Ev sinemasında bu hafta: Kanatlanmakta zorlanan bir film; Penguen Bloom

by Haber Fora

Travmatik bir olay bir kişinin hayatını sonsuza dek değiştirebilir, peki ya ailenin geri kalanını nasıl etkiler, bunu hiç düşündünüz mü?

Hayvanlar, açıklanamaz ama tamamen kabul edilebilir şekillerde bizi iyileştirme konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahipler; ama ne yazık ki biz insanlar birbirimizi iyileştirme konusunda sanırım pek başarılı değiliz.

Kendi aramızda ilişki ve duygu yönetiminde dört dörtlük olmayı öyle kolay kolay başaramıyoruz.

Karşısındakini tam anlamıyla tanımadan ve anlamadan başkalarına yardım etmeye ve onları iyileştirmeye çalışanların duygusal kazalara sebep olduğu zamanlar varsa da diğer tarafta kendi acımıza yoğunlaşıp onu bir başımıza yönetirken sevdiklerimizi ve yakınımızdakileri çok fazla hırpaladığımız ve onlara haksızlık ettiğimiz zamanlar da oluyordur mutlaka.

Bu hafta Netflix’te gösterime girecek olan Penguen Bloom‘da, yaşama ve sevme şekillerini sonsuza dek değiştiren bir kazanın ardından yeni bir hayata uyum sağlamaya çalışan beş kişilik bir ailenin hikayesinde travmayla mücadele ve bireylerin birbirini destekleme biçimlerine yönelik bir hikâye izlemeniz mümkün.

Kanatlanmakta zorlanan bir film; Penguen Bloom

Yönetmen: Glendyn Ivin / Oyuncular: Rachel House, Naomi Watts, Andrew Lincoln, Jacki Weaver, Leeanna Walsman, Gia Carides, Lisa Hensley, Griffin Murray-Johnston, Felix Cameron, Abe Clifford-Barr, Randolph Fields, Alison Bow / Süre: 95 dakika
 

Netflix‘in Gerçek Hayattan Uyarlanan Dramalar kuşağında 27 Ocak’ta gösterime girmesi beklenen Penguin Bloom adlı film; ölümcül bir kazanın ardından felç kalan genç bir annenin hikayesini konu ediyor.

Evet, haklısınız, doğrusunu söylemek gerekirse bu hikâyeyi daha önce de pek çok defa gördük; bir kişi kaza geçirir ve bir şekilde hayata geri dönmenin bir yolunu bulması gerekmektedir ve elbette bu dönüş bir an meselesidir.
 

Bu film de kısmen böyle bir hikâye üzerine kurulmuş ve hassas bir şekilde kendisini hayatta tutan şeylerle birlikte anne olma yeteneğini de kaybetmiş birinin duygularına odaklanmaya çalışmış ancak ne yazık ki travmadan kurtuluş için gereken motivasyonu bulma konusundaki süreci seyirciye aktarma konusunda bence sınıfta kalmış ve kanatlanmayı başaramamış.

Trajik bir kaza

Lisedeki sevgilisi Cameron Bloom ile evlenen ve sonrasında üç çocuğu olan Samantha Bloom, 2013 yılında kocası ve üç oğlu ile birlikte Avustralya’daki evlerinden çıkıp tatil için Tayland’a gider.

Hikâyenin kederli anlatıcısı olan Bloom’un büyük oğlunun filmin başında söylediği gibi; her şey bir süre her zamanki gibidir: Okyanusa ve doğaya âşık olan Sam sörf yapar, yüzer ve diğer macera sporlarına kendini hazırlar.

Ancak, tatil sırasında kaldıkları yerin çatı manzarasını heyecanla annesine göstermek isteyen Noah annesiyle birlikte çatıya çıktığında Sam manzaranın keyfini çıkarırken çürük olduğu daha sonra ortaya çıkan yaslandığı bir korkuluk yüzünden çatıdan düşer.

Bu trajik kaza sonucu Sam’in omurgası iki yerinden kırılır, düşüşten sağ kurtulur, ancak göğsünden aşağısı felçli kalır ve elbette tekerlekli sandalyeye mahkûm olur.
 

Büyük oğlu Noah, annesini çatıya çıkardığı için suçluluk duygusuyla boğuşur ve daha da kötüsü, bu kazadan annesinin onu suçlamasından endişeleniyordur.
 

Hikâyeyi anlatan Noah, bu olay sonrasında tuttuğu video günlükte; “Her yıl Tayland’da 20 milyondan fazla insan tatil yapıyor. Bu yüzden annemin başına gelenler herhangi bir başkasının başına da gelebilirdi, 40 milyon el bu çürük korkuluğu tutabilirdi, 15 yaşında biri de bu durumu yaşayabilirdi, 5 bin 475 günün herhangi birinde bu korkuluk kırılabilirdi, ama o annemi bekledi…” diyerek yaşanan o anın suçluluğunu gizlice dile getiriyor.
 

Bu olay sonrasında her ne kadar annelerinin kendilerinden çalınmış olduğunu düşünseler de çocuklar Sam’in yanında hayata normal bir şekilde devam etmeye çalışıp, kocası ailesinin ve onun tüm ihtiyaçlarını karşılamak için elinden gelen her şeyi yapmaya devam etmesine rağmen hayatı boyunca açık hava sporları tutkunu, sörfçü ve gezgin olan Sam, göğsünden aşağısının felç olmasının ardından adeta kendini tanıyamaz, kendini bir umutsuzluk çukurunda bulur ve derin bir depresyona sürüklenir.
 

Onun büyük bir tutkusu olan evinin hemen karşısındaki okyanus artık ona kaybettiklerini hatırlatmasından başka bir şey değildir ve sürekli kendini boğulurken gördüğü rüyalarının tetikleyicisidir.

Annelik yükümlülüklerini yerine getiremediği için kendini eksik ve daha da ötesi suçlu hissetmektedir; çocuklarının hastalıklarında onların yanında olamadığı ve onlara yardım edemediği için çaresizdir.

Yardım için başkalarına güvenmek zorunda kaldığı için öfkelidir, ama hem kocası hem de annesi ona her an destek olmaya hazır ve buna isteklilerdir.
 

Ama tüm bu çabalar, özellikle aşırı korumacı annesinin duyarsız yorumları genellikle Sam’i rahatsız eder, bu yüzden sadece sabahları yataktan kalkmanın zorluğunu ve çocuklarına ihtiyaç duyduklarında onlara koşamamanın hayal kırıklığını onlara hissettirmekle kalmaz, aynı zamanda bazı şeylerin asla geri gelmeyeceğini bilmenin dayanılmaz duygusal ağırlığını da onlara yansıtır.
 

Böylesi bir ruh hali ile depresyondan aylarca çıkamayan Sam bu dünyadaki ve ailesindeki yerini sorgulamaya başlar.

Ailesi Sam’e yardımcı olmak için ellerinden geleni yapsa da Sam onu saran bu derin üzüntüden bir türlü kurtulamaz.
 

Sam her geçen gün depresyonun derinliklerine batıp anılarıyla kavga ederken eski haline, günlük rutinlerinin hiçbirini kendi başına tamamlayamayacağı gerçeğine kızarken bu durum için kimi suçlayacağına karar veremez.

Ta ki kazadan önce hırslı ve sağlıklı bir sporcu, mutlu bir gezgin ve çok aktif bir anne olan Sam’in hayatına beklenmedik bir umut kaynağı yeniden gelene kadar…

Dayanıklılık ve yeniden doğuş

Bir yıl sonra, Sam’in büyük oğlu Noah sahilde oynarken yaralı olarak bulduğu yuvasından düşmüş bir yavru saksağanı eve getirir.

Çocuklar, büyük bir şefkatle ve özenle koruma altına aldıkları bu siyah beyaz kuşa renklerinden ve uçamayışından dolayı “Penguen” adını verirler ve Sam baştaki tüm itirazlarına rağmen isteksizce yeniden kanatlanacak kadar güçlenip iyileşene dek kuşun kalmasına izin verince çocuklar onu evde sevinçle beslemeye başlarlar.
 

Bu tüylü küçük baş belasının aileyi yeniden bir araya getirebilecek tek şey olabileceğinden pek haberi yoktur; ama Penguen adını verdikleri bu saksağanın ailenin hayatına girmesiyle Sam dahil herkesin hayatı bir şekilde değişmeye başlar.

Sam başlarda kuşun evde yarattığı kargaşaya ve gürültüye sinirlenir ama aslında kuş ile Sam’in aralarında hayal edebileceğinden çok daha fazla ortak yanları olduğu bellidir.

Ailesinin geri kalanı, başka birinin kendisine bakım ve iyileşme sağlama fırsatı sunmasını memnuniyetle karşılayan ve şefkate ihtiyaç duyan bu kuşa iyice alışmışken Sam, aileye yeni biri katıldığı için kızgındır; ancak yavaş yavaş o da kuşa garip bir bağlılık geliştirir ve Penguen bir şekilde iyileşebilirse, belki kendisinin de iyileşebileceğini düşünür.
 

Evet, sizin de çok kolay bir şekilde tahmin edebileceğiniz üzere kuş burada açık bir metafordur ve elbette çok bariz bir şekilde Sam’in fiziksel durumunun bir yansımasıdır ama Sam’in yaşadıklarının aksine kuşun sakatlığı onun merak duygusuna ve oradan oraya hareket etmesine mâni olmuyordur.

Bu arada kanatları olan ama uçamayan Penguen adlı bu kuş kesinlikle çok sevimli; sürekli ilgiye ihtiyaç duyan yaramaz bir çocuk gibi kahvaltı masalarındaki kupalardan çay poşetlerini araklarken, doldurulmuş bez oyuncağını yerlerde sürükleyerek oradan oraya taşırken, evin içinde saklambaç oynarken, küçük sepetini bir yatak gibi benimseyip kullanırken, acıktığında ve üzgünken insanların dikkatini çekmek için bir çocuk gibi ağlarken onu izlemek filmin seyircisine sunduğu en güzel şey.
 

Sam başlangıçta bu kuşa soğuk davransa da sonunda artık yerine getiremeyeceğine inandığı annelik görevleri için bir çıkış yolu olan bu kuşa ısınır; kurtarılan kuşu beslemek, yeni felç olmuş bir annenin kendine acımasını aşmasına ve mutlu ailesine yeniden katılmasına yardımcı olur.

Penguen’in gelişi Sam’in hayatında derin bir fark yaratarak ona nasıl yeniden yaşanacağını öğretir, kuş artık onun için bir dayanıklılık ve yeniden doğuşun simgesidir.
 

Sam bu küçük kuşu beslerken, sadece anne kimliğini değil, aynı zamanda umutsuzca özlediği benlik duygusunun ayrılmaz bir parçası olan hemşirelik mesleğindeki tatmini de yeniden hissediyordur.

Kuş kısa süre sonra ailenin bir parçası gibi davranır ve onların omuzlarında gezer, Penguen‘in bitmeyen cıvıltısı Sam’i yataktan çıkaran tek şeye dönüşür.
 

Evin bu yeni üyesiyle bağ kuran Sam, duygusal bir iyileşme sürecine girerek kocasını, oğullarını, annesini ve en çok da kendini şaşırtır.

Gelişmeye başladığında uçmayı öğrenen ve evin dışındaki dünyaya çıkmak için hamleler yapmaya başlayan Penguen, Sam’e da evden çıkıp kano yapmaya başlaması ve hatta yeniden yüzmesi için ilham verir.
 

Kısa süre sonra Sam, kazadan sonra kaybettiği parçasını yavaşça geri kazanmaya başlar, kocasının da cesaretlendirmesiyle kazadan önce çok keyif aldığı yaşam ve doğayla yeniden bağlantı kuracak gücü bulur ve Bloom ailesinin evinde kahkahalar ve umutlar yeniden yükselir.

Sam kendi kanatlarını açmaya başladığında, film de açılır ve bu zamana kadarki kasvetli modunu bir kenara bırakan görüntü yönetmeni Sam Chiplin, bu andan itibaren güneş ışınlarıyla süslenmiş suların güzelliğini vurgular, hatta ailenin cömertçe döşenmiş, deniz manzaralı evini daha geniş bir perspektifle seyirciye göstermeye başlar.

Uçmayan kanat neye yarar?

Bu mütevazı Avustralya dramasının yönetmen koltuğunda oturan Glendyn Ivin filmde sadece zorlukların üstesinden gelme cesaretine değil, Sam’in kendinden nefret etmesine ve depresyonuna da değiniyor.

Bu yüzden filmin başrolünü üstlenen Naomi Watts’in performansı çoğunlukla onun hüzünlü bakışlarına ve melankolik ses tonuna dayanıyor.
 

Naomi’nin hayat verdiği Sam, filmin çoğunu kendine acıma içinde, muhteşem kıyı şeridine ve gün batımına bakmaktan kaçınmak için perdeleri kapatarak seyircinin kapasitesini zorlayarak geçiriyor.

Film Naomi Watts gibi yetenekli bir oyuncuya sahip olduğu için şanslı, ama bana göre bu defa o bile bu filmi kurtaramaz, hatta uzun zamandır ses getiren bir yapımda yer almayan Naomi Watts için de bu film onun kariyeri için bir sıçrama tahtası olamaz.
 

Fiziksel performansların yoksunluğundan kaynaklı yüzeysellikten dolayı filmde o anlarda hissettiklerini ve ihtiyaç duydukları şeyleri söyleyen insanların çok fazla diyaloğu var.

“Kanatlara sahip olmak ve uçamamak tuhaf olmalı” gibi oldukça ucuz, basit ve yüzeysel aforizmaların yer aldığı filmdeki her şey, gerçek bir hikâye anlatmak yerine insanların duygusal düğmelerine basmak için zaman kolluyor gibi hissettiriyor.
 

Yaşanan bu olayın filmdeki anlatıcısı olan Noah; “Annem eskiden olduğu kişi değil, olmak istediği kişi o değil, ama benim için bundan çok daha fazlası” diyor ama filmde bu mevcudiyetin ötesini görmek pek mümkün olmuyor.

Üstelik Penguin Bloom; hayatı mahvolmuş gibi görünen bir kadının ihtiyacı olan umudu ve amacı ailesinin sevgisinde ve iyileşme sürecindeki bir kuşta bulmasının ardından yaşanan yenilenmeye dair muhteşem ve gerçek bir öykü ancak filmde bu kazazedenin güçlüklere karşı zafer kazanacağına dair çok az fikir ve ilham var.
 

Yıllar geçtikçe engelli bir kadın olarak Sam, su sporları madalyaları ve yarışmalar kazanıyor, ancak bu bilgileri filmin sonunda, Sam’in Dünya Kayaking Şampiyonası’nda yarışmaya devam ettiğini ve hatta iki kez Dünya Sörf Şampiyonu olduğunu belirten bir dipnottan öğreniyoruz.

Dolayısıyla yönetmenin bu biyografinin belki de en önemli ve ilham veren unsurunu sadece bir dipnota indirgemiş olması doğrusu oldukça tuhaf görünüyor.
 

Eğer bu film seyirciye ilham vermesi için çekildiyse sonuç olarak ilham vermekten uzak bir biyografi ortaya koyuyor ve ne taraftan tutsam bir yer eksik aklıyor; bu Sam’in mücadelesini aktarıyorsa hikâyenin anlatıcısının çocuk olmasından kaynaklı bir yüzeysellik sorunu görünüyor, eğer bu Noah’ın hikayesiyse onun iç dünyasında yaşadığı hezeyanlar seyirciye geçmiyor, eğer bu Penguen’in hikayesiyse ki filmin adını dikkate aldığımda bu daha mümkün o zaman da filmi biraz daha farklı okumak gerekiyor.

Haftanın diğer filmleri

Arkadaşlarla Akşam Yemeği

Yönetmen: Nicol Paone / Oyuncular: Malin Akerman, Kat Dennings, Jack Donnelly, Aisha Tyler, Jane Seymour, Deon Cole, Ryan Hansen, Chelsea Peretti, Christine Taylor, Andrew Santino, Carla Jimenez, Rose Abdoo, Dana DeLorenzo, Serenity Reign Brown, Mike Rose, Rhea Butcher, Scout Durwood, Brianna Baker, Margaret Cho, Wanda Sykes, Fortune Feimster, Vladimir John Perez, Karen Y. McClain, Carlos Antonio, Nadya Ginsburg, Johnny Williams, Kenneth Sims, Joe Lando, Melissa Graver, Everly Sucher, Savannah Sucher / Süre: 95 dakika
 

Netflix’in Komediler kuşağında bu hafta gösterime girmesi beklenen, çeşitliliği ve kapsayıcılığı merkezine alan Friendsgiving (Dinner With Friends) adlı bu film; güzel bir Şükran Günü geçirmeyi planlayan iki arkadaşın yaşadıklarına odaklanıyor.

Abby ve Molly, Şükran Günü’nün gelmesini dört gözle bekleyen iki yakın arkadaştır, ancak beklenen gün gelip çattığında iki arkadaş beklenmedik durumlarla karşı karşıya kalır.

Onların sakin geçeceğini umduğu akşam yemeği planları Molly’nin yeni erkek arkadaşı ve gösterişli annesinin de aralarına katılmasıyla farklı bir hal alır, akşam kaotik bir geceye dönüşür.

Bağlanmak

Yönetmen: Nico Raineau / Oyuncular: Brittany Snow, Sam Richardson, Anna Akana, Jordana Brewster, Vivica A. Fox, Amy Pietz, Shaun J. Brown, Alexis G. Zall, Rob Moran, Lanell Pena, Jenna Laurenzo, Kenneisha Thompson, Bryan Pitts, Minnie Quan, Richard Jackson, David Opegbemi, Nick Martin, Brady McInnes, Howard Martin Sprock, Heidi Everly, Erica Muse, Michael Benefield, Paul Blain, Jason Bremer, Prestin T. Brown, Simply Phillip Brown, Latrice Butts, John Confer, Jay Dee, Jennifer Dent, Marisa Duran, David Eaton, Christina Ellie, Amanda Furman, Jasmine Guillen, Justin Harmon, Tonya Shepard Hill, Scott Jameson, Annabelle Jones, Shelley Kaehr, Gregory Charles Lane, Adoria K. Lewis, Aaron N. Martin, Alex Moore, Violeta Ortega, Sam Paige, Angela Ravitch, Perri Stauffer Reavis, Kelly Schaaf, Hank Slaughter, Shawn Stoker, David C. Tami. Shanna Toft, Michael Wakefield, Jack Watkins, Andrew Wills, Marissa Woolf / Süre: 104 dakika
 

beINCONNECT’in Komedi Filmleri kuşağında bu hafta gösterime giren Hooking Up adlı filmde; köşe yazarı Darla Bean, son yazısından dolayı büyük tepki çeker ve kovulur, Bailey ise kanser olduğunu öğrenir, böylelikle yolları kesişen Darla ve Bailey arasında bir yakınlaşma başlar.

Darla bir gazetede köşe yazarlığı yaparak geçimini sürdürmektedir, ancak son yazısında seks hayatından bahsetmesiyle bir anda ülke gündemine oturarak büyük tepki çektiği için gazeteden kovulur.

Son zamanlarda sürekli hastalanan Bailey ise hastaneye gittiğinde kanser olduğunu öğrenir ve Bailey’nin hayatı kendisine kanser teşhisi konulduktan sonra korkutucu derecede değişir.

Yeni hayatına yön vermek isteyen Bailey bu sırada iş arayışına düşen Darla ile tesadüfi bir şekilde bir terapi grubunda karşılaşır ve benzer noktaları olduğunu fark eden ikili birbirlerine iyice yakınlaşmaya başlar.

Nihayetinde hem sorunlarına hem de birbirlerine yoğunlaşarak hayatlarına yön verecek bir yolculuğa çıkarlar.

Beyaz Kaplan

Yönetmen: Ramin Bahrani / Oyuncular: Priyanka Chopra, Rajkummar Rao, Adarsh Gourav, Mahesh Manjrekar, Perrie Kapernaros, Swaroop Sampat, Vijay Maurya, Vedant Sinha, Nalneesh Neel, Solanki Diwakar, Kamlesh Gill, Aaron Wan, Abhishek Khandekar, Trupti Khamkar, Satish Kumar, Mahesh Pillai, Deepak Simwal, Lokesh Mittal, Sanket Shanware, Ram Naresh Diwakar, B. Shantanu, Alka Saxena, Amitabh Acharya, Divyesh Vijayakar, Harshit Mahawar, Rajesh Aggarwal, Sandeep Singh, Girish Pal / Süre: 125 dakika
 

Netflix’in Suç Dramaları kuşağında bu hafta gösterime giren, Aravind Adiga’nın New York Times çok satanlar listesinde yer alan ve 2008’de Man Booker Ödülü’nü kazanan romanından uyarlanan The White Tiger adlı filmde; zengin bir Hint ailenin hırslı şoförü eline geçen fırsatları değerlendirerek fakirlikten kurtulup girişimci olmak için aklını ve kurnazlığını kullanır.

Akıllı ve hırslı bir genç olan Balram Halwai günümüz Hindistan’ında yaşayan fakir bir köylüdür ve allem edip kallem edip Amerika’dan yeni dönen Ashok ve Pinky’nin şoförü olan Balram, işini en iyi şekilde yapmaya çalışır.

Yaşadığı toplum tarafından kusursuz bir hizmetkâr olarak yetiştirilen sadık Balram’ın zengin patronlarının gözüne girerek onlar için vazgeçilmez biri hâline gelmesi uzun sürmez.

Ancak ihanetle dolu bir gecenin ardından Balram, efendilerinin onu tuzağa düşürüp kendilerini kurtarmak için her türlü yozluğa başvurabileceklerini fark eder.

Patronu sayesinde bilmediği bir dünya ile tanışan Balram, bu dünyaya asla erişemeyeceğini düşünür.

Bu adaletsiz sisteme isyan eden Balram, zengin olmak için bambaşka bir yol dener.

Her şeyini kaybetmenin eşiğinde olan Balram, bu bozuk ve eşitsiz düzene başkaldırarak başka türlü bir patron olur.

Film, Balram’ın her nesilde sadece bir kez doğan bir yaratığa dönüşmesinin bu destansı öyküsünü ve kara mizahla dolu bu yükselişini anlatıyor.

June ve Kopi

Yönetmen: Noviandra Santosa / Oyuncular: Acha Septriasa, Ryan Delon, Makayla Rose Hilli / Süre: 90 dakika
 

Netflix’in Endonezya Yapımı Aile Temalı Filmler kuşağında bu hafta gösterime giren June & Kopi adlı bu filmde; genç bir çift tarafından sahiplenilen sokak köpeği, sevgi dolu yeni yuvasına alışırken ailenin pitbull cinsi köpeğiyle de çabucak kaynaşır.

Ancak onlar bu sevgi dolu yuvada bir arada yaşarken aileye katılacak yeni birisi daha vardır.

Kalbimden Gelen Melodiler

Yönetmen: Do Joon Sung / Oyuncular: Sang Lee, Kang Ye Na, Subin Park, Baek Seo-Bin, Kang In Soo, Jung Ji Yeon / Süre: 101 dakika
 

2020 yılında her bölümü on dakikadan oluşan sekiz bölümlük bir Kore web dizisi olarak gösterilen ve şimdi Netflix’in Kore Yapımı Romantik Filmler kuşağında gösterime giren Wish You: Your Melody from My Heart adlı yapım bu defa uzun metrajlı bir film olarak seyircinin karşısına çıkıyor.

Özgür ruhlu bir sokak sanatçısı olan Kang In Soo’nun hayatı müzik ile çevrilidir.

Arkadaşlarının da desteğini alan Kang bunu meslek olarak edinir ama bu hiç de kolay olmayacaktır.

Yine de tüm zorluklara rağmen hayallerinden vazgeçmeyen Kang, en yakın arkadaşıyla birleşip bir müzik videosunu internette yayımlar.

İnternette dikkat çeken ve biraz popülerlik kazanan Kang’ın videosunu, bu arada onun hayatını tepeden tırnağa değiştirecek biri fark eder; bu kişi tanınmış bir plak şirketinde klavyeli enstrümanlar kullanan ve şirketin yeni çalışanlarından biri olan Sang Yi’dir.

Kang’ın videolarından sonra onun büyük bir hayranı haline gelen Sang Yi ona kendi plak şirketine katılmayı teklif eder ve çalıştığı plak şirketine Kang’ı önererek yerini sağlamlaştırır.

Ve bir anda ikisi bir arada çalışmaya ve yaşamaya başlar; birlikte şarkılar söyleyip hayaller kuran yetenekli ve genç şarkı yazarı ile onunla aynı yaştaki klavyeci, birbirlerinin hayatına harika melodiler ve aşk katar.

İkili aynı plak şirketinin çatısı altında çalışmaya ve yaşamaya başladığında havada aşk kıvılcımları da uçuşmaya başlar.

Bu sırada aralarındaki ilişkileri gelişir ve yavaşça yeni hisler belirmeye başlar ancak ne yazık ki hisleri ortaya çıktıkça önlerindeki engel de büyümeye devam eder.

Kang In Soo ve Sang Yi hislerini görmezden mi geleceklerdir yoksa bu zorluğu atlatmanın bir yolunu bulup hislerinin onları yönlendirmesine izin mi vereceklerdir?

Kaybolan

Yönetmen: Peter Facinelli / Oyuncular: Anne Heche, Thomas Jane, Jason Patric, Alex Haydon, Peter Facinelli, Aleksei Archer, Kristopher Wente, John D. Hickman, Mitchell L. Johnson, Kk Heim, Sadie Heim, Rebecca Lines, Lily Anne Harrison, Curtis Nichouls, Lucas Bentley, Marianne del Gallego, Gregory Harrison, Dean Shortland, Skyler Elyse Philpot, Giovanni Capitello, Jorge Castro-Salinas, Jeremy Connell, Bruce Cooper, Scott Daniel, James H. Keating, Bella Zoe Martinez, Darrell L. Farmer, Ryan Hanner, Joey Traywick / Süre: 95 dakika
 

Netflix’in Gizemli Psikolojik Gerilim Filmleri kuşağında bu hafta gösterime girmesi beklenen The Vanished adlı filmde; Paul ve Wendy, kızları Taylor ile birlikte bir doğa tatiline çıkar.

Karavanları ile yola koyulan aile, konaklamak için ormanlık bir alan bulur, ancak onların iyi geçeceğini düşündükleri tatilleri, Taylor’un birden ortadan kaybolmasıyla kabusa dönüşür.

Etrafta kızlarını arasalar da bir sonuç alamayan aile, durumu yetkililere bildirir.

Polis herhangi bir ipucuna ulaşamadığında Paul ve Wendy kızlarını bulmak için kontrolü ele alır.

Taylor’ı bulmak için her şeyi göze alan Paul ve Wendy, bu sırada yerel sırların da açığa çıktığı şok edici bir durumla karşı karşıya kalır.

Suç Ortağı

Yönetmen: Matthew Avery Berg / Oyuncular: Stefanie Estes, Danielle Dallacco, Kamy D. Bruder, Todd Cattell, Stephen Todt, Don Baldaramos, Aria Surrec, Theo Bongani Ndyalvane, Kobe Collins, Kage Collins / Süre: 15 dakika
 

Netflix’in Kısa Filmler kuşağında bu hafta gösterime girmesi beklenen, Buffalo Dreams Fantastic Film Festivali‘nde En İyi Kısa Film Ödülü‘nü kazanan Accomplice adlı bu film; bir beyin nakli sonrasında yanlışlıkla öldürdüğü bir başka birinin düşüncelerini ve anılarını yaşamaya başlayan bir adamın hikayesini anlatıyor.

Yönetmen koltuğunda oturan ve kendisini bir hikâye anlatıcısı olarak gören Matthew Avery Berg, şu anda kişisel yaşamında mücadele ettiği duyguları veya durumları keşfetmeyi sevdiğini söylüyor ve bu yüzden de film çekme tutkusunu sadece tatmin edici değil, aynı zamanda yatıştırıcı bulduğunu belirtiyor.

Flashback

Vakti zamanında kimi festivallerde, kimi sinemalarda kimi de ev videosu ve televizyon ekranlarında seyirciyle buluşan ama şimdi hem çevrim içi platformlarda hem de televizyon kanallarında bu hafta yeniden gösterime girecek olan 2020 öncesinde çekilmiş diğer filmleri sizin için derledim.

beIN CONNECT

Türkiye’nin lider dijital platformu Digitürk’ün film kanalları ve beINCONNECT’in gişe rekortmeni yerli ve yabancı filmlerden oluşan zengin içerik kütüphanesinde farklı kategorilerde bu hafta öne çıkan filmler şöyle;

FilmBox

Uluslararası medya kuruluşu SPI International bünyesinde yer alan film ve dizi kanalı FilmBox, etkileyici öyküleri, dünya yıldızları ile buluşturan sinema filmleriyle ocak ayı gecelerine heyecan ve eğlence katmaya devam ediyor.

Platformun bu hafta farklı kategorilerde öne çıkan filmleri şöyle;

Netflix

Dünyada 190’dan fazla ülkede 167 milyon ücretli kullanıcısına farklı türlerde ve dillerde diziler, belgeseller ve sinema filmlerini sunan Netflix, yeni yapımları ile de büyümesini sürdürüyor.

Hem havaların soğuması hem de pandemi sebebiyle ekran başında daha uzun saatler geçirdiğimiz şu günlerde dünyanın en popüler dijital içerik platformu Netflix birbirinden ünlü isimlerin yer aldığı yapımlarıyla hayatımızı renklendirip evde sinema keyfini sürdürmemizi sağlamaya hız kesmeden devam ediyor.

Dünyanın koronavirüs ile mücadele ettiği ve Netflix’e ilginin hayli yüksek olduğu şu sıralar seyredebileceğiniz, ocak ayının son haftasında platforma giriş yapan filmler şöyle;

PuhuTV

Doğuş Holding çatısı altında kurulan ve “Sen Nasıl İzlersen” sloganıyla faaliyetlerini sürdüren PuhuTV; bilgisayar, mobil cihazlar ve akıllı televizyonlar üzerinden erişilebilen uygulama yayınlarının yanı sıra film, dizi, çocuk türlerinde yerli ve yabancı içerikler sunmaya devam ediyor.

İnternet üzerinden hizmet veren bir medya sağlayıcısı olan PuhuTV’nin farklı kategorilerde bu hafta öne çıkan bazı filmleri şöyle;

Tivibu

Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik eden Türk Telekom’un dijital televizyon platformu Tivibu, izlenme rekorları kıran yapımları yeni yılda da izleyiciyle buluşturuyor ve filmden diziye, belgeselden çocuk içeriklerine kadar farklı türlerdeki yerli ve yabancı yapımlarıyla her yaştan izleyiciye hitap etmeyi sürdürüyor.

Bu hafta Tivibu’nun yayın akışında ekranlara gelecek filmler şöyle;

TRT 1 & TRT 2

Her ay olduğu gibi ocak ayı için de sinefiller için dopdolu bir içerik programı oluşturan TRT’nin zengin arşiviyle hazırlanan “Ev Hayat Dolu” yayın kuşağında; aralarında televizyonda ilk kez izleyiciyle buluşacak filmlerin de yer aldığı ödüllü ve prestijli filmler, orijinal dilinde TRT1 ve TRT2 ekranlarında sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Ocak ayının sonuna doğru yaklaşırken bu hafta farklı günlerde ekranlara gelecek yayın akışındaki filmler şöyle;

Festival ajandası

Çevrimiçi Kısa Film Haftası

Türk sinema sektörünü ilgiyle takip eden sinemaseverler, “Çevrimiçi Kısa Film Haftası” ile aynı platformda bir araya geliyor.

Yunus Emre Enstitüsü, salgın süreciyle birlikte dijital ortama taşıdığı faaliyetlerine yeni yılda da devam ediyor; enstitünün bu yıl dijital ortamda gerçekleştirileceği ilk kültür-sanat faaliyeti Çevrimiçi Kısa Film Haftası olacak.

Londra, Berlin ve Washington DC Yunus Emre Enstitüleri tarafından ortaklaşa düzenlenen Cut Short, Live Long Çevrimiçi Kısa Film Haftası kapsamında, toplam 13 ödüllü kısa film Almanya, İngiltere ve Amerika’da eş zamanlı olarak 25-30 Ocak 2021 tarihleri arasında sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.

Enstitü tarafından dijital ortamda ilk defa gerçekleştirilecek olan film haftası kapsamında gösterimi yapılacak filmler, enstitünün sinema alanında yapacağı etkinlikler için özel olarak hazırlanan web sitesinden paylaşılacak.

Web sitesinde ayrıca gösterilecek filmlere ait detaylar da yer alıyor.

Üç tane uluslararası yapıma da yer verilen ve ödüllü kısa filmlerden derlenen serideki filmlerin gösterimi belirlenen gün ve saatlerde tek seferlik yapılacak.

Filmler, gösterimi yapıldıktan sonra 12 saat boyunca sinemaseverler tarafından ücretsiz olarak izlenebilecek.

Büyük ilgiyle takip edilen Türk sinema sektöründen yenilikçi ve etkili filmlerin tüm dünyada izleyiciyle buluşmasının amaçlandığı film haftası kapsamında ilk gösterimi yapılacak filmler ise “Lekesiz” ve “Tor” olacak.
 

İzleyiciler, Türkçe yayımlanacak ve altyazı dili İngilizce olan filmlerin soru-cevap kısımlarına katılabilecek ve yönetmenler ile sohbet edebilecek.

Gösterimi yapılacak filmler;

25 Ocak 2021

26 Ocak 2021

27 Ocak 2021

28 Ocak 2021

29 Ocak 2021

30 Ocak 2021

En İyi Festival Direktörü Ödülü Haydar Işık’a

Biz Bize medya ödüllerinde En İyi Film Festival Direktörü ödülü son olarak 2019 yılında düzenlenen 9. Malatya Uluslararası Film Festivali’nin direktörü yönetmen Haydar Işık’a gitti.

17 Şubat 2021 yılında Ankara’da düzenlenecek olan ödül töreni birçok kategoride başarılı isimleri ödüllendirecek.

Festival Direktörü Haydar Işık en son 2019 yılında, 9. kez düzenlenen Malatya Uluslararası Film Festivali kapsamında ulusal ve uluslararası düzeyde birçok filmi ve oyuncuyu şehre getirip, festivali halk ile iç içe yapma mottosuyla yola çıkmıştı.
 

Cezaevleri ve huzurevlerindeki film gösterimleri, festivale rol kes gibi etkinlikler ile halk ile festivali buluşturmuş ve tarafsız duruşuyla adından söz ettirmişti.

Malatya Büyükşehir Belediyesi Selahattin Gürkan ve şehir halkının da desteğiyle birlikte başarılı bir festivale imza atan ünlü yönetmen Haydar Işık’ın bu girişimleri göz önüne alınarak En İyi Festival Direktörü kategorisinde ödüle layık görüldü.

Gelecek Kısa

İstanbul Modern Sinema, yeni yıla yepyeni kısalarla başlıyor.

Kısa film, sinema dünyasında keşfe daha açık, piyasa koşullarından bağımsız, bir araştırma alanı olarak yaşayabilen özgür bir format.
 

21-31 Ocak 2021 tarih aralığında ücretsiz ve çevrim içi gösterilecek Gelecek Kısa adlı bu etkinlik, iki seçkiden oluşuyor:

İlki Biz de Varız! programının devamı niteliğinde, geçen sene Türkiye’de üretilmiş 19 kısa film; 3D animasyondan belgesele, deneyselden drama uzanan filmlerin gösteriminin yanı sıra yönetmenleri de izleyiciyle buluşturacak.

İkinci seçki ise 2020 yılında Akademi Ödülleri’nde animasyon ve canlı çekim dallarında Oscar’a aday olan 8 kısa filmden oluşuyor.

Söyleşiler, İstanbul Modern’in YouTube kanalında gerçekleşecektir.

Biz de Varız programında yer alan filmler:

Oscar Kısalar programında yer alan filmler:

SİYAD, Boyalı Kuş’u 2020’nin En İyi Yabancı Filmi Seçti!

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyeleri tarafından geçen yıl Türkiye’de sinemalarda vizyona giren tüm yabancı filmler arasında yapılan oylama sonucunda en yüksek oyu toplayan Boyalı Kuş’un ithalatçısına ödülü, mart ayında düzenlenecek 53. SİYAD Ödül Töreni’nde verilecek.

SİYAD üyelerinin oylaması sonucu ilk 20 sırada yer alan filmler şunlar:

1) Boyalı Kuş (The Painted Bird, 2019)
2) Sefiller (Les Misérables, 2019)
3) Bal Ülkesi (Honeyland, 2019)
4) Sonsuzluk Üzerine (Om Det Oändliga / About Endlessness, 2019)
5) Bacurau (2019)
6) Burası Cennet Olmalı (It Must Be Heaven, 2019)
7) Subay ve Casus (J’accuse / An Officer and a Spy, 2019)
8) Annelerimiz (Nuestras Madres / Our Mothers, 2019)
9) Tavşan Jojo (Jojo Rabbit, 2019)
10) Bedenimi Kaybettim (J’ai Perdu Mon Corps / I Lost My Body, 2019)
11) Karanlık Sular (Dark Waters, 2019)
12) Elveda (The Farewell, 2019)
13) Küçük Kadınlar (Little Women, 2019)
14) Bıçaklar Çekildi (Knives Out, 2019)
15) Kelly Çetesi’nin Gerçek Hikayesi (True History of the Kelly Gang, 2019)
16) Yabancı (Exil / Exile, 2020)
17) Barbarları Beklerken (Waiting for the Barbarians, 2019)
18) The Gentlemen (2019)
19) Yeni Baştan (La Belle Époque, 2019)
20) Görünmez Adam (The Invisible Man, 2020)

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap