Gazeteci ve siyasilere yönelik saldırılar neden önlenemiyor? Özdağ: Bunların siyasi, emniyet ve yargı ayağı var

by Haber Fora

Son yıllarda gazeteci ve siyasetçilere yönelik onlarca saldırı gerçekleşti.

Gazeteciler Ahmet Hakan, Yavuz Selim Demirağ, Sabahattin Önkibar, Murat İde ve daha birçok kişi saldırıya uğradı.

Saldırıya uğrayan siyasetçilerin listesi de kabarık sayılır.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı bir askerin cenaze töreninde saldırıya maruz kaldı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Barış Atay, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Twitter üzerinden atışmasından sonra gece saatlerinde “vatan haini” diye bağıran 4 kişinin saldırısına uğradı.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün’ün Sakarya’daki evi kurşunlandı.

Saldırıya uğrayanların ortak noktası Bahçeli’yi eleştirmeleri

Aradan 2 ay geçmeden Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, evinin önünde birileri tarafından dövülerek hastanelik edildi.

Özdağ ile aynı gün Yeniçağ Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu ve KRT TV programcısı avukat Afşin Hatipoğlu saldırıların hedefi oldu.

Saldırıya uğrayan isimlerin ortak noktası Cumhur İttifakı ve özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik eleştiriler yapmış olmalarıydı.

Türkiye’deki siyasi atmosfere bakılınca yapılan saldırılar, son bulmayacak gibi görünmüyor.

Nitekim dün (8 Mart 2021 Pazartesi) akşam gazeteci Levent Gültekin, Bakırköy’de 20-25 kişilik bir grubun saldırısına uğradı.

Özdağ gibi Gültekin’in de MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın Twitter paylaşımından sonra saldırıya uğraması dikkatlerden kaçmadı.

Sosyal medya platformlarında bunun tesadüf olmadığına ilişkin değerlendirmelere yer verildi.

 

“Sokakları sözde mafya ve çetelere bırakarak polis devleti kurmak istiyorlar”

Gültekin’e yapılan saldırıya ilişkin Haber Fora’ye açıklamalarda bulunan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, saldırının ifade hürriyetine yapıldığını söyledi.

Olayı bir “terör saldırısı” olarak niteleyen Özdağ, “Bu hukuk reformu yapacağız diyenlerin ama başaramadıklarının göstergesidir. Sokakları sözde mafya ve çetelere bırakarak polis devleti kurmak istiyorlar” dedi.

Mevcut koalisyon hükümetinin dışındaki muhalefetin can ve mal güvenliğinin tehlikede olduğunu belirten Özdağ, “Bunların siyasi, emniyet ve yargı ayakları var. Adalet bakanının ‘Adalet yerini bulsun da kıyamet kopsun’ ifadesi sözdedir. Sayın Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı, ekonomi ve anayasa değişikliği ifadeleri sözdedir. Amaç gündem değiştirmektir. Koltuklardan ayrılmamak adına her yolu deniyorlar” diye konuştu.

Ülkenin üniter yapısı içerisinde demokrat, vatanını ve devletini seven, fikir hürriyeti ve basın özgürlüğüne inanan herkesin bir araya gelmesi gerektiğine vurgu yapan Özdağ, farklılığın zenginlik olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Farklı düşünmüş olmak şiddeti mubah hale getirmez. Gültekin ile farklı düşünüyorum. Ama onunla farklı düşünmemiz susturulmasına veya 20-25 kişinin saldırısına uğramasını gerektirmez. Bu acziyet ve çaresizliktir. Hırçınlıklarının sebebi fikirlerine güvenememeleridir. Saldırı kime yapılırsa yapılsın kabul edilemez. 21. yüzyılın Türkiye’sinde şiddeti, sopayı ve kaba kuvvetle susturmayı konuşmak ayıplıdır. Bu iktidarın ayıbıdır. Saldırıyı yapanların derhal yakalanması yetmez en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Meclis bir araştırma komisyonu kurmalı ve terör savcıları devreye girmelidir.”

 

“AKP, iktidar zaafa uğramasın diye sessiz kalıyor”

Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu da saldırıların arka planında siyasal mafya ilişkileri ve organize suç örgütlerinin olduğunu söyledi.

AKP-MHP ittifakının çöküş dönemi yaşadığını, medyayı susturmak ve özgür gazetecilerin gerçekleri yazmamaları için bir saldırı zinciri başlatıldığını aktaran Uğuroğlu, “Bunları seyreden bir AKP-MHP ittifakı var. Saldırıyı gerçekleştirenler bir süre sonra serbest kalıyor. Arkalarında iktidar gücünü görenler saldırılarına devam ediyorlar” dedi.

Meselenin 2018’de Bahçeli’nin tam sayfa ilan vererek kendisinin de içinde olduğu 77 kişiyi hedef göstermekle başladığını ifade eden Uğuroğlu, “MHP Genel Merkezi’nde görevli üst düzey yöneticiler, kendileri hakkında çıkan yazı ve televizyon programlarında söylenenleri suç unsuru olarak görüyorlar. Türkiye bir hukuk devletidir. MHP, manevi tazminat ve tekzip gibi hukuki yollara başvuracağına hakaret, iftira ve hedef gösterme yolunu seçiyor. Hukuk dışı yollara sapıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Yapılan hakaret ve hedef göstermeler sonucunda gerek partililerin gerekse de partiye yakın dernek ve vakıf gibi kuruluşlarda kendini bilmez birtakım insanların bu açıklamalardan güç alarak özgür gazetecilere yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini ifade eden Uğuroğlu, sözlerine şöyle sürdürdü:

 

“Adli kolluk yaptırıma tabi tutmayarak adeta gönüllendirip heveslendiriyor

KRT TV programcısı avukat Afşin Hatipoğlu ise artan saldırıları, iktidarı elinde bulunduranların iktidarlarını devam ettirmek için legal ve illegal bazı unsurları heveslendirecek beyanlarda bulunmasından kaynaklandığı görüşünde.

Sertleşen siyaset dilinin toplumda tabana yansıdığını kaydeden Hatipoğlu, “Bir partinin genel başkan yardımcısı ‘bizim hareketimizin delileri de var, velileri de’ diyerek bu tip hareket ve aksiyonları meşrulaştırmaya çalışıyor. Siyasetçilerin aşırı sert, kaba ve hakarete varan, hatta belki küfre varan dilleri takipçileri tarafından bir aksiyon planı olarak algılanıyor ve bu direkt olarak topluma ve sokağa yansıyor” şeklinde konuştu.

Siyasetçilerin sert ve kaba açıklamalarından vazife çıkaran insanların varlığına dikkat çeken Hatipoğlu, “Neticede toplumumuzun eğitim düzeyi çok yüksek bir toplum değil. Daha çok mesaj, slogan ve aforizma ile hareket eden, coşkun ve duygusal bir toplumdur. Gazetecilerinde muhalefet yapısı iktidara yönelik olduğu için bu tip saldırılar meydana geliyor. Adli kolluk nedense bunları belli bir yaptırıma tabi tutmayarak adeta gönüllendiriyor, heveslendiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Meselenin temel nedenlerine değinen avukat Hatipoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bunun esas temel sebebinin Cumhur İttifakı’nın temsilcisi olanların siyaset dillerinin kabalaşması ve saldırganlaşmasının sokağa yansıyarak mensupları tarafından aksiyon planı olarak algılanması ve daha sonra da adli kolluğun gereken özen ve dikkati göstermemesi ve ilgili faillere de yaptırımların uygulanmamasından kaynaklandığını düşünüyorum.”
 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap