İnsan hakları kurumları “reform” konusunda temkinli… İHD, beklentilerden uzak derken, MAZLUMDER ise uygulamanın güçlüğüne dikkat çekti

by Haber Fora

Uzun süredir Türkiye’nin gündemini meşgul eden “hukuk reformu” çalışmalarında sona gelindi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde reform paketini “İnsan Hakları Eylem Planı” başlığıyla duyurdu.

Eylem Planı’nın nihai amacını “yeni ve sivil anayasa hedefi” olarak ifade eden Erdoğan, belgenin, “9 Amaç, 50 hedef ve 393 faaliyet” içerdiğini açıkladı. 

Planın 2 yıllık zaman diliminde uygulanmak üzere hazırlandığını belirten Erdoğan, 2 hafta içinde de uygulama takvimini açıklayacaklarını söyledi.

Erdoğan ayrıca çalışmayla ilgili “Öyle her çiçeğe su vermeyeceğiz. Susuz çiçeğe su vermek adalet, dikene su vermek zulüm olur” örneğini verdi.

Açıklanan planla daha demokratik bir Türkiye’nin temellerinin atıldığını savunanların yanı sıra, “Daha Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını uygulamıyorsunuz” diyerek eleştirenlerde oldu.

Öte yandan planın açıklandığı gün Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkında inceleme başlatması da dikkat çeken gelişmelerin arasında yer aldı. 

İnsan hakları kurumları da açıklanan “İnsan Hakları Eylem Planı” konusunda pek iyimser değil. 

“19 yıllık iktidarınızda neden bunlar yapılmadı?”

Haber Fora’ye konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, açıklanan paketin beklentileri karşılamaktan çok uzak olduğu görüşünde.

“19 yıllık iktidarınız zamanında bu açıklananlar neden yapılmadı?” sorusunu soran Türkdoğan, açıklanan konuların zaten asgari olarak yapılması gereken konular olduğunu söyledi.

Reform paketiyle ilgili toplumdaki beklentinin çok farklı olduğuna vurgu yapan Türkdoğan, “Türkiye’nin şu anda çok sayıda yapısal sorunu var. Bu sorunların tamamı ancak yeni ve demokratik bir anayasa ile çözülebilir” dedi.

 

“Cumhurbaşkanı’ndan ayrıldığımız nokta şudur, o yeni anayasa diyor biz ise yeni ve demokratik anayasa diyoruz. Anayasa demokratik olmazsa yeni olmasının bir önemi yok” diyen Türkdoğan, devamında şunları söyledi:

“Türkiye’nin en büyük problemi uygulama başka, anayasa ve kanunlarda yazılı olan kurallar ise bambaşkadır. Yani ülkede en büyük sorunların başında uygulama sorunu geliyor. Cumhur İttifakı güvenlik politikaları üzerine kurulmuş bir ittifak ve bu politikaların merkezinde de Kürt sorunun çatışma, şiddet ve baskı yoluyla çözüme dayalı bir güvenlik anlayışıdır.”

İktidar tarafından uygulanan güvenlik politikalarını ülkenin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel olarak değerlendiren Türkdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ülkenin en büyük sorunu olan Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yolla çözme iradesi ortaya koymazsanız, zaten diğer konularda demokratik adımlar atamazsınız. Dolayısıyla ben bu kadar katı güvenlik politikası üzerine inşa edilmiş bir koalisyonun reform yapabilecek iradesi olmadığı kanaatindeyim. Bu nedenle buna reform demiyoruz, ufak tefek tadilat ve düzeltmeler diyoruz. Reform olabilmesi için yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç var diye düşünüyorum.”

“Uygulama mevzuatın önüne geçmiş durumda”

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Genel Sekreteri Avukat Kaya Kartal da açıklanan planın içeriğinde önemli konu başlıkların olduğunu hatırlattı.

Planın mevzuata nasıl yansıyacağına ilişkin konunun tam olarak belli olmadığına vurgu yapan Kartal, bunun öncelikli meseleler arasında olduğunu söyledi.

Uygulamanın mevzuatın önüne geçtiğini belirten Kartal, “Ülkede genel sıkıntı şu; açıklanan planda ihtiyaç olmadığı halde mevzuatta olan birtakım haklar veya insan hakları alanındaki korumalar pratikte var, ancak bir anlam ifade etmiyor” dedi.

 

“Yerine göre hakim-savcılar, bazen idare bazen de siyasetin kendisi maalesef insan hakları anlamında olumsuz birtakım uygulamalar içerisinde” diyen hukukçu Kartal, “Bu sorun nasıl aşılır bilemiyoruz. Neticede aynı irade bir tarafta işte bu tür planlarla ya da reform taslaklarıyla karşımıza çıkarken öbür taraftan da bizatihi kanunda veya anayasada bulunan birtakım hakları yok sayılması anlamında rol üstleniyor. Dolayısıyla bizim için önemli olan uygulamadır. Bunu nasıl yapacak bekleyip göreceğiz” diye konuştu.

“Yerel mahkemelerde denetleme mekanizması kalmamış durumda”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türkiye için bağlayıcı olduğunu anımsatan Kartal, sözlerine şöyle devam etti:

“Örneğin mahkemelerin bu kararlara uyulması için nasıl bir düzenleme yapılabilir. Zaten kanun ve anayasada bu var ve çok açık. Geçmişte karar uymayan mahkemeler oldu. Bu ancak uygulamada düzeltilebilir. Burada denetleme anlamında ciddi bir problem olduğu ortada. Özellikle yerel mahkemelerde denetleme mekanizması kalmamış durumda. Bu da hakim ve savcıların alabildiğine kanunlardan bile ‘bağımsız’ takınmalarına sebep oluyor. Ayrıca savunma makamı savcılık karşısında alabildiğince güçsüzleştirildi. Dediğim gibi sorunlar ancak uygulamada giderilebilir.”

Reform paketi çalışmaları kapsamında MAZLUMDER olarak beklentilerden oluşan bir metni sunduklarını ifade eden Kartal, beklentilerden birinin de adli ve idari kolluk ayrılığı konusu olduğunu belirterek söylerini şöyle tamamladı:

“Bugün İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan emniyet ve jandarma birimi hakim-savcılara adli işlemler bakımından bağlı olarak değerlendirilmiş durumda. Yani bu birimler pratikte savcılığa ve kovuşturma aşamalarında mahkemelere yön veriyor. Hangi işlemin idari hangisinin adli olduğu konusu karışıyor. Bu bir anlamda yargının siyasi amaçlarla kullanılmasının önünü açıyor. Özellikle siyasi yargılamalarda polisin hazırladığı fezlekeler savcılar tarafından iddianame, bu iddianameler savcılar tarafından mütalaa olarak okunuyor ve mahkemeler bunu gerekçeli karara döndürüyor. Bunu aşmanın yolu kolluğu ayırmaktır. Adli teşkilata hizmet eden ve tamamen onlarla iletişimde olan bağımsız bir kolluk mekanizmasının kurulması gerekiyor. Bunu talep etmiştik ama gördüğüm kadarıyla yer verilmemiş.”
 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap