Geçen sene 27 parti kuruldu, yenileri yolda…İki siyaset bilimci, parti enflasyonunun nedenlerini anlattı

by Haber Fora

Cumhurbaşkanlığı yarışına katılan eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve arkadaşlarının partilerini kurmalarına sayılı günler kaldı. 

İYİ Parti’den istifa eden Mersin Milletvekili İsmail Koncuk ile ihraç edilen ama mahkeme kararıyla geri dönen İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın da bir parti kuracakları iddia edildi. 

Eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de “yeni tarz gerekiyor” mesajı da kurucuları Kürt olan yeni partinin kurulacağı şeklinde algılandı. 

Bunlar yapılan açıklamalarda 2021 yılı içinde kurulması muhtemel siyasi hareketlere ilişkin mesajlar. 

Listeye yenilerinin eklenme ihtimali çok yüksek. Zira son yıllarda Türkiye’de bir parti enflasyonu yaşanıyor. 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın internet sitesinde yer alan bilgilere göre Türkiye’de şu anda kuruluşunu tamamlamış ve faaliyetlerini yürüten 107 parti bulunuyor. 

Çok gerilere gitmeye gerek yok. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hayata geçirildiği tarihten bu yana 36 siyasi parti kuruldu.

Bunların 4’ü 2017’de, 2’si 2018’de, 3’ü 2019’da ve 27’si 2020’de kuruldu. 

Parti sayısı hızla artış gösteriyor. Sadece 2020’de yani geçen sene 27 partinin kurulmuş olması bunun kanıtı. 

Peki, ne oldu da birbiri ardına bu kadar çok parti kuruldu? Kurulanlardan hangisi ciddi varlık gösterdi? 

Bir ittifakın içinde yer almamaları durumunda yüzde 10 barajını hangileri geçerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) temsil edilir duruma gelebilir? 

“Bizdeki sistemin dünyada örneği yok” 

Soruların cevabını alanında etkin iki siyaset bilimci verdi. Prof. Dr. Binnaz Toprak’a göre birçok sorun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde kaynaklanıyor. Son 3-4 yılda çok sayıda parti kurulmasının sebebi de bu yeni sistem. 

Yıllarca üniversitede siyaset bilimi konusunda ders veren, sonrasında siyasete girerek milletvekili seçilerek TBMM’de görev yapan Prof. Dr. Toprak’ın birinci itirazı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne.

“Dünyada bunun örneği yok” diyen Toprak, “Siyaset biliminde de bu sistemden bahsedilmiyor. Siyaset bilimine göre başkanlık ve yarı başkanlık ile parlamenter sistem var. Yani bizdeki gibi bir sistem yok. Zaten bu yüzden de ismi başkanlık sistemi değil, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. Ne anlama geliyorsa o?” dedi. 

“Yeni sistemle ittifakların önemi arttı, siyasi partiler çoğaldı” 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden önce Türkiye’de kurulan yeni partilerin yüksek oy almadıkça bir yere varmalarının mümkün olmadığını anımsatan Prof. Dr. Toprak, “Türkiye’de yüzde 10 barajı var. Bugün de bu baraj kaldırılmış değil. Ayrıca çok yüksek bir baraj. Dün ile bugün arasında çok bariz bir fark var. Geçmişte yüzde 10, şimdi ise 50+1 var. Yani yüzde 50+1’i alamayan seçilemediği için ittifaklar ön plana çıktı” diye konuştu. 

Bu ittifaklar sayesinde son yerel seçimlerde CHP’nin çok büyük başarı elde ederek 11 büyükşehir belediyesinin başkanlığını kazandığını vurgulayan Toprak, “Dolayısıyla ittifaklar önemli olduğundan ve bugün yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Millet İttifakı ile Cumhur İttifakı arasındaki fark çok küçük olduğu için yüzde 1, yüzde 2 ve yüzde 3 oy getirebilecek partiler de önem kazandı. Bu durum küçük partiler için bir alternatif haline geldi” yorumunda bulundu. 

“Küçük partiler ittifaklarla Meclis’e giriyorlar”

İYİ Parti’nin gerçekleştirilen bir ittifakla TBMM’ye girdiğini aktaran Toprak, şunları ifade etti: 

“CHP’de 15 milletvekili istifa ederek İYİ Parti’ye geçti. İYİ Parti’nin adayları meclise girdi. Artık küçük partiler de güçleri ölçüsünde pazarlık yapacak hale geliyorlar. CHP’den, HDP’de ve İYİ Parti’den ayrılacak kişilerin kuracağı partiler de yanı şekilde bir ittifakın içinde hareket etmek zorunda kalacaklar. Bu küçük partilerin liderleri ‘önceden TBMM’ye girme konusunda önünüzde bir imkan yoktu. Şimdi ittifaklarla birlikte hareket ederek Meclis’te temsil edilebiliriz’ düşüncesini taşıyor, bunun pazarlığı yapacaklarını biliyorlar.” 

Prof. Dr. Binnaz Toprak’a göre sistemin değişmesi halinde yüzde 1 civarında oy alan partiler yok olup gidecek. 

Toprak haksız sayılmaz. Çünkü, her şeyin bir maliyeti olduğu gibi siyasi partiyi hayata tutmanın bir maliyeti de yok değil. 

Prof. Dr. Toprak’ın “küçük partiler ittifakla TBMM’ye gidiyorlar” görüşünün ise birçok örneği mevcut. 

Saadet Partisi ve Demokrat Partisi’nin adayları CHP listelerinde Meclis’e girdi. 

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin listesinde milletvekili seçildi.

“Artışın birçok nedeni var” 

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ise parti artış örneklerinin zaman zaman Türkiye’de görüldüğünü vurguladı. 

Geçmişte de bugünkü kadar olmasa bile çok sayıda parti kurulduğunu ifade eden Kalaycıoğlu, “Türkiye’de esamesi okunan, kıymeti harbiyesi olan partilere nazaran diğer partilerin sayısı her zaman çok olmuştur. Bütün ülkelerde de böyledir. ABD’de de çok sayıda siyasi parti var ama sadece bunların iki tanesi ön planda. Bunların ikisi başkanlık ve kongre yarışında oyun büyük kısmını alıyor” şeklinde konuştu. 

Türkiye’deki parti enflasyonunun bir tek nedeninin bulunmadığını ifade eden Kalaycıoğlu, son dönemdeki artışın en büyük sebebinin oy kaybı yaşayan Cumhur İttifakı’ndan gidenlerin olduğunu belirtti.

“Orta sağda alan boş, yüzde 20 oy var” 

Kalaycıoğlu, “AK Parti’den ayrıldıktan sonra kurulan Gelecek Partisi ve DEVA Partisi bunun bariz birer örnekleridir. Cumhur İttifakı’nda oy alma ihtimali olan Yeni Refah Partisi de bunu örnek gösterilebilir” dedi. 

“Orta sağ boş, buranın sahibi olarak görülebilecek bir parti yok” diyen Kalaycıoğlu, şunları kaydetti: 

“Bu boşluğa bir hayli parti talip. Bunların içerisinde gördüğüm kadarıyla en büyük şansı olansa İYİ Parti’dir. Ama DEVA, Gelecek, Yeni Refah ve Saadet Partisi de buradaki oyun bir kısmını çekebilir. Burada yüzde 20 civarında var. Sonuç itibarıyla yüzde 20’lık bir oyu çekebilecek bir parti çıkarsa çok ciddi bir çıkış yapılmış olacak.” 

İnce, Öztürk, Sarıgül…

Cumhuriyet Halk Partisi içinde de Muharrem İnce’nin başını çekeceği bir kopuşun yaşanma ihtimalinin artık çok yükseldiğini hatırlatan Kalaycıoğlu, “CHP’den ayrılıp bir parti kuran var. Öztürk Yılmaz, dışında daha önce CHP’de siyaset yapıp ayrıldıktan sonra parti kuranlar çok oldu. Fakat bunların hiçbirisinde başarı sağlandığına dair bir kanıt yok. DSP’den ayrılıp parti kuran Mustafa Sarıgül var. Onun partisi de ortaya çıktı. Ama DSP’nin zaten güçlü bir tabanı yok. Umudunu CHP’ye bağlamış olabilir. Ama solda çok yüksek bir oy potansiyeli yok. HDP’nin bulunduğu alanda ise yüzde 10 oranında oy var. Bu oyun da bir yere gidebileceğini zannetmiyorum” ifadelerini kullandı. 

“Küçük partilerin teşvik edildiği bir dönem yaşıyoruz” 

Parti artışının ikinci nedenini ittifaklara bağlayan Kalaycıoğlu, liderlerin birbirinden ne kadar oy koparma hesapları yaptıklarına dikkati çekti. 

İktidara gelmek için 50+1’in artık çok önemli bir hale geldiğini bunun için de hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı’ndaki liderlerin ne kadar çok parti olursa bunları yanlarına çekerek güçlü görünmeyi planlamak durumunda kaldıklarını anlatan Kalaycıoğlu, “Bu nedenle çok partilerin kurulmasının teşvik edildiği bir dönem yaşıyoruz” dedi. 

Kalaycıoğlu’na göre üçüncü neden ise bu dönemde parti kuran liderlerin gelecek için yatırım yaptıkları düşüncesinde olmaları. 

“Cumhur İttifakı’nın kan kaybetmesi bazı siyasilerin iştahını kabartıyor” 

Yılların deneyimli siyaset bilimcisini bu üçüncü neden olarak ifade ettiği görüşünü şu sözlerle destekledi: 

Kendisini ispatlamayan liderle pazarlık yapılmaz” 

Mevcut partilerin bir kısmının ayakta kalabileceğini çok büyük bir kısmının ise bir süre sonra unutulacağının altını çizen Kalaycıoğlu, “İttifakların çok düşük oy alan siyasi parti liderleriyle pazarlık yapma ihtimalleri de çok düşüktür. Kendisini ispatlamış olanlarla görüşülebilir ama seçimde varlık göstermeyenlerle birlikte hareket etmenin güç olacağı görüşündeyim” ifadelerini kullandı. 

Amerika ve bazı Avrupa ülkelerindeki siyasi parti hareketliliği konusunda bilgi veren Ersin Kalaycıoğlu, Türkiye’de siyasi oluşum enflasyonunun dönem dönem konuşulmasının çok normal olduğunu, bu alandaki dalgalanmaların gündeme gelmesinin garip karşılanmaması gerektiğini anlattı. 

“Anayasası tartışan bir ülkede istikrar olmaz”

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, yıllardır anayasası tartışılan bir ülkede istikrarın olmasının güç olduğunu kaydederek sözlerini şöyle tamamladı: 

“İstikrar olabilmesi için demokrasinin bir anayasasının olması lazım. Bugünkü anayasa, demokrasinin anayasası değil. Önce demokrasinin anayasası hazırlanmalı ki, istikrar oluşsun. Ondan sonra bu anayasadan hiçbir şekilde taviz vermeden iktidara gelenler de muhalefette olanlar da o anayasanın bütün kurallarına uysunlar. Anayasal kurumlara da harfiyen uyulması gerekiyor. Ve bunun çok uzun dönemdir hayata geçirilmiş olması gerekiyor. Almanya’da, İtalya’da Fransa’da olan bu.”
 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap