İşsizliğin azalmadığı, refahın artmadığı durumda büyüme nasıl gerçekleşti?

by Haber Fora

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Türkiye ekonomisi, pandemi yılı 2020’de yüzde 1,8 büyüdü. 

TÜİK, gayrisafi yurtiçi hasıladaki (GSYH) değişimi üç yöntemle hesaplıyor: 

– Üretim yöntemi
– Harcama yöntemi
– Gelir yöntemi 

Bir ekonomideki üretici birimlerin belli bir dönemde, ekonomik faaliyetleri sonucu yaratmış oldukları tüm mal ve hizmetlerin değerleri toplamından, bu mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan girdiler toplamı çıkartıldığında üretim yöntemiyle hesaplanan GSYH’a ulaşılıyor. 

Üretim yöntemiyle gayrisafi yurtiçi hasıla hesabında sanayi, büyümenin lokomotifi oldu. 

Yüzde 5,9’luk son çeyrek büyümesinin yaklaşık 2 puanı son üç ayda yüzde 10,3 büyüyen sanayiden geldi. 

İmalat sanayindeki büyüme de yüzde 10,5 olarak belirlendi. 

İmalat sanayindeki büyümenin en önemli nedeni, insanların evde kalmaya devam ettikçe mobilyadan elektronik eşyaya olan siparişlerinin de artmaya devam etmesi. 

2020’nin son çeyreğinde yüzde 4 büyüyen tarım sektörünün ekonomik büyümeye katkısı 0,21 puanda kaldı. 

İnşaat sektöründe ise yüzde 12,5 daralma kaydedildi. Yıllık kayıp ise yüzde 3,54. 

Pandeminin en sert vurduğu hizmetler sektörü, üçüncü çeyrekte bir miktar rahatlasa da kasım ayında gelen kapanmalarla yeniden sıkıntıya girdi. Buna rağmen son çeyrekteki büyüme yüzde 4,6, tüm yıldaki daralma ise yüzde 4,34 oldu. 

Üçüncü çeyrekteki kredi genişlemesi, sıkı para politikaları ile geçen bir yılı yüzde 22,4 büyüme ile kapatan finans sektörünün finans sektörünün son çeyrekteki yükselişi de yüzde 9,2. 

Gayrisafi yurtiçi hasıla, harcama yöntemiyle de hesaplanıyor. 

Ana bileşenlerimi hane halklarının nihai tüketimi, devletin nihai tüketimi, sabit sermaye yatırımları ve net mal ve hizmet ihracatının oluşturduğu bu yöntemde de: 

2019’da 2,4 trilyon lira civarında olan yerleşik hanehalklarının tüketimi 2 trilyon 845 milyar 859 milyon 138 bin lira oldu. Hanehalkı nihai tüketim harcamalarının GSYH’taki payı yüzde 56,4 oldu. 

Geçen yıl 670 milyar 808 milyon lira olan devletin nihai tüketim harcamaları ise 769 milyar 460 milyon liraya çıktı. 

GSYH’ın gelir yöntemiyle hesaplaması ise ekonomideki üretici birimlerin elde ettiği maaş, ücret gelirleri, işletme karı ve devletin elde ettiği çeşitli vergi gelirlerinden oluşuyor. 

Buna göre kişi başına düşen milli gelir, 2020’de 60 bin 537 lira, ABD doları cinsinden 8 bin 599 dolar oldu. Ki bu değer, 14 yılın en düşük seviyesi.
 

2013’ten bu yana kişi başına düşen milli gelir Türk Lirası cinsinden yüzde 152 artsa da dolar cinsinden yüzde 31 geriledi. Bu süreçte Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değer kaybı ise yüzde 307. 

Milli gelirdeki düşüşü BloombergHT’ye değerlendiren Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, döviz kurundaki artışla beraber milli gelirin dolar bazında da gerilediğini söyleyerek şöyle devam etti: 
 

Ekonomi literatüründe büyüme, kişi başına düşen milli gelirdeki sürekli artış olarak tanımlanırken, bu artışın kaynağı olarak üç faktör sıralanıyor: İşgücü, sermaye ve teknoloji. 

Bir ülkedeki çalışan nüfus ile işsiz nüfusun tamamını açıklayan işgücü, bir yandan büyümenin kaynağını oluştururken, diğer yandan büyüme sonuçlarından direkt etkilenen bir yapıya sahip. 

Yani büyüme, genel kabul gören tanımda, “üretim kapasitesinin artması, dolayısıyla yeni istihdam alanlarının yaratılması” sonucunu doğurabiliyor. 
 

Ancak Türkiye’ye bakıldığında mevcut işsizlik rakamları, daralmanın yaşandığı dönemlerdekiyle benzerlik gösteriyor. 

Son olarak kasım için açıklanan işsizlik oranı yüzde 12,9. İşsiz sayısı ise 4 milyon 5 kişi. Geniş tanımlı işsizlikte bu sayı, 8 milyonu geçiyor. 

İstihdam edilenlerin sayısı 2020 yılı kasım döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 103 bin kişi azalarak 27 milyon 66 bin kişi, istihdam oranı ise 2,7 puanlık azalış ile yüzde 42,9 oldu.

Türkiye’nin tarihindeki en büyük daralmayı yaşadığı iki ekonomik kriz tarihi 2001 ve 2009’a bakalım: 

2001 krizi sonrası yüzde 5,75 daralan Türkiye’de işsizlik oranı, Dünya Bankası verilerine göre yüzde 8,38’di. İşsiz sayısı ise 2 milyon civarındaydı. Yüzde 42,9’luk istihdam oranı, istihdam edilen 19 milyon 742 bin kişiye denk geliyordu. 

Küresel krizin yaşandığı 2008 sonrası ise Türkiye, 2009’da yüzde 4,82 küçüldü. 

Bu dönemde 3 milyonu geçen işsizliğin oranı, yine Dünya Bankası verilerine göre yüzde 12,55’ti. 

İstihdam edilenlerin sayısı 21 milyon 277 olduğu bu yılda istihdam oranı ise yüzde 41,2 seviyesinde açıklanmıştı. 

Merkez Bankası’nda 1999-2003 yılları arasında Araştırma Departmanı Direktörlüğü, 2017’ye kadar ise danışmanlık yapan Zafer Yükseler, 1 Mart tarihinde yayımladığı, son çeyrek değerlendirmesinde Makroekonomik Performans Endeksi’ni (MPE), büyüme verisiyle kıyasladı. 

MPE, büyüme, enflasyon, istihdam, cari işlemler dengesi ve bütçe dengesi göstergelerinin ağırlıklı ortalaması alınarak hesaplanıyor. 

Büyümenin yüzde 30, enflasyonun yüzde 20, işsizliğin yüzde 20, cari işlemler ve bütçe dengelerinin yüzde 15’er ağırlığa sahip olduğu MPE’de, büyüme pozitif işleme tabi tutulurken, diğerleri negatif alınarak hesaplanıyor. 
 

Kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasının, salgındaki işsizlik oranını ve istihdamı önemli ölçüde sınırladığını hatırlatan Yükseler, Ekim-Aralık 2019’da yüzde 13,3 olan işsizlik oranının 2020’nin aynı döneminde yüzde 12,9’a gerilediğini belirtti. 

İşsizlik gerilerken istihdamın da yüzde 3,9 düştüğünü söyleyen Yükseler, “Salgının etkisiyle fiilen iş başında çalışan sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,1 oranında azalmış, geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 31,1’e yükselmiştir” dedi. 

2020’nin son çeyreğinde enflasyonun yüzde 13,5’e çıktığını ifade eden Zafer Yükseler, cari dengenin ise GSYH’ın yüzde 3,55’i oranında açık verdiğini söyledi. Bu oran, 2019 son çeyrekte yüzde 0,02’ydi. 

2020’nin son üç ayında ihracattaki artış yüzde 6,6, ithalattaki artış ise altın ithalatı nedeniyle yüzde 12 oldu. 

Bütçe açığının GSYH’a oranı ise yüzde 3,1’den yüzde 2,1’e geriledi. 

Bu veriler ışığında 95,6 seviyesinde hesaplanan MPE, 203 seviyesindeki büyüme endeksinin çok altında. 

Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da Yükseler gibi makro göstergelerle olan korelasyonun kaybolduğunu söylüyor. 

Aslanoğlu, Bloomberg HT canlı yayınında yaptığı açıklamada büyüme yüzde 7-8 seviyesinde gerçekleşmişcesine bir ısınmanın oluştuğunu ve bu durumun cari açık ve enflasyon gibi yan etkilerinin ortaya çıktığını söyledi. 

Haziran ayında başlatılan ve tüketimi tetikleyen kredi büyümesinin etkilerinin hâlâ devam ettiğini söyleyen Aslanoğlu, “Bu etkiler 1-2 içinde daha da azalmış olacak. Bir baz etkisi ortaya çıkacak. İşsizlik, ücretsiz izinde olanlar, kısa çalışma ödeneğinde olanlar, birçok sektör maalesef bu istihdamı yaratamayacak. Kalıcı olarak işten çıkarmalar da göreceğiz” dedi. 

Normal koşullarda “Yüzde 4-5 büyürsek, işsizlikte düşüş görebiliriz” denildiğini söyleyen Aslanoğlu, “Şimdi onu unuttuğumuz bir dönemdeyiz. Önümüzdeki 1-2 yıl bu dinamiklerden çok uzakta olacağız. Simetrik olmayan bir yapıyla gidiyoruz. K şeklinde sektörlerin çok ayrıştığı bir yapıdayız” ifadelerini kullandı:
 

Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Emre Alkin ise YouTube kanalında yaptığı açıklamada kredi genişlemesiyle gelen büyümeyi şu şekilde açıkladı: 
 

Türkiye’de ithalatın yüzde 85’inden fazlasının hammadde, yatırım malı ve ara malı olduğunu hatırlatan Alkin, “Türkiye büyürken bu nedenle cari açık veriyor. Keşke Türkiye üretebileceği ara mallarının önemli bir kısmını üretebilse, keşke sanayiciyi küstürmese. Yine de sanayici direniyor. Makine, tesisat yatırımları yüzde 38,7 artmış. Bu ciddi bir performans” dedi ve ekledi: 
 

Yeni Ekonomi Programı (YEP), her yıl eylül ayında açıklanan, Türkiye’nin yıl sonunda ve gelecek üç yılda enflasyonunun, büyümesinin, işsizliğinin, cari dengesinin ne olacağı hakkında tahminleri içeren bir yol haritası. 

Buna göre son üç yılda açıklanan YEP’lerin 2020 için büyüme hedefi şu şekildeydi: 
 

2020’de yüzde 4,5 büyüyen Türkiye ekonomisi, ikinci çeyrekte yüzde 9,9 daralmıştı. Büyüme, üçüncü çeyrekte yüzde 6,3, dördüncü çeyrekte yüzde 5,9 seviyesinde gerçekleşti. 

Uluslararası para otoritelerinin Türkiye için büyüme tahminleri, pandeminin seyriyle birlikte değişiklik gösterdi. 

Örneğin haziranda ve ekimde yayımladığı raporunda Türkiye için yüzde 5 daralma öngören Uluslararası Para Fonu (IMF), bu tahmini yüzde 1,2 büyümeye revize etmişti. 

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü, haziran raporunda Türkiye için yüzde 4,8 küçülme tahmininde bulunmuş ancak eylülde “ABD ve Çin’deki toparlanma nedeniyle küresel ekonominin önceki tahminlere kıyasla daha hızlı toparlandığı” gerekçesiyle küresel beklentilerde revizyona gitmişti. Revizyonla Türkiye ekonomisinin 2020’de yüzde 2,9 küçüleceği belirtilmişti. 

Daha sonra bu tahmin önce yüzde 1,3 daha sonra yüzde 0,2 küçülme şeklinde değiştirildi. 

Haziran ayında Türkiye ekonomisinin yüzde 3,8 daralacağını öngören Dünya Bankası’nın ise ocaktaki son raporunda açıklanan tahmin yüzde 0,5 büyüme şeklindeydi. 

New York merkezli uluslararası yatırım bankası JP Morgan, 12 Şubat’ta tahminini yüzde 1,9’a yükselmişti. Önceki tahmin ise yüzde 1,1 büyüme şeklindeydi. 

Uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch de 14 Ocak 2021’de yayımladığı raporunda Türkiye ekonomisi büyümesini yüzde 0,2 seviyesinde açıkladı. Fitch’in ilk tahmini ise yüzde 3,9 daralma şeklindeydi. 

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap