Bekçiye sıvazlatmam, polise belki

by Haber Fora

Mehmet Ali Çiçekdağ*

Havaalanlarında Kimin Türk Olduğu Nasıl Anlaşılır?

Korona öncesi oldukça sık seyahat eden şanslı kişilerden biriydim. Tabii havaalanlarında saatlerce beklerken kendinizi fazla şanslı hissetmiyorsunuz. Can sıkıntısını dağıtmak için bazen kendi kendime “Kim Türktür, kim değildir” oyununu oynardım. Tabii bize benzeyen bir sürü millet var. Artık kılık kıyafetten de fazla bir şey anlaşılmıyor. Özellikle her milletin gençleri bir örnek giyiniyor. Sonunda farkına vardım ki güvenlikten geçerken kollarını otomatik olarak Rio’daki Hazreti İsa heykeli gibi iki yana açıp sıkıntılı ve nonşolant bir şekilde havaya bakanlar Türk. Diğerlerinde bir acemilik, bir tedirginlik, bir tutukluk var. Amerika’da kötü dans edenlere “Beyaz erkek gibi dans ediyorsun” derler. Onlarda kadınlardaki ve azınlık bireylerindeki akıcılık ve doğallık olmadığından ötürü olmalı. Türk olmayanların da üstleri başları aranırken davranışları beyaz erkeklerin dansı gibi, amatörce, acemice ve kopuk kopuk.

Kimlik Bitte!

Lafın kısası bizler üniformalı birileri tarafından durdurulup kimlik sorulmasına, üstümüzün başımızın aranmasına alışkınız, tecrübeliyiz ve şerbetliyiz. Yaşı tutanlar belki hatırlar. Bundan 25-30 yıl önce Beyoğlu’ndaki bir tiyatroda Nazi rolünü oynayan aktörler bir sosyal deney yapmaya karar vermişler, zamanın üniformalarıyla sokağa çıkıp yürüyen vatandaşları durdurup “Kimlik bitte” gibi yarı Almanca, yarı Türkçe bir dille onlardan kimliklerini göstermelerini istemişlerdi. Hiç kimse de “bu ne iştir?” diye sormamış ve herkes koyun gibi kimliğini göstermişti.

Bekçiye Sıvazlatmam, Polise Belki

Peki durum böyle de geçenlerde Bekçiler Kanunu’nun müzakereleri sırasında bekçilerin “sıvazlama hakkı” üzerine kopartılan fırtına neyin nesiydi? Biz polislere, askerlere kendimizi sıvazlatıyoruz da bekçilere niçin sıvazlatmak istemiyoruz? Sınıfsal nedenlerden desek onlar da aşağı yukarı aynı kökenlerden geliyor. Yine de bu algılanan sınıf işine ayrıca bakmak gerek. Bu işin içinde başka faktörler olmalı deyip en iyi bildiğim şeylerden birine, ülkeleri ve sistemleri karşılaştırmaya giriştim.

Portakal ile Elma, Türkiye ile Amerika Karşılaştırılamaz

Sevgili mukayeseli devletler hocam ve arkadaşım Peter Merkl, “nasıl elma ile portakalı karşılaştıramazsak, az gelişmiş bir ülkeyle gelişmiş bir ülkeyi de karşılaştıramayız” derdi. Kendisinin affına sığınarak ve ülkemizin kültürel normlarına uyum sağlayarak topu size ortalıyor ve karşılaştırma işini size bırakıyorum. Ben size iyi bildiğim bir diğer ülkedeki, Amerika’daki durumu anlatacağım. Takdir size ait.

pastedGraphic.png

Üst arama ve mallara el koyma

ABD’de gereksiz nedenlerle üst aramanın önlenmesi bağımsızlık öncesi İngilizlerin davranışlarına bir tepki olarak 4. Anayasa değişikliğinin güvencesi altındadır. 

Kişilerin, üstlerinin, evlerinin, belgelerinin ve eşyalarının gereksiz aranması ve bunlara el konulmasına karşı dokunulmazlıkları ihlal edilemeyecek ve bu yetkiyi veren mahkeme izni mutlaka muhtemel bir nedene dayanacak, yemin ve beyanla desteklenecek ve özellikle aranacak yeri, tutuklanacak kişi ile el konacak eşyaları belirleyecektir. 

Bu hükmün nihai amacı ABD vatandaşlarının kişisel özgürlük kapsamındaki gizlilik haklarının korunmasıdır. Genelde özel bir istisna geçerli olmadıkça, özel mülklerin mahkeme izni olmadan aranmasının çoğu Dördüncü Değişiklik kapsamında yasaklanmıştır. Örneğin, bir polis arama yapmak için izin isterse ve ona izin verilirse, izinsiz bir arama yasal olabilir. Yasal bir tutuklama durumunda, arama için kamu güvenliğini ve sağlığını tehdit eden bir neden varsa, insanların yakın tehlike altında olduğu, kanıtların karartılmakla karşı karşıya olduğu durumlarda ve bir şüpheli kaçmak üzereyse izinsiz arama yapılabilir.

Üstünde ‘Uyuşturucu Torbası’ yazan uyuşturucu torbası

Öte yandan, yasadışı ya da aranan nesneler ortada açıkça görülüyorsa izinsiz arama ve mallara el konulması yasa dışı değildir. Geçenlerde ABD’de polis bir otomobilde yolcu koltuğunda üstünde ‘uyuşturucu torbası’ yazan içi uyuşturucuyla dolu bir torba buldu ve tabii ki ona el koydu.

Birinin dördüncü değişiklik haklarının federal yetkililer tarafından ihlal edildiği durumlarda, yasadışı aramayı ve el koymayı gerçekleştiren federal kolluk kuvvetlerine karşı dava açılabilir. Bu durumda davacının dördüncü değişiklik haklarının federal yetkililer tarafından ihlal edildiğini kanıtlaması gerekmektedir.

Günümüzde polisler bir mahkemeden alınmış arama izni ve bir suç kanıtı olabileceğine dair makul bir neden olmadan kimseyi durdurup üstünü ya da arabasını arayamaz. Polis arama izni olmadan bir eve ancak bir suçluyu kovalarken girebilir. 

1957’de Ohio polisi bir evde yasadışı kumar oynandığına dair bir ihbar aldı ve Dollree Mapp’in kapısına dayandı. Arama izinlerinin olmamasına rağmen olduğunu söylediler. Mapp eve girmelerine izin vermedi, ama onlar yine de girdiler. Evde kumar ve bahis kanıtlarının dışında o zaman pornografik sayılan kitaplar ve resimler buldular. Dava ABD Yüksek Mahkemesine kadar gitti ve 1961’de mahkeme Mapp v. Ohio kararında yasadışı ele geçirilen kanıtların kabul edilemeyeceğine hüküm verdi. 

Terörizm ve Vatanseverlik Yasası

11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’ne ve Pentagon’a yapılan saldırılardan sonra, Kongre ve Başkan istihbarat örgütlerinin iç terörle mücadele yeteneğini güçlendirmek için yeni bir kanun çıkardı. ABD Vatanseverlik Kanunu, kolluk kuvvetlerinin bireylerin tıbbi, finansal ve kütüphane kayıtlarına ek olarak e-posta ve telefon iletişiminde arama yapma yeteneğini artırmayı amaçladı ve gerçekleştirdi. Gizlilik hakkı biraz daha kısıtlanmıştı.

Vatanseverlik Yasası 2015’in ortalarında sona erdi ve 2 Haziran 2015’ten bu yana ABD Özgürlük Yasası kapsamında yeniden paketlendi. Yeni kanunda güya toplu dinleme ve kaydetme yasaklanmıştı ama çok sayıda istisna vardı. Amerikan devletinin vatandaşları hakkında topladığı bilgilerin inanılmaz miktarı ve kapsamı dönek istihbaratçı Snowden’in Wikileaks’e sızdırdığı belgelerle kanıtlandı.

Büyük Birader Seni İzliyor

Teknolojinin gelişmesiyle ve gizlilik hakkının alanını daraltan yasaların çıkmasıyla ABD’de kişisel verilere erişim büyük bir problem haline geldi. Sosyal medya platformlarının ve 11 Eylül saldırısından sonra hız kazanan devletin topladığı kişisel iletişim kayıtlarını ve verileri kötü amaçlarla kullanılabilme olasılığı arttı. Teknoloji sayesinde artık kilometrelerce uzaktan tanım yapılıyor, kimlik saptanıyor ve dudaklar okunuyordu. Aynen 1984 romanındaki gibi Büyük Birader her an bizi izlemekteydi.

 

Adi suçlar, elektronik arama, dinleme ve mahkemeler

Son yıllarda, Dördüncü Değişikliğin elektronik arama ve el koymalara uygulanabilirliği mahkemelerden büyük ilgi gördü. Çünkü internetin gelişmesi ve bilgisayarların popülaritesinin artmasıyla elektronik ortamda işlenen suçların miktarı artmıştı. Bu tür suçların kanıtları genellikle bilgisayarlarda, sabit disklerde veya diğer elektronik cihazlarda bulunabiliyordu. Elektronik cihazların aranması ve ele geçirilmesi de Dördüncü Değişiklik hakları kapsamına giriyordu.

Birçok elektronik arama davası, kolluk kuvvetlerinin bir şüphelinin çalıştığı şirkete ait bir bilgisayarı arayabilip arayamayacağını içeriyordu. İçtihatlar bölünmüş olmasına rağmen, çoğunluk çalışanların şirkete ait bir bilgisayarda saklanan bilgilerle ilgili meşru bir gizlilik beklentisi olmadığını düşünüyordu. 

İtiraf Ediyorum, Amerikan Polisi İçin Çalıştım

Burada konuyla ilgili kişisel bir anımı paylaşmak isterim. Bundan on yıl kadar önce Kuzey California’daki bir şehrin şerifi benimle ve bir meslektaşımla temasa geçti. Cinayet işlediğinden şüphelendikleri bir Türk’ün telefonunu dinlemek için bizden yardım istedi. Önce Los Angeles’e uçup yasal ve teknik konuları içeren sıkı bir eğitim aldık. Telefonu dinlenen kişilerin anayasadan kaynaklanan gizlilik ya da mahremiyet haklarını çiğnememek için konuşmanın ilk sekiz saniyesinde onun kişisel bir konuşma olup olmadığına karar vermemizi istediler. Eğer konuşmanın kişisel olduğuna karar verirsek ses kaydını ve dinlemeyi hemen durdurup iki dakika beklememiz söylendi. Yasal olmayan bir şekilde toplanan kanıtların mahkemece kabul edilmeyeceğini zaten biliyordum. Bu süre limiti ve özel konuşma kurallarının uygulamada pek işe yaramadığını da belirteyim. İnsanlar genelde “nasılsın, iyi misin” muhabbeti yapıp o gün niçin mutsuz ve dertli olduklarını anlatıyorlar. Dinleme sonucu polisin suçluyu kaçarken yakaladığını, ama bu arada bizim istemeden adamın eşinin onu avukatıyla aldattığını öğrendiğimizi eklemek isterim. Kısacası mahremiyet kâğıt üzerinde kalmıştı.

Şeffaflık ve Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası

Devletin elindeki neredeyse sınırsız olanaklara karşın vatandaşların da elinde 4. Değişiklik haklarından başka bazı haklar da vardır. Amerikalılar devletin kendileriyle ilgili topladığı bilgileri talep edip onların kopyalarını alma hakkına sahiptir. Ülkede birkaç kez, benzer isimlere sahip iki kişinin kayıtları karıştı. Bazen masum kişilerin dosyalarına başka kişilerin sabıka kayıtları yanlışlıkla eklendi. Bu tür felaketlerin her zaman bürokratik hatadan kaynaklanmıyor, günümüz dünyasında en yaygın suçlardan biri birinin dolandırıcılık yapmak için başka bir bireyin kişisel bilgilerini (sosyal güvenlik numarası gibi) kullandığı kimlik hırsızlığıdır.

1966 Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası federal devletin bir vatandaş veya başka bir konu hakkında sahip olduğu tanımlanabilir herhangi bir bilgiyi talep üzerine vermesini şart koşar. İkinci bir yasa olan 1974 Gizlilik Yasası, özellikle hükümetin topladığı bilgilere vatandaşın erişmesini kolaylaştırıp isteyen herkesin federal kurumlardaki kayıtları gözden geçirmesine ve bu kayıtları olası yanlışlıklar açısından kontrol etmesine izin verir.

Bizde özgürlükler o kadar önemli değildir

Bir gün Boğaziçi’nde Amerika’daki özgürlükleri ve boyutlarını ballandıra ballandıra anlatıyordum. Bir öğrenci “ama hocam,” dedi, “bizde özgürlükler o kadar önemli değildir”. Bu beni oldukça üzdü çünkü hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminde hürriyet uğruna ülkemizin nice cesur insanının canını verdiğini biliyordum. Öğrenciye, “dünyada özgürlükten daha önemli hiçbir şey yoktur” dedim. ABD kurucu babaları anayasaya hangi kavramı koyalım diye tartışırken ünlü hatip Patrick Henry “bana özgürlüğü verin, gerisi sizin olsun” demiş.  

Sonradan “haklı mıydı acaba” diye düşündüm. Özgürlüğün çok göreceli bir kavram olduğunu, deneyimleri az ve izafet çerçevesi** küçük olanların onun değerini bilemeyeceklerini, kısacası hem özel hem de kamu hayatında yeterli özgürlükleri yaşamamış olanları anlayışla karşılamam gerektiğini düşündüm. Aklıma babamın soğanın cücüğü fıkrası*** ve tüm toplumun devamlı birbirini gözaltında tuttuğu Çetin Altan romanı Büyük Gözaltı**** geldi. 

“Temel özgürlüklerinden geçici bir güvenlik için vazgeçenler ne özgürlüğü, ne de güvenliği hak ederler”  

Biliyorum ki ekonomik koşullar ve üretim araçlarına kimin sahip olduğu özgürlüklerin sınırını saptar. Marxist jargonda altyapı üstyapıyı belirlemez mi? Maslov’un hiyerarşisine göre de insanlar önce yiyecek ve barınak, sonra diğer daha soyut amaçlar peşinde koşmazlar mı? Ancak ben, ‘bu kadar geçim sıkıntısı varken yoksul biri özgürlüğü ne yapsın?’ diye düşünenlerden değilim. Özgürlüklerle refahın birbirine bağlı olduğunu, özgür vatandaşları olan ülkelerin genelde daha üretken ve zengin olduğunun bilincindeyim. Amerikan kurucu babalarının en babalarından Benjamin Franklin 18. Yüzyılın sonlarında, “temel özgürlüklerinden geçici bir güvenlik için vazgeçenler ne özgürlüğü ne de güvenliği hak ederler” demiş. Bence adam o zaman da haklıydı bugün de.

Bu yarı özgürlükçü iyi niyetli melek polis, yarı kötü niyetli ceberut şeytan polis, tutarsız ve istismara müsait Amerikan sistemi ülkemizde uygulanabilir mi? Kısa cevap bu coğrafyada vatandaşların gizlilik hakkına terörle savaş yüzünden ya da bahanesiyle fazla itibar edilmediği. Ümidim ülkemizde bir şekilde daha da özgürlükçü ve vatandaşın mahremiyet hakkına önem veren bir sistemin oluşması. Bu da bir ölçüde kendimizi eleştirmemize, haklarımıza sahip çıkmamıza ve geçmişten ders almamıza bağlı. Ancak biz balık hafızalı bir milletiz. Fıkrayı belki bilirsiniz, Temeli asacaklarmış. “Son sözün var mı?” diye sormuşlar. Temel de “bu bana bir ders olsun” demiş. Umarım geç olmamıştır. Bazı deneyimlerin sonradan davası olmaz.


**İnsanların izafet çerçevesinin ya da referanslarının kesiştiği alan, iletişimin gerçekleştiği alandır. Bana Mülkiye’de bu kavramı öğreten değerli hocam ve meslektaşım Nermin Abadan Unat’a saygılar.

***Köylünün biri diğerine sormuş, “zengin olsan ne yersin?” diye. “Soğanın cücüğünü yerim” demiş arkadaşı. “Peki sen ne yersin?”. Birinci köylü uzun uzun düşünmüş, “bana yiyecek bir şey bırakmadın” demiş.

**** Çetin Altan, Büyük Gözaltı, İnkilap, 2015.


Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap