“Ekonomi çok sıkıcı” algısına inat ekonomiyi çizgi romanla anlatan kitap: İktisat Kantini

by Haber Fora

Ekonomi… 

Kimine fırsat kapısı, kimine cep yangını. 

Herkesin muhakkak bir fikrinin olduğu, buna rağmen “çok sıkıcı, anlamıyorum” diyeninin de bol olduğu konu. 

Biri anlamak istediğinde ise ağır bir akademik dille, televizyondaki tartışmalarla, sosyal medyadaki isyanlarla ya da “kopyala-yapıştır” yöntemiyle yazılmış, açıklamasız ekonomi haberleriyle karşılaştığı mevzu. 

Ancak elbette ki her suyun çatlağını bulması gibi, Z kuşağına ev sahipliği eden yeni dünya düzeni, bu önyargı ve tabuların kırılması için de yeni pencereler açıyor. 

Bu bazen, kendini anlatmaya değil öğretmeye adamış bir öğretmen olarak karşımıza çıkıyor, bazen de kısa, net ve eğlenceli şekilde ekonomi anlatan bir Youtube videosuna dönüşüyor. 

Ya da İktisat Kantini’ne… 

İktisat Kantini, yıllardır ekonomiyi çizgileriyle anlatan Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Caner Özdurak’ın 12 Şubat’ta raflarda yerini alan kitabı. 

Ünlü ekonomistlerin karikatürleri ile Yıldız Tilbe, Müslüm Gürses, La Casa Del Papel üzerinden ekonomi anlatımını tek potada eriten kitap, Özdurak’ın yıllardır devam eden çizgi tutkusunun bir ürünü. 

Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki lisans eğitimi sonrası İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası Finans bölümünde yüksek lisansını, Yeditepe Üniversitesi Finansal Ekonomi alanında doktora eğitimini tamamlayan Özdurak, 14 yıl da özel sektörde görev yaptı. 
 

Yıllar ve unvanlar değişse de büyüdüğü Kırklareli’den bu yana kendisine arkadaş olan “çizgi”, bugün Özdurak’ın hem sanatı hem de öğrencilerine ulaşmadaki en önemli aracı. 

Supermen tişörtlü ekonomi doktoru, İktisat Kantini’nin hikayesini Haber Fora ile paylaştı. 

Caner bey sizin internet sitenizde de bahsettiğiniz şekliyle “Kırklareli gibi küçük bir şehirde, derdini anlatmak için küçüklüğünüzden bu yana kalem ve kağıtla dost”tunuz. Peki ekonomi de çizmek gibi hep var mıydı hayatınızda?

Kırklareli yıllarında ekonomiye tek ilgim, babamın hemen hemen her gün bütün gazetelerde okuduğu ekonomi haberlerini akşam bizimle paylaşmasıyla sınırlıydı.

Babam diş hekimiydi ve her zaman ekonomiye çok ilgisi vardı. Hatta mezuniyet yıllıklarında, lise arkadaşları tarafından tam bir pazarlık uzmanı olarak anılıyor. 

En çok da Erdoğan Alkin, oğulları Emre ve Kerem Alkin ailesini takip ederdi. Sanırım bu “aile boyu” yaklaşımı bizim de orta okul ve lise planlamamızın temelini oluşturdu. Zira hem babam hem ağabeyim ve hem de ben Kadıköy Anadolu Lisesi ve Maarif Koleji mezunu olduk. 

Ekonomi, esas üniversitede yer etmiş anlaşılan hayatınızda… 

Üniversite tercihlerinde çok tutarlı (!) bir tercih listem vardı. Diş hekimliği, endüstri mühendisliği, iktisat, işletme ve mimarlık. Çok şükür ki “Güzel resim çiziyor mimar olsun” saçma önermesine inat iktisada takıldı puanım.  Fen-Matematik bölümü öğrencisi olmama rağmen ise hiçbir zaman mühendislik istemedim ama mühendis kafalı olduğum da çokça söylenir çevremdekiler tarafından. 

İktisada gelince… Açıkçası okulun ilk iki senesi hiç sevmedim. Sonrasında Feride Gönel hocamın yönlendirmesiyle uluslararası öğrenci konferanslarına makale yazmaya, konferans gezilerinde yabancı arkadaşlarla tanışmaya başladım. Etkileşime geçtikçe bir şeyler ifade etmeye başlasa da çok hızlı şekilde ilgim finans, ekonometri ve matematiksel finans alanlarına kaydı.

“Wall Street” filmindeki Gordon Gekko bir ikon haline gelirken, Financial Times ve The Economist gibi yayınlarda gördüğüm karikatürler ile kafamda bir şeyler oluşmaya başladı. 

“İktisat Kantini” fikrinin temelleri de o dönemde mi atıldı?

Her ne kadar birkaç dönem ödevimizin kapağını çizmiş olsam da gerçek anlamda bir projeye dönüşmesi ve İktisat Kantini’nin oluşması yaklaşık 15 yıl kadar gecikti. 

İktisat Kantini’nin ilk örneklerine Twitter’dan beklediğimin çok üzerinde bir ilgi gelince devam ettim. İki dergiden sonra şimdi kitap formatına kavuştu.
 

Peki ekonomiyi çizgiyle anlatan ve size ilham olan geçmiş dönem örnekleri var mı?

1980’li yıllara kadar ekonomi politik eleştirisi alanında çok zengin bir çizgi hafızamız var aslında. 

1990’lardan sonra konu daha ziyade “Denver the Last Dinasour” (başrolünde bir dinozorun olduğu çizgi film) gibi sevimli bir tip olarak görselleştirilen “enflasyon canavarı” karikatürlerini gördük. 

Çizgi ve ekonomi alanında örnek olarak kendi kütüphanemden Rius’un “Çizgilerle Ekonomi”sini, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin yayınladığı “Fantazya Çok Para Yok: Karikatürlerle Bir Borç Ekonomisi’nin Tarihi”, Darryl Cunnigham’ın “Büyük Çöküş: Küresel Ekonomi Nasıl Rehin Alınır?”, Kaynak Yayınlarından Semih Bacıoğlu’nun “Galeri Çiller”i, Çınar Yayınlarından Emre Ulaş’ın “Cilalı Taş Devri” albümü, ve MESS’in yayınladığı Mesut Yavuz’un “Karikatür Albümü 2001-2007” gibi çalışmaları örnek verebilirim. 

Bununla beraber NTV Yayınlarından çıkan “Karikatürkiye 1-2-3” toplama albümlerinde de çok iyi ekonomi karikatürü örnekleri var. Özellikle Turgut Özal’ın Friedman’ın ekonomi kitabı içine Red Kit çizgi romanı koyup okuyarak çizgileştirildiği, Ali Ulvi Ersoy’un 1982’de Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan karikatürü efsanedir. 

Küresel örnekler arasında ise Dan Durr çizgileri ile “Economix: How and Why Our Economy Works” ve Adam Schmid’in “The Bankey”si sayılabilir. Bu örnekleri vermeme rağmen format olarak baktığınızda İktisat Kantini dil olarak bu çalışmalardan oldukça farklı bir çizgi romanmış gibi yapan bir dil benimsemiştir. 

Türkiye’de insanlar, meslek değiştirmek istediğinde veya hobileri ile mesleklerini birleştirmek istediklerinde “Olur mu öyle şey?” tepkisiyle karşılaşabiliyorlar. Böyle bir tepki aldınız mı?  

İş hayatımdaki performansım genel olarak hep belli bir ortalamanın üzerinde olup da çizgi işlerini beraber devam ettirebildiğim için kimse pek sorgulamadı sanırım. Hatta genel olarak hep iş arkadaşlarım tarafından sempatiyle karşılandı. 

2012-2013 ve 2015 yıllarında Galatasaray’ın resmi dergisinde çizerken, özellikle şampiyonluğun da geldiği zamanda takdir topluyordum. Takdir toplamak gibi bir arzum ya da “Olur mu öyle şey?” tarzı herhangi bir olumsuz yorum almak umurumda mıydı konusu ayrı bir husus tabii. 
 

İktisat Kantini oluşana kadar ben özel sektörde finansal analiz, yatırım, strateji alanlarında oldukça yol almıştım ve sanatımla değil işimle gündeme geliyordum.

Yine de toplantılarda herkes ansızın bir yerde karikatürünün çizilebileceğini bilerek tatlı bir gerginlik de hissediyor olabilirdi. 

Ailem ise her zaman en büyük destekçim oldu. Çizim yeteneğimi büyük ölçüde aldığım babam ve annem çok destek oldu. Ağabeyim de keza çizgi roman kütüphanemin en pahalı parçalarının değişmez sponsoru olurken dayımdan da önemli bir 70-80’ler külliyatı (Tommiks, Teksas, Conan, Mandrake, Kızıl Maske, Yüzbaşı Volkan, Karaoğlan Tarkan vb.) devraldım. 

İktisat Kantini’yle ilgili daha detaylı konuşmadan önce önce biraz “Dehliz” ve “Karıncayiyen”den bahsedelim… İkisinin de doğuş hikayesini sormak istiyorum. Sizi bu grafik romanları çıkarmaya iten şey neydi? Dehliz neden size “Bazen ben bile korkuyorum çizdiklerimden” yazdıracak kadar “karanlık”? 

Çizgiye ve resim çizmeye her zaman ilgim vardı ama çizgi romana tam olarak orta okul yıllarında İstanbul’a geldiğimde merak sardım. 

Kırklareli’de bu merakım iki çocukluk arkadaşımla beraber daha da büyüdü. Birisi orijinal “Örümcek Adamları” bana tanıştıran oyuncu ve yazar Ali Aksöz, diğeri ise çizgi mesai arkadaşım ödüllü bir sanat yönetmeni olan Güney Sokyan. Evet biz aynı apartmanda büyüyen mini bir “Avengers” ekibi gibi kendi bireysel hikayelerimiz anlatmak için çeşitli noktalara yayıldık. Belki ileride “Zafer Apartmanı: Hayale Açılan Kapı başlıklı bir üçlü röportaj bile yapabiliriz. 

90’larda yeraltı kültüründe fanzin (İsmi, fantazi ve magazin kelimelerini birleşmesiyle oluşan, fotokopi ile çoğaltılan bağımsız dergiler) çok yaygın bir iletişim aracıydı. 

O dönemlerde günümüzdeki gibi çeşitli ve çok sayıda yerli ve çeviri çizgi roman da yoktu. Dolayısıyla özellikle yerli çizgi romanın üretim ve paylaşım sahası mizah dergileri dışında sadece fanzinler olabiliyordu. 
 

Bu yıllarda Leman ve Lombak gibi yayınlar, amatör günleri tecrübelerim olsa da oradaki yaklaşımlar pek bana uymamıştı. Oğuz Aral’dan kalma sert ve biraz da fazla dayatmacı usta-çırak ilişkisi ve üslubu pek benimseyemesem de Semih Balcıoğlu ve Nuri Kurtecebe’den “sen bu çizgilerle şöhret olursun” gibi iltifatlar aldım ama odağım ve önceliğim hep okul oldu. 

Bu bağlamda Dehliz’i çıkartmaya 1999 yılında fanzin formatında başladım. Hakan Alpin ve “Darkwood Sakinleri”nin (1994-2003 arası yayımlanan çizgi roman) bu noktada çok desteği oldu,. 

O yıllarda 16 yaşındaydım. Yol bilmem, iz bilmem bu alemde. Dehliz’in hikayesinin omurgası Lozengrad’da devam ediyor şimdi ve mekân olarak da Kırklareli’de geçiyor. 

Bir vesile ile dünyaya düşen yedi savaş tanrısının tekrar güçlerini kazanıp gönderildikleri boyuta geri dönebilmek için yapacaklarını anlatıyor. Çıkaracakları savaşları ve/veya diğer olumsuz eylemlere odaklanıyor. Yedi savaş tanrısının güçlerini geri kazanıp tekrar tanrılaşırken, güçlerini geri kazanmak için yaptıkları şeylerle de aslında gün geçtikçe daha da insana benziyorlar. Bunun gibi bir döngüsel metafor çevresinde gelişiyor hikâye. 

Toplumsal sorunlara değinen Karıncayiyen sizce İktisat Kantini’nin tetikleyicisi olmuş olabilir mi?

Sonrasında Davetsiz Misafir, Gargi, Patatez, Klan, Rodeo Strip, Galatasaray Resmi Dergisi gibi dergilerde işlerim yayınlasa da tam kafamdaki işleri rahatça ve herhangi bir editöre hesap vermeden yapabilmek için “CÖ Comics” adlı bir platform kurdum ve ilk yayını Karıncayiyen oldu. 

Karıncayiyen her şeyden önce benim kıymetlim. 2003 yılından beri geliştirdiğim ve çizdiğim bir proje, hatta beraber büyüdük bile denebilir. 

Konuşma baloncukları olmayan sessiz bir grafik roman, daha doğrusu iki fasikül yayınladı. Üçüncü de bitince bir grafik roman olacak. Buradaki temel düşüncem savaş hikayelerini en sert ama rahatsız etmeyecek dozda karikatürize edilmiş şekilde grafikleştirip, “üzerine daha fazla söylenecek söz yok” demekti. Yani bu, “savaş hikayeleri birer destan, kahramanlık öyküsü ya da masal değil salt insan dramı, ziyan olmuş hayatlar” demekti. 

Karıncayiyen’in ilk bölümü İkinci Körfez Savaşı ve sözde nükleer silahlar nedeniyle işgal edilen Irak’ı konu alıyor. İkinci bölümde de doğu gazisi bir eski askerin yaşadığı travmalar, mafyöz ilişkiler ve sonrasında bir tinerci tarafından öldürülmesini görüyoruz. Dolayısıyla bu sessiz savaş hikayeleri her iki bölümde de sadece çocukların her zaman kaybettiği olgular olarak karışımıza çıkıyor. 
 

Üçüncü bölümde bu konseptte ama farklı bir coğrafya ve dönemde geçecek. Sonrasında üç bölümlük bir albüm olarak çıkarmak istiyorum. Sessiz olunca olay akışını takip etmekte bazen zorlanıyor okuyucu. O noktada özellikle ikinci sayıya bazı ekleme çizimler yapma niyetim var. Sonuç olarak hevesim, bu üç bölümü anlatan 10’ar dakikalık bölümlerden oluşan kısa filmler haline getirilmesi. 

Sessiz, konuşma ve müzik olmayan ama aksiyon ve efektin bol olduğu kısa filmlerle streaming platformlarda boy göstermesini isterim. Sonuç olarak İktisat Kantini ve Saha Çizgisi’ni bir kenara bırakırsak Karıncayiyen ve Dehliz-Lozengrad gibi karanlık konseptlere baktığımızda (özellikle 30’lu yaşlarımın öncesindeki çizimlerime baktığımda) bazen aşırılıklar da görüyorum. 

Yeni hikayelerimde de “gore” bir karanlık olmasa da Galip Tekin, Nuri Kurtcebe’nin fantastik zamanları ve hatta Suat Gönülay ve Ergün Gündüz, küresel örneklerden gidersek Todd McFarlane, Greg Capullo, Frank Miller, Enki Bilal, tandansında bir dil oturttum gibi geliyor. 

Hayatınızda önemli bir yer kaplayan futbol nasıl yer etti çizgilerinizde?

Saha Çizgisi, futbol gibi fanatizmin çok yoğun olduğu ve sanatın görece uzağında kalan bir mecrada tabiri caizse yeşermeye çalışarak aslında bir portföyün en aydınlık örneği olmayı hedefledi. 

Saha Çizgisi çizimlerde mümkün mertebe birini ezmek, birini üstün göstermek veya sadece çizdiğim şeyi yüceltme amacı taşımadım. 

Futbolla sanat bizim ülkemizde birbirinden alakasız iki alan gibi görülüyor. Ama tam tersine futbolun sanatla yakınlaşması gerekiyor. Alex ile Sneijder’in çizimini Galatasaraylı birine gösterdiğiniz zaman ‘Sneijder çok güzel olmuş, Alex çok kötü olmuş’ diyor. 

Futbolcuları örnek bir birey, bir süper kahraman gibi sunuyorum ki çocuklar da spora o şekilde meyletsinler. Özellikle çocukların futbola fanatizmden uzak bir bağlılık hissetmelerini istiyorum. 
 

Futbolun içindeki rekabet maalesef insancıl bir rekabet değil. Tamamen yıkım üzerine kurulu bir rekabet. İlham verici hikâyeler yok eskisi gibi. Anlatılan hikâyeler de eskilerden çok farklı. 

Derbi maçlarını izlediğimizde iyi anabileceğimiz, izleyip de tebessüm edebileceğimiz bir durum yok. Çocukların olumsuz etkilenmemelerini sağlayacak işler yapmaya çalışıyoruz. Derbi maçlarında bir futbolcu rakibinin gırtlağını sıkıyor, tekme atıyor.  Çocuklar bunları görmesin, yaptığımız çalışmaları görsün. Bu çizimler üzerinden futbolla ilişki kursunlar istiyorum.

Şimdi de İktisat Kantini’nin başlama hikayesini dinleyelim…

İktisat Kantini’nin çıkış hikayesi şöyle; Üniversite sınavında aldığım puan, güzel sanatlar ve animasyon bölümleri için oldukça yüksekti. 2000’li yılların başında reklamcılık ve internet üzerinden bağımsız iş yapma kavramı da günümüzdeki kadar gelişmiş olmadığı için daha garanti bir tercih yaparak iktisat bölümünü seçtim. 

Her ne kadar iktisat bölümünü seçmiş olsam da çizmeyi hiç bırakmadım. 1999 yılından beri Dehliz’i çıkarıyordum. 2003 yılında Gelin Dergisi ve Galatasaray Resmi dergisi gibi dergilerde çizerlik yaptım. 

O yıllarda Galatasaray Dergisi’ne yaptığımız çizimler küçük bir ekonomik kriz nedeniyle sonlandırıldı fakat 2011-2014 ve 2015’te Saha Çizgisi adıyla tekrar Galatasaray Resmi Dergisi’nde çizerlik yaptım. Sonrasında Gargi ve Patatez adında ulusal çapta dağıtıma çıkan birer mizah dergisi denememiz oldu. Aralıklarla “Davetsiz Misafir” ve çeşitli fanzinlerde çizmeye devam etsem de Galatasaray Dergisi dışında fazla çizime zaman ayırmadım. 

Akademik eğitimimi bitirmeye ve özel sektörde çalışırken alabileceğim sektörel sertifika ve lisanlara odaklandım. Yüksek lisans ve doktorayı bitirirken SPK lisanslarımı ve uluslararası bir mesleki sertifikası olan CRMA’yı aldım. Bunun dışında da çokça akademik konferansta lisans yıllarımdan beri tebliğ sundum. Ek olarak EWE Turkey Holding’te çalıştığım dönemde yurt dışında ve yurt içinde önemli enerji konferanslarında sunumlarım oldu. 
 

2015 yılından beri ise kendi çizgi romanlarımı yayınladığım bir bağımsız yayın platformum mevcut. Çizgi roman çalışmalarıma daha profesyonel şekilde buradaki atölyemizde devam ediyorum.  Bütün bunların bir bileşimi olarak da İktisat Kantini doğdu. 

Bu alanda bir boşluk olduğunu görüyordum ve açıkçası daha doktoraya başladığım da bile aklımda bu proje vardı. Çizimlerle iktisat-finans piyasalarını ve akademik literatürü akademik dile sahip birinin yorumlamasının orijinal bir içerik olacağını düşünmüştüm. 

Burada doktora tez hocam sayın Veysel Ulusoy’un da desteği ve projeyi devam ettirmem konusundaki ısrarı da önemli bir faktör oldu. Merak edenler için “İktisat Kantini”, Yıldız Teknik Üniversitesi Barbaros Kampüsü’ndeki İktisadi İdari Bilimler Fakültesi kantinidir. 

Peki bu kantinde vakit geçiren öğrencilerinize ulaşmada bir kısa yol oldu mu İktisat Kantini? 

Ülkemizde en çok konuşulan iki konudan biri futbol diğeri de ekonomi. Her ikisi hakkında hemen herkesin bir fikri var. Enteresan bir şekilde her ikisi hakkında da öne sürülen fikirler teknik olarak temelsiz ve hatalı. Buna rağmen siyaset dışında en çok gündemi meşgul eden iki konu bunlar.

Ciddi bir futbol takipçisi olmama rağmen Türkiye’de gelişmemiş fanatizm temelli futbol nedeniyle son yıllarda sadece yabancı ligleri takip ediyorum. Futbola her ne kadar o kadar anlam vermesem  de ekonomi ile herkesin ilgilenmesi özellikle bizimki gibi gelişmekte olan, görece kıt kanaat geçinen bir toplum açısından çok anlaşılabilir. 

Buna rağmen ben yaklaşık 10 yıl kadar üniversitede eğitimini almış olmama rağmen temelde iktisadın anlatılma şeklini sıkıcı bulurum. Sosyal medyada İktisat Kantini’ne gelen olumlu tepkilerde gördüğüm kadarıyla öğrenciler de hâlâ sıkıcı buluyor. Bu nedenle değişik bir anlatım biçimi olduğu ve aynı anda hem akademik bilgiyi hem de görsel hafızayı uyardığı için ilgi çektiğini düşünüyorum. 

Özellikle Y ve Z kuşakları gelişen teknoloji, bilgisayar grafikleri ve yaygınlaşan internet içerikleri sayesinde oldukça fazla görsel uyarana maruz kalarak büyüyor. Bu da sadece yazılı anlatım odaklı düz ders işlenmesinden sıkılmalarına neden oluyor. 
 

Çocukluklarından beri aynı anda birçok uyarana tepki vermeye alışık bir algıya, aynı çoklu uyaran bir enstrümanla bilgi aktardığınızda ilgilerini çekiyor. Bir de bu notların içinde Le Casa De Papel, Yıldız Tilbe, Terminator gibi pop kültür sosları eklediğinizde aynı dilden konuştuğunuzu da anlayıp sizi takibe alıyorlar. Sonuçta ben de ucundan da olsa bir Y kuşağı mensubuyum.

İktisat Kantini kitabınız, önceki fanzinlerin bir toparlaması mı? Yeni çizimler var mı? Yoksa bir hikâye anlatımı ya da roman şeklinde mi çıkıyor karşımıza?

İktisat Kantini dergi formatından sonra yerel bir gazete olan Kırklareli Gazetesi’nde bir köşe, Radyo Gedik’te yayınlanan bir radyo programı olarak da farklı medyalarda fikirlerini paylaşan bir yapıya genişledi. 

Dolayısıyla kitapta hem bu mecralarda bahsettiğim bazı konular hakkında kısa yazılar, hikayeleştirmeler olacak hem de daha önce yayınlanmamış yeni çizimlerle bir eskiz bölümü ile işin mutfağını da gösteren görseller olacak. Kitap içine,  kitaba da söz hakkı verdiğim, kendi kendimi sorguladığım bir anlatım yapısı yerleştirdim.

Pek çok ekonomisti de görüyoruz kitabınızda. Kendilerinin çizgi haline ve ekonominin bu şekilde anlatılmasına nasıl tepki verdiler?

Açıkçası çok fazla destek olan var İktisat Kantini’ne. 

Önsözü yazan Sadi Uzunoğlu’ndan Mahfi Eğilmez gibi duayen kişilere kadar, Burak Arzova, Burak Saltoğlu, Evren Bolgün, Erhan Aslanoğlu, Oğuz Demir vb. sağ olsunlar hep hoşgörü ve teveccühle baktılar projeye. Projenin ilk başlangıcında Veysel Ulusoy’un da büyük desteği oldu.
 

İktisat Kantini fanzinlerinde pek çok matematiksel formül var. Bir röportajınızda okuyucu hedefinde önceliğinizin “ekonomi alanında eğitim alan üniversite öğrencileri” olduğunu söylemiştiniz. Artık kitap sahibi biri olarak daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmak gibi bir planınız var mı?

İktisat Kantini kitabı bir çizgi roman gibi görünmesine rağmen kaynakçasında kullandığım kaynak sayısı herhangi bir makalemden daha fazla. O nedenle konu içeriği olarak genişlese de matematiksel yanı ve öğrenciye dönük teknik taraflarının her zaman olmasını hedefliyorum.

Caner Özdurak’ın bir dersi nasıl geçiyor? Ders kitabı üzerinden mi çizimleriniz üzerinden mi anlatıyorsunuz? Öğrencilerinizin geri dönüşleri nasıl oluyor?

Vallahi arkadaşlar eğlenceli geçtiğini söylüyorlar. Teknik konularda yeterince detaya girip zorlasam da genellikle popüler kültürden ve medyada beslenen bir anlatımım var. 

Z ve Alfa kuşakları doğumlarından büyümelerine kadar çok fazla görsel ve işitsel bir dünyaya maruz kalıyorlar. Bu nesli artık kitaptan tahtaya bir şeyler yazarak eğitmek ve meraklarını cezbetmek mümkün değil. Dolayısıyla iyi bir eğitimci artık sınıfı ver her dersi bir stand-up ya da tiyatro sahnesi gibi görüp temsillerini o şekilde yetenek seti geliştirip çeşitlendirerek kullanmalı. Bir de sınıfta Superman tişörtü ile ders vermek serbest olmalı. 
 

İktisat Kantini’nde olduğu gibi “Romantik İktisat”, “Baba”, “Fizik” gibi başlıklarınız oluyor mu ders boyunca?

Her an her şey olabiliyor. Bazen La Casa De Papel üzerinden para teorisi anlatıyorum, bazen büyükbabam gibi “nerede kaldı o eski öğrenciler?” frekansından tatlı sert azar seanslarımla Rambo 2’nin sonundaki gibi sarsıcı farkındalık yarattığım zamanlar da oluyor. 

Geçmişin ve bugünün iktisat eğitimini nasıl değerlendirirsiniz? Türkiye’de en fazla konuşulan konunun ekonomi olmasına rağmen ekonomiyle ilgili konuların “karmaşık/korkutucu” gelmesinin nedeni üniversiteler olabilir mi?

Geçmişte sıkıcıydı, hâlâ büyük ölçüde öyle olduğunu üzülerek gözlemliyorum. Burada temel sorun eğitimin eğitimi veren kişinin egosundan ve ilgi alanlarının kısıtlarından bağımsız bir şekilde aktarılamaması. 

Bununla birlikte genel olarak özel sektörden kopuk bir eğitim olduğunu görüyorum. Ben 14 yıl özel sektör tecrübesinden sonra akademiye geçtiğim için bu boşluğu çok daha net görebiliyorum.

Ekonomi eleştirisi de hassas bir noktaya gelmiş durumda. İktisat Kantini’ni çizerken farkında olarak ya da olmayarak otosansür uyguladığınız durumlar oluyor mu? Ya da çizmek, sansürü kırmakta daha özgürleştirici bir araç mı?

Kantarın topuzunu sadece muhalefet yapacağım diye kaçırmamaya çalıştığım oluyor. Çizgi ve pozitif dil her zaman kendisine bir yol, her duvarda içinden geçecek bir çatlak bulur. 

Daha önce Karl Marx’ın Das Kapital’i manga versiyonuyla çıkmıştı. Sizin de belki de size ilham olmuş/yön vermiş tamamını çizerek anlatmak istediğiniz bir kitap var mı?

Bugünlerde Orhan Pamuk’un Kara Kitabı ile Teoman’ın birçok şarkısını çizgi romanlaştırmak ile ilgili düşünüyorum. 

Galip Tekin’in Hisseli Harikalar Kumpanyası tadında bir atmosfer var kafamda. Bakalım her ikisi de zor projeler ama yavaş yavaş başlarım belki bu yıl. Bununla birlikte bir Cem Karaca hikayesi de hep aklımda. 

İktisat Kantini’nden sonra, ekonomiye dair hangi grafik romana başlamayı düşünüyorsunuz?

Öncelikle bu sayıya ekleyemediğim çok değerli akademisyenleri ve bazı farklı konuları (Gamestop, Reddit vb.) da içeren genişletilmiş bir baskı gündemimde. 

İktisat Kantini format olarak derste karalanmış defter kâğıdı gibi bir kurguya sahip, yazılarda o nedenle el yazısı. 
 

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap