Hem göçmenleri hem “biz”i anlatan film, 20’den fazla ödül aldı: Göçün, göçmenlerin ve “bizim” hikayemiz alışılmış kodların da dışına çıktı

by Haber Fora

Göçmenler – ya da buradaki kanuni isimleriyle sığınmacılar- Türkiye’de yaşayan birçok kişi için farklı ülkelerdeki savaşlarda mağdur olan insanların akşam haberlerinde izledikleri uzak hikayelerdi.

Ta ki 2011’e kadar…

O yıl, Ortadoğu’da Suriye adı verilen bir ülkede iç savaş başladı. Milyonlarca insan kitleler halinde önce Türkiye’ye ardından Avrupa’ya gitti. Artık hikayeleri haber ajansları için anlamsızlaştı ve dramları gittikleri ülkelerin rutini haline geldi.

Denizleri geçmeye çalışırken sulara gömülen göçmenlerle Akdeniz ve Ege’nin mavilikleri göçmen mezarlığı haline geldi. Basit plastik botlar ve süngerden can yelekleriyle denizi geçmeyi başaranların çok azı istedikleri hayata kavuşabildi.

Kavuşamayanlar kaldı. Kaldıkça gittikleri ülkelerde “sosyal sorunlar” olarak görülmeye başlandılar. Hükümetlerin seçimleri kaybetmelerinin nedeni olarak görüldüler veya ülke ekonomilerin bozulmasının günah keçileri ilan edildiler. 

Açık yüreklilik ve eşitlik duygusuyla onlara yardımcı olmak isteyenlerin sesleri bu gürültüde çok az duyuldu…

İki yönetmen, Mehmed Bahadır Er ve Maryna Er Gorbach geçtiğimiz yıl kolları sıvadı ve hem göçmenlerin hem de “Biz”in hikayesini beyaz perdeye taşıdı.

Filmde denizi geçmeye çalışırken burada “kalakalan” iki göçmenin, kasvetli bir sahil kasabasının, kasabanın iyi kalpli amcası Sabri’nin, henüz yeni emekli olmuş sert mizaçlı komutan İsmet’in, İsmet’in müşfik eşi Fetihe’nin, amele komisyoncularının, göçün ve bizim hikayemizi bir bütün içinde anlatılıyor. 

Filmde göçmenleri oynayan iki oyuncu da aslında göçmenler.

Göçmenleri oynayan iki göçmen Taj ve Hala aslında savaştan önce ülkelerinde profesyonellik oyunculuk yapıyorlardı. Sadece bu durum bile filmin mesajını yerli yerine oturtuyor.

“Omar ve Biz”, şimdiye kadar birçoğu uluslararası 20’den fazla ödül aldı. Çok sevildi. Bugünlerde İstanbul Film Festivali ile UNICEF destekli Küresel Göç Festivali’nde gösteriliyor. 

Filmin iki yönetmeninden biri olan Mehmet Bahadır Er, Omar ve Biz’i Haber Fora’ye anlattı:

Filmin hikayesi Pakistan göçmeni bir arkadaşla berberde tesadüf eseri tanışmamla başladı. Yaşadığı bölgede savaş çıkması üzerine göç etmek zorunda kalan, İran üzerinden Türkiye’ye geçerken yolda pasaportunu ve parasını kaybeden Muhammed aynı zamanda bir televizyon kameramanıydı. İstanbul’da inşaatlarda amelelik yapıyordu. Avrupa’ya geçmek için imkan arıyordu. İlk başta şüpheyle yaklaştığım, konuştukça inandığım ve merak ettiğim hikayesi bana bir meslektaş olarak göç ile Türkiye’ye gelenler konusuna odaklanmamı sağladı. Senaryo yazmam için ilham kaynağı olan arkadaşın izini daha sonra kaybettim. Muhtemelen kaçak yolla Yunanistan’a geçti. Dilerim macerası umduğu gibi olmuştur. Bu tanışma konu üzerine düşünmeye sonrasında da yazmaya sevk etti.

“Ülkeler, para, politika, unvanlar ve sahip olduklarımızın korunması…”

Bu sadece göçün, göçmenlerin değil ‘insanın’ da hikayesi. Bunun üzerine birkaç şey söylemek ister misiniz?

Bahsettiğiniz şey kesinlikle doğru… İnsanın karakterini belirleyen en önemli durumlardan bir tanesi maruz kaldığı olaylara verdiği tepkilerdir. Yani dört duvar arasında teorik olarak herkes mükemmel ve çok iyi insan olabilir. İşbu ki alışmış olduğumuz ya da olmasını istediğimizden farklı bir durum ya da kişi ile karşılaştığımızda temel insani değerlerimizi koruyabiliyor muyuz? Ülkeler, para, politika, unvanlar ve sahip olduklarımızın korunması fikri zaman zaman insanlıkla çelişebiliyor. Bu sebeple filmi yazarken ve çekerken Omar’dan daha çok bizim bakış açımızı ve güncel hikayemize odaklandık. Geçicilik; hayatın, ülkelerin, sınırların geçiciliği de üzerinde bulduğumuz temel olgulardan bir tanesiydi.

Evet Omar ve Mariye karakterini oynayan arkadaşlar da göçmen; Yine Muhammed’in hikayesinden yola çıkarsak onunla meslektaş olmamız beni hikayeleri araştırmaya yakınlaştırmıştı. Aklımıza ‘Göçmen oyuncu arkadaşlar var mı?’ diye bir soru geldi ve onları aramaya başladık. Onlarla tanıştıkça ve hikayelerini dinledikçe senaryo yeni boyut kazandı. Fark ettik ki aslında birçok değerli oyuncu ve sanatçı Türkiye’den geçmiş, şu an Almanya Fransa İtalya Kanada Amerika gibi ülkelerde meslek hayatlarına devam ediyorlar. Provalarda Taj ve Hala ile çalıştık. Hem azim hem kabiliyetlerine emin olunca filmi onlarla gerçekleştirdik. Bu sırada Hala’nın ikameti bitmişti, onun ikametini uzattık ve yasal sorunlarını halletmesine yardımcı olduk. Filmden sonra 7 yıldır görmediği annesi ve kardeşlerini görebilmesi için Fransa’dan davet aldı ve şu an Paris’te yaşıyor. Sadece bu hikayeye bile tanıklık etmek film ekibinden birçok arkadaşın göçmenlere bakış açısını değiştirdi. Taj, Türkiye’de yaşamını sürdürüyor ve yeni filmlerde rol almak istiyor. Tanışalım ve hem birbirimizi hem dünyayı anlayalım diye türlü türlü yaratılmamış mıyız? Taj ve Hala’nın varlığı film için çok değerliydi. Türk oyuncular da Taj ve Hala’ya hem dost hem profesyonel olarak çok yardımcı oldular. Bu tavır uyumlu ve verimli bir üretim ortamı sağladı. Onlara da ayrıca teşekkür ederim. 



”Birçoğu uluslararası olmak üzere 20’den fazla ödül aldı”

Dünyada da çok sevilen bir film olmuş. Bunu nasıl yorumlamak gerekiyor?

Omar ve Biz şu ana kadar 50’nin üzerinde gösterildi ve birçoğu uluslararası 20’den fazla ödül aldı. Bu günlerde İstanbul Film Festivali’nde ve UNİCEF destekli Küresel Göç Fesitivali’nde çevirim içi gösteriliyor. Film zamanın ruhuna paralellik gösteren konusunu anlatırken alışılmış şiddet, anarşi, cinsellik ya da ajite kodların ötesinde seyirciye dingin bir düşünme fırsatı veriyor. Burada Maryna’nın evrensel bakışı ve kadın içgüdüleri de etkili oldu. İnsanlara bir şey öğretmek ya da bilgiçlik yapmak gibi dert gütmedik. Bir göçmenle komşu olmak zorunda kalsak ne yapardık? Kendimize sorduğumuz soruları, kesin doğruları ve refleksleri olan emekli komutan İsmet karakteri üzerinden deneyimlendik. Kabul gördüğü için mutluyuz. Umarım film kendimizle bir tutmadığımız tüm insanlara karşı önyargılarımızla yüzleşmemizde yardımcı olur. 

 

Başka projeleriniz var mı?

Maryna’nın Klondike filminin ilk etap çekimlerini Ukrayna’da tamamladık. Türkiye Ukrayna ortak yapımı bir sinema filmi olacak. Ayrıca iki senedir üzerinde çalıştığım toplumsal gerçekçi bir hikayeyi senarist arkadaşımla tamamlıyorum. Her iki proje de 2021 de seyirciyle buluşabilsin diye yoğun çalışıyoruz.

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap