Ev sinemasında bu hafta: Cem Yılmaz’dan bir iyilik güzellemesi; Arif v 216

by Haber Fora

Türk Telekom’un dijital televizyon platformu Tivibu’nun sinema kanalları ile Seç İzle ve Kırmızı Halı klasörlerinde şubat ayı boyunca farklı türlerde önemli yapımlar televizyon izleyicileriyle buluşmaya devam ediyor.

Gişe rekortmeni filmleri sinemalardan sonra ilk kez ev sineması kuşağında seyirciye ulaştırma konusunda hızlı davranan Tivibu’nun yerli komedi filmleri kategorisinde yeniden gösterilecek olan yapımlar arasından sizin için bu hafta kadraja aldığım film; eski Yeşilçam sinemasını Cem Yılmaz’ın mizah anlayışıyla birleştiren “Arif v 216”.

Cem Yılmaz imzasını taşıyan Arif v 216; Yeşilçam klişelerinden bolca beslenen hikayesiyle uzaylı Robot 216’nın dünyada insan olma öyküsünü ekranlara taşıyor.

Yapım, Sadri Alışık’tan Zeki Müren’e, 60’lı ve 70’li yıllara damgasını vuran birçok sanatçıya saygı duruşunda bulunuyor.

Cem Yılmaz’dan bir iyilik güzellemesi; Arif v 216

Yönetmen: Kıvanç Baruönü / Oyuncular: Cem Yılmaz, Ozan Güven, Seda Bakan, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Özge Özberk, Kerem Alışık, Ediz Hun, Farah Zeynep Abdullah, Mustafa Sandal, Mert Fırat, Can Yılmaz, Çağlar Çorumlu, Ahu Yağtu, Maria Anastasiyeva, Murat Arkın, Şükrü Özyıldız, Beyti Engin / Süre: 126 dakika
 

G.O.R.A. gezegeninde yaşadığı maceradan sonra dünyaya dönen Arif Işık, yıldızlararası yolculuğun getirdiği popülarite ile halı-kilim-travel kapsamındaki tüccarlık meziyetlerini geliştirerek Zihni Sinir edası ve cin fikirleri ile yaşamına devam etmektedir.

Gezegenler arası dostlarından Garavel Usta ile bir akşam keyif sofrasındayken beklenmedik bir şekilde Robot 216 bir uzay aracılığıyla dünyaya iniş yapar.
 

Kemal Sunal’ın Japon İşi filminde olduğu gibi bir paketten çıkan robotu birleştirdikten sonra hayat bulan ve çok uzaklardan gelen Robot 216’nın dünyaya geliş amacı gerçek bir insan gibi yaşamak, âşık olmak, gülmek ve ağlamak isteğidir.
 

Arif, Robot 216’nın bu istekleri karşısında ne yapacağını düşünürken kendisini 216 ile birlikte kazara 1960’lı yılların Türk filmlerinde anlatılan bir mahallesinde bulur.

Yoksul ama iyi insanların yaşadığı bu mahallede yolları kör bir genç kız olan Pembeşeker ile kesişir ve Robot 216 ona âşık olur.
 

Bu sırada bir oyuncakçı olan Besim’in Robot 216’yı keşfedip onun üzerinden para kazanma hırsı coşunca olaylar farklı bir boyuta ulaşır.

Sonrasında ise hikâye iyiler ile kötülerin birbirine karşı verdiği bir mücadeleye dönüşür.

Nostaljik bir füzyon

Senaryosunu Cem Yılmaz’ın yazdığı, yönetmenliğini Kıvanç Baruönü’nün yaptığı G.O.R.A. ve A.R.O.G. filmlerinin devamı diyebileceğimiz Arif v 216’yı özetlemek gerekirse; film, Cem Yılmaz’ın bir iyilik güzellemesi niteliğindedir.

Ancak başıma taş yağacak belki ama bu güzelleme denemesi de her Cem Yılmaz filminde olduğu gibi vizyona girdiğinde fazlaca abartılmış filmlerden biridir.
 

Kiminin “Cem Yılmaz’ın en iyi filmi” olarak nitelendirdiği kiminin “nostaljik bir füzyon” olarak tanımladığı bu filme dair yazılanları okuduğumda herkes filmde çok güldüğünü anlatıyordu da ben film boyunca bir tebessüm dahi edememiştim.
 

Hayır, hayır; Cem Yılmaz’ın stand-up’larında söylediği gibi gülmemek üzere kendini şartlamış o kasıntı tiplerden biri değilim, ancak pandeminin bıraktığı tahribat nedeniyle şimdi bir hayalmiş gibi gelse de biletimi alarak tamamı dolu olan bir sinema salonunda filmi seyretmiş biri olarak herkesin bu kadar övgüyle bahsettiği filmden o zaman hayal kırıklığıyla çıktığımı söylemeliyim.

Belki de sorun bendeydi, film modunda değilmişim belli ki…
 

Daha iyi bir dünya

Aslında tam da yaşadığımız bu zamanlarda daha iyi bir dünyanın mümkün olabileceğini bize anlatan birilerine çok ihtiyacımız olduğunu kabul ediyorum.

Cem Yılmaz da senaryolaştırdığı fantastik dünyasında bu davayı kendisine görev edinmiş, takdir ediyorum.
 

Fakat bu güzelleme ne yazık ki insanın içini kıpır kıpır eden Amélie filmi gibi seyrettikten sonra iyimser bir ruh haliyle sokağa adım atabileceğimiz bir motivasyon sağlamıyor.

Bu güzelleme öyle bir şey ki; “iyi insanlar yalnızca filmlerde mi olur Arif?” sorusunu havada bırakıyor.
 

Yeşilçam’a saygı duruşu

Bunun yanı sıra Cem Yılmaz’ın filmdeki Yeşilçam hassasiyetini göz ardı edemem, ki genelde filmlerinde buna benzer bir tavrı her zaman görmek mümkündür.

Mesela “Pek Yakında” filmi de Arif v 216 gibi Yeşilçam’a saygı duruş niteliğindeydi ve bu yaklaşımını çok sevmiştim, fakat Arif v 216’da bu yaklaşım ve nostalji bana aynı samimiyeti hissettirmedi, fazlaca zorlama ve yapay geldi, dolayısıyla bu nostalji duygusunu ben şahsen sahiplenemedim.
 

Ayrıca Arif v 216, Yeşilçam nostaljisinin o naif örneklerinden tutun da yakın dönem Türk sineması ve Mad Max, Blade Runner ile The Bad Batch gibi filmlerin distopyası ve hatta 80’lerde hayatımıza giren o efsane “Ziyaretçiler” dizisine varan pek çok yerli ve yabancı filme yaptığı göndermelerle o kadar dolu ki insan filmin özgünlüğünden ziyade mizansen göndermelerine odaklanmak zorunda kalıyor.
 

Detayları, mizahı, diyalogları, renkleri ve Cem Yılmaz’ın o fantastik dünyasına dair atmosferi insanın ruhunu temize çekecek bir sıcaklık vermek yerine kaotik bir film seyrine dönüşmesine sebep oluyor.

Arif v 216‘yı seyredenler içinde G.O.R.A. ve A.R.O.G. filmlerini beğenmemelerine karşın bu filmde çok eğlendiklerini, filmi anlaşılır ve naif bulduklarını söyleyen dostlarım var.
 

Ben de aksine G.O.R.A.‘yı o kadar çok sevmiştim ki, yanlış hatırlamıyorsam zamanında 40-50 TL vererek DVD’si çıkar çıkmaz alıp arşivlemiş biriyim.

Keza Cem Yılmaz’ın başta “Her Şey Çok Güzel Olacak” filmi olmak üzere, “Hokkabaz”, “Şahane Misafir” ve hatta “Ali Baba ve 7 Cüceler” filmlerine varana dek hepsini severek izlemiştim. 
 

Fakat bu kadar sinkaflı diyaloğun geçtiği bir filmi ben maalesef başkaları gibi “naif” bir film olarak nitelendiremeyeceğim.

Bakın sorunlu senaryosuna rağmen “İftarlık Gazoz” filmi naifti, fakat aynı şeyi Arif v 216 için söyleyemeyeceğim.
 

‘Bu kadar sinkaflı cümleyi ve espriyi Şahan Gökbakar yapınca kızıyoruz da Cem Yılmaz yapınca baş tacı mı ediyoruz’ diye sorma ihtiyacı hissediyor insan kendi kendine.

Yine filmin sadece Çağlar Çorumlu’nun Zeki Müren canlandırması için izlenebileceğini düşünenler de var.
 

Çağlar Çorumlu çok sevdiğim bir oyuncu, fakat onun bu performansını vakti zamanında kadrosunda yer aldığı Güldür Güldür Show‘dan da zaten hatırlayabilirsiniz.

Evet, hak veriyorum, performansı ve oyunculuğu çok iyi fakat filmde Zeki Müren’i mi yoksa Austin Powers mizanseni mi seyrettik emin olamamıştım…
 

Netice olarak; evet, Arif v 216 zamanda yolculuğa çıkaran bol karakterli bir film.

Bu fikir bana Sinan Çetin’in Bay E filmini hatırlatmıştı; bir dolu popüler isimle bir hikâye yaratma çabası.

Film “gülmek” odaklı izlenen, nihayetinde “ya neydi unuttum; ama biz çok güldük gerçekten valla be abi çok komikti” şeklinde anlatılabilecek sıradan bir Cem Yılmaz işi işte.
 

Bunun dışında “iyi olma” yolunda insanları kışkırtacak çok fazla bir motivasyon yüklemiyor.

Bu arada hiç tebessüm etmediğimi söylemiştim ya, biraz abarttım sanırım; her ne kadar Serhat Bedük’ün Automatik klibini anımsatsa da filmde Arif v 216‘nın ip üstündeki Adnan Şenses’e gönderme yaptıkları “Usta Priva, Naşti Kovala” dizeleriyle başladıkları dans sahnesinde eğlendiğimi itiraf ediyorum.

Filmin o kısmı orijinaldi kabul ediyorum…

Haftanın diğer filmleri

Benim Ölümüm

Yönetmen: Darren Lynn Bousman / Oyuncular: Maggie Q, Luke Hemsworth, Alex Essoe, Kat Ingkarat, Kelly B. Jones, Caledonia Burr, Chatchawai Kamonsakpitak, Sahapoom Totrungsup, Tanapath Singamrath, Olivier Paul Varry, Saengkham Chanthawong, Irada Ritsira, Tannapat Sirimat, Katria Louise Reed, Somjai Hmanbut, Piyanit Ambavat, Panapat Chankasemmima, Jidapa Suwat-Ekkul, Michael S. New, Santiphap Tubnguen, Rapeepat Phromanumut, Bryan Michael Rilinger, Pissinee Raksakul, Angel Ladao, Rome Romanne / Süre: 94 dakika
 

Netflix’in Korku Filmleri kuşağında bu hafta gösterime giren ve olay örgüsü egzotik bir adada geçen Death of Me adlı film; bir önceki yaşadıkları olayları hatırlamayan tatildeki bir çifte odaklanıyor.

Tayland’ın kıyısından uzakta bir adada tatil yapma kararı alan Neil ve Christine kendilerine rüya gibi bir yerde bir oda tutarlar.

Kaldıkları otel odasında bir sabah akşamdan kalmış bir şekilde uyandıklarında saldırıya uğramışçasına kendilerini perişan, odalarını darmadağınık bulan çift dün gece her ne olduysa hiçbir şey hatırlamayacak kadar kendilerini kaybettiklerini düşünürler.

Fakat bir süre sonra el kameralarında yaklaşık iki buçuk saate yakın bir video olduğunu keşfederler.

Neil Oliver videonun başlangıcında, takvimlerin 10 Mayıs’ı gösterdiği sıradan bir günde tatil için geldiği bu adada kendisine anı biriktirmek amacıyla kamera ile çekimler yapmaktadır.

Ancak Tayland ya da Buda takvimlerinde de bir önemi olmayan böylesi sıradan bir günde ada halkı bir karnaval günüymüşçesine sokaklarda dans ederek sanki bugünü kutlamaktadır.

Kayıt ilerledikçe çift videoda kendilerine ikram edilen yerel bir içki içtiklerini, sonrasında gönüllü bir şekilde bir ayine katıldıklarını görüyor ve ayin açıklanamayacak şekilde çiftlerden birinin ölümüyle sonuçlanıyor.

Bu videodaki kayıtların nasıl gerçekleştiğini hatırlamayan ve bu görüntülerin ne anlama geldiğini anlamayan çift işler daha da garipleşmeden ilk feribotla adadan gitmek isterler.

Ama ada onların gitmesine öyle kolay kolay izin vermeyecektir.

Artık yapmaları gereken tek şey 24 saat içerisinde gelecek olan kasırgadan kurtulmak ve geçen gece olanları hatırlamaya çalışmaktır.

Bütün Arkadaşlarım Öldü

Yönetmen: Jan Belcl / Oyuncular: Michal Meyer, Adam Woronowicz, Julia Wieniawa-Narkiewicz, Adam Turczyk, Nikodem Rozbicki, Monika Krzywkowska, Szymon Roszak, Michal Sikorski, Adam Bobik, Tomasz Karolak, Mateusz Wieclawek, Yassine Fadel, Bartlomiej Firlet, Wojciech Lozowski, Aleksandra Pisula, Paulina Galazka, Magdalena Perlinska, Konrad Zygadlo, Katarzyna Chojnacka, Kamil Piotrowski, Dominika Sakowicz, Barbara Garstka, Mattia Rosinski, Jaroslaw Boberek, Ewa Kania, Elie Rosinski, Ewa Grygo, Izabela Grygo, Rafal Rosiak, Maciej Dabrowski, Maciej Kozakoszczak, Kacper Lech, Magdalena Gawecka, Igor Kaminski, Aleksandra Pala, Dominika Klewicz, Maja Lepek, Kasper Cytrycki, Danylo Raschupkin, Wojciech Trusewicz, Konrad Zaleski, Tod Fennell / Süre: 96 dakika
 

Netflix‘in Polonya Yapımı Filmler kuşağında 3 Şubat’da gösterime girmesi beklenen, kara mizah türündeki All My Friends Are Dead (Wszyscy moi przyjaciele nie zyja) adlı bu gençlik komedisinde; yılbaşı partisindeki bir grup arkadaşın üst üste yaşadığı olaylar, sırların açığa çıkmasına, kalplerin kırılmasına ve şoke edici bir sonuca yol açar.

Yılbaşı gecesinde her şey olabilir, özellikle de kafa karıştırıcı ilişkiler ve duygusal gerilimler, uyuşturucu ve tehlikeli seksle bir aradaysa…

Filmde iki dedektif, yılbaşı gecesinde cesetlerle dolu bir banliyö evine girdiklerinde kaotik bir manzarayla karşılaşır, ancak katliamın nedenini bir türlü tespit edemezler.

Bu arada hikâye adım adım olaydan önceki güne döndüğünde, yılbaşı gecesi eğlenmeye karar veren her yaştan insanın olduğu bir grubu odağına alır.

Bu grupta yer alan; aklı bir karış havada Anastasia ile rapçi olmayı hayal eden sevgilisi Dżordan, partide ortama hiç de uygun olmayan kırk yaşlarındaki Gloria ve yanındaki ondan çok daha genç ve epey utangaç Paweł ile tanışırlar.

Gruptaki diğer kişilerden Daniel’in ise bu yılbaşı kutlaması vesilesiyle gerçekleştirmek istediği başka büyük planları vardır; kız arkadaşı Andżelika’ya bu gece evlenme teklifi edecektir.

Tüm bu karakterler, rehabilitasyondan yeni çıkmış, içe kapanık fotoğrafçı Filip’in markajındadır.

Büyük bir villada, bir araya gelen bu gençler, kendilerini alkol, uyuşturucu ve yüksek sesli müziğe kaptırdıklarında ortaya çıkmayı bekleyen ve geceye katılanların hayatlarını öngörülemeyen şekillerde etkileyen sırları ve gizli iddiaları açığa çıkarır.

Partinin ev sahibi Marek, nevrotik bir pizza kuryesine kapıyı açtığında ve Anastasia, Filip’le biraz yalnız vakit geçirmek istediğinde, art arda gerçekleşecek sıra dışı olaylar ve gecenin beklenmedik şekilde katliamla sona ereceği hiçbirinin aklının ucundan elbette geçmez.

Aptalca şakaları, zayıf oyuncu performansları ve senaryoda boşluklar olmasına rağmen Gaspar Noé ve Quentin Tarantino’ya öykünüyormuş gibi görünen ama yine de kendisinin farkında olan film bir Polonya yapımı olarak yine de ilginç ve orijinal olarak değerlendirilebilir.

Herkesin eğlendiği belli olan, iyi seçilmiş müziklerle insanı coşturan, iyi çekilmiş her sahnesi birbirinden renkli olan film komik anları ve şaşırtan sonuyla her şeye rağmen güzel görünüyor.

Donma Noktası

Yönetmen: Lluís Quílez / Oyuncular: Javier Gutiérrez, Àlex Monner, Patrick Criado, Édgar Vittorino, Karra Elejalde, Luis Callejo, Florin Opritescu, Isak Férriz, Miquel Gelabert, Andrés Gertrúdix, Ángel Solo, Pol Cardona / Süre: 106 dakika
 

Netflix‘in İspanya Yapımı Aksiyon Gerilim Filmleri kuşağında bu hafta gösterime giren Below Zero (Bajocero) adlı film; görevli olduğu mahkûm nakil aracı saldırıya uğrayan bir polis memurunu kadraja alıyor.

Bir devriye arabasının eskortluğunda cezaevindeki altı suçluyu başka bir yere nakletmek üzere yola çıkan hapishanenin nakil aracı ıssız bir yolda, sis bastırdığında görüş mesafesini ve görsel temasını kaybeder.

Tam da bu anda hain bir tuzak sonucu acımasızca saldırıya uğrayan polis memur Martin, araçtaki suçlular tarafından tehdit edilirken o bir şekilde onların elinden kurtulup hayatta kalır ve konumunu onlara karşı güçlendirmenin bir yolunu bulur.

Tabii ki bu sırada Martin dondurucu soğukla baş etmeye çalışırken içerideki ve dışarıdakilerle bir ölüm kalım savaşı vermesi gerekecektir.

Fatima

Yönetmen: Marco Pontecorvo / Oyuncular: Joaquim de Almeida, Goran Visnjic, Stephanie Gil, Alejandra Howard, Jorge Lamelas, Lúcia Moniz, Marco D’Almeida, Joana Ribeiro, Carla Chambel, Elmano Sancho, João D’Ávila, Iris Cayatte, João Arrais, Simão Cayatte, Sônia Braga, Harvey Keitel, Ivo Alexandre, Filipa Areosa, João Bandeira, Alba Baptista, Enrique Beján, Zé Bernardino, Margarida Cardeal, Joana Cavaco, Figueira Cid, Maria d’Aires, Gonçalo Diniz, Victor Emanuel, Gabrielle Fleck, Hugo Franco, Eduardo Frazão, Laura Frederico, Paula Garcia, Lourenço Henriques, Ivone Fernandes-Jesus, Alexandra Leite, João Lobo, Maribel Lopera Sierra, André Mendes, Beatriz Mendes, Catarina Mira, Tobias Monteiro, Ana Moreira, Manuel Moreira, Luisa Ortigoso, Ângela Pinto, João Maria Pinto, Fernando Rodrigues, Isabel Ruth, Carmen Santos, Carla Bolito, José Eduardo, Sofia Espírito Santo, Paula Luiz, Augusto Portela, Luísa Cruz, Filomena Gonçalves, Filipa Leão, Rita Martins, Joana Pais de Brito, Eva Tecedeiro, Dinarte de Freitas, Tomás Andrade, Manuel Encarnação, Madalena Aragão, Maria Marques, Fábio Carreira, Miguel Frazão, Afonso Lagarto, Bruno Salgueiro, João Harrington Sena, Miguel Serra da Silva / Süre: 113 dakika
 

Netflix‘in Polonya Yapımı Dram Filmleri kuşağında bu hafta gösterime girmesi beklenen ve ismini Portekiz’in Fatima kentinden alan film; tarihsel olaylara dayanarak bu şehirde hayatlarını sürdüren üç genç çobanın mistik hikayelerini anlatıyor.

Meryem Ana’nın iman dolu tarihi her ne kadar dönemin hükümetini kızdırsa da 1917 yılında, gerçekte yaşanmış bir olaydan alıntı yaparak “inanç anlayışın sınırlarında başlar” mesajıyla yükselen filmde; on yaşındaki bir kız iki kuzeni ile birlikte ibadet ettikleri süre içinde Meryem Ana’nın birkaç kez onları ziyaret ettiğine tanık olurlar ve bu tecrübeyi yaşadıkları yerdeki insanlarla paylaşırlar.

Üç çoban çevresindeki insanlara anlatmış oldukları bu hikâye ile din adamlarının tepkisini çekerler; olaya sinirlenen papazlar sahip oldukları inancı korumak için çobanlardan hikayelerini geri almasını isterler.

Kilisenin ve siyasi liderlerin üst isimleri bu çocukların yaşadığı mucizeyi yalanlamaları konusunda baskı kurmaya çalışsa da haber ülke geneline yayıldıkça bu deneyimi duyan her dinden insan bir mucizeye tanık olma umuduyla bu genç kızın ibadetini izlemek için bölgeye doğru akın etmeye başlarlar.

Topluca yapılan dualar karşısında Birinci Dünya Savaşı’nın sona ereceğini ve insanların huzura kavuşacağını müjdeleyen Meryem Ana’yı bu genç çobanlardan dinlemek herkes için büyük bir umut olur.

Fakat Fatima ve kuzenleri artık o sessiz sakin halvet ibadetlerine geri dönememektelerdir.

Gerçek Hazine

Yönetmen: Jude Weng / Oyuncular: Kelly Hu, Ke Huy Quan, Chris Parnell, Marc Evan Jackson, Branscombe Richmond, Owen Vaccaro, Lindsay Watson, Ricky Garcia, Alex Aiono, Kea Peahu, Ryan Higa, Mapuana Makia, X Mayo, Kyndra Sanchez, Mav Kang, Brad Kalilimoku / Süre: 123 dakika
 

Netflix‘in Aile Temalı Filmler kuşağında bu hafta gösterime giren Finding ‘Ohana adlı filmde; yaz tatilini Hawaii’nin O’ahu adasında geçiren Brooklynli iki kardeşin kayıp bir hazineyi bulmak için çıktıkları macera, kökenleriyle bağ kurmalarını sağlar.

Brooklyn’de büyüyen kardeşlerin rutin hayatları O’ahu kırsalında geçirdikleri yaz, uzun süredir kayıp olan bir hazinenin yerini gösteren bir günlük bulmalarının ardından heyecanlı bir hâl alır.

Hazinenin yerini bulmak için harekete geçip yeni arkadaşlarıyla birlikte çıktıkları bu aksiyon dolu öykünün epik macerasında iki kardeş Z kuşağına Indiana Jones’u hatırlatacakmış gibi görünüyor.

Kazı

Yönetmen: Simon Stone / Oyuncular: Ralph Fiennes, Stephen Worrall, Danny Webb, Carey Mulligan, Archie Barnes, Robert Wilfort, James Dryden, Joe Hurst, Paul Ready, Peter McDonald, Christopher Godwin, Ellie Piercy, Bronwyn James, Desmond Kaliszewski, Monica Dolan, Johnny Flynn, Jonah Rzeskiewicz, Jack Bennett, John Macmillan, Ken Stott, Arsher Ali, Eamon Farren, Amelia Stephenson, Ben Chaplin, Lily James, Christian Cole, Grant Crookes, Eileen Davies, Zina Esepciuc, Jane Fowler, Kate Margo, Kevin Nolan, Paul O’Kelly, Chloe Stannage, Chris Wilson / Süre: 112 dakika
 

Netflix’in Britanya Yapımı Dönem Filmleri kuşağında bu hafta gösterime giren The Dig adlı film; 1938 yılında Sutton Hoo’da gerçekleştirilecek önemli bir kazı için buraya gelen bir arkeoloğun hikâyesini anlatıyor.

John Preston’ın romanından uyarlanan ve gerçek bir keşfi konu alan dramasıyla İngiltere’nin tarihine, arkeoloji eşliğinde bir yolculuğa çıkaran filmde zengin bir dul olan Edith Pretty, İkinci Dünya Savaşı’nın yaklaştığı dönemde, arazinin içinde yer alan mezar höyüklerinde kazı yapılmasını ister.

Bu tür işler genellikle ve normalde müzeler tarafınca yapılır ama savaş yaklaştığı için yeni işlere atılmakta geri duran müze görevlilerinin yerine, kürek tuttuğu yaştan beri kazı işi yapan ve babasının kanatları altında kendisini geliştiren Basil Brown devreye girer.

Bu iş için Basil Brown ile anlaşan Pretty çok geçmeden kazı sırasında insanlık tarihini etkileyecek bir keşif yaparlar.

Sonrasında geçmişe dair yaptıkları bu keşifte elde ettikleri bulguları öğrenen yetkililer bu işten nemalanmak isteyince geleceği muallakta olan Britanya’da da bu keşif büyük ses getirir.

Kara Plaj

Yönetmen: Esteban Crespo / Oyuncular: Raúl Arévalo, Paulina García, Candela Peña, Claude Musungayi, Babou Cham, Lidia Nené, Melina Matthews, Emilio Buale, Mulle Jarju Salvador, Aída Wellgaye, Jimmy Castro, Fenda Drame, Dairon Tallon, Teresita Evuy, Olivier Bony, Bella Agossou, Fred Adenis, Antonio Buíl, John Flanders, Luka Peros, Thimbo Samb, Papis Diouf, Julius Cotter, Ronnie Commissaris, Babacar Ben Ibrahima Konte, Chumo Mata, Clotilde Boahuri, Astrid Jones, Gaëtan Wenders, Kristof Coenen, Didier Maes, Amber Shana Williams, Tara R. Cook, Sahlima, Sabrina Lopez Leonard / Süre: 110 dakika
 

Netflix‘in İspanya Yapımı Aksiyon Gerilim Filmleri kuşağında bu hafta gösterime giren Black Beach adlı filmde; gelecek vadeden bir avukat, bir mühendisi kaçıran eski arkadaşıyla pazarlık yapmakla görevlendirildiğinde geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır.

Hayatı Birleşmiş Milletler’de geçen Carlos, büyük bir Amerikan petrol şirketinde çalışan başarılı bir yöneticidir.

Şimdilerde karısı Susan ile Brüksel’de yaşayan Carlos, şirketine ortak olup New York’ta yaşamayı hayal eder, ancak Carlos üstleri tarafından, Afrika kıtasında kaçırılan Amerikalı bir mühendisin serbest bırakılmasıyla ilgili arabulucu olarak pazarlık sürecine katılmakla görevlendirilir.

Bugüne kadar profesyonel kariyerinde sadece şirket alıp satmakla ilgilenen Carlos bu yeni görevini riskli bulmasına rağmen yine de kabul eder, ancak gittiği yerde mühendisin izini sürerken bu durumun adam kaçırmaktan çok daha öte bir şey olduğu gerçeğiyle yüzleşir.

Kilometre ve Kilometre

Yönetmen: Jeo Baby / Oyuncular: Tovino Thomas, India Jarvis, Joju George, Sidhartha Siva, Basil Joseph, Sudheesh, Maala Parvathi, Pauly Valsan, Raghavan, Mamitha Baiju, Muthumani, Devison C.J., Suresh Babu, Jeo Baby, Harikirshnan C.R., Adhidev Dhipu, Music Jeo, Arun G. Krishnan, Faustina Mariam, Binu Michelangelo, Roy Thomas Pala, Gireesh Perincheeri, Jordi Poonjar, Phantom Praveen, Kusum Shrimali, Sinu Sidharth, Josey Sijo, Soolapani / Süre: 129 dakika
 

Netflix‘in Hint Yapımı Romantik Komedi Filmleri kuşağında bu hafta gösterime girmesi beklenen ve seyirciyi güldürürken düşündürmeyi amaçlayan Kilometers and Kilometers adlı filmde; borç içinde yüzen bir adam gönülsüzce bir Amerikalı turisti Hindistan’ın çevresini gezdirmeyi kabul ettiğinde, aralarındaki keskin farklılıklar çekişmelere ve sonrasında da beklenmedik bir bağ kurmalarına yol açar.

Boğazına kadar borç batağına batmış olan Josemon kız kardeşinin eğitimini finanse etmek, kredilerini ödemek ve ev halkına bakmak için her türlü işi yapmaya çalışır, işler beklediğinden de kötü gittiğinde en çok değer verdiği motosikletini de satmak zorunda kalır.

Bu sırada, satıştan hemen önce, Amerikalı turist Katherine Stevens’ı Hindistan çevresinde bir ödeme karşılığında motosikletiyle gezdirmekle görevlendirilir; bu yolculuk her ikisinin de hayatını değiştirir.

Suç Şehri

Yönetmen: RZA / Oyuncular: Shameik Moore, Demetrius Shipp Jr., Denzel Whitaker, Keean Johnson, Kat Graham, T.I., Terrence Howard, Rob Morgan, Eiza González, Ethan Hawke, Wesley Snipes, Joel David Moore, Isaiah Washington, Sam Daly, Rich Paul, Tyron Woodley, Elliott Michael Smith, Andrene Ward-Hammond, Stacie Davis, Dominique DuVernay, Thomas Francis Murphy, Elizabeth Irene, Kellen Goff, Richard Brown, Rebecca Chulew, Lil Chuuch, Toney Chapman Steele, Calvin Williams / Süre: 123 dakika
 

Netflix’in Sosyal Konulu Dramalar kuşağında bu hafta gösterime giren Cut Throat City adlı filmde; Katrina kasırgasının ardından New Orleans’ta hayata tutunmak ve ailelerini geçindirmek için çalışan baş kahramanlarının silahlı soygun girişimini konu ediyor.

Grammy ödüllü rap müzisyeni RZA’nın yönetmenliğini üstlendiği filmde Katrina kasırgasından sonra meydana gelen sel sonrasında su altında kalan fakir mahallelerde yaşayan ve seçenekleri olmayan dört çocukluk arkadaşı, bu bataklıktan kurtulmak ve evlerine yeniden kavuşabilmek için New Orleans’ın kalbinde tehlikeli bir soygun gerçekleştirme teklifini istemeyerek de olsa kabul ederler.

Aslında sanatçı olmak, kendi çizgi romanını yayınlamak isteyen Blink, hayatın onu getirdiği koşullar doğrultusunda yeni evlendiği karısının gangster kuzeni ile ortak bir kumarhane soygunu işine girişir.

Ancak girdikleri bu işin basit bir soygun olmadığı, aslında çok daha büyük işlerin döndüğü daha sonradan ortaya çıkıp soygun sırasında beklenmedik olaylar gelişince kendilerini oldukça karmaşık bir durumun ortasında bulurlar.

Tek istedikleri hayatlarını düzene koymakken, çıktıkları bu yolda bir süre sonra yola çıkmadan önceki hayatlarına dönmek için uğraşmak zorunda kalırlar.

Flashback

Vakti zamanında kimi festivallerde, kimi sinemalarda kimi de ev videosu ve televizyon ekranlarında seyirciyle buluşan ama şimdi hem çevrim içi platformlarda hem de televizyon kanallarında bu hafta yeniden gösterime girecek olan 2020 öncesinde çekilmiş diğer filmleri sizin için derledim.

beINCONNECT

Türkiye’nin lider ödemeli televizyon sistemi Digitürk’ün film kanalları ve dijital platformu beINCONNECT’in gişe rekortmeni yerli ve yabancı filmlerden oluşan zengin içerik kütüphanesinde farklı kategorilerde bu hafta öne çıkan filmler şöyle;

FilmBox

Uluslararası medya kuruluşu SPI International bünyesinde yer alan film ve dizi kanalı FilmBox, etkileyici öyküleri, dünya yıldızları ile buluşturan sinema filmleriyle şubat ayına heyecan ve eğlence katmaya devam ediyor.

Platformun bu hafta farklı kategorilerde öne çıkan filmleri şöyle;

Netflix

“Birbirimize sadece bir hikâye uzaklığındayız” sloganıyla dünyada 30’u aşkın dilde, 190’dan fazla ülkede, 200 milyonu aşkın ücretli kullanıcısına, favorisi hâline gelecek bir sonraki hikâyeyi bulmalarına yardımcı olmak için farklı türlerde diziler, belgeseller ve sinema filmlerini sunan Netflix, yeni yapımları ile çemberi genişleterek büyümesini sürdürüyor.

Hem havaların soğuması hem de pandemi sebebiyle ekran başında daha uzun saatler geçirdiğimiz şu günlerde dünyanın en popüler dijital içerik platformu Netflix birbirinden ünlü isimlerin yer aldığı yapımlarıyla hayatımızı renklendirip evde sinema keyfini sürdürmemizi sağlamaya hız kesmeden devam ediyor.

Dünyanın koronavirüs ile mücadele ettiği ve Netflix’e ilginin hayli yüksek olduğu şu sıralar seyredebileceğiniz, şubat ayının ilk haftasında platforma giriş yapan filmler şöyle;

PuhuTV

Doğuş Holding çatısı altında kurulan ve “Sen Nasıl İzlersen” sloganıyla faaliyetlerini sürdüren PuhuTV; bilgisayar, mobil cihazlar ve akıllı televizyonlar üzerinden erişilebilen uygulama yayınlarının yanı sıra film, dizi, çocuk türlerinde yerli ve yabancı içerikler sunmaya devam ediyor.

İnternet üzerinden hizmet veren bir medya sağlayıcısı olan PuhuTV’nin yabancı filmler kütüphanesinde, farklı kategorilerde bu hafta öne çıkan bazı filmleri şöyle;

Tivibu

Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik eden Türk Telekom’un dijital televizyon platformu Tivibu, izlenme rekorları kıran filmleri, belgeselleri, dizileri ve çocuklara yönelik farklı türlerdeki yerli ve yabancı yapımlarıyla her yaştan izleyiciye hitap etmeyi sürdürüyor.

Şubat ayının bu ilk haftasında Tivibu’nun yayın akışında ekranlara gelecek filmler şöyle;

TRT 1 & TRT 2

Her ay olduğu gibi şubat ayı için de sinefiller için dopdolu bir içerik programı oluşturan TRT’nin zengin arşiviyle hazırlanan “Ev Hayat Dolu” yayın kuşağında; aralarında televizyonda ilk kez izleyiciyle buluşacak filmlerin de yer aldığı ödüllü ve prestijli filmler, orijinal dilinde TRT1 ve TRT2 ekranlarında sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Şubat ayının bu ilk haftasında farklı günlerde ekranlara gelecek yayın akışındaki filmler şöyle;

Dikkatimi çekenler

Festival ortamlarında kendisiyle bir araya gelmekten ve çalışmalarını takip etmekten keyif aldığım, sinema yazarı ve akademisyen Fırat Sayıcı’nın üçüncü kitabı “Sinemada Yol ve Yolculuk” Platanus Yayınları’ndan çıktı.

Türk ve dünya sineması üzerine akademisyenlerin, sinema öğrencilerinin ve de sinemaya ilgi duyan, işin biraz daha derinine inmek isteyenlerin rahatlıkla; sinema sanatını sadece izleyerek değil üzerinde düşünerek, tartışarak, kafa yorarak hayatına dahil edenlerin severek okuyabileceği Sinemada Yol ve Yolculuk bu kategoriye ilgi duyanlar için önemli bir arşivlik eser.

Fırat Sayıcı’nın, bu konuya yayın dünyasının fazla ilgi göstermediğini gözlemleyip bununla ilgili bilgi açlığı duyanlara ve referans arayanlara bir kaynak bırakabilmek için kaleme aldığı, bu düşünceyle sinema sanatının en güzel örneklerine yer verdiği kitapta yazarın değindiği üzere; gücünü karakterlerden, mekanlardan ve tesadüflerden alan yol filmlerinde gördüğümüz yolculuk sadece maddi değil aynı zamanda manevidir ve çoğunlukla karakterin fiziki yolculuğu bir süre sonra bir içsel yolculuğa dönüşür.

Karakterin bu dönüşümü elbette bir katharsis yaratarak seyirciyi de etkiler.
 

Ünlü teorisyen Joseph Campbell’ın “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” modelinin en iyi gözlemlenebileceği yol filmleri psikolojik, sosyolojik, tarihsel ve felsefi okumalara da oldukça açıktır.

Bu kitapta da “Easy Rider”dan “Puslu Manzaralar”a, “Paris, Texas”dan “Kikujiro’nun Yazı”na dek sinema tarihine damgasını vurmuş yol filmleri ünlü teorisyenin kahramanın sonsuz yolculuğu modeli kapsamında yeniden değerlendirilmiş.

Esenyurt Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölüm başkanı olan Dr. Öğr. Üyesi Fırat Sayıcı’nın sinema tarihi alanında Türkiye’de ilk defa bu denli kapsamlı incelenen yol sineması üzerine, başta akademisyenler, sinema öğrencileri ve sinemaseverler olmak üzere her kesimden okuyucuya hitap eden bu çalışması şimdi seçkin kitapçılar ve dijital platformlarda satışa sunuldu.

Ben kütüphaneme ekledim, size de tavsiye ederim.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap