Devre kesiciden sermaye kontrolüne, swaptan liberal kambiyo rejimine haftalık ekonomi terimleri sözlüğü

by Haber Fora

19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece Merkez Bankası Başkanı’nın değişmesiyle haftaya heyecanlı başlayan Türkiye piyasaları, “Bu cuma Resmi Gazete’den kabine değişikliği çıkacak mı?”yı konuşmaya başladı bile. 

Pazartesiye 8 lira 45 kuruş ile başlayan Dolar/TL ise haftayı 8 liranın üzerinde kapatmaya hazırlanıyor. Euro/TL tarafında da durum farksız değil. Türk Lirası, Avrupa Birliği’nin para birimi karşısında bir haftada yüzde 10 değer kaybetmiş durumda. 

19 Mart Cuma gününü 1528 puanda kapatan ve haftaya 2021’in tüm kazançlarını silerek başlayan BIST 100 endeksi ise 1360 puan seviyelerine kadar geriledi. 

“Altın fiyatları” (5 milyon), “döviz” (500 bin), “borsa” (200 bin), “euro ne kadar?” (100 bin) “dolar yorum” (100 bin), pazartesi günü Google’da en fazla aranan ilk beş kelime oldu. 

Böyle bir ortam, ekonomistler için stres, ekonomiyle ilgisi olmayanlar için ise kelime dağarcığına yeni eklemeler yapan bir “fırsat”tı. 

Sermaye kontrolleri, swap faizleri, Borsa İstanbul’un devre kesicileri, 22-26 Mart haftasının en fazla tartışılan kelimeleriydi. Şimdi bunlara sırasıyla bakalım.

1. Sermaye kontrolü nedir?

Merkez Bankası’nın rezervleri ile ilgili tartışmaların sürdüğü bir atmosferde, TCMB Başkanlığı’ndaki değişiklikle, yeni bir döviz krizi olması durumunda kamu bankaları üzerinden döviz satışı yapılıp yapılmayacağı şüpheleri de güçlendi. 

Başta yabancı kuruluşlar olmak üzere pek çok ekonomi otoritesi sermaye kontrollerini “bir seçenek” olarak konuşmaya başladı. 

Sermaye kontrolleri, en basit anlamıyla ülkeye giren ve çıkan sermayenin kontrol edilmesi anlamına geliyor. Peki neden sermayenin giriş ve çıkışının kontrol edilmesine ihtiyaç duyuluyor? 

Ekonomi profesörü Ilene J. Grabel’e göre sermaye kontrolleri, finansal istikrarsızlığın olduğu ülkelerde döviz riskini, yatırımcının kaçış riskini, kırılganlık riskini ve bulaşıcılık riskini azaltmak için tercih ediliyor. 

Ekonomist Dr. Özgür Ergül, TCMB kütüphanesinde yer alan uzmanlık yeterlilik tezinde IMF ekonomistleri Barry Johnston ve Natalia Tamirisa’nın 1998’de kaleme aldıkları “Neden Ülkeler Sermaye Kontrollerini Kullanır?” başlıklı makalesine atıfta bulunarak gerekçeleri şöyle sıralıyor:

a- Ödemeler dengesi ve makro yönetimin bozulması: Ödemeler dengesi zayıf olan ülkelerde sermaye çıkışlarının kısıtlanmasının nedeni, parasal koşulları sıkılaştırmadan döviz kurunun değer kaybetmesini engellemek. 

Sermaye girişlerine konulan kısıtlamalar ise, yüksek miktardaki sermaye girişleri karşısında uygulanıyor. Sıcak para, daha fazla para getirsin diye faizin yüksek olduğu ülkelere kayıyor. Bu durum bir süre sonra ulusal paranın yabancı paralar karşısında aşırı değerlenmesine yol açıyor. Ancak ihracattaki rekabeti düşürüyor. 

b- Piyasa ve kurumsal evrim: Finansal piyasası yeteri kadar gelişmemiş ülkeler, küçük yerli finansal kuruluşlarının büyük yabancı finansal firmalarla rekabet etmesi amacı güdebiliyor. Ancak böyle bir durumda sermaye piyasaları üzerine konulacak kısıtlamalar yeni finansal ürünlerin piyasada kullanılmasını da engelleyebiliyor. 
 

c- İhtiyatlı politikalar: Bir ülkenin kurumları, döviz riskine aşırı maruz kalırsa, bu kurumların döviz borçlarının vadesini uzatmak adına, birtakım kısıtlamalara gidilebiliyor. Tabii bunun da riskleri var. Örneğin portföyün çeşitlendirmesinin engellenmesi yatırımın riskini artırabilir. Çünkü birden farklı yere yatırım yapmanın risk, büyün parayı tek bir yere yatırmaktan her zaman daha düşüktür. 

d- Ekonominin büyüklüğü ve açıklığı: Görece daha açık ekonomiler dış şoklara daha fazla maruz kalabiliyor ve bunun sonucunda sermaye kontrollerine daha fazla başvurabiliyorlar. 

Sermaye kontrolleri nasıl yapılıyor?

Sermaye kontrollerinin çeşitleri, doğrudan ve dolaylı sermaye kontrolleri olarak ikiye ayrılıyor. 

Doğrudan sermaye kontrolleri, sermaye transferlerinde açık yasakları, miktarlara konulan limitleri ya da onay zorunluluklarını içeren, doğrudan kısıtlamaları kapsıyor. 

Dolaylı sermaye kontrollerin birinci amacı ise finansal işlemlerin maliyetini artırmak oluyor. Örneğin birden fazla döviz kuru sistemi çeşidi kullanılması ya da sermayenin vergilendirilmesi. Hatta rezerv tutma zorunluluğu getirilmesi gibi koşullar… 

İhracat-ithalat işlemlerinde sabit kur rejimini, sermaye işlemleri için dalgalı kur rejimini kullanmak, “çoklu kur sistemi ile sermaye kontrolleri”ne örnek olarak verilebilir. 
 

Literatürde Tobin Vergisi olarak da geçen “Açık Vergileme” yoluyla sermaye kontrolü ise yerli yatırımcının yabancı varlıklara, yabancı yatırımcının yerli varlıklara yaptığı yatırım üzerinde tahakküm kuruyor. Bunu da bu yatırımlardan elde edilen getiriyi azaltan, maliyetleri artıran vergilerle sağlıyor. Hâliyle hisse senetlerini, tahvilleri, bonoları ve yabancı para cinsinden yapılan ticareti etkileyebiliyor.

Faizsiz zorunlu rezerv uygulamasında ise ülke yönetimleri, banka veya banka dışı finansal kuruluşlara ülkenin merkez bankasında faizsiz olarak, net döviz pozisyonunun belirlenen oranı kadar yabancı para veya bu tutarın yerli para karşılığı kadar sermaye tutmak zorunluluğu getiriyor. Bu kontrol türü hem sermaye girişlerine hem de sermaye çıkışlarına uygulayabiliyor. 

Ekonomist Dr. Özgür Ergül, 2012 tarihli tezinde sermaye kontrolleri ile ilgili şu ifadelere yer veriyor: 
 

Yıllardır ekonomik krizle mücadele eden Arjantin, 2019 yılında pesonun aşırı değer kaybetmesiyle, ihracat yapan şirketlere dövizlerini Arjantin’e getirme zorunluluğu uygulamıştı. Bunun yanı sıra yerel şirket ve bankaların döviz alımı kısıtlanmış, döviz bozduracak, yurt dışına döviz gönderecek bankalara “Merkez Bankası’ndan izin alın” şartı getirilmişti. 

2. Serbest piyasa nedir?

Sermaye kontrolleri tartışmalarının başlamasının hemen ardından Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı, pazartesi günü şu açıklamayı yapmıştı: 

Piyasaların etkin ve sağlıklı işleyişini son derece önemsiyoruz. Bu kapsamda serbest piyasa mekanizmasından herhangi bir taviz kesinlikle söz konusu olmayacak, liberal kambiyo rejiminin uygulanmasına kararlılıkla devam edilecektir.

Serbest piyasa ekonomisi, en basit ve “ideal” kabul edilen anlamıyla, ekonomik faaliyetin serbestçe gerçekleştiği, arz ve talebin belirleyici kabul edildiği, devlet müdahalesinin en aza indirildiği, dış ticaretin serbest, döviz alım satımının limitsiz olduğu bir ekonomik modeli açıklıyor. 
 

Klasik liberal yaklaşımın fikir babası kabul edilen Adam Smith’ten bu yana tartışılan serbest piyasa ekonomisi, “eşit, adil, rekabetçi piyasalar” üzerine kurulu. 

Ancak üretici ve tüketicinin eşit şartlar altında bulunduğunu kabul eden bu model, gelir dağılımındaki adaletsizlikten finansal piyasalarda yaratılan manipülasyonlara, özel sektörün dominantlığında oluşan fiyatlardan, iklim krizi gibi uzun vadeli sorunları ikinci plana atmasına kadar pek çok çelişki içeriyor. 

Türkiye’de serbest piyasanın miladı, “24 Ocak Kararları”nın açıklandığı 1980 yılı olarak kabul ediliyor. 

25 Nisan 2020’de paylaştığı bir tweette serbest piyasanın yalnızca kitaplarda var olduğunu, gerçek yaşamda serbestmiş gibi görünen ama serbest olmayan piyasalar olduğunu söyleyen Eski Hazine Müsteşarı Dr. Mahfi Eğilmez, 2019’da blogunda kaleme aldığı yazıda 1980 öncesini şöyle açıklıyor: 
 

Enteresan bir tesadüf olacak ki 40 yılın ardından “Fiyat Kontrol Komitesi” yeniden gündemde. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Mart’ta yaptığı Ekonomik Reform Paketi sunumunda “enflasyonda risk oluşturan yapısal şokları değerlendirmek, gerekli politikaları belirlemek ve yönetmek için Fiyat İstikrarı Komitesi’nin tesis edileceğini” duyurdu.  

“Özellikle enflasyonla mücadelede beklentilerin yönetilmesi ve enflasyon ataletinin kırılması da özel bir öneme sahiptir” diyen Erdoğan, “Bu amaçla, kamunun yönettiği ve yönlendirdiği fiyatlardaki artışlar, gerçekleşen enflasyon yerine hedef enflasyona göre yapılacaktır” açıklamasını yapmıştı. 

Fiyat istikrarının sağlanması, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın internet sitesinde de açıkladığı gibi TCMB’nin nihai amacı. “Fiyatların istikrarlı olması; fiyatların hiç değişmemesi değil” diyen TCMB, “fiyatların genel seviyesindeki uzun süren artış (enflasyon) veya düşüş (deflasyon) eğiliminin önlenmesi anlamına gelir” ifadelerini kullanıyor. 

3. Liberal kambiyo rejimi nedir?

En genel anlamıyla para ya da para yerine geçen belgelerin değişim işlemi anlamına gelen kambiyo, Türkiye’de döviz işlemleriyle eş anlamda kullanılıyor. 

Kambiyo mevzuatı kapsamında, Türk parası, döviz, kıymetli maden, taş ve eşyalar, sermaye hareketleri, menkul ve gayrimenkul kıymetler, krediler, garanti ve kefaletler, döviz tevdiat, altın depo hesaplarına ilişkin hükümler de yer alıyor. 

Dış ticaret işlemlerinde yabancı para üzerinden alacakların tahsil edilmesi, borçların ödenmesi ya da para ve eşdeğer kıymetlerin ülkeler arası transferi kambiyo işlemlerini oluşturuyor. Örneğin ithalatta ödemeler, sözleşme koşullarına uygun biçimde TL veya yabancı para olarak kambiyo mevzuatına uygun yapılıyor. İthalat işlemlerindeki denetim, yurt dışına gönderilen paraya karşılık, ürün ve hizmetin yurda getirilip getirilmediğinin kontrolünü kapsıyor.
 

1980’e kadar yerleşik kurumların döviz cinsi borçlanma hakkının olmadığı, bireysel döviz alım-satımların kontrol edildiği, ithalat-ihracatta döviz işlemlerinin denetlendiği sıkı kambiyo rejimi uygulanıyordu. 1980 ve sonrasında ise kambiyo rejimi aşamalı olarak değişti ve “piyasanın her şeyin belirleyicisi” olduğu liberal kambiyo rejimine dönüştü. 

Merkez Bankası, internet sitesinde dalgalı kur rejimini, kurun büyük ölçüde piyasadaki arz ve talep koşullarına göre belirlendiği, para otoritesinin piyasaya seyrek ve sınırlı miktarda müdahale ettiği bir rejim olarak açıklıyor. 

Halk arasında “döviz alım satım vergisi” olarak bilinen kambiyo vergisi, Türkiye’ye ilk olarak 1998’de getirilmiş ancak 2008’de yürürlükten kaldırılmıştı.

2019’da binde 1 oranıyla yeniden yürürlüğe sokulan Banka Sigorta ve Muameleleri Vergisi (BSMV), Mayıs 2020’de yüzde 1’e çıkartılmış, Eylül 2020’de binde 2’ye düşürülmüştü. 

4. Swap faizi nedir? 

23 Mart salı günü sosyal medyada ekonomistlerin sıklıkla paylaştığı bilgi, yurt dışında TL’nin gecelik swap faizinin yüzde 9000’i geçtiği yönündeydi. Swap faizini açıklamaya swap kavramını açıklayarak başlayalım. 

Londralı bir yatırımcı ya da bir banka düşünelim. 

Bu yatırımcı, Türk Lirası’nın değeri düştüğünde Türk Lirası’nı elden çıkarmak isteyecektir (ya da tam tersi). Bunun için de TL satıp, dolar alma yolunu tercih edecektir. Ancak elinde TL yoksa, önce bu para birimini piyasadan “ödünç alması” gerekiyor.
 

Geri ödeme sözü vererek ödünç aldığını varsayalım. Yatırımcı aslında kendisinde olmayan ancak ödünç aldığı TL’yi 100 liradan piyasaya satmış karşılığında dolar almış olsun. 

Sattığı miktar 80 liraya gerileyince yeniden piyasadan alır. Elde ettiği 20 liralık kârdan, TL’yi bulmanın, taşımanın maliyeti ve diğer masraflar düşülür ve net kâra ulaşılır. 

Yani, TL satıp dolar almak isteyen, satacağı TL’yi de piyasadan bulmaya çalışan yatırımcının katlandığı maliyete swap (değiş-tokuş) faizi deniyor.



5. Devre kesici nedir? 

Merkez Bankası başkanlığında yaşanan ani değişimin dolar/TL kurunu olumsuz etkilemesinin ardından borsa da haftaya yüzde 9’un üzerinde kayıpla başladı. 

22 Mart’ta 11:30’a kadar iki kez otomatik olarak devreye giren devre kesici mekanizması, 23 Mart ve 24 Mart’ta da uygulamaya alındı. 

Peki neydi bu devre kesici? 

İlk kez ABD’nin eski Hazine Bakanı Nicholas Brady tarafından önerilen devre kesici mekanizması, borsalarda sert değişimler gerçekleştiğinde kullanılıyor. 

Borsa İstanbul’un tanımına göre devre kesici, “Yatırımcıların belirlenen eşikleri aşan fiyat değişimlerinden olumsuz etkilenmemesi için piyasaya soluklanma imkanı sağlayan bir sigorta sistemi”. 

Konuyu daha basitleştirmek adına, Borsa İstanbul, YouTube kanalı için hazırladığı videoda şu örneği veriyor: 

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap