Ev sinemasında bu hafta: Sıra dışı bir korku; Hayatımın Son Günü

by Haber Fora

Siz de toplumu çöküşten koruyan ve dengede tutan şeyin “ölüm korkusu” olduğunu düşünenlerden misiniz bilmiyorum, ama son bir yıldır tüm dünyanın yaşadığı olayları göz önüne aldığımızda, ölümün üzerimizde gerçekten de güçlü bir etkisi olduğunu kabul ederek bu gerçekliğimizi yeniden düşünmenin zamanı geldi sanırım.

Kapitalist dünya anlayışı, her acımasız olguda olduğu gibi toplumun ve yaşamın sürdürülebilir bir şekilde yeniden dizayn edilmesi için ölümün de bir gereklilik olduğuna ve hatta bunun tercih edilebilir bir seçim olduğuna inanmamızı ister.

Şahsen ben bunun doğru olduğunu düşünmüyorum; çünkü her ne kadar birileri bu dünyada Tanrıcılık oynadığını düşünüyorsa da ölüm hiç bir istisna gözetmeksizin hepimiz için geliyor ve ayrımcılık yapmıyor, yani tüm kontrolün kendisinde olduğuna inanan kapitalist anlayış ölümsüzlük iksiri içmiş gibi hareket ediyorsa da ne yazık ki durum düşündükleri gibi değil; her şeyin, hepimizin bir zamanı var.

Eğer yanlış referans vermiyorsam Amerikan boksörü Joe Louis’in bir sözü var;

Durum gerçekte buysa da ölüm öyle ya da böyle her zaman orada, bizim yanı başımızda olacak, ama onunla yüzleşene kadar kendimizi tanımamız ve korkularımızla yüzleşmemiz için şimdilik bize bahşedilmiş bu zamanı layıkıyla yaşamamız için önümüzde bir fırsat var.

Ölümü aldatmanın anahtarı olarak diyet ve egzersizler yapıyoruz, ahlakı, dini, yasaları zorluyoruz, bunların hepsinin ölüp ölmeyeceğimizi ve bu gerçekleştiğinde bunu hak edip etmediğimizi belirlemesini bekliyoruz.

Peki ama ya yarın öleceğimizi bilseydik? O halde tüm çabaların ve savaşın, bu muhakemelerin sizce herhangi bir önemi olur muydu?

Sıra dışı bir korku; Hayatımın Son Günü

Yönetmen: Amy Seimetz / Oyuncular: Kate Lyn Sheil, Jane Adams, Kentucker Audley, Katie Aselton, Chris Messina, Tunde Adebimpe, Jennifer Kim, Josh Lucas, Adam Wingard, Michelle Rodriguez, Olivia Taylor Dudley, Madison Calderon, James Benning, Oden Mack / Süre: 86 dakika
 

Başka Sinema’nın çevrim içi olarak gerçekleştirdiği, bu senenin ilk online etkinliklerinden olan Başka Bir Ocak programında yer alan She Dies Tomorrow; 2020’nin En İyi Filmleri listelerinde adından sıkça söz ettiren, korku janrının sadece kan ve şiddetten ibaret olmadığını kanıtlayan, insanların derin ölüm korkusunu her saniyesinde seyircisine hatırlatan sıra dışı bir korku filmi.
 

Korku filmi dediysem; durun, hemen irkilmeyin! Ahlaki boşluk ve önsezinin kasvetli bir hicvi niteliğindeki bu film, öyle sizi gerim gerim germiyor ya da klişe atraksiyonlarla korkutmaya çalışmıyor, seyrederken rahat olun.
 

Ama yine de eğer bir fikrin kolayca zihninize yerleşebileceğini ya da takıntı hastalığına doğru meyilli olduğunuzu düşünüyorsanız, her ihtimale karşı filmi seyretmemenizi ve yazının bundan sonrasını okumamanızı tavsiye etmeliyim.

Ne olur ne olmaz, sonra filmin başkarakteri Amy’nin hissettiği şeyin bir taşıyıcısı durumuna düşmeyeyim.

Duygusal bir girdap

Amy Seimetz’in hem senaryosunu yazdığı hem de yönettiği Hayatımın Son Günü (O Yarın Ölüyor) adlı bu film; bir sabah boğulmaktan son anda kurtulur gibi uyandığında yoğun bir şekilde hissettiği yarın öleceği hissinin bulaşıcı olduğunu keşfeden Amy’nin hikâyesini ele alarak insanın ölüm duygusuyla baş etme çabası, kolektif histeri, anksiyete ve panik atak gibi ruh sağlığıyla ilgili temaları karanlık bir mizah anlayışıyla anlatıyor.
 

Film, gözyaşlarından üzgün olduğunu anladığımız Amy karakteri ile başlıyor; yakın bir çekimde gördüğümüz ıslak gözlerinde ve yüzünde beliren hatta göz bebeğinin derinliklerine yansıyan garip bir neon ışık huzmesiyle bu sahneler açılıyor.
 

Bu sahne, kısa süre içinde öğreneceğimiz üzere; Amy’nin ölümün kendisi için yaklaşmakta olduğunun farkına vardığı bir andır.

Amy erkek arkadaşıyla ayrılığın ardından depresyonun eşiğinde yaşayan otuzlu yaşlarında bir kadındır ve bu ilişki sonrasında hayatına yeni bir sayfa açmak yerine bir gün, kendini inanmaktan alıkoyamadığı yarın öleceği hissiyle boğuşurken bulur, sonrasında da bu saplantıyla birlikte duygusal bir girdaba girer.
 

Kendisini bu duyguya teslim ederek bu hissin etkisiyle uyandıktan sonra, minimalist bir şekilde dekore edilmiş evinde sanki bir uyurgezer gibi gün ışığına doğru süzülür, hemen sonrasında ise tüm eşyaları toplanmış bir şekilde başka bir evde Mozart’ın Requiem adlı eseri eşliğinde dans eder, şarap içer, duvarları okşar, sırt üstü yatar ve internette küllerini saklayabileceği seramik çömleklere göz atar.
 

Yalnız, kafası karışmış ve depresif bir şekilde telefonun diğer ucundaki arkadaşı Jane ile yarım yamalak bir diyalog ile iletişim kurmayı dener.

Jane, Amy’nin daha önce de sarhoş hallerine tanık olduğu için destekleyici bir arkadaş olmakla yıkıcı bir nüksetmeyi desteklememek arasındaki dürtüleriyle savaşmak zorunda kalır.
 

Jane arkadaşına moral vermesi için ona yürüyüşe çıkmasını ya da bir film izlemesini tavsiye eder, ama Amy, arkadaşına “bir film bir buçuk saat sürüyor” diyerek durumun vahimliğini ifade eder.

Amy’nin yarın öleceğine dair bu düşüncesi, koronavirüs kadar bulaşıcıdır; şüpheci arkadaşı Jane nihayetinde isteksizce onu ziyaret ettiğinde Amy bu saplantısıyla onu da enfekte eder.
 

Onun bu durumuna oldukça şüpheci yaklaşan ve bunun gerçek olacağına ihtimal bile vermeyen Jane, Amy’nin bu hissinin bulaşıcı olduğunu fark edince ikisi de hayatlarının son günü olabilecek günde tuhaf şeyler yaşamaya başlar.

Zincirleme bir reaksiyon

Amy, arkadaşı Jane’e yarın öleceğini söyledikten sonra Jane, bunu bilmenin mümkün olmayacağını söyleyerek ilk başta bu fikri reddeder, ancak daha sonra kendisi de bu anlayışa sahip olur.

Jane bir akşam davetsiz bir şekilde evinden apar topar pijamalarıyla çıkarak dahil olduğu bir doğum günü partisinde erkek kardeşi ile onun karısına ve onların iki arkadaşı Brian ve Tilly’ye bu durumu anlatır.
 

İlk başta onlar da bunu reddeder ama zamanla bunun gerçekliğini kabul etmeye başlarlar.

Böylelikle zincirleme bir reaksiyonu başlatan bu süreçle birlikte filmin çoğu, bu karakterlerin son saatlerine hazırlanmalarını, içlerinde tuttukları her şeyi yapmalarına ve söylemelerine odaklanır.
 

Depresyon genellikle bize dünyada yalnız olduğumuzu ve neler yaşadığımızı başka hiç kimsenin anlayamayacağını hissettirir, ama filmde Amy Seimetz bize, korkumuzu başka bir kişiye iletmemiz halinde sonunda onların da bizi anlamalarını sağlayacak bir dünyanın portresini çiziyor.
 

Bu saplantı ya da histerinin sözlü olarak bir başkasına aktarılma fikrini ben çok mantıklı buldum; zira duygusal bir açıklık söz konusu olduğunda bir fikrin kolayca benliğimizi nasıl etkilediğini eminim bir şekilde hepimiz tecrübe etmişizdir.
 

Oyuncular da kendilerine aktarılan bu duyguyu içselleştirdiklerine dair filmde oldukça ikna edici bir performans sergiliyor ve film karakterlerin sözde son günlerinde ne yapmaya karar verdiklerini gösteren çok farklı konuları bir potada toplayabiliyor; Brian, komadaki babasının destek makinesindeki fişlerini çekme zamanının geldiğine karar verir.
 

Brian’la ilişkisinden memnun olmayan Tilly, ona her şeyin bittiğini söyler, istifa etmekten ilişkileri sona erdirme isteğine kadar, her karakter etraflarındaki dünyayla bir bütün olacak şekilde kendi travmalarıyla yüzleşir.
 

Nihayetinde bu süreç sonunda büyüleyici bir şeye dönüşüyor: Karakterlerin yarından duydukları korku, yerini bir huzur duygusuna bırakıyor.

Ölüm öncesi deneyim

Filmde Jane’nin Amy’e tavsiye ettiği gibi; çoğu zaman ben de kafa dağıtmak istediğimde film seyrettiğim zamanlar oluyor ama She Dies Tomorrow bu açıdan değerlendirecek olursam seyircisine asla böyle konfor alanı sunan filmlerden değil.

Film zihin boşaltmaya izin vermiyor; hatta aksine endişeli dramasından taviz vermeden seyircisine kendi amansız ölümünü hatırlatarak saldırısını sonuna kadar sürdürüyor.
 

Ben şahsen filmin konusunu çok dahihane buldum, bu durumu ele alış ve gösterme biçimini de oldukça beğendim; Amy Seimetz, farklı karakterlerin diyalogları ve davranışları aracılığıyla seyirciyi ölümle yüzleştirme konusunda oldukça başarılı.

Yönetmen bu karanlık düşünceler yüzünden daha önce anksiyete krizi geçirdiği için bu anlatım biçiminde görünüşe göre kişisel bir yaklaşım ve aktarım da var.
 

Kendi endişelerinizle boğuşuyorsanız ve dünyanın dehşet bir şekilde kıyamete doğru ilerlemekte olmasından dertliyseniz, bu film kalbinize girecektir.

Dolayısıyla eğer benzer deneyimler yaşadıysanız film tüylerinizin diken diken olmasına neden olabilir, ancak sonuçta düşük bütçeli bir bağımsız film olduğu için geniş çaplı bir toplumsal histeri ya da kıyamet tasviri ortaya koymadığını, aniden başlayıp aniden duran müzik ve sıçramalı kurgusuyla sınırları zorlayan deneysel türde bir film gibi olduğunu da söylemeliyim.
 

Bu yüzden bu deneysellik seyircide bir yabancılaşma hissi yaratabilir, ancak Amy’nin kendi zihinsel çöküşünden yola çıkarak onun bilinçaltına dayanan görme biçimlerini otaya çıkardığı için de onların dünyasında yaşanan küçük bir kıyameti tecrübe etme imkanı verdiğini de göz ardı etmemek gerek.

Bu sürrealist varoluşçu drama, dünya henüz Kovid-19 ile alt üst olmadan önce çekilmiş olmasına rağmen, filmin; liberal bir dünyada küresel olarak sağ görüşün yükselişinin, gelişen aşırılığın ve yaklaşan çevresel felaketlerin neden olduğu umutsuzluk duygusunu yansıttığı da söylenebilir.
 

Bununla birlikte gösterildiği ülkelerdeki toplumsal ve kültürel değişiklikler kesinlikle filme farklı anlamlar yüklenmesine de sebep olacaktır ama filmi, pandeminin ortaya çıkardığı paranoya ve kaderciliğin ürkütücü bir anlatımı gibi okumak da mümkün.

Bu karanlık düşüncenin veya histeri krizinin bulaştığı her karakterin geçirdiği bir atak olarak tanımlayabileceğimiz; ölümden dönenlerin tarfif ettiği o “tünelin sonundaki ışığı görme” haliyle ölüm öncesi deneyim, neon ışıklar ve yakın planlar ile seyirciye bir ayna tutuyor gibi görünüyor.

Görüntü yönetmeni Jay Keitel, Seimetz’in o kaotik dünyasındaki ruhsal çöküntüye doğru sürükleyen distopik anlatımını oldukça sinematografik bir hale getiriyor; onun kırmızı ve mavi flaşları kullanması ve Jane’in çalışmalarından sanatsal olarak ilham aldığı mikroskop slaytlarındaki lav benzeri görüntülerden yararlanması, filmdeki atmosfere saykodelik bir görünüm kazandırıyor.
 

Filmin merkeze aldığı bu; kaçınılmaz sonlarımızı önceden bilme hali ve yarın ölme fikri, nihayetinde kolektif bir delilik mi yoksa daha doğaüstü bir şey mi olduğu açık bir soru olarak kalmaya devam ederken bu kaygı halinin cüretkar sunumu insanın aklına tüm bu insanların belki de halüsinasyonlu bir mantar tecrübesinden yeni uyanmış ve hala onun etkisi altında kalmış olabilecekleri düşüncesini de bırakıyor.

Bu filmi Başka Sinema’nın Bir Başka Ocak programı kapsamında 11 Ocak’a kadar seyretme imkanınız var. Henüz seyretmediyseniz ve seyretmek için alternatif bir şeyler arayışındaysanız bu filmi listenize almanızı tavsiye edebilirim.

Haftanın diğer filmleri

23 Yürüyüş

Yönetmen: Paul Morrison / Oyuncular: Graham Cole, Bob Goody, Dave Johns, Marsha Millar, Oliver Powell, Natalie Simpson, Nina Smith, Vivienne Soan, Alison Steadman, Rakhee Thakrar / Süre: 102 dakika
 

beINCONNECT’in Dramalar kuşağında bu hafta gösterime giren 23 Walks adlı bu film; köpeklerini aynı parkta gezdiren altmışlı yaşlarında olan Dave ve Fern arasında filizlenen güzel bir aşkın hikayesini anlatıyor.

Dave ve Fern adındaki aşıklar gençlik çağının en güzel dönemlerinde birlikte olmuş ve dillere destan bir birliktelik yaşamış, ancak ayrılmak zorunda olan gençler uzun bir süre birbirinden haber alamamışlardır.

Aradan geçen kırk yıl sonra her ikisi de altmışlı yaşlarına geldiğinde kader onlara güzel bir oyun oynamış ve onları tam kırk yıl sonra yeniden bir araya getirmiştir.

Dave ve Fern ikisi de birer köpek sahibidir ve köpeklerini gezdirmek için parka giderler; aynı parkta zamanında büyük bir aşk yaşamış bu iki insan karşılaşır ve aralarındaki o enerji yeniden ortaya çıkar.

İkili hayatlarındaki ikinci baharı yaşamak için aşka bir şans daha tanımaya karar verirler.

Azizler

Yönetmen: Sourav Kumar, Durul Taylan, Yağmur Taylan / Oyuncular: Engin Günaydın, Haluk Bilginer, Binnur Kaya, Öner Erkan, Fatih Artman, İrem Sak, Gülçin Santırcıoğlu, Hülya Duyar, İlker Aksum, Göktuğ Yıldırım, Helin Kandemir, Sourav Kumar, Indrajeet Singh / Süre: 96 dakika
 

Bir Başkadır adlı dizisiyle ses getiren Berkun Oya’nın senaryosunu kaleme aldığı, Vavien‘den sonra daha çok televizyon projelerinde yer alan Yağmur Taylan ile Durul Taylan’ın yönetmenliğini üstlendiği Azizler, pandemi dolayısıyla vizyonu ertelenince filmi seyirci ile buluşturmak için Netflix ile anlaşma yapıldı.

Netflix’in Türk Fimleri kuşağında bu hafta gösterime giren komedi türündeki Azizler; orta yaşlarına geldiğinde sevmediği bir işte çalışan, ev hayatı kocasının beş parasız kalması sonucu yanına taşınan kız kardeşi ve ailesi sebebiyle çekilmez bir hâl alan ve dört yıllık ilişkisinin artık bir sona geldiğine inanan Aziz’in, bu bunaltıcı döngüden çıkmaya çalışırken başından geçenleri konu ediniyor.

Gençlik yıllarının artık sonuna gelen ve varoluşsal bir kriz yaşayan Aziz, hayatından hiç memnun değildir; yıllardır sevmediği bir işte çalışmaktadır ve gençliğinde kendisi için kurduğu mesleki hayallerden oldukça uzaktır, sevgilisi Burcu ile de dört yıldır süren ilişkisinin ise artık sonlanması gerektiğini idrak etmiştir.

Yalnız kalmaya, kendisiyle vakit geçirmeye, özgürleşmeye duyduğu ihtiyaç her geçen gün artmaktadır.

Sonunda, en çaresiz anında, karşısına beklenmedik bir fırsat çıkar, ancak Aziz’in tehlikeli bir yalan söylemesi ve bu yalanı sürdürmesi gerekmektedir.

Katlanmak zorunda kalacağı sonuçlar, Aziz’in hayatını büsbütün değiştirecektir.

Crack: Kokain, Yolsuzluk ve Komplo

Yönetmen: Stanley Nelson / Süre: 89 dakika
 

Netflix’in Belgesel Filmler kuşağında 11 Ocak’ta gösterime girmesi beklenen Crack: Cocaine, Corruption & Conspiracy adlı film; seyircisini, ekonomik durgunluk sırasında ortaya çıkan ucuz bir uyuşturucu olan taş kokainin 1980’lerdeki geçmişini keşfe davet ediyor.

80’li yıllarda insanların dans pistlerinde vakit geçirdiği ve sürekli bir kutlama havasının estiği bir yaşam tarzı vardı ve kokain ise o yaşam tarzının bir parçasıydı, hatta en gözde uyuşturucuydu.

1980’lerin başlarında taş kokain ortaya çıkınca, siyahiler ve Amerika’yla ilgili de her şeyi değiştirdi; Amerika’nın iç bölgelerindeki şehirlere bir tsunami gibi yayılarak arkasında büyük bir yıkım bıraktı.

Onlarca yıl sonra taş kokainin insanlar, aileler ve topluluklar üzerindeki yıkıcı etkisi hâlâ derinden hissedilmekte.

Belgesel sadece bu uyuşturucunun yol açtığı kişisel felaketi değil krizin karanlık kökenlerini de inceliyor ve bu uyuşturucu salgını sonucunda Amerikan cezaevi ve sağlık sistemleri arasında sıkışıp kalan siyahi ve koyu tenli Amerikalıların devam eden ötekileştirilme sürecini de ele alıyor.

Çiğnenmiş Kanunun Cazibesi

Yönetmen: Paddy Slattery / Oyuncular: Tristan Heanue, Graham Earley, John Connors, Gemma-Leah Devereux, Ally Ni Chiarain, Gary Lydon, Ryan Lincoln, Claire Blennerhassett, Paul Boyle, Niamh Coyle, Philip Coyne, Eoin Duffy, Feargal Geoghegan, Stevie Greaney, Robbie Kane, Patrick Loftus, Kevin McCormack, Karen Meenan, Marie Ruane, Shane Ryan / Süre: 85 dakika
 

Netflix’in İrlanda Yapımı Suç Filmleri kuşağında bu hafta gösterime girmesi beklenen, polisiye ile dramı birbirine harmanlayan Broken Law (The Broken Law of Attraction) adlı film; biri kanunun tarafında yer alan diğeri de yakın zamanda hapisten çıkmış bir mahkum olan iki kardeşin hikayesini anlatıyor.

Garda Síochána’nın saygın bir üyesi olan ve her daim babasına layık bir evlat olmaya çalışan Dave güven sorunları olan kararsız bir adamdır ve istekleri yerine getirildiğinde bile onun mutlu olduğunu görmek biraz zordur.

Üstelik en önemli anlarda tereddüt etmeye meyilli olan Dave’in neredeyse tüm sosyal etkileşimleri hayal kırıklıklarıyla doludur.

Eskiden işlediği suçlar yüzünden abisinin başına bela olan Joe ise abisinin yasalara sadık olmasından dolayı kendine artık çeki düzen vermesi gerektiğinin farkındadır ve bunun için elinden geleni yapmak için abisine söz vermiştir.

Ancak Dave’in yasaya olan sadakati, yardımına çaresizce ihtiyaç duyan eski mahkum kardeşi Joe tarafından sürekli sınanacaktır.

Yönetmen bu filmiyle 2020 Dublin Uluslararası Film Festivali’nde Keşif Ödülü’nü ve Dublin Film Eleştirmenleri Özel Ödülü’nü kazanmıştır.

Kırık Kalpler Kulübü

Yönetmen: Charles Gozali / Oyuncular: Dede Satria, Denira Wiraguna, Emil Kusumo, Asri Welas, Fransisca Saraswati Puspa Dewi    , Didi Kempot, Dwiky Al Asyam, Erick Estrada, Bhisma Mulia, Mo Sidki / Süre: 101 dakika
 

Netflix’in Endonezya Yapımı Romantik Dramalar kuşağında 14 Ocak’ta gösterime girmesi beklenen Sobat Ambyar (The Heartbreak Club) adlı film; geçen mayıs ayında hayata veda eden Didi Kempot’tan ilham alarak umutsuz bir aşığın acılarına merhem olmaya çalışıyor.

Bu romantik drama seyircisini bir tanışmayla gelen aşka ve kahkahaya, sonrasında kalp kırıklığı ve kayboluşa doğru romantik şarkılar eşliğinde duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.

LEGO DC: Shazam – Sihir & Canavarlar

Yönetmen: Matt Peters / Oyuncular: Sean Astin, Dee Bradley Baker, Troy Baker, Zach Callison, Greg Ellis, Ralph Garman, Grey Griffin, Jennifer Hale, Josh Keaton, Tom Kenny, Erica Lindbeck, Cristina Milizia, Nolan North, Fred Tatasciore, James Arnold Taylor, Imari Williams / Süre: 81 dakika
 

Adalet Birliği’nin Shazam’ı fark etme zamanı geldi, ancak dünyanın en büyük süper kahraman ekibine katılmak, hepsi birer çocuğa dönüştüğünde artık çok daha zordur.

Çocuk kahraman Shazam, kendisine Adalet Birliği’ne katılması teklif edildiğinde bu konuda isteksizdir, ancak rakipleri olan Canavar Topluluğu Birliği herkesin hayatını tehlikeye attığında bu durumu düzeltip, onları kurtarabilecek tek kişi de Shazam olacaktır.

Tivibu’nun Kırmızı Halı klasöründe, Animasyonlar kuşağında bu hafta gösterime giren LEGO DC Shazam!: Magic and Monsters adlı filmde; Shazam karakteri, Superman, Batman, Flash gibi süper kahramanlardan oluşan Adalet Birliği’ni kurtarmak için kolları sıvıyor.

On yaşındaki Billy Batson tek kelime (Shazam!) söylediğinde şimşekler çakar ve bir anda inanılmaz güçlü yetişkin bir süper kahraman olan Shazam’a dönüşür.

Süperman, Wonder Woman ve Batman’in de içinde bulunduğu Justice League tarafından çok geçmeden fark edilen Shazam’ın birliğe katılması için yapması gereken tek şey gerçek kimliğini birliktekilere açıklamak ve onlara güvenmektir.

Düşmanları Mr. Mind ve Black Adam ile savaşırken, Billy bir şeyin farkına varır, hiçbir şey ihtiyacı duyulan bir zamanda gelen yardımdan daha çok güven vermeyecektir.

Mendilim Kekik Kokuyor

Yönetmen: Hüseyin Özden, M. Hakan Kurşun / Oyuncular: Mehmet Çevik, Wilma Elles, Hakan Devrim Göztepe, Tarık Bayrak, Devrim Yakut, Başar Alemdar, Buğse Bilgen, Çetin Büyükakın, Gürkan Çolaker, Mike Mitchell, Azer Selte, Özgün Uzunali / Süre: 107 dakika
 

Türkiye’nin en çok izlenen televizyon kanallarından olan TRT 1’de 13 Ocak’ta gösterime girmesi beklenen Mendilim Kekik Kokuyor adlı film; yaşadıkları Anadolu kasabasında gönülleri Elif’e düşmüş olan Hasan ile amcasının oğlu Yusuf’un, Çanakkale savunmasına çağrılmalarıyla birlikte yaşadıklarını anlatıyor.

İlkbahar 1915; Anadolu’nun bir kasabasında farklı bir hareketlilik göze çarpar.

Hasan ile amcasının oğlu Yusuf, kasabanın en güzel kızı Elif’e aşıktır ancak Elif ise başka birisinden hoşlanmaktadır ama kimi sevdiğini belli etmemektedir.

O sırada eli silah tutan herkes Çanakkale Cephesi’ne çağrılır.

Yusuf cepheye gitmeden önce Hasan’dan önce davranarak Elif’e aşkını ilan eder ve Hasan’ın başka bir kızı sevdiği yalanını söyler ve bu sırada Elif’in Hasan’a vermek için işlediği kekik kokulu mendili gizlice alır.

Yusuf ve Hasan diğer gönüllülerle birlikte cepheye gitmek için yola çıkarlar, gönüllüler cepheye yaklaştıkları sırada bir başka sevdanın ateşi ile yanan İstanbullu Eftal ile birlikte keşfe çıkan hemşehrileri Karagöz oynatıcısı Rüstem Çavuş ile karşılaşırlar.

Fakat mutlulukları kısa sürecek; uğradıkları bir Anzak saldırısında gönüllülerin çoğu ölecek Hasan, Yusuf, Çopur, Rüstem Çavuş ve İstanbullu Eftal, Anzak birliğindeki esir kampına götürülecektir.

Ölümcül Dövüş Efsanesi: Akrebin İntikamı

Yönetmen: Ethan Spaulding / Oyuncular: Jennifer Carpenter, Joel McHale, Ike Amadi, Steve Blum, Artt Butler, Darin De Paul, Robin Atkin Downes, Grey Griffin, Dave B. Mitchell, Kevin Michael Richardson, Jordan Rodrigues, Patrick Seitz, Fred Tatasciore / Süre: 80 dakika
 

90’lı yılların konsol oyunları arasında belki de en popüler olanlarından birisiydi “Ölümcül Dövüş Efsanesi”, hayranlarının bildiği üzere zaman içinde oyunun pek çok filmi de yapıldı.

Tivibu’nun Kırmızı Halı klasöründe, Animasyonlar kuşağında bu hafta gösterime giren ve bu defa kanlı sahneleri, argo diliyle dikkat çeken Mortal Kombat Legends: Scorpion’s Revenge adlı filmde; katledilen ailesinin öcünü almak isteyen Scorpion’ın yolu, her nesilde yalnızca bir kez düzenlenen amansız dövüş turnuvasıyla kesişiyor.

Film bize Akrep, Hanzo Hasashi’nin insan tarafını ve onu intikam isteğine iten yıkıcı sebebi göstererek başlıyor.

Ed Boon ve John Tobias tarafından yaratılan, dünya çapında oynanan Mortal Kombat oyunlarından uyarlanan film bu sert girişten sonra Outworld ve Earthrealm’ın tüm şampiyonları yüz yılda bir düzenlenen bir turnuvaya katılmasıyla ilerliyor.

Oğlunun ve karısının öldürülmesi sonrasında Akrep kendini farklı bir diyarda buluyor ve burada katilinden intikam almak için şeytanla anlaşma yapıyor; Dünya Alemi ve Dünya Dışı arasında nesillerdir yapılan turnuvanın bu seferki dövüşü için karanlık tarafı seçmek zorunda kalıyor.

Diğer yanda ise Earthrealm’ın koruyucusu Lord Raiden turnuvada Dünya Alemi’ni kurtarmak için en iyi savaşçıları topluyor çünkü Dünya Dışı üst üste dokuz turnuva kazanmış ve onuncuyu da kazanırsa iki aleme de hükmetmeye hak kazanması söz konusu olmuştur.

Johny Cage ve Sonya gibi kendi diyarının en iyi şampiyonlarını bir araya getiren Lord Raiden onların şeytani güçlere sahip Shang Tsung’a karşı gelmemelerini sağlamakla sorumludur.

Bu dövüşün sonucu, Dünya üzerinde yaşayanların da kaderini belirleyecektir.

Tüm savaşların sonunu ise Mortal Kombat’ın getirmesi beklenmektedir.

Zengo

Yönetmen: Şahan Gökbakar, Müge Manuş / Oyuncular: Yasemin Sakallıoğlu, Dilşah Demir, Ece İrtem, Anıl Acar, Nurgül Mutlu Akgüneş, Selda Aktuna, Aygün Alpaslan, Filiz Azcan, Berk Balcı, Cansel Beyaztaş, Cansu May Birteksöz, Gül Canpolat, İrem Nisa Cantürk, Hasan Çavuşlar, Aziz Demir, Engin Demirdağ, Rabia Demirel, Cenk Doğar, Muhammed Ali Dönmez, Hakkı Evin, Bülent Gökdoğan, Yücel Gökçek, Ipek Gümüşoğlu, Samet Güner, Arif Güzel, Ünal Kantarcı, Elif Karagöz, Evrim Aslı Kılıçer, Gizem Koçer, Virgile Mangiavillano, Neşe Menguloğlu, Berna Oğuz, Gamze Onat, Duhan Şahin, Zafer Şahin, Diyar Şerifoğlu, Sermin Soğancı, Tuğçe Tamer, Esila Cansın Tekbaş, Hayal Ada Toprakkaya, Mustafa Tor, Nermin Turan, Burcu Ural, Mine Uysal, Ebru Vardal, Cengiz Varol, Kazım Semih Varol, Aleyna Yeşersin, Defne Yiğit, Murat Yılancı, Hilal Yıldız, Hayriye Yılmaz, Rüya Yürüten, Gülcan Özbay, Bahar Özdemir, Gönül Ürer / Süre: 96 dakika
 

Tivibu’nun En Yeniler kategorisinde gösterime giren, Yasemin Sakallıoğlu’nun başrolünde yer aldığı Zengo, kendi imzasının olduğu tasarımlarıyla ünlü bir modacı olmanın hayallerini kuran Zerrin’in, bu yolda en büyük rakibi olarak gördüğü mahalleden Menkıbe ile olan rekabetini anlatıyor.

Zerrin, yaşadığı mahalleye kentsel dönüşüm piyangosunun vurmasıyla bir anda zenginleşmiş, mahalledeki kadınlara kendi tasarımlarını giydirip ünlü bir modacı olma hayalleri kuran, biraz sonradan görme ama son derece içten ve eğlenceli bir kadındır.

Çocukluğundan beri yoğun bir rekabet içinde olduğu Menkıbe’nin kendi tasarımlarını çalıp bir de üzerine defile düzenlemesiyle çılgına dönen Zerrin, yanına terzisi ve en yakın arkadaşı olan Fazilet’i de alarak hayatını değiştirecek çılgın bir maceraya atılır.

Flashback

Vakti zamanında kimi festivallerde, kimi sinemalarda kimi de ev videosu ve televizyon ekranlarında seyirciyle buluşan ama şimdi hem çevrim içi platformlarda hem de televizyon kanallarında bu hafta yeniden gösterime girecek olan 2020 öncesinde çekilmiş diğer filmleri sizin için derledim.

beIN CONNECT

Türkiye’nin lider dijital platformu Digitürk’ün film kanalları ve beINCONNECT’in gişe rekortmeni yerli ve yabancı filmlerden oluşan zengin içerik kütüphanesinde bu hafta öne çıkan filmler şöyle;

FilmBox

Uluslararası medya kuruluşu SPI International bünyesinde yer alan film ve dizi kanalı FilmBox, etkileyici öyküleri, dünya yıldızları ile buluşturan sinema filmleriyle ocak ayı gecelerine heyecan ve eğlence katmaya devam ediyor.

Netflix

Dünyada 190’dan fazla ülkede 167 milyon ücretli kullanıcısına farklı türlerde ve dillerde diziler, belgeseller ve sinema filmlerini sunan Netflix, yeni yapımları ile de büyümesini sürdürüyor.

Hem havaların soğuması hem de pandemi sebebiyle ekran başında daha uzun saatler geçirdiğimiz şu günlerde dünyanın en popüler dijital içerik platformu Netflix birbirinden ünlü isimlerin yer aldığı yapımlarıyla hayatımızı renklendirip evde sinema keyfini sürdürmemizi sağlamaya hız kesmeden devam ediyor.

Dünyanın koronavirüs ile mücadele ettiği ve Netflix’e ilginin hayli yüksek olduğu şu sıralar seyredebileceğiniz, ocak ayının ikinci haftasında platforma giriş yapan filmleri şöyle;

PuhuTV

Doğuş Holding çatısı altında kurulan ve “Sen Nasıl İzlersen” sloganıyla faaliyetlerini sürdüren puhutv; bilgisayar, mobil cihazlar ve akıllı televizyonlar üzerinden erişilebilen uygulama yayınlarının yanı sıra film, dizi, çocuk türlerinde yerli ve yabancı içerikler sunmaya devam ediyor.

İnternet üzerinden hizmet veren bir medya sağlayıcısı olan puhutv’nin yabancı filmler kategorisinde yer alan ve şu an gösterimi devam eden bazı filmleri şöyle;

Tivibu

Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik eden Türk Telekom’un dijital televizyon platformu Tivibu, izlenme rekorları kıran yapımları yeni yılda da izleyiciyle buluşturuyor ve filmden diziye, belgeselden çocuk içeriklerine kadar farklı türlerdeki yerli ve yabancı yapımlarıyla her yaştan izleyiciye hitap etmeyi sürdürüyor.

TRT 1 & TRT 2

Her ay olduğu gibi ocak ayı için de sinefiller için dopdolu bir içerik programı oluşturan TRT’nin zengin arşiviyle hazırlanan “Ev Hayat Dolu” yayın kuşağında; aralarında televizyonda ilk kez izleyiciyle buluşacak filmlerin de yer aldığı ödüllü ve prestijli filmler, orijinal dilinde TRT 1 ve TRT 2 ekranlarında sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Bu hafta farklı günlerde ekranlara gelecek yayın akışındaki filmler şöyle;

Festival ajandası

Sinemaport’tan Cinetime’a “En İyi Sinema Salonu” Ödülü

Hepimizin yeniden salonlarda film izlemek için sabırsızlandığı şu günlerde, sinema dünyasının çok ses getirecek yeni ödülleri, bu sene Sinemaport tarafından dağıtıldı.

Yaklaşık 1 milyon katılımcının oy kullandığı yarışmanın ödül kategorileri arasında; en iyi film, en iyi oyuncu, en iyi yönetmen ve en iyi sinema salonu gibi kategoriler yer aldı.

Bir Özdilek kuruluşu olan Cinetime ise katılımcıların oylarıyla “En İyi Sinema Salonu” kategorisinde verilen ödülün sahibi oldu.

Aktüel sinema portalı Sinemaport tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen “Sinemaport Ödülleri” pandemi nedeniyle Instagram’da düzenlenen bir etkinlikle sahiplerini buldu.
 

Oyuncu Mehmet Esen, Özcan Beylan, Hamdi Alkan ile kültür-sanat ve cemiyet hayatından Tümay Özokur, Engin Çağlar, Hakan Gence, Kıvanç Terzioğlu, Melih Değirmenci, Ali Hakan, Uğurkan Erez ve Saba Tümer gibi isimlerin jüri üyeliğini üstlendiği Sinemaport Ödülleri’nin halk oylaması da tamamlandı.

2 Ocak 2021 Cumartesi akşamı İrfan Aslanhan’ın sunumuyla Sinemaport’un Instagram hesabında düzenlenen canlı yayınla gerçekleşen ödül törenine jüri üyeleri ve ödül almaya hak kazanan isimler ile kurumların temsilcileri de katılım sağladı.

En yeni ve en güzel filmleri Cinetime’da izleyen sinemaseverler, salonlarda film izlemeye duydukları özlemi dijital platformlardan dile getirirken, sinema dünyasındaki en yeni gelişmeleri de Cinetime’ın mobil uygulaması ve sosyal medya hesapları üzerinden takip etmeye devam ediyor.

Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması Ödül Töreni

Sabancı Vakfı’nın toplumsal sorunlara sanat aracılığıyla dikkat çekmek amacıyla 2016 yılından bu yana düzenlediği Kısa Film Yarışması’nın beşinci yılında finalistler belli oldu.

Bu yıl “İklim Değişikliğini Kim Çekiyor?” sloganıyla “Değişen İklimler, Değişen Hayatlar” temasıyla düzenlenen Sabancı Vakfı 5. Kısa Film Yarışması’na Türkiye’nin 43 farklı ilinden 282 film başvurdu.

Şimdi bu konuyu en etkili işleyen kısa filmleri ödüllendirme zamanı.
 

KOVID-19 salgını nedeniyle ödüller 13 Ocak’ta bu yıl ilk kez online olarak Sabancı Vakfı YouTube kanalı üzerinden düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.

Yarışmanın birincisi 20 bin TL, ikincisi 15 bin TL, üçüncüsü de 10 bin TL ile ödüllendirilecek.

Siz de bu ödül heyecanına eşlik etme istiyorsanız törene davetli olduğunuzu unutmayın.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap