Cumartesi Anneleri: Devlet yükümlülüklerini yerine getirmediği için cezasızlık zırhı aşılamıyor

by admin

Cumartesi Anneler 799. hafta açıklamasında 28 yıl önce gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay‘ın dosyasının zamanaşımı gerekçesi ile kapatılmasının uluslar arası insan hakları hukukuna aykırı olduğunu belirterek adalet çağrısında bulundu. Açıklamada, devlet politikaları doğrultusunda yapılan gözaltında kaybetmelerin yine devlet kurumları tarafından örtbas edildiği kaydedilerek, “Devlet, anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği için cezasızlık zırhı aşılamıyor” ifadeleri kullandıldı.

Cumartesi Anneleri salgın nedeniyle internet üzerinden gerçekleştirdikleri 799. hafta açıklamasında 28. yıl önce gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay için adalet talebinde bulundu.

Bu haftanın açıklamasını yapan Cumartesi İnsanlarından Ümit Tekay Dişli, yaptı. Devletin politikaları veya eylemlerinden doğan gözaltında kaybetmeler, yine devletin kurumlarının işbirliği içinde  örtbas ediliyor. Devlet, anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği için  cezasızlık zırhı aşılamıyor” ifadelerini kullanan Dişli sözlerine şu şekilde devam etti:

Temel hak ve özgürlüklerin korunması, hukukun üstünlüğünün  sağlanması ancak geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlalleri üzerindeki cezasızlığın son bulması ile mümkündür.

 Ancak Türkiye’de cezasızlık bir devlet politikası olarak uygulanıyor. Devletin politikaları veya eylemlerinden doğan gözaltında kaybetmeler, yine devletin kurumlarının işbirliği içinde örtbas ediliyor. Devlet, anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği için cezasızlık zırhı aşılamıyor. Bunun sonucunda da ne gözaltında kaybedilen insanlarımıza ne de  adalete ulaşılamıyor.

799. haftamızda adalet talebimizin 28 yıldır karşılık bulmadığı Hasan Gülünay dosyası ile kamuoyunun karşısındayız.

 23 Mayıs1992 tarihinde Artvin’de gözaltına alındıktan sonra işkence ile öldürülen Ali Ekber Atmaca‘nın üzerinden İstanbul’da aynı mahallede yaşadığı Hasan Gülünay’ın kimliği çıktı.

Bu nedenle 32 yaşındaki 4 çocuk babası Hasan Gülünay polis tarafından aranmaya başlandı. Eşine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden işyerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönemedi.

Hasan’ın iş yeri telefonunu arayan bir kişi, Terörle Mücadele Şubesi’nden aradığını söyleyerek Hasan Gülünay’ın gözaltında olduğu bilgisini verdi. Ancak

Savcılık ve İstanbul Emniyeti’ne başvuran aileye, Hasan’ın gözaltında olmadığı, arandığı söylendi. Bunun üzerine  aile memleketlileri olan ve o dönem İstanbul Emniyetin’de üst düzey yetkili olan Hüseyin Kocadağ’la görüştü. Kocadağ aileye “Hasan Gülünay sağ, içeride işkence yaraları iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar.” dedi. Aile bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu.

Hasan’la aynı tarihlerde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sorguda olan bir tanık, yüzünü görmediği bir kişinin işkencede “Ben Hasan Gülünay beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar!” diye bağırdığını açıkladı. Bu iki açılamanın ardından hem ailenin hem de tanıklık yapan kişinin evleri polis tarafından basıldı ve konuşmamaları için tehdit edildiler. 

Başbakan, İçişleri Bakanı ve TBMM başta olmak üzere tüm resmi mercilere başvuran aileye devletin cevabı; “iddialarınız gerçek dışı, başvurularınız  emniyet teşkilatını karalamaya yönelik” oldu.

Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı.Yargı makamları,  güvenlik güçleri tarafından verilen bilgilerle yetindi. Olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili bir soruşturma yürütmeden  zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Karara yapılan itiraz reddedildi. Dosya 2013 yılında  Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.

Anayasa Mahkemesi de  davada AİHM’nin zorla kaybetmelerle ilgili kabul ettiği delil standartlarını uygulamadı. 21 Nisan 2016 tarihinde yalnızca “yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine” hükmetti. Ancak  bu ihlalin de sonuçlarının ortadan kaldırılması için zamanaşımını gerekçe göstererek etkili bir giderim yolu sunmadı. Dava AİHM’e taşındı.

Anayasa Mahkemesi de  davada AİHM’nin zorla kaybetmelerle ilgili kabul ettiği delil standartlarını uygulamadı. 21 Nisan 2016 tarihinde yalnızca “yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine” hükmetti. Ancak  bu ihlalin de sonuçlarının ortadan kaldırılması için  zamanaşımını gerekçe göstererek etkili bir giderim yolu sunmadı.

Gözaltında kaybedilişinin 28.yılında bir kez daha Hasan Gülünay için hakikat ve adalet çağrısında bulunuyoruz: Gözaltında kaybetme devam eden bir insan hakkı ihlali niteliğindedir. Hasan Gülünay dosyasının zamanaşımı gerekçe gösterilerek kapatılması uluslararası insan hakları hukukuna aykırıdır.

Gülünay’ın güvenlik güçlerince gözaltına alındığını ve onların kontrolleri altında öldüğünü doğrulamaya yetecek ciddi, belirgin ve tutarlı emareler mevcuttur. Hakikatın açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması için eksik olan  şey siyasi ve adli iradedir.

Bu yüzden bir kez daha  siyasi ve adli makamları Hasan Gülünay’ın akıbetinin açıklanması, faillerinin cezalandırılması için uluslarası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz.

Hasan Gülünay için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz! 100 haftadır hukuksuz bir biçimde bize kapatılan kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.” 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap