Camilerin dolmaması tartışmaya yol açtı: Kimisi “virüs yayıyor”, kimisi de “boş kalıyor” diyor

by Haber Fora

Pandemi milyonların hayat tarzını değiştirdi. Birçok alanda olduğu gibi insanların ibadet alışkanlıklarını da etkiledi. 

Camilerin bir süre kapalı kalması ardından alınan kontrollü açık kararına rağmen insanların eskiden olduğu gibi ibadethanelere gitmemesine yol açtı. 

Öyle ki başta cuma namazı başta olmak üzere vakit namazlarını evde kılıp camiye gitmeme durumu evlerde eşler arasında tartışmaya yol açıyor. 

Hatta dindar kadınların, virüs mazeretiyle cuma namazına gitmeyen kocalarının vebalini sorar hale geldiği belirtildi. 

Bu konuya dikkati çeken ilahiyatçılardan biri de Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzman Yardımcısı Gülsüm Soydan oldu. 

“Düğüne, derneğe, cenazeye giden camiden uzak durmaya başladı” 

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı faaliyet gösteren diyanethaber.com isimli internet sitesinde bu konuyu işleyen Soydan, pandeminin insanlarda mazeret ürettiğine dikkati çekti. 

“Mazeretler seri üretime geçti. Önceden el yordamıyla üretilirken artık Kovid-19 fabrikasında her ebat mazeret üretilebiliyor” ifadelerini kullanan Soydan, “İşe ve alışverişe giden, toplu taşıma kullanan, ayıp olmasın diye düğüne derneğe, cenazeye giden insanımız, camiden uzak durmaya başladı. Halbuki bütün endişeleri giderecek kadar, belki de hiçbir ortamda olmayacak kadar tedbir var camilerimizde; ön ve arka saf boş, sağ ve soldaki saf boş. Şadırvanda abdest almak istemezsen, abdestli gel. Cami halısına yüz sürmek istemezsen, seccadeni getir; getirmediysen merak etme o da var camide, hem de tek kullanımlık! Her kapıda dezenfektanın hazır. Yine de içeri girmekten endişe mi ediyorsun? O halde kapının ardından uy hazır olan imama” cümlelerine yer verdi yazısında. 

 

Kıyametin cuma günü kopacağını hatırlattı

“Hanımlar, virüs mazeretiyle cuma namazına gitmeyen kocalarının vebalini sorar hale geldi” diyen Soydan, şunları kaydetti:

“Hayatımızı evlerden idame ettirmek zorunda kaldığımız bu zor süreçlerde bazen camilerin kapısına kilit vurmak zorunda kaldık, bazen yaşa takıldı ibadetlerimiz bazen de virüslü/temaslı derken cuma namazı farz olmaktan çıkmış oldu. Ancak bu geçerli mazeretler olmadığında, cemaatsiz kılınamayan cuma namazı, yollarımızı gözlüyor. Günümüzün acı bir gerçeği var ki pek çoğunun dini yaşantısı “cumadan cumaya” gibi bir deyimde ifadesini bulmuş. Cuma gününde kıyametin kopacağını da unutmayıp, ihmalinle ölmemek için aldığın tedbirler kadar öldükten sonraki takdire de hazırlanmalı; tedbirle takdir arasında dengede durmalısın.” 

Eşler arasında olduğu ifade edilen camiye gitmeme veya ibadethaneden uzak durma tartışmasını ilahiyatçılar yorumladı. 

“Pek çok mekan kapalı iken camilerin açık durması yanlış. Bu durum virüsün yayılmasına yol açıyor” diyerek eleştiride bulunan olduğu gibi Soydan gibi “camilerin boş olmasına” üzülenler de çok. 

Bu konuda ilahiyatçılar da farklı görüşler dile getirdi. 

 

“İslam’ın ‘kendinizi tehlikeye atmayın’ emri var” 

Prof. Dr. Mehmet Azimli, virüs nedeniyle cumanın farz olup olmaması konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın daha önce açıklama yaptığını hatırlattı. 

Azimli, ilk başlarda insanlara cumada 1-2 metrelik mesafeye dikkat ettiğini ancak daha sonra yakınlaşmanın yaşandığını belirterek, “Bu hastalıklara sebep oluyor. İslam dininin kendini tehlikeye atmayın diye emri var” dedi. 

İnsanların Diyanet’e tepki göstermek yerine cuma ve vakit namazlarını camide kılmamayı tercih ettiklerini aktaran Azimli, “Cemaatle namaz kılınmaması doğrudur. ‘Bir yerde hastalık varsa oradan çıkmayın, bir yerde hastalık varsa oraya girmeyin’ şeklinde hadis var. Mesela bütün düğünler iptal oldu, spor müsabakaları seyircili olarak iptal oldu buna benzer birçok şey iptal olurken insanları camiye doldurmak doğru değildir. Bunu hem insanlık hem de din açısından değerlendirdiğimizde din buna cevaz vermez. Onun için insanları toplayıp hastalık yaymaları devlet bu kadar çırpınırken oraya insanları doldurup hadi bakalım bu farzdır bunu yapacaksın demek doğru değildir” değerlendirmesinde bulundu. 

“Bu namazı yasaklamak değil, insanları hastalıktan korumaktır” 

“Kimisi ‘camiler boş’ diye üzülürken kimisi de ‘dükkanlar, lokantalar, kafeler kapalı ama camiler dolu ve bu virüs yayılıma yol açıyor” diye eleştiriyor. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?” sorusuna Azimli şu cevabı verdi: 

“Açık olan camilerde virüs yayıldığına ilişkin görüşe ben de katılıyorum. İlk başlarda camilerin kapalı olması doğru bir karardı. Camilerde yaşanan yoğunluğun engellenmesi lazım. Bireysel namazlar kılınsın. Camilere limit, iki metre ara uygulanmalı ve sürekli havalandırılması gerekir. Hastalık tanımayız diye insanlar ile doluşursa istenildiği kadar çaba gösterilsin hastalık bitmez. Onun için Diyanet ağırlığını koymalı ve çekinmeden ‘camiye gitmeyin, ibadete karışmıyorum’ diye söyleyebilmeli. Hiç kimse ibadete karışamaz. Bu bir haktır. Örneğin sosyal medyada Şanlıurfa’ya ait bir video yayınlandı. İnsanlar beraber dip dibe, kol kola zikir yapıyorlar. Birbirine hastalık bulaştırıyorlar. Böyle olur mu? Bu nedenle yasaklanması lazım. İnsanlar misafirliğe gidemiyor, düğünler ve toplu etkinlikler yapılamıyor. Doğrusu olan da budur. Benzer toplu etkinlik ve ibadetler yasaklanmalı. Aslında bu yasaklamak değil, insanları hastalıktan korumaktır.”

 

“İbadethaneleri diğer mekanlarla kıyaslamamak lazım”

İlahiyatçı Mehmet Ali Büyükkara, ise camilerin oldukça güvenli yerler olduğunu, imamlar ve müezzinlerin bu konuda çok hassas olduklarını söyledi. 

Camilere gitmeyi tercih eden cemaatin de başkasına virüs bulaştırmamak ve kapmamak için hassasiyet gösterdiğini söyleyen Büyükkara, “Camilerde namaz kılmak serbest olduğu mayıs ayından itibaren aralıksız gidiyorum. Değişik yerlerde cuma namazı kıldım. Hiçbir şekilde güvensiz bir ortama rastlamadım. Cami görevlileri dikkatle uyarılarını yapıyor ve cemaat de bu konuda oldukça bilinçlenmiş” ifadelerini kullandı.

Büyükkara’ya göre mesafe kurallarını ihlal etmek isteyen ve kötü hava şartlarında yer bulunmasa bile hassasiyetten ödün verilmiyor camilerde. 

“Camilerden bulaş riskinin azaltılmıştır” diyen Büyükkara, şunları söyledi: 

“İbadethaneleri diğer mekanlarla kıyaslamamak lazım. Öyle bir kıyasa da gerek yok zaten. İkinci olarak bu güvenli şartlar altında cumanın farziyetinin düşmesi söz konusu olamaz. Zaten Diyanet teşkilatı bu hususta herhangi bir şey söylemedi. Yani camilerin açık olması demek cumanın farziyetinin devam ettiği anlamına geliyor. Bu noktada eğer karantina değilse veya başka özel mazaretleri yoksa bir Müslüman’ın cumaya devam etmesi gerekiyor.”  

 

“Kasıtlı olarak cumadan geri durmak olarak değerlendirilmez” 

Yazar Metin Karabaşoğlu ise Din İşleri Yüksek Kurulu’nun ‘Meşru bir mazeretin varlığı, cuma namazının farziyetini düşürmektedir’ açıklamasını anımsattı. 

Karabaşoğlu “Tüm dünyayı etkileyen Kovid-19 salgını ile ilgili tedbirler, kış mevsiminin getirdiği elverişsiz hava şartlarıyla birleştiğinde, cemaatin bir kısmının camide yer bulamaması ve cuma namazını kılamamasına yol açabilmektedir. Camide mesafe şartını sağlayacak şekilde yer bulamayanların hem kendilerini hem de cemaati tehlikeye atacak şekilde içeriye girmeleri doğru değildir. Bu şekilde cuma namazını kılamayan kişilere, diğer meşru mazeretlerde olduğu gibi, öğle namazını kılmak farz olmaktadır” diye konuştu. 

Cuma namazına gidemeyenlerin durumunun, ‘kasıtlı olarak cumadan geri durmak’ şeklinde değerlendirmenin doğru olmayacağı kanaatinde olduğunu dile getiren Karabaşoğlu, “Mevcut şartlarda cumaya gidemiyor olmanın dayandığı bir meşru mazeret zemini bulunduğuna göre, kişilerin cumaya gidip gitmeme üzerinden birbirleri hakkında bir yargıda bulunmaları isabetli bir tutum olmayacaktır” dedi.
 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap