Hakkari’de sahipsiz kalan kilise için ‘Sahipsiz Çığlık’ belgeseli

by Haber Fora

Hakkari’de yaşayan Asuri ve Nasturilerden kalma kiliseler, ‘Sahipsiz Çığlık’ belgeseli ile kayıt altına alındı.

Hakkarili Gazeteci ve yazar Emin Sarı, daha önce Hakkari’de yaşayan Nasturi ve Asuri halkının ibadethanelerini konu alan ‘Sahipsiz Çığlık’ belgesi ile amacının tarihi yapıların korunması konusunda duyarlılık yaratmak olduğunu söyledi.

Mezopotamya ve Anadolu medeniyetleri binlerce yıldır birçok uygarlığa ev sahipliği yaptı. Bu iki kadim medeniyet, bağrında birçok halkı barındırdı. Mezopotamya’nın bu kadim halklarından biri de Asuri ve Nasturi halkları.

Hakkari’de Kürtler, Keldaniler, Asuriler, Süryaniler, Ermeniler ve birçok halk yüz yıllarca bir arada yaşadı. Burada yaşayan Nasuriler ve Süryaniler 1920 yılında yaşanan olaylardan sonra, bu bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.  

Gazeteci Emin Sarı’ya göre, Kürtler ile Asuriler çok uzun bir süre bu topraklarda beraber yaşadığını ama karşılıklı hatalarından dolayı ayrıştığını belirtiyor. Sarı’ya göre. Bu kavganın mağdur tarafın Asuriler olduğunu ama kazananın ise Kürtler olmadığını sözlerine ekliyor.

Kiliselerin büyük bölümü yıkılmış durumda

Hakkari ve ilçelerinde Süryani ve Nasurilere ait yaklaşık 150 kilise bulunuyordu. Bu kiliselerin büyük bölümü yıkıldı, ayakta kalan 30 kilise ise defineciler tarafından tahrip edildi.  Gazeteci Emin Sarı daha önce burada yaşayan hakların bıraktığı eserlere dikkat çekmek için 40 dakika süren ‘Sahipsiz Çığlık’ isimli bir belgesel çekti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ‘Demokrasi İçin Medya / Medya İçin Demokrasi’ projesi kapsamında destek alan belgeselde Hakkari’deki Nasturilerin Merkezi Kilisesi Kocranıs, Şemdinli’deki Dêra Reş ve bazı kiliseler ele alındı.

Hakkari’de Asuri kalmadı

“Maalesef şu an Hakkari’de yaşayan hiçbir Asuri yok” diyen Sarı, Beytüşşebap’ta bir köylerinin olduğunu bunun dışında Mardin’de yaşadığını söylüyor.

Kiliseleri konu alan 40 dakikalık belgeselin çekimi yaklaşık ay sürdü. Kürtçe hazırlanan belgesel, Türkçe altyazılı olarak gösterime girecek.

Hakkari’nin Koçanıs Köyünde bulunan Koçanis Kilisesi ise, dünyada yaşayan tüm Doğu Asur Kilisesi’ne  bağlı Asurilerin merkezi konumunda.

“Zengin bir tarihe sahip”

Kürtlerin yaşadığı toprakların çok zengin kültürel ve tarihsel materyale sahip olduğunu belirten Sarı,  “Her konuda olduğu gibi bu konuda da üzerine ölü toprağı serilmiş sanki. Bunun nedenini herkes biliyor aslında. Kürt kültürü, dili, tarihi hep öteki olarak görüldüğü için herkes kaygı ile yaklaşıyor ve objektif olmaktan korkuyor.  Hakkari coğrafyasında da çok ciddi bir potansiyel var ama işlenmiyor” diyerek hayıflanıyor.

“Belgeselini çekmek istediğim birçok konu var aslında ama ben ilk bu konudan başlamak istedim. Tabi belgesel çekmek için hem ekonomik kaynağa hem de teknik olanaklara sahip değildim” sözlerine şöyle devam etti:

Koçanis Kilisesi, Asurilerin merkezi konumunda

Nesturiler ya da Doğu Asurileri çok uzun zamandan beri kadim Hakkari coğrafyasında yaşamış bir halk olduğunu ifade eden Sarı, “Geçmişi Milattan sonra 4’üncü yüzyıla uzanan kiliseleri var. Bundan daha önemlisi merkezi kiliseleri  en son bulunduğu Bağdat’tan Urmiye’ye oradan da 1670 li yıllarda Hakkari’nin Koçanıs köyüne taşınmıştır.  Bu şu anlama geliyor bu tarihten sonra Kocanıs Kilisesi dünyada yaşayan tüm Doğu Asur Kilisesi’ne  bağlı Asurilerin merkezi konumuna gelmiştir. Kocanıs Kilisesi onların hem dini hem de yönetimsel merkeziydi ve bu konumu  Asurilerin  Hakkari topraklarını tamamen  terk etmek zorunda kaldıkları 1920’li yıllara kadar korudu.  Bunun ötesinde Hakkari toprakları Doğu Asur halkının topluca yaşadıkları en son yerdi. Biz bu belgeseli çekerken Hakkari’ye ziyaret amaçlı gelen Asurilerle de konuştuk. Köylerinin adını, aşiretlerini kiliselerinin konumlarını falan çok iyi biliyorlar belli ki binlerce km uzakta yaşamalarına rağmen hala buradaki anılarını canlı tutuyorlar aidiyet duyguları çok güçlü” diye konuştu.

“Sahipleneni yok”

Belgeselde Asurilerden kalan tarihi kiliseler üzerine de yoğunlaştıklarını dile getiren Sarı, bu yapıların çoğu çok ciddi bir tahribata uğradığını, kalanların ise kaderlerine terk edilmiş durumda olduğunu belirtiyor.

Bu yapıları sahipsiz olduğuna dikkat çeken Sarı, şöyle konuştu. “Yani sahipleneni yok. Her ne kadar birileri bu yapıları taş yığını olarak görse de bunların bir tarihi, anıları ve değerleri var. İlettikleri bir mesaj var dolayısıyla yok olmaya karşı bir çığlık yükseliyor onlardan ama sahipleneni yok maalesef.”

“Belgesel çok dilli olacak”

Bu belgeselin çekim aşamasında 5 ile 7 kişi arasında bir ekiple çalıştıklarını ve yaklaşık iki ay sürdüğünü söyleyen Sarı, “Hakkari merkez, Çukurça, Yüksekova ve Şemdinli de yaklaşık 15 tarihi yapıda çekimler yaptık. Yani bu çalışma masa başı bir çalışma olmadı. Bütün röportajlarımızı arazide yaptık. Örneğin Koçanıs Kilisesi’ni anlatırken anlatıcıyla Kocanıs Kilisesi’ne gittik ve çekimleri orda yaptık. Çok iyi bir ekipmanımız olduğunu söyleyemem ama iki kameramız ve birkaç teknik aksesuarımız vardı. Biz işin en zor kısmının çekimler olduğunu sanıyorduk ancak montaj ve seslendirme gibi teknik boyutlarda bizi oldukça zorluyor. Çok dilli bir belgesel olacak. Belgeselin formatı Türkçe, altyazılı Kürtçe’dir . Röportajlarımızın çoğu Kürtçe ancak Türkçe ve İngilizce röportajlarımızda var. Ayrıca Asurice yapılan bir ibadet çekimimizde var. Detaylarla beraber 20 saati aşkın çekim var elimizde bütün bunları derleyip toparlamak zor tabi. Çekimler aşamasında gitmek istediğimiz birçok yere yasaklar nedeniyle gidemedik. Aynı şekilde dron kullanamadık, bizi en çok üzen durum bu. Saatlerce ekipmanları sırtımızda taşımak zorunda kaldık ama her şeye rağmen oraları görmek bir ayrıcalıktı” dedi.

“Kiliseler, definecilerin insafına terk edildi”

“Asurilerden kalma yapıların doğru dürüst bir envanterinin olduğunu bile sanmıyorum” diyen Sarı,   Kocanıs Kilise’nin tarihsel ve dinsel misyonu çok önemli olduğunu, ne olursa olsun korunmalı ve restore edilmesi gerektiğini söyledi.

Bu kilisenin içler acısı bir durumda olduğuna dikkat çeken Sarı, definecilerin insafına terk edildiğini, her tarafında define kazılarından dolayı harabe haline geldiğini belirtiyor.  Şemdinli’deki Dêra Reş kilisesi de Doğu Asur Kilisesi’nin ruhani merkezi olduğunu vurgulayan Sarı, konuşmasına şöyle devam etti:

“Hakkari için çok önemli tanıtım”

Yapılan belgesele Hakkari için çok önemli tanıtım olacağına inandığını ifade eden Sarı, “Yine umuyorum Asurilerden kalan tarihi yapıların korunmasına dönük bir kamuoyu oluşturacaktır. Belgesel bittiğinde mümkün olduğunca yüksek bir izlenme sayısına ulaşmak için gayret edeceğiz. Sanırım Hakkari’de bile ilgili belli bir kesimin dışında geçmişte Hakkari’de yaşamış bu topluluğun kim oldukları ve öykülerinin ne olduğunu bilenlerin sayısı azdır. Bu belgesel bu konuda da bir farkındalık yaratacaktır. Doğu Asur Kilisesi halkının çok büyük bir bölümü Amerika ve Avusturalya da yaşıyor. Bu insanların gelip köylerine yerleşmeleri ya da imar etmeleri hem hukuki açıdan hem de koşullar açısından zor gözüküyor. Ama başta da belirttiğim gibi geçmişte burada yaşayanların ardılları buralarla çok ilgilidir. Koşullar düzeldiğinde buralara ziyaret amacıyla çok ciddi kafilelerin geleceğine inanıyorum. Böylesi güçlü bir potansiyel var. Kocanıs Kilisesi’ni restore edilmesi durumunda tıpkı Van’daki Akdamar Kilisesinde olduğu gibi yılın belli aylarında ya da günlerinde burada ayinler düzenlenebilir ve bu Hakkari ekonomisine sürekli bir girdi demektir” şeklinde konuştu.   

“Bu tarihi yapılar korunmalı”

Bu belgeselin yapmasındaki bir amacının ise, bu tarihi yapıların korunması konusunda duyarlılık yaratmak olduğunu söyleyen Sarı,  “Açıkçası bu yapılar zaten ortada olan yapılardı yapmamız gereken sadece onları korumaktı ama koruyamıyoruz. Her geçen sayıları azalıyor, daha fazla tahrip oluyorlar. Bir diğer amacım Doğu Asurilerinin Hakkâri’deki öykülerini mümkün olduğunca aktarmaktır. Kürtler ile Asuriler çok uzun bir süre bu topraklarda beraber yaşadılar ama karşılıklı hatalarından dolayı belki de iki halkında elinden olmayan nedenlerden dolayı bir kavgaya tutuştular ve sonunda ayrıştılar. Bu kavganın mağdur tarafı Doğu Asurileridir ama kazananı Kürtler değildir. Herkes kendince bedeller ödemiştir gelinen aşamada o kavgayı verenlerin ardılları olarak hayatta olan bizler ve bizden sonrakiler birbirimizi anlamalı ve barış içinde yaşadığımız yılların çok daha fazla olduğunu bilerek bu bağı güçlendirmeli ve birbirimize hoş görülü bakabilmeliyiz. Bunun mesajını da vermek istiyorum” diye konuştu.        

“Tahribat son 30 yılda hızlandı”

Sarı, konuşmasını şöyle bitirdi:

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap