Ev sinemasından vizyona bu hafta: Eski moda bir Western özleyenlere; Dünyadan Haberler

by Haber Fora

İstisnasız her filmini keyifle seyrettiğim ve her defasında bir kez daha kendisine hayran olduğum Tom Hanks, günümüze kadar hayat verdiği iyi adam rolleriyle kendisine sağlam bir kariyer inşa etti.

Onun birbirinden farklı karakterlere büründüğü renkli filmografisinde Western türünde bir film bugüne kadar gördüğümüz bir çeşit değildi; o yüzden onu çayır tozunun altında elinde sedef kakmalı bir tabancayla izleyeceğiniz bu film benim gibi onu seven sinemaseverler için de muhakkak bir sürpriz olacaktır.

Eski moda bir Western özleyenlere; Dünyadan Haberler

Yönetmen: Paul Greengrass / Oyuncular: Tom Hanks, Helena Zengel, Tom Astor, Travis Johnson, Andy Kastelic, Ray McKinnon, Mare Winningham, Jeffrey Ware, Chris Bylsma, Justin Tade, Darrin Giossi, Brenden Wedner, Elizabeth Marvel, Michael Angelo Covino, Clay James, Cash Lilley, Stafford Douglas, Robert G. Knowlton, Jared Berry, Gabriel Ebert, Fred Hechinger, Clint Obenchain, Thomas Francis Murphy, Truman Hanks, Neil Sandilands, Winsome Brown, Bill Camp, Michael Toby Sanchez, Shawn Howell, Alexander Alayon, Augusta Allen-Jones, Charles Ash, Gabe Baca, Francheska Bardacke, Steve Boyles, Michelle Campbell, Cynthia Casaus, Wanna Choy, Dorothy White Horse Duluane, Lorena Fernández, Christopher Hagen, David Hight, Stephanie Hill, Ivan Lee Holmes, Chukwudi Iwuji, Benjamin Jimerson-Phillips, Bob Knowlton, James LaPrelle, Tristan Manyhorses, Martin Palmer, Francisco Peramos, David Phyfer, Randy Ritsema, Aaron Rogers, Derrek Sena, J. Nathan Simmons, William Sterchi, Michael E. Stogner, Cheo Tapia, Mario Telles / Süre: 118 dakika
 

Netflix’in Kitaplardan Uyarlanan Kovboy Filmleri kategorisinde 10 Şubat’ta gösterime girmesi beklenen ve Oscar ödüllü oyuncu Tom Hanks’i, Captain Phillips adlı filmden sonra yönetmen Paul Greengrass ile yeniden bir araya getiren News of the World adlı bu Western filminde; kasaba kasaba gezerek haberleri okuyan, Amerikan İç Savaşı gazisi bir adam, yetim bir kıza yeni bir yuva bulmak için Teksas’ta tehlikeli bir yolculuğa çıkar.

İç savaş sonrası Amerika’da bir yolculuk

ABD Ulusal Kitap Ödülü finalisti olan, çok satan bir Paulette Jiles romanından uyarlanan filmin olay örgüsünde; üç muharebe görmüş olan iç savaşın emektar askerlerinden Gazi Yüzbaşı Jefferson Kyle Kidd, Abraham Lincoln’ün suikastıyla birlikte savaşın sona ermesinden beş yıl sonra, ziyaret ettiği yerlerde günümüzün radyo ve televizyon haber okuyucuları gibi başkanlardan ve kraliçelerden haberler, görkemli kan davaları, yıkıcı felaketler ve dünyanın her yerinden sürükleyici maceralar içeren gerçek hikayeler anlatarak bir başına kasaba kasaba gezmekte, buralarda yüksek sesle okuduğu haberler karşılığında kalabalıklardan topladığı üç beş kuruş parayla hayatını idame ettirmektedir.
 

Hastalık, ölüm ve şiddetli partizan kavgalarıyla harap olmuş bir ulus tablosuyla şu an yaşadığımız bir dünyayla benzerlik taşıyan 1870’lerin dünyasını anlatan bu günlerde uzunca bir süre devam eden acımasız bir iç çatışma sona ermişse de ölümcül bir salgın patlak vermiştir, ırkçılığa dayanan görüşler her gün yaşanan şiddetin bir tetikleyicisidir, diğer birçok Güney eyaletinde olduğu gibi Teksas’ta yaşayanlar da biten bu savaşın yasal sonuçlarını kabul etmeye pek hevesli değillerdir.

Bu nedenle ülkedeki kölelik meselesinin yanı sıra, aynı zamanda yerleşimciler toprak hakkı için yerli halkı öldürmekte, yerli halk da topraklarını ele geçirmeye çalışan yerleşimcilerle mücadele etmektedir.
 

Yüzbaşı Kidd’in böylesi bir ortamda okuduğu bu haberlerin bazıları salgın hastalıklar kadar acımasızken, diğerleri Tom Sawyer benzeri hikayelerdir; insanlara felaket haberleri verirken diğer taraftan umut veren ilerlemeleri aktarmayı da ihmal etmemektedir.

Her akşam yaşadıkları o muhteşem dünyadan derlediği haberlerle farklı bir topluluğun huzuruna çıkan Yüzbaşı Kidd, yanındaki sararmış gazeteleri gözden geçirip haberleri her gün özenle seçerken onları, artık ne vakti ne de eğitimi olmayan dinleyicilerine aktarırken asla basitçe okumaz; o aynı zamanda karşısında onu dinleyen kitleyi de okur ve hikayelerini girdiği topluluğa göre seçer.
 

O bir öğretmen, bir şovmen, bir manipülatör ve güvenilir bir bilgi sağlayıcıdır, o geçmişte kilitli kalmayı tercih eden şehirlerde geleceğin bir temsilcisidir.

Ancak, başkalarının hikayelerini anlatmak, onun kendi hikayesiyle yüzleşmesini engellediği için Yüzbaşı Kidd’in bu konudaki sessizliği, İç Savaş’ta gördüğü dehşetleri tahmin etmemize ve neden karısıyla birlikte olamadığı konusunda bazı varsayımlar yürütmemize neden olmaktadır.

Vahşetin ortasında bir başına

Bir gün bu gezintileri sırasında Teksas’ın geniş düzlüklerinde ilerlerken Johanna adlı on yaşındaki bir kızla yolları kesişir; Wichita Şelaleleri’nin yakınlarında devrilmiş bir at arabası görür, sürücüsü kimliği belirsiz yağmacılar tarafından asılmıştır; tam da gördüğü bu infazı idrak etmeye çalışırken çalıların arasında korkmuş bir kız olduğunu fark eder.
 

Onunla iletişim kurmaya çalışan Yüzbaşı Kidd, bilmediği ve anlamadığı bir dilde konuşan bu kızla anlaşmakta zorlandığı sırada kızın üzerinde taşıdığı resmi bir mektup onun parçaları birleştirmesini sağlar.

Mektupta bahsedildiği üzere; bir baskında ailesinden koparılarak onu eser alan Kızılderililer tarafınca büyütülen, sonrasında hükümet tarafından geri alınarak onu evlatlık olarak alan bir aileye emanet edilen, ama şimdi bir kez daha öksüz kalan bu yabani kız daha güneyde yaşayan akrabalarına doğru bir yolculuk gerçekleştirmektedir.
 

Kiowa yerlileri tarafından altı yıl önce kaçırılarak onlardan biri gibi yetiştirilen ve bu nedenle hiç tecrübe etmediği bir dünyaya karşı düşmanca yabani tavırlar sergileyen Johanna, her ne kadar istemese de biyolojik akrabası olan teyzesi ile eniştesine götürülmektedir.

Kayıtsız bürokrasi

Johanna İngilizce bilmiyor, ailesinin katledilmesinden önceki hayatından neredeyse hiçbir şey hatırlamıyor ve Kidd’e güvenmek konusunda korkuyor.

Ama Yüzbaşı Kidd, vahşi bir ortamda yalnız başına bulduğu Johanna’yı resmi yollardan yetkililerin himayesinde evine götürecek birini bulmaya çalışırken yerel bürokrasinin acımasız kayıtsızlığı ona fazla bir seçenek bırakmıyor.
 

Kidd tek başına ilerlediği bu yollarda kendisine küçük bir arkadaş arayan bir adam olmamasına rağmen küçük bir kız için uygunsuz bu yerlerde onu refakatçisi olmadan bir başına kaderine terk etmek yerine, dört yıllık savaştaki onca ölüm ve kandan sonra ikisinin de yüzleşmesi gereken bir geçmişi olduğunu düşünerek onu, kendisi mektupta yazan adresteki ailesine teslim etmeye karar veriyor.
 

Bu elbette onların yol boyunca, her türden haydutluk, bağnazlık, ahlaksızlık ve Amerikan Batı’sının ürkütücü manzarasıyla karşılaşacakları uzun ve zorlu bir yolculuk; bu türden pek çok filmde olduğu gibi.

Böylelikle bu iyi niyet ikiliyi, ikiye bölünmüş, şüphe ve düşmanlığın hüküm sürdüğü, hayatın acı, zor ve ucuz olduğu 19’ncu yüzyıl Teksas’ının tekinsiz ovalarında ve acımasız doğasında sakince yüzlerce kilometre yol kat ederken onları kısmen dayanıklılık testine tabii tutacak engellerle dolu bir yolculuğa çıkarıyor.
 

Yol boyunca filizlenecek olan bu önemli ilişki için doğal bir zemin oluşturan bu konforsuzluk ve aidiyetsizlik hali bu iki kişiyi bir anlamda umuttan yoksun bırakırken hikâyenin onların bağlarını sağlamlaştırması elbette kaçınılmaz bir hal alıyor.

Bölünmüş bir ülkenin bu iki mültecisinin dokunaklı hikayesi özünde, bir yuva aramaya mahkûm olsalar bile, ikisinin de bu çalkantılı dünyada hiçbir yere uymadığı ya da ait olmadığı hissi yatıyor.
 

İki kayıp ruh

Kendisiyle savaşmayı bırakmayı reddeden bir ülkede huzuru bulmak ya da iyileşmek her zaman zordur.

İç savaşın tortuları, yaygın ırkçılık ve mülksüzleştirilmiş Kızılderili kabileleriyle bir yeniden yapılanma hikayesini beyaz perdeye taşıyan Paul Greengrass, şimdiye kadar yaptığı her şeyden tamamen farklı bir ruh hali ve tempoyla çektiği bu film nihayetinde kendilerini anılarından kurtarmak ve tozlu bir ülkede bütün olmanın bir yolunu bulmak için mücadele eden iki kayıp ruhun hikayesini anlatıyor.
 

Bu amaçla özenle detaylandırılmış prodüksiyonu ve kostüm tasarımı ile heyecan verici zaman ve mekân duygusuyla, geleceğimizde huzur, aidiyet ve hatta neşeyi bulmak için geçmişimizin acısıyla yüzleşmeye dair dokunaklı bir alt metinle içten bir mesaj veriyor.

Film boyunca izlediğimiz kilometrelerce uzanan, çalıların cirit attığı boş ve çorak araziler, küçük kasabaların dışındaki zifiri karanlıklar, derme çatma yerleşimler, ovaları geçen sürüler ve buğday tonundaki muhteşem manzaralar ara sıra şiddetli bir maceranın ortaya çıkacağı bu filmin atmosferine eşsiz bir doku sağlıyor.
 

System Crasher adlı filmin Alman çocuk yıldızı Helena Zengel bu defa aklımızda yer edinen Benni karakterinin daha az asi bir versiyonuyla Tom Hanks’in yanına çok yakışıyor; performansının neredeyse sessiz doğası düşünüldüğünde yine kendisine hayran bırakan bu genç oyuncu inatçı ve sitemkâr görünen delici mavi gözlü bakışlarıyla kendisinin sanki çığlık atan küçük boyutlu uyumsuzlukları oynamak için doğmuş olduğuna işaret ediyor.
 

İyileşmeye ihtiyacı olan bir ulus hakkında mütevazı ama ahlaki açıdan güçlü bir Western için kamera karşısına geçen Tom Hanks, bir savaş gazisinin yaralarını, bir dulun kederini, bir hikâye anlatıcısının zanaatındaki gururu ve zevki yine ustalıkla üzerinde taşıyarak ve mizacındaki doğuştan gelen şefkat, nezaket ve pişmanlığın verdiği derinlikle birleştirerek izlemesi son derece keyif veren bir performans ortaya koyuyor.

Haftanın diğer filmleri

Aşk²

Yönetmen: Filip Zylber / Oyuncular: Miroslaw Baka, Mateusz Banasiuk, Adrianna Chlebicka, Krzysztof Czeczot, Wojciech Kalarus, Tomasz Karolak, Jacek Knap, Anna Smolowik, Sebastian Stankiewicz / Süre: 133 dakika
 

Gerçek sevginin asla karşılıksız kalmayacağını anlatan hikayesiyle Netflix’in Romantik Komediler kuşağında 11 Şubat’ta gösterime girmesi beklenen Squared Love (Milosc Do Kwadratu) adlı filmde; çapkınlığıyla bilinen ünlü bir gazeteci, iki farklı yaşamı bir arada sürdüren gizemli bir fotomodele âşık olmasının ardından hayatına ilişkin seçimlerini gözden geçirmeye başlar.

Her ne kadar bu yaptığından çok hoşnut olmasa da babasının borçlarını ödemek için fotomodel olarak gizli bir ikinci hayat süren öğretmen Monika, bir fotoğraf çekimi sırasında gazeteci Enzo ile tanışır.

Enzo’yu reklamda yer almaya patronu ve sevgilisi Alicja zorlamaktadır ancak fotoğraf çekiminde işler hepten sarpa sarınca iki model birbirlerinin en büyük düşmanı olur.

Ama elbette tahmin edebileceğiniz üzere; Polonya yapımı bu film de en büyük aşklar nefretle başlarmış savını doğrulamaktadır.

Aşk ve İsyan

Yönetmen: Rocco Ricciardulli / Oyuncular: Riccardo Scamarcio, Gaia Bermani Amaral, Valentina Cervi, Antonio Gerardi, Peter Arpesella, Giovanni Cirfiera, Giuseppe Nardone / Süre: 107 dakika
 

Netflix’in İtalyan Yapımı Romantik Filmler kuşağında bu hafta gösterime giren ve gerçek olaylardan uyarlanan The Last Paradiso: Invisible City (L’ultimo Paradiso) adlı filmde; 1950’ler İtalya’sında özgür ruhlu, tutkulu bir adam aşk, adalet ve daha iyi bir yaşam hayalleri kurarken yasak bir ilişki her şeyi mahveder.

Bu dünyada insanların ne ekerse onu biçeceğinin bilinciyle yaşayan özgür ruhlu bir adam olan Cicco Paradiso, 1950’lerin İtalya’sında çiftçilik yaparak yaşamını sürdürürken bu toprakların artık kendisine bir hayrı olmadığı düşüncesiyle yaşadığı kasabadan ayrılmayı planlar.

Ama bu kasabadan gitmeden önce onun en büyük hayali, çiftçilerin ve amelelerin daha iyi yaşam koşullarına ulaşmasını sağlamaktır, çünkü koca bir yıl boyunca ter dökerek mahsullerini toplayan çiftçilerin elinden ucuza aldığı bu mahsullerle hiçbir ter dökmeden üç katı paraya satarak zengin olan toprak sahibine çoktan diş bilemiştir.

Bu kasabadan olmayanların bu çalışkan ailelerin kanlarını emmesine müsaade edemeyeceğini anlayan Cicco Paradiso aldığı cesur bir kararla toprağı kim işliyorsa fiyatı da onun belirleyeceği kuralıyla bu sömürüye dayalı gidişatı durdurmak artık onun bu hayattaki en büyük hedefi haline gelir.

Ancak elbette karşısındaki bu kapitalist canilere savaş açmak için Paradiso’nun da onlar gibi olması gerekir ki bunu yapabilmesi bu hassas adam için pek de mümkün değildir, üstelik bu sırada karşı durduğu bu toprak sahibinin kızına âşık olması onun tüm bu hayallerini de altüst etmiştir.

Bu imkânsız aşkın tutkusu onu yakıp kavururken, içinde bastıramadığı isyanın sesleri ve kanında çağlayan adalet duygusuyla karşısında durduğu kişilerle uzlaşmaya isteksiz olan bu inatçı adam tüm bu hayallerini gerçekleştirmek için çok ağır bedeller ödemesi gerekecektir.

Berbat Maceralar

Yönetmen: Julien Hollande / Oyuncular: Nassim Lyes, Fred Testot, Julie Ferrier, Hedi Bouchenafa, Julie Maes, Aymen Rahoui / Süre: 99 dakika
 

Netflix’in Fransa Yapımı Komedi Filmleri kuşağında 10 Şubat’ta gösterime girmesi beklenen ve Julien Royal imzalı internet dizisinden uyarlanan kara mizah türündeki The Misadventures of Hedi and Cokeman (En Passant Pécho: Les Carottes Sont Cuites) adlı bu uçuk kaçık ve cüretkâr komedi; Paris’te küçük işlerini büyütmek için aile bağlarını kullanan iki beceriksiz uyuşturucu satıcısının hikayesini anlatıyor.

Kendi küçük çetelerinde her birinin bir dal olduğu ama birleştiklerinde bir ağacı oluşturduklarına inanan Hedi, Kokocu lakaplı en yakın arkadaşıyla yakında tüm hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir plan organize eder, ama her birinin ayrı kafalar yaşadığı ekibi onları berbat bir maceraya doğru sürükler.

Gizli Bahçe

Yönetmen: Marc Munden / Oyuncular: Dixie Egerickx, Richard Hansell, David Verrey, Tommy Gene Surridge, Julie Walters, Maeve Dermody, Colin Firth, Isis Davis, Amir Wilson, Fozzie, Anne Lacey, Edan Hayhurst, Rupert Young, Jemma Powell, Sonia Goswami, Paul Dean-Kelly, Albert Giannitelli, Billy Jenkins, Abdul Hakim Joy, Jackson Kai, Chloe Stannage / Süre: 99 dakika
 

beINCONNECT’in Dramalar kuşağında bu hafta gösterime giren ve yazar Frances Hodgson Burnett’in bir romanından esinlenerek çekilen The Secret Garden adlı bu filmde; yetim bir kız, katı kuralları olan amcasının malikanesinde gizlenmiş büyülü bir bahçe keşfeder.

İngiltere’de geçen hikâyede; Hindistan’da ailesiyle huzurlu bir hayat yaşayan Mary Lennox adında on yaşındaki bu şımarık kız, zengin ebeveynleri öldüğünde amcası Archibald Craven ile birlikte yaşaması için İngiltere’nin Yorkshire bölgesine gönderilir.

Ailesindeki herkes koleradan öldükten sonra amcası ve dadısı Bayan Medlock ile birlikte Misselthwaite malikanesinde amcasının koyduğu katı kurallar altında yaşamaya başlayan Mary, gün geçtikçe bu malikanenin göründüğü kadar masum olmadığını ve içinde sırlar saklandığını fark eder.

Daha sonra, karısının ölümünden sonra amcası tarafından yıllarca kilitli tutulan bir odada pek çok anı ile birlikte gizli bir bahçeye ait bir anahtar bulur, hemen sonrasında çok geçmeden yürüme engeli bulunan kuzeni Colin’in hayatını bir yatakta yatarak geçirdiği bir oda keşfeder.

Engelli ve yatalak olan kuzeni Colin’le tanışan ve onunla birlikte travmalarıyla yüzleşen Mary bir süre sonra kuzenine malikanenin yakınında bulduğu mucizevi bir saklı bahçeden ve orada tanıştığı Dickon adlı gizemli birinden bahseder.

Travma yaşamış çocuklar olan Colin ve Mary bu süre içinde bir yandan birbirlerini iyileştirirken diğer yandan da Mary’nin ailesinin sırlarını keşfederler.

Mary, Dickon adındaki gizemli ve yeni dostunun yardımıyla bu gizli bahçeyi hayata döndürmeyi başarmıştır ve dışarı çıkmaya ikna ettiği kuzeni Colin de birlikte çıktıkları bu bahçede tekrar yürümeyi öğrenip sağlıklı ve mutlu bir çocuğa dönüşmüştür.

Lord Craven bir gün bahçede oynayan çocukları gördüğünde başlarda oldukça sinirlenir ancak yürüme engeli bulunan oğlunun ayaklandığını görünce oldukça şaşırır ve bu manzara onu oldukça mutlu eder.

Pandemiye rağmen 7 Ağustos 2020 tarihinde beyaz perdedeki yerini alarak sinema severlerin beğenisine sunulan bu filmin dünya genelinde vizyon süreci boyunca yaklaşık olarak 8 milyon dolarlık bir gişe hasılatı elde ettiği tahmin ediliyor.

Kadınların Direk Dansıyla Yükselişi

Yönetmen: Michèle Ohayon / Oyuncular: Sheila Kelley, Jenyne Butterfly, Elizabeth Mihelich, Amy Bond / Süre: 112 dakika
 

Direk dansı birçok farklı insan için birçok anlama gelebilir; direk dansı, direk sanatı, direk fitnessi, direk sporu, hatta cinsellik ve şehvet… ama işin gerçeğine bakıldığında direkle olan bu ilişki güzel ve seksi hissetmenin çok ötesinde güçlü hissetmekle ilgili bir mesele; bu merkezi hareketle vücutlarına yeniden bağlanmak isteyenlerin ayağa kalkıp “hala buradayım, beni aşağı çekemezsin” diyenlerin bir gelişim ve kendini keşfetme yolculuğundan ibaret.

Netflix’in Belgesel Filmler kuşağında bu hafta gösterime giren Strip Down, Rise Up adlı bu filmde; vücutlarının ve hayatlarının kontrolünü kendi ellerine almak isteyen bir grup kadın, altı ay sürecek bir direk dansı programında hareket ile anlamın kesişme noktasını keşfe çıkıyor.

Tensel hareket ve direk dansı sanatıyla travmalarından ve beden imajı sorunlarından kurtulan farklı kişiliklere sahip kadınların oluşturduğu enerjik bir gruba dair bu samimi hikayesiyle kadınların güçlenmesine ve beden olumlamaya dair bakış atan bu belgeselin yönetmen koltuğunda Oscar adayı Michèle Ohayon oturuyor.

Kaptan Pengu ve Arkadaşları

Yönetmen: Nurullah Yenihan, Engin Baştürk / Seslendirenler: Onur Orhan Akgülgil, Emin Yaraç, Ufuk Yüksel, Ezel Kalkan, Ali İhsan Bozdemir, Sensel Uykal, Sinan Divrik, Başak Arslan / Süre: 76 dakika
 

TRT Çocuk kanalında yayımlanan Su Elçileri adlı çizgi dizinin sinema uyarlaması olan ve bu hafta sömestr tatili vesilesiyle TRT 1 ekranlarında çocuklarla buluşacak olan Kaptan Pengu ve Arkadaşları: Mandalina’nın Günlüğü adlı bu film; sera gazları ve küresel ısınma yüzünden buzulların erimesi neticesinde kaybolan arkadaşları Putuk’u ararken türlü maceralara atılan Kaptan Pengu, Misket, Pelik ve Mandalina’nın hikâyesini anlatıyor.

Filmde, sera gazları ve küresel ısınma buzulların erimesine neden olmaktadır.

Kaptan Pengu da eriyen buzullar için elinden geleni yapmaya çalışır ancak tam da bu sırada üzücü bir haber alır; en yakın arkadaşı Putuk, eriyen buzuldan düşmüştür ve uçsuz bucaksız denizde kaybolmuştur.

Haberi alır almaz arkadaşını bulmak için yola koyulan Kaptan Pengu’ya bu süreçte Misket, Pelik ve Mandalina da yardım eder.

Böylelikle ekip, arkadaşları Putuk’u bulmak için zorlu bir maceranın içine atılır.

Küçük Dev Kadınlar

Yönetmen: Joseph Chen-Chieh Hsu / Oyuncular: Shu-Fang Chen    , Ying-Hsuan Hsieh, Vivian Hsu, Ke-Fang Sun, Han Chang, Janine Chun-Ning Chang, Buffy Chen, Ning Ding, Honduras, Shao-hua Lung, Weber Yang, Sara Yu / Süre: 123 dakika
 

Netflix’in Tayvan Yapımı Drama Filmleri kuşağında bu hafta gösterime giren Little Big Women adlı bu filmde; görüşmedikleri babalarının vefatıyla sarsılan bir aile, onun yokluğunda onun hayatından geriye kalanlarla boğuşur.

Shoying, yetmişinci yaş gününde uzun süredir kayıp olan kocası Bochang’ın öldüğünü öğrendiğinde tüm aile yeniden bir araya gelir.

Ama Shoying için bu ölümden daha da kötü olan şey ise kocasının son nefesini bir süredir birlikte olduğu sevgilisi Tsai’nin yanında vermesidir.

Üç kız kardeşin en büyüğü olan Ching, geçmişte annesinin müdahaleci tutumuyla başa çıkmak için hayatındaki her şeyi küçümsemeyi öğrenmiştir.

Mükemmel bir ortanca çocuk olan Yu ise, genç kızının geleceğiyle ilgili planları konusunda annesi ile anlaşmazlığa düşmüştür.

Kız kardeşlerin en küçüğü Jia Jia da babasının ölmekte olan eve dönmek arzusunu gerçekleştirmek için sürekli Shoying ile savaşmak zorundadır.

Bu arada üç kız kardeş de babalarını annelerinden farklı şekillerde hatırlamaktır.

Bu yüzden aile bir yandan yaşadıkları kayıpla başa çıkmaya çalışırken bir yandan da bu ölüm sonrasında öğrendiklerini kabullenmek için uğraşır.

Ama nihayetinde kocasının cenazesinde Tsai ile bir araya gelecek olan Shoying, bu süre içinde onun hakkında bilgi edinmeye karar verir.

Leyla Mecnun

Yönetmen: Monty Tiwa / Oyuncular: Acha Septriasa, Reza Rahadian, Baim Wong, Dian Nitami, Beby Tsabina, Uli Herdinansyah, Natasha Rizki, Eriska Rein, Landung Simatupang, August Melasz, Chantiq Schagerl, Cut Ashifa, Aida Cabiyeva, Angelia Livie, Murad Ismayil, Nadya Arina, Augie Fantinus / Süre: 119 dakika
 

Netflix’in Endonezya Yapımı Romantik Dramalar kuşağında 11 Şubat’ta gösterime girmesi beklenen Layla Majnun adlı filmde; Endonezyalı bir akademisyen olan Leyla, Azerbaycan’dayken tanıştığı, çalışmalarının hayranı olan Samir’e âşık olur.

Ancak akademik çalışmaları için Azerbaycan’a gitmeden önce planlanmış olan evliliği bu iki aşığın arasında bir engel olarak karşılarına çıkınca bu aşk her ikisinin de kalbinde yaralar açar.

Malcolm ve Marie

Yönetmen: Sam Levinson / Oyuncular: John David Washington, Zendaya / Süre: 106 dakika
 

“Gizem bir ilişkiyi ayakta tutan bilinmezlik midir?” sorusunu mercek altına alan ve Netflix’in Bağımsız Filmler kategorisinde bu hafta gösterime giren Malcolm & Marie adlı filmde; yönettiği filmin galasından eve dönen bir yönetmen ve kız arkadaşı, için için büyüyen gerilimler ve acı veren açıklamalarla dolu bir gecede romantik bir hesaplaşma yaşar.

Sam Levinson’ı Emmy ödüllü Zendaya ve Altın Küre adayı John David Washington ile bir araya getiren ve tek bir mekânda geçen bu içten ve acıklı romantik dramada bir yönetmen olan Malcolm ile sevgilisi Marie, Malcolm’un yeni filminin galasından döndükten sonra, evlerinde filmle ilgili ilk eleştirileri beklerken gelgitli ilişkilerini masaya yatırmaya başlarlar.

Malcolm, filmin eleştirmenlerin beğenisini ve finansal başarıyı çabucak yakalayacağından emin görünmektedir, ancak gecenin devamında ilişkileriyle ilgili gerçekler aniden su yüzüne çıkarak aralarındaki sevginin gücünü sınamaya başlayınca onun bu konudaki tüm heyecanı da tuzla buz olur.

Görüntü yönetmeni Marcell Rév ile çalışarak son derece özgün bir filme imza atan Sam Levinson, bir aşkın hikayesini anlattığı bu filmle Hollywood’un unutulmaz aşk filmlerine saygı duruşunda bulunuyor ve sinemanın geleceğine dair inancını samimi bir şekilde ifade ediyor.

Patron Gibi

Yönetmen: Miguel Arteta / Oyuncular: Tiffany Haddish, Rose Byrne, Salma Hayek, Karan Soni, Jacob Latimore, Billy Porter, Jimmy O. Yang, Ryan Hansen, Jennifer Coolidge, Jessica St. Clair, Natasha Rothwell, Ari Graynor, Lisa Kudrow, Kaleb Lankford, Caroline Arapoglou, Catherine Carlen, Katie Parker, Anna Grace Davidson, Brittany Guess, Charles Howard Dillard, Melissa Saint-Amand, Dominique Gardner, Darlene Chikezie, Bisola Salimonu, Destiny Adams, Marcus LaRon, Chelsea Hayes, Stanley Aughtry, Vanessa Merrell, Veronica Merrell, Adam Cole-Kelly, Dana Counce, Debra Johnston, India Batson, Mackenzie Messick, Kai Clark, Keiden Clark, Elicia Monroe, JoAnn Bernat, Emma Coulter, Allyson Daugherty, Olivia De Paux, Aaron Dominguez, Shaun Evaristo, Kharisma Gooden, Charlandra L. Jacobs, Brittany Kelly, Melissa Kennemore, Mary Miles Kokotek, Andrea Maiuro, Christina D. Miller, Donece Monk, Marie Richards, Sheril Rodgers, Melinda Russell, Dave Thompson, Ayanna Wardlow, Harrison White, Makesha Williamson, Lana Young / Süre: 83 dakika
 

beINCONNECT’in Komediler kuşağında bu hafta gösterime giren; Rose Byrne, Tiffany Haddish ve Salma Hayek gibi isimlerin yer aldığı Like a Boss, farklı kişiliklere sahip iki yakın arkadaşın, kurdukları şirkete yatırım yapmak isteyen biriyle tanıştıktan sonra ilişkilerinin de yıpranacağı bir süreçle başa çıkmaya çalışmalarını konu ediniyor.

Eski ve çok yakın iki arkadaş olan Mia ve Mel, birlikte çalışmaya karar verir ve bir şirket kurarlar.

Birbirlerinden oldukça farklı karakterlere sahip olan bu kadınlar, böylelikle sıfırdan bir kozmetik şirketi açarlar.

Başlarda her şey yolunda gider; iki arkadaşın bu girişimleri onları biraz borç altına soksa da yönettikleri şirketleri sayesinde hayatlarının en güzel dönemini yaşarlar, ancak bir süre sonra bu iş, araya hırslı bir yatırımcının girmesiyle iki kadının dostluklarını tehlikeye sokar.

Tehlikeli Nokta

Yönetmen: Alain Darborg / Oyuncular: Johannes Kuhnke, Nanna Blondell, Anastasios Soulis, Kalled Mustonen, Thomas Hanzon, Anna Azcárate, Tomas Bergström, Melvin Solin, Melvin Solin, Johan Hedman, Per Mårthans, Peter Borossy, Veronica Mukka / Süre: 85 dakika
 

Netflix’in İsveç Yapımı Psikolojik Gerilimler kuşağında 11 Şubat’ta gösterime girmesi beklenen Red Dot adlı bu aksiyon dolu filmde; ilk çocuklarını bekleyen ve evliliklerine heyecan katmak isteyen genç bir çift, kayak gezisine çıkar, ama kendilerini aniden acımasız katillerin hedefinde bulurlar.

İsveç dağlarında geçen ve ilişkilerinde sorunlar yaşayan yirmili yaşlarının sonundaki David ile Nadja adındaki bir çifti kadrajına alan filmde Nadja’nın hamile olduğu ortaya çıktığında çift, ilişkilerini canlandırmak için İsveç’in kuzeyindeki olağanüstü dağlarda kayak tatiline çıkmaya karar verir.

Başlarda her şey yolunda gider, ancak iki yerel avcı ile ufak bir tartışma olarak başlayan olayın ardından, romantik kaçamakları yavaş yavaş büyük bir kâbusa dönüşür.

Kamp yaptıkları yerde kısa süre sonra çadırlarının üzerinde kırmızı bir lazer noktası görürler ve bunun üzerine soğuk, acımasız vahşi doğaya kaçmak zorunda kalırlar.

Dağlarda tamamen tek başına kaldıkları yetmezmiş gibi, bir de acımasız tetikçiler peşlerine düşer üstelik bu sadistçe av sırasında çiftin geçmişi de peşlerini bırakmaz.

Küçük bir alanda, sınırlı sayıda karakterle ve bir de katil eşliğinde geçen filmde evli bir çiftin sorunlarını çözmek üzere yaptıkları seyahatin ne kadar korkunç bir hal alabileceğine tanıklık edebilirsiniz.

Uzay Çöpçüleri

Yönetmen: Sung-hee Jo / Oyuncular: Song Joong-Ki, Kim Tae-ri, Seon-kyu Jin, Hae-Jin Yoo, Richard Armitage, Ana Ruggiero, Milan-Devi LaBrey, Garrison Michael Farquharson-Keener, Daniel Joey Albright, John D. Michaels, Michael Davis / Süre: 136 dakika
 

Netflix’in Kore Yapımı Aksiyonlu Bilim Kurgu ve Fantastik Filmler kuşağında bu hafta gösterime giren Space Sweepers (Seungriho) adlı filmde; 2092’de uzay çöplerinin ve gerçekleşmesi zor hayallerin peşine düşen sıra dışı bir grup, masum bir insansıyı takas etmeye çalışırken korkunç sırları açığa çıkarır.

Uzayın, atılan uydular, ıssız uzay gemi enkazlarından oluşan tehlikeli çöplerle dolu olduğu 2092’de geçen bu filmde uzay gemisi Zafer, uzay enkazı toplayan çok sayıdaki gemiden biridir.

Hepsi birer serseri gibi yaşayan mürettebatında dâhi uzay pilotu Tae-ho, esrarengiz eski uzay korsanı Kaptan Jang, uzay mühendisi Tiger Park ve yeniden programlanmış askerî robot Bubs’ın yer aldığı Zafer uzay gemisi, tüm diğer uzay temizlikçilerini geride bırakır.

Amaçları gezegeni kurtarmak yerine para kazanmak olan ve en son enkaz avı sırasında, kaza yapan bir uzay mekiğini ele geçiren Zafer mürettebatı, mekiğin içinde Dorothy adında yedi yaşında bir kız çocuğu bulur.

Fakat gerçek bir insandan farksız görünen ama aslında toplu yıkım yaratabilecek derecede tehlikeli bir robot olduğu iddia edilen bu kızın UTS Uzay Muhafızları tarafından arandığını öğrendiklerinde, bu masum yüzlü ölümcül silahın karşılığında fidye talep etmeye karar verirler.

Yin Yang Ustası: Ölümsüzlük Rüyası

Yönetmen: Jingming Guo / Oyuncular: Mark Chao, Allen Deng, Jessie Li, Duo Wang, Ziwen Wang / Süre: 132 dakika
 

Netflix’in Kitaplardan Uyarlanan Çin Filmleri kategorisinde bu hafta gösterime giren The Yin Yang Master: Dream of Eternity (Yin-Yang Master I) adlı filmde; şeytani bir canavar yüzlerce yıllık uykusundan uyanır ama bu arada bir prenses ve kraliyet muhafızlarının başı, canavarın sonsuz yaşamına son vermek için bir komplo kuruyordur.

Japon yazar Baku Yumemakura’nın 2001 tarihli popüler romanı Onmyoji’den uyarlanan hikâye, ülkedeki en iyi dört Yin-Yang Ustasının sadece 100 yılda bir uyanan yılan iblisini öldürmek için başkente çağrılmasını konu alıyor.

Annesi bir tilki iblisi tarafınca öldürülen ustalardan biri, kendini tüm iblislerden intikam almaya adamış ve bu amaç uğruna küçükken evinden ayrılarak bir savaşçı olmuştur; çünkü dünyadaki tüm iblisleri öldürmek istiyordur.

Ruh muhafızı olarak dünyanın takıntılarını ve aç gözlülüğünü içine çekerek var olan iblisleri kullandığı için cennetteki ibadet törenine katılabilmesi şaibeli görünen ustalardan bir diğeri sarayın koruma çemberi bozulduğunda iblislerin tanrılara karşı açtığı bu destansı bir savaş için hazırlık içindedir.

Ama elbette bir ruh muhafızıyla Ying-Yang Ustası bağ kurduğunda bağları ömür boyudur ve ölene kadar bunun kırılması çok zordur, bu yüzden bu iki usta filmde hem bir cinayeti çözmek hem de âlemlerini bir saray komplosundan korumak üzere birlikte harekete geçmeleri gerekecektir.

Yaratıcı ekipte Japon müzik bestecisi Kenji Kawai, Güney Kore VFX stüdyosu 4th Creative Party ve Çinli yapım tasarımcısı Tu Nan bulunuyor.

Flashback

Vakti zamanında kimi festivallerde, kimi sinemalarda kimi de ev videosu ve televizyon ekranlarında seyirciyle buluşan ama şimdi hem çevrim içi platformlarda hem de televizyon kanallarında bu hafta yeniden gösterime girecek olan 2020 öncesinde çekilmiş diğer filmleri sizin için derledim.

beINCONNECT

Türkiye’nin lider ödemeli televizyon sistemi Digitürk’ün film kanalları ve dijital platformu beINCONNECT’in gişe rekortmeni yerli ve yabancı filmlerden oluşan zengin içerik kütüphanesinde farklı kategorilerde bu hafta öne çıkan filmler şöyle;

FilmBox

Uluslararası medya kuruluşu SPI International bünyesinde yer alan film ve dizi kanalı FilmBox, etkileyici öyküleri, dünya yıldızları ile buluşturan sinema filmleriyle şubat ayına heyecan ve eğlence katmaya devam ediyor.

Platformun bu hafta farklı kategorilerde öne çıkan filmleri şöyle;

Netflix

“Birbirimize sadece bir hikâye uzaklığındayız” sloganıyla dünyada 30’u aşkın dilde, 190’dan fazla ülkede, 200 milyonu aşkın ücretli kullanıcısına, favorisi hâline gelecek bir sonraki hikâyeyi bulmalarına yardımcı olmak için farklı türlerde diziler, belgeseller ve sinema filmlerini sunan Netflix, yeni yapımları ile çemberi genişleterek büyümesini sürdürüyor.

Hem havaların soğuması hem de pandemi sebebiyle ekran başında daha uzun saatler geçirdiğimiz şu günlerde dünyanın en popüler dijital içerik platformu Netflix birbirinden ünlü isimlerin yer aldığı yapımlarıyla hayatımızı renklendirip evde sinema keyfini sürdürmemizi sağlamaya hız kesmeden devam ediyor.

Dünyanın koronavirüs ile mücadele ettiği ve Netflix’e ilginin hayli yüksek olduğu şu sıralar seyredebileceğiniz, şubat ayının ikinci haftasında platforma giriş yapan filmler şöyle;

PuhuTV

Doğuş Holding çatısı altında kurulan ve “Sen Nasıl İzlersen” sloganıyla faaliyetlerini sürdüren PuhuTV; bilgisayar, mobil cihazlar ve akıllı televizyonlar üzerinden erişilebilen uygulama yayınlarının yanı sıra film, dizi, çocuk türlerinde yerli ve yabancı içerikler sunmaya devam ediyor.

İnternet üzerinden hizmet veren bir medya sağlayıcısı olan PuhuTV’nin yabancı filmler kütüphanesinde, farklı kategorilerde bu hafta öne çıkan bazı filmleri şöyle;

Tivibu

Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik eden Türk Telekom’un dijital televizyon platformu Tivibu, izlenme rekorları kıran filmleri, belgeselleri, dizileri ve çocuklara yönelik farklı türlerdeki yerli ve yabancı yapımlarıyla her yaştan izleyiciye hitap etmeyi sürdürüyor.

Şubat ayının bu ikinci haftasında Tivibu’nun yayın akışında ekranlara gelecek filmler şöyle;

TRT 1 & TRT 2

Her ay olduğu gibi şubat ayı için de sinefiller için dopdolu bir içerik programı oluşturan TRT’nin zengin arşiviyle hazırlanan “Sinema Şöleni” yayın kuşağında; aralarında televizyonda ilk kez izleyiciyle buluşacak filmlerin de yer aldığı ödüllü ve prestijli filmler, orijinal dilinde TRT1 ve TRT2 ekranlarında sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Şubat ayının bu ikinci haftasında farklı günlerde ekranlara gelecek yayın akışındaki filmler şöyle;

Festival ajandası

İstanbul Film Festivali

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivali’nin Nippon Paint sponsorluğundaki yeni seçkisi 5-28 Şubat tarihlerinde dijital ortamda izleyiciyle buluşuyor.

İstanbul Film Festivali’nin Şubat Seçkisi, prömiyerlerini Tallinn, Venedik, Berlin, Manchester, Cannes, Sundance film festivallerinde yapmış 12 filmden oluşuyor ve gösterimler filmonline.iksv.org adresinden çevrim içi olarak gerçekleştiriliyor.

Seçkide Filmekimi Galaları’ndan yapımlar, Hasan Söylemez’in Sahra Çölü belgeseli Tenere, kült film Şarküteri ve Yunanistan’ın Oscar adayı Elmalar da yer alıyor.

5 Şubat gecesi 21.00’den itibaren filmonline.iksv.org adresinde gösterilecek filmlerin biletleri aynı siteden temin edilebilir, ancak önceki seçkilerde olduğu gibi her seansın bilet kapasitesi yine sınırlı.

Filmlere tek tek bilet alınabileceği gibi gösterime açık filmleri içeren Kombine Film Paketleri de daha avantajlı bir fiyatla satın alınabilir.

Bilet alınan filmler, gösterime açık kaldıkları beşer gün boyunca izlenebilecek; her hafta sonu yeni eklenen filmler beş gün sonra 21.01’de gösterimden ve sistemden kalkacak.

Tüm filmler Türkçe altyazılı gösterilecek, filmlere yalnızca Türkiye’den erişilecek.

İstanbul Film Festivali çevrim içi gösterimleri şubat seçkisi filmleri şöyle:

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap