Fehmi Koru: Şimdi ‘İslamofobi’ pençesindeki Macron’un ülkesi Fransa’nın bizim için anlamı

by Haber Fora

Fehmi Koru*
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Fransız mallarını almayın” tavsiyesi sonrasında başlayan boykotun yalnızca bizde görüldüğü yolundaki genel kanaati düzeltmekle yazıya başlıyayım. Fransa’da meydana gelen ‘İslamofobi’ kokulu gelişmelere tek tepki veren tek ülke Türkiye değil. İslam Dünyası’nda pek çok ülkede Fransa’ya tepkiler yaşanıyor ve tepkinin en fazla görüldüğü alan da Fransız mallarını boykot…
Bizden önce Kuveyt ve Katar’da başladı boykot, Ürdün’de de Fransız ürünü mallar boykot ediliyor…
Kuwait Times gazetesi, dün, ülkenin dışişleri bakanının Fransız büyükelçiyi bakanlığa çağırarak bir öğretmenin Paris’te bir fanatik tarafından hunharca katledilmesini kınadığını, ardından Fransa’da baş gösteren İslam karşıtı eylemlerden duyulan rahatsızlığı da ifade ettiğini, halkın tepkisi üzerine marketlerin raflarından Fransa’dan ithal edilen peynirlerin kaldırıldığını yazdı. Aynı haberde, Katar’da en fazla rağbet gören Carrefour ve Monoprix süpermarketlerinden halkın ayağını çektiği ve yerel Al Meera marketinin de Fransız menşeli ürünleri raflarından kaldırdığı ayrıntısı da yer alıyor.
İslam Dünyası sanıldığı kadar konuya duyarsız değil.
Hiç kuşkusuz Fransa’ya verilen her düzeyden tepkiler yerinde. Emmanuel Macron’un kabul edilemez söyleminin ve o söylemin etkisiyle Fransız entelijansıyasının takındığı tavrın tasvip edilecek bir yönü yok.
Eksik kalan tek nokta, tepkinin tek taraflı yapılması. Öncesinde, boğazı kesilerek katledilen öğretmenin uğradığı bu saldırı bizde de en keskin ifadelerle lanetlense iyi olurdu. Terörün her türlüsüne karşı dimdik durmak gerekiyor.
İkili ilişkiler dün başlamadı
Fransa ile Türkiye’nin ilişkileri çok uzun yıllara dayanıyor. Genellikle iyi yönü ağır basan ikili ilişkiler var ülkelerimiz arasında. Kanuni Sultan Süleyman’ın zor duruma düşen oğlu için Kral Françoise’nın annesinin kendisinden yardım talep etmesi üzerine gönderdiği “Ben ki, sultanlar sultanı” diye başlayan mektubu pek meşhurdur.Napoleon’un Osmanlı egemenliği altındaki Mısır’a göz koyarak işgale kalkışması (1798-1801) bile ilişkilerin bütünüyle soğuması sonucunu doğurmamıştır.
İlişkilerin sıcaklığı, ihtiyaç duyulduğu dönemde Osmanlı eğitim sisteminin modernleştirilmesi çabalarında Fransa’nın örnek alınmasını getirmişti. Osmanlı’nın son dönemi aydınları ile Cumhuriyet’in kurucu kadrosu o eğitimi almış insanlardır.
Anadolu’nun bir yerlerinde her yıl tekrarlanan gösterilerin unutturmadığı gibi, ülkemizin bazı bölümlerini işgal için asker göndermiş olmasına rağmen, Cumhuriyet’in ilk dönemindeki köklü değişikliklerde de Fransa’nın etkisi çok belirgindir.
Tek yönlü bir ilgi de sayılmaz iki ülkenin birbirine yaklaşımı. Pek çok Fransız aydını Türkiye ve Türkler ile yakından ilgilenmiş, yaşanan gelişmeleri yakından izlemiş, Pierre Loti gibi bazıları uzun yıllar aramızda yaşamış ve yaşadıklarını yazmıştır.
T24 yazarı Atilla Dorsay, bugünkü yazısında, tepkiler üzerine Macron’un geri çağırdığı Fransa’nın Türkiye’ye atadığı yeni büyükelçi Herve Magro hakkında şu bilgileri veriyor:
“Herve Magro. Eğitimi Doğu Dilleri Fakültesi’nde Türkçe olan, daha 1988 yılında Ankara’daki elçilikte üçüncü katip olarak çalışan, sonra iki yıl Groupama adlı şirketin Türkiye şubesinde görev alan Magro, 2009 – 2013 arasında da İstanbul’da başkonsolos olarak çalışmıştı. Ve ben onu o zaman tanımıştım. Sonra Kudüs’e atanmış, yıllar sonra buraya elçi olarak dönmüş ve Haziran 2020’de göreve başlamıştı.”
Neden bu söylem ve neden şimdi?
Türkiye ve geniş İslam Dünyası ile ilişkileri bozmayı göze alacak bir üslubu benimsemiş görünen Emmanuel Macron’un bu tavrında bir yıl sonra yapılacak seçimi kaybetme endişesinin yattığı çok belli. Bir siyasi kriz anında arkasında parti desteği olmadan ortaya atılarak cumhurbaşkanı seçilmeyi başarmıştı Macron; önümüzdeki seçimde şansı o kadar yüksek olmayabilir. Şimdiki söylemiyle popülerliğini artırmayı amaçlıyor olabilir. Ancak çıkışlarıyla en büyük zararı ülkesine vereceğe benziyor.
Donald Trump ve benzeri popülist liderlerde fark edilen şöyle bir özellik var: Kendi küçük çıkarlarını ülkelerinin büyük çıkarlarının önüne koyabiliyorlar.
Macron’un ‘İslamofobik’ son çıkışları bunun en taze örneği.
Ne olacak şimdi? Fransa ile başgösteren rahatsızlık nereye varacak?
Benim merak ettiğim bu çıkışları ülkesinin istihbarat örgütünün nasıl karşıladığı…
Fransa’nın dış istihbarat örgütü olan DGSE’nin başı Bernard Emié 2007-2011 yılları arasında ülkesinin Ankara büyükelçisiydi. O da şimdiki büyükelçi Magro gibi Türkiye’yi iyi tanıyan, Türkçe konuşan bir diplomat.
[Son zamanlarda Türkiye’de görev yapmış isimler istihbarat örgütlerinin başına getiriliyor. Bernard Emié ve Fransa tek örnek değil. ABD’de Mike Pompeo’dan sonra CIA’nin başına atanan Gina Haspel de Türkiye’den geçenlerden; özgeçmişinde Türkçe bildiği bilgisi var. İngiltere de, 2014-2017 yılları arasında Ankara’da büyükelçilik yapmış, Beşiktaşlı ve Twitlerini Türkçe atan Richard Moore’u, bu yıl, dış istihbarat örgütü MI6’in başına getirdi.]
Nüfusunun yüzde 8.8’ini Müslümanların teşkil ettiği, bu oranın gençlerde yüzde 20’yi bulduğu bir ülke Fransa. İslam Dünyası ile diğer Avrupa ülkelerinden daha fazla yakınlığı var. Macron kendi çıkarı öyle gerektirdiği için gerilimi artırma çabasını sürdürmek istese bile, kendisinin arkasındaki esas güç, Fransız sanayii ve bankacılık sektörü, daha ileriye gitmesini engellemenin yolunu bulacaktır.
Fransız mallarını boykot yalnız peynir sektörünü vurmaz, daha pek çok alanda faaliyet gösteren, gerilimden darbe yemesi mukadder, büyük şirketleri var Fransa’nın…
Tekil bir olayı terörü lanetlemede ortak bir cephe oluşturmak için kullanmak yerine İslam’ın hedef alındığı izlenimi verecek bir söylemi günlük kullanıma sokmakla hayati bir yanlış yapmakta Macron.
Bu yazıya ek olarak iki okuma metni sunuyorum.
İlki, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1526 yılı Ocak ayında Fransa Kralı Birinci Françoise’ya gönderdiği gönderdiği mektup:
“Ben ki, sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan’ın ve Azerbaycan’ın ve Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân’ın torunu, Sultan Selim Hân’ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım. Sen ki, Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)’sun. Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim. Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle bilesiniz.“
İkincisi de, Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın partisinin Kayseri il başkanlığı kongresinde yaptığı konuşmada Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron için sarf ettiği sözler:
“Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron denilen zatın İslam ile derdi nedir, Müslümanlarla derdi nedir? Macron’un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var. İnanç hürriyetinden, inanç özgürlüğünden anlamayan, kendi ülkesinde yaşayan milyonlarca farklı inanç mensubu insanlara bu şekilde davranan bir devlet başkanına başka ne denilebilir, öncelikle akli noktadan kontrol. İkide bir Erdoğan ile uğraşıyorsun. Erdoğan ile uğraşmak sana bir şey kazandırmaz. Zaten bir yıl sonra seçim var. Seçimde de akıbetini göreceğiz.”
*Bu yazıdan alınmıştır.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap