Demokratik sistemimizin kurtuluşu için “Utah Jazz Modeli”

by Haber Fora

Bütün hikaye 2016 Amerikan seçimleri arifesinde FBI’ın Hillary Clinton’un gmail hesabı üzerinden devlet görüşmeleri yapmasını soruşturmasıyla başlamıştı.

Şimdi Utah Jazz’ın bu seneki destansı ve adeta filmlere konu olacak mücadelesini anlatmak için 2016 Amerikan seçimlerine kadar uzanmamızın çok önemli bir nedeni var.

2016’da herkesin gözleri önünde bir emlak milyarderi ve şovmen Amerika’da Beyaz Saray koltuğuna oturmuştu 

Beyaz Saray’da bir kural var; seçimler kasım ayının ilk salı gününde yapılır, başkan ocak sonunda koltuğuna oturur.

O süreçte “Seçilmiş Başkan” olarak bir geçiş dönemi bürokratlar ve devlet görevlileri üzerinden yürütülür.

Seçilmiş Başkanlık ofisini kendi otelinde kuran Trump, daha ilk saniyelerden itibaren artık işlerin çok benzersiz bir şekilde yürüyeceğini gösteriyordu dosta düşmana…

Ve 2016-2021 yıllarında önce Amerika, ardından da tüm dünyada “Şahsım” diplomasisi bir model oldu.
 

Neydi bu şahsım diplomasisi?…

“Ben karar alırım”, “Ben görüşme yaparım”, “Ben rehine kurtarırım”, “Ben silah satarım”, “Ben asker çekerim”, “Ben asker yollarım”, “Ben generallere suikast düzenlerim”; ben, ben, ben…

Şahsım haricinde de sadece aileme güvenirim. Damadım Ortadoğu’da ittifaklar kurar!  

Şahsım diplomasisi + Damat lobiciliği

Şimdi hala Utah Jazz hikayesine geçiş yapmadığımızın farkında olarak hikayeyi onun bu destansı mücadelesine taşıyalım.

NBA majesteleri Michael Jordan’dan sonra bir kazanma formülü inşa etmişti. Yazılı olmayan, ama birçok takımın uyguladığı;

Bir ya da imkanın varsa iki süper star, mega star etrafında bir takım oluştur ve bu ikilinin seni şampiyonluk yüzüğüne taşımasını bekle…

Michael Jordan – Scottie Pippen
Shaq – Kobe Bryant
İkiz Kuleler Tim Duncan – David Robinson
Modern basketbolda Stephan Curry – Klay Thompson
Şimdiler de de Lebron James – Anthony Davis
 

Tüm bunların haricinde yıldız isimler de hep takımı sırtlayan, lokomotifi olan isimlerdi.

Kevin Durant, James Harden yakın zamanlarda Luka Doncic ve diğerleri.

Ama 2021’de başka, bambaşka, benzersiz bir hikaye ile karşı karşıyaydık.

Orada yine siyasete geçiş yapıyoruz;

2021 Ocak ayı, bırakın Amerikan siyasetini dünyanın geri kalanı için de bir şok etkisi yaratacak Amerikan Kongresi baskını ile başladı.

Ve belki de “Şahsım” devleti politikalarının yıkılışıydı o korkunç Kongre baskını görüntüleri.

Trumpizm “görkemli bir final” yapmaktaydı.

Joe Biden böylesi bir iklimde yaptı yemin törenini ve tam olarak Demokratlara yakışır bir şov şekliye aynı gün ilk kararnamelerini imzaladı.

Sonrasında arık Joe Biden’ı görmez olduk.

Her konu hakkında farklı bir sözcü basın karşısına geçiyordu.

Bu durum sıklıkla ifade ettikleri “Şahsım” politikalarının yerini “kurumsal kimliğin” alacağınının kanıtıydı.

Artık kurumlar sahnedeydi.
 

Joe Biden’la “Dostum Biden” diyaloğu kurulmayacaktı. Bu dünyanın kalanı için önemliydi; çünkü “Dostum Trump” diyenlerin de kendi içlerindeki kurumlarının hatırlaması lazımdı.

Özetle tek adam değil, takım oyunu bekleniyordu. 

Ve dönelim yeniden Utah Jazz hikayesine.

Peki, nedir bu Utah Jazz’ın hikayesi?

Utah Jazz bambaşka bir boyutta artık.

Hem de tek adam zihniyetine bürünmüş modern basketbola da “5, 1’den büyüktür” dercesine topu elden ele dolaştırıp çok benzersiz bir oyunla bunu yapıyorlar.

NBA’in en çok galibiyet alan takımı olduğunu da belirteyim.

Türkiye’de takım oyunu oynamanın ne demek olduğunu bilmeyen siyasi partiler ve onun içerisinde “siyasetçi” taklidi yapanlara harika bir örnek Utah Jazz’ın bu senesi.

Dürüst olmak gerekirse Utah Jazz’de süper star seviyesinde oyuncu yok. 

Herkes birlikte çalışıyor, ama temel sorumluluk alanları da var. 

Donovan Mitchell var en çok öne çıkan. Mitchell, Bire birde yaratıcı ve ana atıcı. 

Mike Conley ana karar verici ve ikili oyunların ana sorumlusu. 

Bogdanoviç en keskin nişancı organizasyonların en çoğu ona bitirici şut vermek için. 

O’Neale en önemli dış savunmacı. 

Clarkson kenardan gelip skoru sırtlayan isim (takımda en skorer ikinci oyuncu). 

Biz “5, 1’den büyüktür” dedik ama yedek kulübesinden gelenleri de unutmayalım. Her oyuncunun adeta bir de dublörü var.

Ve Utah Jazz’da bir başka hikaye de şu ki;

Öyle bir ekole teslim edilmiş takım da değil!

Farklılıkların aslında bir zenginlik olduğu hakikati ile yüzleşmiş bir Birleşmiş Milletler modeli adeta.

Gobert Fransız, Bogdanoviç Hırvat, Ingles Avustralyalı…

Özetle Amerika’da Joe Biden’dan önce şahısların değil, takımın önemini vurgulayan bir hikaye yazılıyor.

‘Kurumların inşası’ yılı olarak gördükleri 2021’de bakalım Utah Jazz bir epik başarı yakalayacak mı, hep birlikte izliyoruz.

Ne diyelim demokratik sistemimizin kurtuluşu için “Utah Jazz Modeli” bir fikir oluşturur mu, bekleyip görelim…

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap