı.

Akkuyu Nükleer Anonim Şirketi Genel Müdürü Anastasia Zoteeva’nın Bloomberg HT’ye yaptığı açıklamada şu ifadeler öne çıktı.

İlk olarak nükleer kulübe girmek, bir ülkeye sanıyorum ki, teknik bir lider olma onurunu bahşediyor. Tabii elbette, ekonomi çok çok fazla gelişecek, kalkınacak. Çünkü bu stabil bir enerjidir ve fiyatları öngörülebilir. Teknoloji, bilim aynı şekilde çok çok gelişim sağlayacak. Size bir örnek vermek isterim. Bir yerlileştirme programımız var Türkiye’de projemiz ile alakalı olarak. Nükleer şartnamenin yüksek standartlarını karşılayabilmek için tabii ki bütün Türk üreticilerinin de özel alanlarda lisansının olması gerekiyor. Ve, TSE birlikte çalışarak onlar için özel bir program hazırladık. Ki, bu sayede Türk şirketleri de yüksek standartlara uyabilsin, bunları karşılayabilsin ve buna uygun olarak da üretim yapabilsin. Aslında bu enstitü bir bilim enstitüsüdür. Ve bizimle birlikte yine bir program geliştiriyorlar şuan nükleeri öğrenmeye yönelik. Çünkü bu çok yüksek bir teknoloji gerektiren bir şey. Bilim tarafı böyleydi. Eğitim tarafına da dönelim tabii ki. Mevcut olarak 143 öğrencimiz Rus Nükleer Fizik Enstitüsü’nden mezun oldu. Ve şimdi bu öğrencilerimiz, Akkuyu’da çalışıyor fakat bizim nükleer güç santralimizin işletme ömrü 60 yıldan fazla olacak. Tabii, çok fazla Türk genci hatta şu an çocuk olanlar dahi geleceğin nükleer fizikçileri olacaklar. Tabii bu da elbette, ülkenin entelektüel potansiyelini artırabilecek bir şey. Bununla birlikte şu da var ki, bölgeyi aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Bunu, unutmamamız gerekiyor. Örneğin, Rusya’da, bir güç santralinin etrafında, belki de 10 bin kişiye istihdam sağlar olacak hizmetler tarafında, olacak alt tapı tarafında. Tarımda yine aynı şekilde, restoranlarda, mağazalarda, dükkânlarda, orada gerekli olan her imkân için istihdam olacak tabii ki. Novovoronej Nükleer Güç Santrali’mizi örnek vereyim size. O, 1964’te inşa edildi ve 1959 yılında sanıyorum ki, ufak çalışma alanları oluşturulmaya başlanmıştı. Çalışanlar, işçiler inşaat için oraya gelip orada yaşamaya başladılar. Ve şimdi 6 ünite var orada. Ve bu nükleer güç santralinin etrafında büyük bir şehir oluşmuş durumda. 30 bin insan yaşıyor. Bunu hayal edebiliyor musunuz? Bu sebeple, bu yüzden bunun muazzam bölgenizin geleceği olacağını düşünüyorum, bu fikirdeyim. Benim için, kişisel bir onurdur bu. Bunun nasıl geliştiğini nasıl büyüdüğünü görmek. İnsanların daha da fazla, bu tarz mega projelerle etkileşime geçtiğini görmek benim için bir onurdur. Gerçekten de her iki ülke için de iyi bir şey bu.

Nükleer güç santralimizin ilk ünitesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını kutlayacağımız 29 Ekim 2023 tarihine kadar devreye alınması için çalışıyoruz. Geçen yılda bütün ilk çalışmalarını bitirdik diyebilirim. Bütün ana ekipmanların montajını yerleşimini gerçekleştirdik. İlk ünitede kor tutucuyu kurduk, yerleştirdik. İç reaktör güvenlik zırhını da yerleştirdik ki, 3 katmandan oluşuyor bu. Yine ilk ünite için reaktörümüzü de yerleştireceğiz. Bununla birlikte reaktör basınç kabının da lehimini yani kaynaklamasını da bitireceğiz. Çok yüksek bir teknoloji gerektiren bir operasyondan bahsediyorum şuan bu da yaklaşık yarım yıla mal olacak, sürecek. Bu yılın sonunda biter diye düşünüyoruz.

Bu ilk ünite ile alakalı durumdu. İkinci üniteye dönüp bakacak olduğumuzda da, aynı şekilde kor tutucu geçen yıl kuruldu, inşa edildi, iç reaktör güvenlik zırhının ilk katmanı kuruldu. Tabii elbette, aynı şekilde türbin adalarını ve bütün diğer nükleer güç santralinin gerektirdiği her şeyi kuruyoruz. Pompalama istasyonu, elektrik sistemi, dağıtım sistemi gibi diğer her şeyi de hayata geçiriyoruz. Ancak işin en ilginç kısmı şu bakın, tam da şuanda 3 ünite de aynı anda çalışıyoruz. Aynı zamanda bu yıl, üçüncü ünitenin zemininin betonlanmasına da başlandı. Nükleer ve türbin alanların betonlaması da başlandı. Dördüncü ünitenin lisansını da, bu yaz aylarında almayı umuyoruz. Onun ardından benzersiz, eşi benzeri olmayan inşaat alanımızda aynı anda 4 ünitede birden çalışıyor olacağız. Bu sebepten ötürü de, şuan işin tam ortasındayız ve çok hızlı bir şekilde yolumuza devam ediyoruz.

Bütün 4 ünitenin sonu, 2026’te gelecek. 2023’te ilk ünite, 2024’te ikinci ünite, 2025’te üçüncü ünite ve 2026’da da dördüncü ünite tamamlanmış olacak.

Bu projenin her tarafı, her paydaşı muazzam işler yaptı. Pandemi süreci boyunca bizim yaptığımız çalışmalarımız, bir saat boyunca durmadı. Çalışanlarımızın, insanlarımızın güvenliğini sağlayabilmek için elimizden gelen her şeyi yaptık. İnsanların kendi sağlıkları adına daha dikkatli olmalarını sağlayabilmek için elimizden gelen her şeyi yaptık. Türk hükümeti de çok fazla destek sağladı ve çok fazla destekledi bizi. En zor anımızda bile, en zorlu durumda bile insanları çalışma alanlarına götürebilmeyi başardık. Hatta Rusya’dan bile mühendislerimizin ekipman kurulumunu yapması gerektiği zamanlarda onların uçakla gelmesini sağlayabildik. Aynı zamanda bunun için her zaman bunun için özel bir izin alınması gerekiyor. Hem Rus hem Türk hükümeti tarafından. Yani bütün tarafların desteğini hissediyorduk arkamızda. Ve gerçekten bir saat bile çalışmaya ara vermedik.

O tarafta çok iyi iş çıkıyor ve ben kişisel olarak Nükleer Düzenleme Kurumu’na teşekkür etmek istiyorum çünkü pandemi süresinde bile yapmamız gereken birçok şeyi başarabildik. Rusya’da ekipmanlarımızın kontrolünü yaptık ki bu çok zor bir şeydi ancak bunu birlikte başarabildik. Geçen yıl 4 buhar jeneratörümüzü aldık ilk ünitemiz için ve aynı şekilde reaktörümüzü de o da bu yıl kurulacak. Yani her şey yolunda gidiyor. Rusya’daki üreticilerimiz pandemi sürecinde hiç durmadılar üretimi hiç durdurmadılar. Her şeyi zamanında yapabildiler ve proje takvimine uyabildiler. Aynı şekilde örneğin türbin adaları için birlikte çalıştığımız üreticiler de şuan Fransa’da üretim yapmaya devam ediyorlar. O tarafta da işler oldukça iyi gidiyor, onları Ağustos’ta almayı planlıyoruz.

Şuan 8 bin kişi çalışıyor. Bunların içinde işçiler, mühendisler ve yöneticiler de var. Ve yüzde 80’i Türk vatandaşı. Yani elbette neredeyse bütün çalışanlarımız Türk. Çok fazla insan çalışıyor Akkuyun projemizde. Çok iyi öğrencilerimiz de var şirkete gelip bize katıldılar ve bir nükleer enerji santralinin nasıl işlediğini öğrenmek istediler. Yani çok fazla insan çalışıyor bunu söyleyebilirim. İnşaatın en yoğun döneminde yaklaşık olarak 12 bin kişi çalışıyor olacak.

Yaklaşık 4 bin kişi çalışacak. Öğrencilerimize eğitim vermeye başladık. Sanıyorum ki 10-12 yıl içinde bütün Türk personeli Rus çalışanların yerini alabilecek nükleer enerji santralinde. Çünkü bu ekonominin gelişimini sağlayabilecek bir şey ve Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirebilecek bir şey.

Bizim tedarik zincirimiz 400’den fazla şirketten oluşuyor. Ki bunların çoğu yerel şirketler. Çok fazla üretici var çalışma alanımızın etrafında bize katılmış olan. Bu arada inşaat ana yüklemnicisi Rus Titan-2 ve Türk IC Holding’in birleşiminden oluşan bir ortak girişim. Onlar, alt yüklenicileri bizim çalışma bölgemize çekebiliyorlar. Çükü Türk şirketleri nasıl çalışacaklarının çok iyi farkındalar. O yüzden dediğim gibi şuan 400 şirketle çalışıyoruz.

Yaklaşık 5 milyar dolarlık bir yerlileştirme olacak bu projede. Çünkü neredeyse bütün metal detaylar Türkiye’de üretiliyor. Daha önce de dedim, metal çubuklar, metal barlar, aynı şekilde kablolar ve borular. Nükleer şartnamenin yüksek standartlarını nasıl karşılayabileceği konusunda Türk şirketlere eğitim vermek için biz çok zaman harcadık bunun için çok emek verdik. Onlar da bu konuda çok başarılı oldular ve şimdi yollarında iyi bir şekilde ilerliyorlar.

Bu çok hassas ve uzun vadeli süreçtir. Çünkü nükleer enerji santralini iletecek bir ortaktan bahsediyorsanız çok çok yüksek seviyede bir şeyden bahsediyorsunuz. O yüzden çok dikkatli olmanız gerekiyor ve hiçbir şekilde ama hiçbir şekilde aceleci davranmamanız gerekiyor. İşte tam olarak bu yüzden hala herkesle görüşebiliriz ve tabiki proje yatırımcılarıyla görüşebiliriz. Ancak ilk olarak onu çok dikkatli bir şekilde incelememiz, kontrol etmemiz gerekiyor ve ikinci olarak Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından onaylanması gerekiyor. Çünkü bu Hükümetler arası Anlaşmamızda belirtilen bir şey.

Moskova’daki en iyi ve en muazzam et restoranı Voronej adında bir yer. Neden biliyor musunuz pekala? Bu bölgede Rusya’da çok büyük bir tarım alanı var ve orada muazzam biftekler üretiliyor ve bu restoran da o bifteği o bölgeden alıyor. O bölge de Novovoronesh Nükleer Santralimizin etrafında kalan bir yer. Tabi sadece nükleer enerji santrali yüzünden tadı güzel demiyorum her bölge gelişebilir nükleer enerji santralinin etrafında. Ancak nükleer teknolojileri kullanarak biz sadece nükleer enerji santrali yapmıyoruz. Aynı zamanda nükleer teknolojileri tıpta kullanıyoruz, tarımda kullanıyoruz, ya da farklı materyallerin üretiminde kullanıyoruz. O yüzden Türkiye’nin de geleceği aynı zamanda çok gelişecek bu teknolojilerle birlikte

Bu konu o kadar siyah ve beyaz değil. Çünkü biliyor musunuz burada; alım anlaşmamızda fiyat daha önce belirtilmişti hükümetler arası anlaşmalarda da. Bu yalnızca ilk 15 yıl için geçerli olabilecek bir şey ve size şunu söyleyeyim: Bu fiyatlarda alım garantisi olan oran yüzde 70. Piyasaya satış da yüzde 30 oranında olacak. Ve bu yalnızca ilk 2 ünite için geçerli. 3’üncü ve 4’üncü ünite için de durum tam tersi olacak. Yani alım garantisi yüzde 30 olacak bu fiyatlardan ve yüzde 70 de piyasaya satış olacak. Yani ortalama olarak da burada olacağız. Elbette bize de bir yatırımcı olarak paramızı geri almamıza yardımcı olabilecek bir şey bu. Ki biz de aynı şekilde kredilerimizi ödeyebilelim. Ve Türkiye için de 15 yıllık sürenin ardından tüm birimlerde üretilen elektriğin tamamı piyasa fiyatları üzerinden satılacak.”

Bu bir Rus teknolojisidir ki bu teknolojinin de pasif ve aktif güvenlik sistemlerinin benzersiz bir kombinasyonu olduğunu söylemek istiyorum. Bununla birlikte kesinlikle ve kesinlikle nükleer güç santralimizin emin olabiliyoruz. Herhangi bir durumda bile. Yani şöyle söyleyeyim; bizim nükleer güç santralimiz tsunami altında kalabilir, bir deprem olabilir veya farklı felaketler de meydana gelebilir. Ancak Rusya bu teknolojiyi bütün Rus nükleer santrallerinde kullanıyor. 3+ nesil reaktörler olarak adlandırılıyor bunlar. Ve Fukushima’nın ardından özel olarak üretildi. Güvenlik sistemlerini artırabilmek için. Mesela kor tutucu…Bu benzersiz Rus teknoloji know-how’ıdır. Onu biz reaktörümüzün altına yerleştiriyoruz. Her ihtimale karşı yapıyoruz bunu. Bir şey olursa diye, güvenlik amacıyla. Su oluyor içinde ve anında kendini kapatıyor, kilitliyor. Hiçbir şekilde ne toprak ne de su zarar görmüyor. Ve çevreye hiçbir şekilde radyoaktif madde salınımı olmuyor.

Rusya’da elbette çok dikkatli ve yakından hem kişisel olarak hem de toplum olarak nükleer enerjiyi ne kadar kabul ettiklerini, bunun ne kadar kabul gördüğünü gözlemliyoruz. Nükleeri destekleyen insanların en fazla olduğu yerler aslında bu nükleer güç santrallerinin olduğu şehirler ya da bunların etrafındaki yerler. Çünkü insanlar bunun güvenli olduğunu anlıyor. Bunun çok fazla fırsat sağladığını biliyor çalışanlar için, aileleri, çocukları için, onların eğitimi için, bölgenin kalkınması için. Bu sebepten ötürü de temiz enerji –bu arada biliyorsunuz nükleer enerji eko kare, yeşil karenin içinde yerini almış durumda. Yani solar, rüzgar, hidro ve nükleer enerjiden oluşuyor bu kare. Ve nükleer bir baz enerji olarak enerji arzındaki iniş çıkışları dengeleyebilir bu eko ve yeşil teknolojileri kullanarak.

İlk olarak şunu söylemek istiyorum; bu tarz mega projelerle alakalı her zaman endişeler olur. Ama şunu söyleyebilirim ki; dünyanın farklı yerlerinde nükleer kalkınma gelişmeleri görülen kurumlar, nükleer enerjiyi yeşil enerji olarak sınıflandırıyorlar şu an. İlk olarak bunu söylemek istiyorum. İkinci olarak da mesela Fransa… Elektriklerinin yüzde 70’ini nükleer enerjiden elde ediyorlar. Aynı zamanda Fransa dünyanın önde gelen tarım ülkelerinden bir tanesi. Yani bu ekolojik ve stabil (dengeli) bir enerji. Aynı şekilde fiyatları da tahmin edilebilir, öngörülebilir. Ve ekonomiyi kalkındırır, geliştirir. Ve ekolojiye hiçbir şekilde zarar vermez.”

Ama onlar projedeler zaten. Akkuyu Nükleer’de çalışıyorlar zaten onlar. Ve sanıyorum ki; belki de 4 yıldır orada çalışıyorlar. Yani mezun olduklarından beri orada çalışıyorlar. Rusya’dan mezun olup, gelip orada çalışıyorlar ve şimdi 143 öğrencimiz vardı ve bu yıl 50-59 öğrencinin daha gelmesini bekliyoruz. Çünkü hiç durmadan, ara vermeden öğrencilerimize eğitim vermeye devam ediyoruz Rusya’da. Ve şimdi burada; Türkiye’de de nükleer enerji alanında bir master programı oluşturuyoruz Türk kurumlarında. Çünkü elbette bu eğitimin yalnızca Rusya’da kalmaması gerekiyor. Türkiye’de de bunun eğitiminin olması gerekiyor. Yani dediğim gibi bizimleler biz birlikte çalışıyoruz.”

Bakın; ilk mezun öğrencilerimizin arasında Akkuyu’da çalışmak üzere işe alınacak ilk kişi kimdi biliyor musunuz? En iyisi kimdi biliyor musunuz? Bir kızdı. Kendisi muhteşem biriydi. Çok akıllıydı, çok zekiydi. Çalışmaya çok hevesliydi, çok enerji dolu biriydi. Nükleer tabi çok ileri teknoloji seviyesi gerektiren bir şey. Çok fazla bilgi gerektirir, çalışma gerektirir, kendini geliştirme gerektirir. Ama size şunu söyleyebilirim ki; çok fazla kadın nükleerde çalışıyor. Sadece Akkuyu’da da değil Rusya’da da durum böyle. Bir kez daha Fransa’dan örnek vermek istiyorum: Fransız teknoloji reaktörü üretiminin başındaki kişi de bir kadındı mesela. O yüzden bu kadınların giremeyeceği, var olamayacağı bir alan değil. Öyle bir şey yok asla. Tabi ki herkese kapılarımız sonuna kadar açık.”

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap