Kadrajdakiler | Hüzün yüklü bir komedyen; Engin Günaydın

by Haber Fora

Bir Demet Tiyatro‘nun Zabıta İrfan’ı, Aşkım Aşkım dizisinin Tarık Usta’sı, Avrupa Yakası‘nın Burhan’ı, Muhteşem Yüzyıl‘ın Gül Ağa’sı ve şimdilerde de Türkiye’nin yeni nesil video içerik platformu Gain’de her biri yaklaşık onar dakikalık bölümlerden oluşan 10 Bin Adım‘ın Memet’i olarak karşımıza çıkan Engin Günaydın, onunla yapılan röportajlar dışında kendisinden bahsetmeyi sevmediği ve hatta fikrini değiştirmediği sürece otobiyografik bir esere imza atmayacağını belirttiği için, her çalışmasıyla gönlümüzde taht kurmayı başaran bu nadide insanı mini bir biyografi ile bu hafta ben kendim kadraja alayım istedim.

Hüzün yüklü bir komedyen; Engin Günaydın

Her zaman mutlu bir şekilde hatırladığını söylediği çocukluğunu ve gençliğini Tokat’ın Erbaa kasabasında, kalabalık bir aile içinde geçiren Engin Günaydın, sekiz yaşına kadarki dönemini yıldızlı bir dünya olarak tanımlıyor, ama sonrasında 12 Eylül darbesiyle birlikte her şeyin darmadağın olduğunu belirtiyor.

Çocukken gün ağardıktan hemen sonra evden çıkan ve akşama kadar eve dönmeyen, yorgunluktan yemek yerken uyuyakalan ama yemek yemeyi de çok seven tombul bir çocuk olan Engin Günaydın ortaokulun sonuna kadar Tokat’ta yaşar.
 

Okulda başarılı bir çocuk olan Günaydın, ortaokuldan sonra meslek edinmesi için ablasının yanına, İzmit’e gönderilmişse de sonrasında da Tokat’la olan bağı hiç kopmaz.

Darbeden sonra gelen çöküşle birlikte Anadolu’daki birçok ailede olduğu gibi maddi ve manevi zorluklarla yüzleşmek zorunda kalan ailesinin içinde ona yüklenen misyon ve psikolojik baskıyla liseyi okuması için büyük şehire gönderilir.

Aslında Engin Günaydın o dönemler, ailesi elektrikçi olduğu için elektrik-elektronik mühendisi olmak istiyormuş ve oyunculuk hiç aklında bile yokmuş, ancak yine de liseler arası tiyatro yarışmasında ödül alması ve jüri üyelerinin yönlendirmesi sonucunda Ankara Devlet Konservatuarı’na girer.

Böylelikle lisede okullar arası tiyatro yarışmasında aldığı ödül onu elektrikçi dükkanından çıkartır ve aileyi kurtarsın diye gönderilen bu çocuk oyuncu olma yolunda ilk adımlarını atmaya başlar.

Ancak kazandığı Hacettepe Devlet Konservatuarı’nı uyum sağlayamadığı için bırakarak İstanbul’a gelir ve öğrenimine isteksiz bir şekilde Mimar Sinan Üniversitesi’nde devam eder.
 

1996 yılında mezun olduktan sonra da kendine uygun roller çıkmadığı için konservatuardaki bu isteksizliği devam edince başka işlerde çalışmaya başlar, hatta bir ara elektrik süpürgesi bile pazarlar.

Ama bu Doğrucu Davut delikanlı sattığı elektrik süpürgelerine “çok pahalı” diyen ev kadınlarına hak verdiği için bu işin ömrü de çok uzun soluklu olmaz.

İstanbul’a geldiğinde arkadaşlarıyla (İlker Aksum, Timuçin Esen, Devin Özgür Çınar ve Binnur Kaya) ile Fulya’ya taşınan Engin Günaydın bir süre burada arkadaşlarıyla bir komün hayatı yaşar; o zamanlar hepsi beş parasızdır ve kim para kazanıyorsa kirayı o ödüyordur.

Ve tam da o sıralar Beşiktaş Kültür Merkezi (BKM) açılınca hepsi birden tabiri caizse oraya çullanır.
 

Bir fenomenin doğuşu

Engin Günaydın bu dönemler hayata bir yerden tutunabilmek amacıyla tutacağını da düşünerek yazmaya yönelir, yazdığı dizi senaryosu Dış Kapının Mandalları adıyla yayımlanır; şehirde tutunmaya çalışan apartman sakinlerinin yaşadıklarını anlatan dizide kelime oyunlu, zeki espriler, tuhaf olaylar yer alıyordur ama Engin Günaydın yazma konusunda tıkanınca dizi beş bölüm sonunda yayından kaldırılır.

Söylediğine göre, senaristlik para getirmeyince Vavien‘e dek bu kapıyı kapatır ve oyunculuğa yönelir.

Bir arkadaşının vasıtasıyla çalışmalarına katıldığı BKM’nin kulisinde kendi kendine komiklikler yaparken keşfedilince, önce Otogargara oyununun küçük rollerinde sonra da Zabıta İrfan olarak bulur kendini.

1996 yılında sahne tozunu yutarak oyunculuğa adım attığı ilk oyunu Otogargara‘dan sonra ona ilk teklif hepimizin bildiği gibi Bir Demet Tiyatro’daki Zabıta İrfan rolü ile gelir; ama elbette bu iş öyle düşünüldüğü gibi onun için hiçbir zaman öyle kolaylıkları beraberinde getirmiş de değildir.

Oyuncu olma konusundaki isteksizliği; havalı olmayan ama hava atmasını seven, bir şeyleri abartan, yalan söyleyen insanlardan esinlenilerek can bulan bu yan rol ona oyunculuğu yeniden sevdirir ama sahnede ürkek davranan ve gereğinden fazla heyecanlanan oyuncu, o dönem provalarda ezberde zorlandığı için en çok tekrar eden adam olmaktan kendini kurtaramaz.
 

Üstelik bu sahne kaygısı tecrübeyle birlikte her geçen gün azalacağına giderek artar; hatta eskiden zaman zaman sahneye rahat çıktığı dönemler olmuşsa da günümüzde artık artan beklentilerle birlikte iş daha da ciddileştiği için anksiyetelere sebep olan bu kaygı onu uykusuz bırakacak dereceye ulaşır.

Sonrasında Aşkım Aşkım dizisindeki aşçı Tarık Usta rolü de popülerliğe giden yolda onun için önemli bir adım olur, yine Okan Bayülgen’in talk şov programı Zaga‘da skeçlerde oynar ve nihayetinde 2006’da dahil olduğu Avrupa Yakası‘ndaki Burhan Altıntop karakteri ile bir fenomene dönüşür.

2005’te, üç yıl boyunca devam edeceği “O Hikâyedeki Mal Benim” adlı tek kişilik gösterisine başlar, ancak nihayetinde seyircinin hiç gülmediği bir gösteri onun son gösterisi olur.
 

Kasabalı bir oyuncu

Sıradan olmayı önemseyen biri olarak şöhrete çok zor alışan, eğer ünlü olmasaydı memleketi Tokat’ta hayatına bir elektrikçi olarak devam edeceğini ve bu işi bir evin tesisatını baştan aşağı döşeyebilecek kadar iyi bildiğini söyleyen Engin Günaydın, oyunculuğu ve yazarlığı sayesinde bazı yüklerden kurtulabildiği için kendini şanslı sayan ve haline şükreden biri.

Fakat o her ne kadar sıradan olmayı önemsediğini söylese de bunu başarması neredeyse imkânsızdır, çünkü ne düşünceleri ne de yaptıkları sıradan tanımına pek uymuyordur; o her zaman derin düşünüyor, kalpten hissediyor, fikirlerini ve hislerini keskin ve benzersiz ifadelerle anlatıyordur.

Engin Günaydın’ın en sevdiği şey müzik dinlemek; günde dört-beş saat müzik dinliyor, ama sadece kendisini iyi hissettirecek türde olan Küba şarkılarını, Afrika, Brezilya ritimlerini ya da film müziklerini dinliyor, kendisini üzen, tribe sokan ya da depresyona sürükleyen müzikleri sevmiyor.

Hayranı olduğu Cesária Évora ona meditasyon gibi geliyor, özellikle canlı müzik onu çok etkiliyor, bu yüzden fırsat buldukça orkestrası olan grupları dinlemeye gitmeyi ihmal etmiyor.

Engin Günaydın gece hayatını ve canlı müziği çok sevmesine rağmen en sevdiği ve müdavimi olduğu yerler kapandığı için artık gece hayatının bittiğini belirtiyor.

İlk kez lisede âşık olduğunu söyleyen oyuncu, o zamanlar âşık olmayı seviyormuş; ancak 2003’te çok üzüldüğü için artık o defteri kapatmış olduğunu söylese de yine de kameralara yansıyan ilişkileri henüz aşk ateşinin onun için sönmediğini gösteriyor.

Ama yine de bu ilişkiler onun için aşkın bir tatilden ibaret olduğu gerçeğini pek değiştirmiyor.
 

Ayrıca yapacağı şeyleri engelleyeceğini düşündüğünden çocuk sahibi olmak istemiyor ve bir evlilik asla düşünmüyor.

Onu kendisinden uzaklaştıran bir koltuktan bile rahatsız olabileceğini söyleyen ama her şeye rağmen neredeyse hiç öfkelenmeyen oyuncu, kusurları üzerinde çok duruyor; nedense kendini hep hatalı, kusurlu, hatta suçlu bulduğunu dile getiriyor.

Hayatında çok fazla başarısızlık hikayesi olduğunu belirten oyuncu, ekranlarda hayat verdiği karakterlerin sakarlıkları ve beceriksizlikleri gibi normal hayatta da kendisinin pek becerikli olmadığını itiraf ediyor; mesela çok zorda kalırsa acil durumlar için kullanacağı bir iki tarif dışında mutfakta vakit geçirmeyi ve yemek yapmayı sevmiyor.

Yemek seçimlerinde bile kararsız olabildiğini söyleyen Günaydın, işin içinden çıkamayınca öğünü sadece bir çorbayla geçiştirebildiğini belirtiyor.

Sportif olmak hoşuna gidiyor; ama yürüyüşten başka bir spor da yapmadığını belirtiyor.

Bu arada Engin Günaydın, düşünmek ve hayal kurmanın da başka biçimde bir spor olduğunu ekliyor.

Esasında Engin Günaydın’ın bu hayatta hayal kurmak dışında başka bir isteği yok; parayla, lüks şeylerle ilişkisi yok, her ne kadar işi gereği spot ışıkları üzerinden eksik olmuyorsa da minimal bir şekilde yaşamaya çalıştığı bu hayatta göze batmayı sevmiyor.
 

Yer aldığı onca dizi ve filmdeki karakterlerin aksine o, fazla göz önünde olmayı ve insan içinde bulunmayı istemiyor; sadece anlaşabileceği, yanlarında mutlu olduğu insanlarla vakit geçirmeyi tercih ediyor.

Yürümeyi çok seviyor ve her şeyi yürürken planlıyor ama İstanbul’u bu eylem için son derece rahatsız buluyor, yabancılaşmak ya da yazı yazmak istediği zaman ise Foça’ya gidiyor; Foça’dayken günde on kilometre yürüyebiliyor.

Yine de eğer şansınız yaver giderse daha rahat ettiği için herkesin kendini eve kapattığı ya da diğer günlere göre nispeten daha kapalı dolaştığı yağmurlu bir günde ona Harbiye-Nişantaşı-Ihlamur-Beşiktaş rotasında yürürken rastlamanız mümkün.

Yapabildiği ölçüde magazinden uzak duran ve çoğu zaman kendini komik bulmadığını dile getiren oyuncu ekranlarda görünenin aksine özel hayatında daha sterilize bir yaşam sürdürüyor.

Gündelik hayatında konuşmaktan ziyade dinlemeyi tercih ediyor, özellikle psikolojik sorunları, tıkanmışlık, huzursuzluk, mutsuzluk ya da insanların başına gelen dertleri dinlemek çok hoşuna gidiyor.

Ama yine de konuşmaktan ziyade dinlemeyi tercih etse de dil bilmediği için yurt dışına çıkmayı sevmiyor, karavan onun için özgürlük demekse de kullanmayı bilmediği için sadece hayalini kuruyor, korkusunu yenemediği için uçağa binemiyor.

Engin Günaydın çok roman okuyan biri olmamasına rağmen konservatuardayken okuduğu Dostoevsky romanlarını unutamıyor.

Joel Coen and Ethan Coen’in sineması, hikayeleri bir başka türlü anlatma hünerleri nedeniyle onu oldukça heyecanlandırıyor, hatta sinema konusunda onu heveslendiriyor; karakterleri ve hikayeleri kendisine çok yakın buluyor ve bu tür bir kara komedinin Türk sinemasına da çok yakışacağını düşünüyor.

Yine onu ters köşeye yatırarak sinema konusunda heveslendiren filmlerden biri de Yağmurdan Önce (Before the Rain, 1994).

Bir komedyen olarak Woody Allen ve Peter Sellers sineması ile Kieslowsk’nin atmosferleri de ilgisini çok çekiyor, Mavi (Three Colours: Blue, 1993) adlı filmin müziklerini hala dinlediğini belirtiyor.

Türk sinemasında da Anayurt Oteli, Aaahh Belinda, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni filmleri onda iz bırakan filmlerden.

Kendisinde kasabalı olmaktan gelen bir şeyin olduğunu kabul ediyor ve senaryolarını yazarken kendisiyle ilgili keşfettiği bu şeylerden çok yararlanıyor.
 

Senaryosunu okuyamadığı filmlerde oynayamıyor, “Bu sistem içerisinde aç kalsam da dizi yapmam; yat kalk dizi setine götürüyorlar insanı. Böyle bir hayat olmaz olsun!” şeklinde isyanını da dile getirerek asla dizi yapmayı düşünmediğini belirtiyor.

Entrikalarla ilgilenmiyor, kim ne demiş umurunda değil; rolünü nasıl oynayacak, seyirci inandırıcı bulacak mı, bir sonraki film ona gelecek mi, tek umursadığı bu; bu yüzden, her iş ona verilen son işmiş gibi bir korku duyup çok çalışıyor.

Bu hayatta en iyi ilacın zaman olduğuna inanıyor.

Onun hayatta tek bir ilkesi var: Daima gerçeğin yandaşı ve sırdaşı olmak, sırtını hep gerçeğe yaslamak.

Unutulmaz performanslar

Velhasıl şimdilerde Cihangir ve Foça arasında yaşayan Engin Günaydın, aslında kendisine benzeyen rolleri kabul ettiği için zaman zaman tekrara düşüyormuş gibi dursa da televizyon ekranında “üzerine yapışan” büyük, küçük pek çok rolün üstesinden başarıyla geldi, bu da yetmedi, sinemada da unutulmaz performanslarıyla boy gösterdi.

Sadece televizyondaki karakterlerine bakarak onu bir komedi oyuncusu olduğunu düşünenleri şaşırtacak şekilde televizyondakinin tam tersini söyleyen görüntüsüyle hüzün yüklü derinlikli karakterlere de hakkıyla hayat verdi.

Engin Günaydın’ın her defasında kendisinden bir parça kattığı o unutulmaz performanslarını seyredebileceğiniz filmografisini bu vesileyle aşağıda sizin için özetledim.

Yazgı

Yönetmen: Zeki Demirkubuz / Oyuncular: Engin Günaydın, Serdar Orçin, Zeynep Tokuş, Demir Karahan, Feridun Koç, Emrah Elçiboğa, Serdar Akar, Şehsuvar Aktaş, Necmi Aykar, Erol Babaoğlu, Apo Demirkubuz, Türkan İnce, Nazan Kesal / Süre: 119 dakika
 

Fransız yazar ve düşünür Albert Camus’un dünya klasikleri arasında kendine has önemli bir yer edinen Yabancı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanarak, dünya yanı başından akıp giderken hiçbir şeye eşlik etmeyen, hayata karşı bir kayıtsızlık hali takınan tepkisiz bir adamın hikayesini anlatan Yazgı adlı bu filmde; gümrük bürosunda muhasebeci olarak çalışan Musa, hayatın boşluğu ve saçmalıkları içinde varoluşsal sanrılarla boğuşur.

Yaşadığımız şu dünyada her birimiz bir şekilde kendi irademizle ve güçlerimizle kaderlerimize yön vermeye çalışırken Musa kendi dünyasında akışına bıraktığı hayatını değiştirmek için hiçbir koşulda mücadele etmez, iradesini kullanmayı reddeder.
 

Başına gelen olaylarla birlikte her zaman kendisini hayatın akışına bırakır, çünkü hepsinin aynı sonuca götürdüğünü düşünür.

Bu arada Musa, her ne kadar onu sevse de annesinin ölümünden etkilenmez, aksine ölümü onu sevindirir, evlenme vakti geldiğinde bile bu konuda istekli değildir, hatta onun için evlilik basit bir kelimeden ibarettir, bu yüzden iyi ya da kötü herhangi bir karar vermemek için sırf kız onunla evlenmek istiyor diye hoşlanmadığı bir kızla evlenir.

Fakat üstünkörü vermiş olduğu bu evlilik kararı, trajik bir yazgıya doğru sürükler Musa’yı.
 

İşiyle öylesine meşgul olan, sokaklarda amaçsızca yürüyen, boş boş televizyon seyreden ve kendisine sorulan her şeye “fark etmez” diyerek suya sabuna dokunmadan kayıtsız bir şekilde hayatını sürdürmeye çalışan Musa yine de bir süre sonra suçlu olmadığı halde bir annenin ve iki çocuğun ölümüyle suçlanır ve tutuklanır.

İçine düştüğü bu haksız durumda dahi olaylara karşı bir tepki vermeyen Musa’nın hayatın anlamını sorgulamaya başlayıp başlamayacağının merak konusu olduğu Yazgı’nın döven, dövülen, kaybederken hayata tutunmaya çalışan Necati’si olarak kamera karşısına geçen Engin Günaydın filmdeki performansıyla Ankara Film Festivali En İyi Yardımcı Oyuncu Ödülü’nü hakkıyla kazanır.
 

Avrupa Yakası adlı dizisinden sonra hayat verdiği her karakterde parça parça Burhan Altıntop’tan izler görmemize rağmen muhtemelen bu diziden önce çekilmiş bir film olduğu için Yazgı’da tamamen bambaşka bir karakter olarak karşımıza çıkan Engin Günaydın doğrusunu söylemek gerekirse oynadığı filmler içinde en beğendiğim oyunculuk performansını bu filmde sergilemiştir.

Yazı Tura

Yönetmen: Uğur Yücel / Oyuncular: Engin Günaydın, Kenan İmirzalıoğlu, Olgun Şimşek, Bahri Beyat, Ahmet Mümtaz Taylan, Eli Mango, Teoman Kumbaracıbaşı, Erkan Can, Settar Tanrıöğen, Sultan Gündüz, Mizgin Kapazan, Levent Can, Şinasi Yurtsever, Erdoğan Güleç, Ahmet Mümtaz Taylan, Ülkü Duru, Haldun Boysan, Seda Akman, Yağmur Özkan, Hanife Kılıç, Sema Keçik, Süleyman Şahin, Larissa Nastase, Ekrem Günay, Ozan Güven, Timuçin Esen / Süre: 102 dakika
 

İzleyenleri rahatsız etmekten, filmden sonra da rahatsız etmeye devam etmekten çekinmeyen Uğur Yücel’in farklı kültürlerde yetişmiş iki gencin hayatlarının kesişmesini konu edindiği Yazı Tura adlı bu film; 1999 yılında aynı zamanda Güneydoğu’ya askerlik yapmaya giden Rıdvan ve Cevher’in hikayesini anlatıyor.

Güneydoğu’da birlikte çatışmış, kader arkadaşlığı yapmış olan Şeytan Rıdvan ile Hayalet Cevher’in sivil hayat için farklı hayalleri vardır.

Askere gitmeden önce Göreme’de yetenekli bir futbolcu olan, nişanlısıyla gelecek planları kuran Rıdvan ile İstanbul’da babasıyla yaşayan Cevher’in Rıdvan gibi askerden önce hayata dair farklı planları vardır, ancak savaştan döndüklerinde her ikisi de bir şeylerini kaybetmiştir.
 

Farklı toplumsal değerlerle büyümüş bu iki insan hayatın içine dönerler dönmesine, ama artık onlar aynı insanlar değillerdir.

İnandıkları tüm kişi ve değerlerin yerle bir olduğu ancak bizim göremediğimiz ya da görmek istemediğimiz bir hayatın içinde kendini bulan Rıdvan askerde bir bacağını kaybederek köyüne döner, ancak sakatlığı nedeniyle psikolojisi bozulur ve nihayetinde herkesten nefret eden, kaba ve kırıcı bir karakter olur.
 

Cevher ise aynı mayında sağ kulağını yitirmiştir ama en büyük yıkımı Marmara depreminde babasını enkaz altından çıkardıktan sonra yaşayacaktır.

Rıdvan’ın en eski dostlarından biri olan Sencer’i canlandıran Engin Günaydın filmde, en yakın arkadaşının nişanlısıyla kaçarak Rıdvan’a beklemediği bir darbe vurur ve onu hayattan koparır.

G.O.R.A.

Yönetmen: Ömer Faruk Sorak / Oyuncular: Engin Günaydın, Cem Yılmaz, Rasim Öztekin, Özkan Uğur, Şafak Sezer, Özge Özberk, Ozan Güven, İdil Fırat Mulu, Erdal Tosun, Cezmi Baskın, Muhittin Korkmaz, Kemal Taha Akgül, Sercan Akyüz, Cihan Akçakarakuş, Halil Akçam, Bora Atalay, Emre Atayatar, Emir Tarık Ateş, Adem Ayaz, Melike Balcı, Bora Betimen, Cenk Bozbey    , Mesut Bozbey, Victoria Bulgarova, Gelejir de Sauza, Cenk Durmazel, Murat Dündar, Serhat Elifer, Naz Elmas, Hakkı Emre, Furkan Erdoğan, Coşkun Göğen, Tuğçe Güder, Selim Gürata, Erkan Gürer, Peter Hugo, Levent İntepe, Fatoş Kara, Enes Karabıyık, Yunus Emre Kelkitli, Cem Korkmaz, Remzi Kurçan, Bahadır Lee, Tommy Melanen, Oscar Oyoman, Kıvanç Palamutlu, Övünç Palamutlu, Duygu Saciko, Dilek Serbest, Evren Sit, Ayumi Takano, Tuğçe Taşkıran, Halil İbrahim Taşova, Seyfi Timur, Serap Ceylan Tonguç, Genco Tuncay, Kadir Turan, Erdem Uygan, Harika Uygur, Metin Vostina, James Webb, Atilla Yüksel, Vural Çelik, Ömer Önder, Arif Özdemir, Pembegül Öztürk, Özcan Özdemir / Süre: 127 dakika
 

Tüm zamanların en iyi komedi filmleri listelerinde mutlaka kendine yer bulan ve esprileriyle en iyi uzay-komedi filmleri arasında tekrar tekrar izlenilesi bir yapım olan G.O.R.A adlı bu filmde; kurnaz ve genç bir adam olan Arif, Anadolu’nun turistik kentlerinden birinde halı satarak yaşamını sürdürmektedir.

Genelde yaşadığı bölgedeki insanların, kendisini hafif üç kağıtçı bir tip olarak bildiği Arif’in bir gün dükkanına gelen yabancı müşteriler, ona hayal bile edemeyeceği bir deneyim yaşatır.
 

Gelenler aslen uzaylılardır ve bu uzaylılar tarafından kaçırılan Arif, bambaşka bir gezegene götürülür.

Komutan Logar tarafından kaçırılarak başka bir gezegende zorla esir alınan Arif, karakterine uygun bir biçimde bu gezegenden kaçıp kurtulabilmenin türlü yollarını aramaya başlar, ancak yaşayacağı maceralar, onun bu gezegende aşk ile burun buruna gelmesine de neden olacaktır.
 

Cem Yılmaz’ın bu efsane filminde küçük bir rolde karşımıza çıkmasına rağmen Engin Günaydın’ın canlandırdığı dergi editörü karakteriyle filme müthiş bir sinerji kattığını söylemek mümkündür.

Takva

Yönetmen: Özer Kızıltan / Oyuncular: Engin Günaydın, Erkan Can, Meray Ülgen, Güven Kıraç, Erman Saban, Settar Tanrıöğen, Öznur Kula, Murat Cemcir, Müfit Aytekin, Feridun Koç, Hakan Gürsoytrak, Salaetin Bilal, Fatima Adoum, Erdal Parmaksızoğlu, Duygu Şen / Süre: 96 dakika
 

Yeni Sinemacılar ekolünden çıkan ve Toronto Film Festivali’nde Kültürel Yenilik Ödülü’nü alan, bu vizyonla çekildiği güne kadar Türk sinemasında ender değinilen bir konuyu işleyen Takva adlı bu filmde; dini bütün insanların hayat tarzının karmaşası, dinsellik propagandası ya da herhangi bir karalama yapmadan, gerçekçi bir pencereden ele alınmıştır.

Kendi halinde, oldukça mütevazı bir yaşam süren Muharrem, dini inançları çok kuvvetli bir insandır, öyle ki, gece gündüz sürekli ibadet etmekte, cinsellikten uzak bir şekilde, içine dönük bir hayat yaşamaktadır.

Bütün bu özellikleri, çevresindeki insanlar tarafından büyük bir güvenilirlik kazanmasına neden olur.

Bu durum, varlıklı bir tarikat şeyhinin dikkatini çeker ve Muharrem’in güvenilirliğini, tarikatın sayısız mülkünün kiralarının toplanması için kullanmaya karar verir, ancak birdenbire bambaşka bir dünyanın içine giriveren Muharrem için sahip olduğu değerler üstlendiği bu görevle birlikte yavaş yavaş sarsılmaya başlar.
 

Uzan zamandır uzak durduğu ama şimdi onunla tanışmak ve yüzleşmek zorunda kaldığı modern dünyanın içindeki bu karmaşa, onun yıllardır alışık olmadığı kadar yıpratıcıdır, ama işin kötüsü artık o da bu dünyanın getirilerinden kendini alıkoyamamaktadır.

Müteahhit Erol olarak bu filmde karşımıza çıkan Engin Günaydın bu rolde, üyesi bulunduğu tarikat için yüklendiği sorumlulukla akli dengesini yitirme noktasına gelen Muharrem’in karşısına çıkan bir “şeytan” konumundadır.

Vavien

Yönetmen: Taylan Biraderler (Durul Taylan, Yağmur Taylan) / Oyuncular: Engin Günaydın, Binnur Kaya, Settar Tanrıöğen, Serra Yılmaz, Binnaz Ekren, İlker Aksum, Şinasi Yurtsever, Güneş Berberoğlu, Tayfun Sav, Ercan Kesal, Nedim Suri, Yeşeren Güven, Tolga Coşkun, Serkan Keskin, Zeynep Özal, Elif Aksar, Ahmet Eres, Hakan Günaydın, Oğuzhan Koçaklı, Olgun Şimşek, Murat Taşkent / Süre: 100 dakika
 

Engin Günaydın’ın hem kaleme aldığı senaryosu hem de oyunculuğuyla büyüleyerek Türk sinemasının en dikkat çeken yapımlarından birine imza attığı, hayatın içindeki gizli mutsuzların, mutsuzluğunu kendine bile itiraf etmeyenlerin dünyasına girmeye çabaladığı Vavien adlı bu filmde; eşi ve çocuklarıyla sıradan bir hayat süren Celal’in tuhaf hikayesi anlatılmaktadır.
 

Engin Günaydın’ın gençken çalıştığı ağabeyinin dükkânında çekimleri gerçekleşen filmde oyuncunun hayat verdiği; gerçek yaşamından izler taşıyan elektrikçi Celal karakteri, karısı ve çocuğuyla bezgin, umutsuz ve mutsuz bir aile hayatı yaşamaktadır.
 

Abisi Cemal ile birlikte ortak oldukları elektrik dükkanında da işler çok umduğu gibi gitmiyordur; uçan kuşa borçları birikmiş bir durumdalardır.

Bu sıradanlıktan sıyrılmak isteyen ikilinin tek eğlencesi Samsun’daki bar ve pavyonlardır!
 

Pavyonda çalışan bar kadını Sibel Ceylan’a olan aşkı Celal’in başına dert açacaktır.

Celal’in karısı Sevilay, 15 yıldır, Almanya’da yaşayan babasının gönderdiği paraları biriktirerek saklamaktadır ki Celal’in bu sırrı bildiğinden de habersizdir.
 

Zaten mutsuz bir hayat sürmekte olan Celal, bu paranın kurtuluşu olduğunu düşünerek, bir plan yapar, fakat çözmeden bir kenara ittiği problemlerin geri dönüşüyle birlikte Celal’i tahmin edemeyeceği kadar büyük sürprizler beklemektedir.

Artık kendini temize çekebilmek ve kendi huzurlu dünyasına dönebilmek için bir kenara ittiği dertleri ve problemleri ile yüzleşmesi gerekecektir.

Yeraltı

Yönetmen: Zeki Demirkubuz / Oyuncular: Engin Günaydın, Serhat Tutumluer, Nihal Yalçın, Nergis Öztürk, Murat Cemcir, Feridun Koç, Serkan Keskin, Sarp Apak, Süleyman Arda Eminçe, Sırrı Süreyya Önder, Alper Yılmaz, Süheyla Bostan, Sedanur Bostan, Nurhayat Kavrak, Muammer Er, Sümeyye Karaovalı, Berna Işıl, Buse Kılıçkaya, Öykü Dindar, Serra Can, Sinem Kuzucan, Nigar Alkan, Gizem Can, Tolga Erdoğan, Aslan Işık, Erkan Topal, Serkan Alsancaktar, Tayfun Tonak, Nebi Aydın, İsa Ceylan, Mehmet Gökmen, Yıldız Süer, Yeter Yazıcı, Bayram Ziyade, Duran Kertlez, Gonca Özbaşıoğlu, Nesrin Güngör, Nurten Koç, Ramazan Can, Refik Sümer, Şeref Okur, Denizhan Ülgen Deniz, Fulya Erdoğan, Onur Uslu, Recep Yıldız, Selin Yağcı, Sıla Kılıç, Ufuk Can Akın, Adnan Ateşi, Fatih Demir, Hüseyin Aydoğan, Semih Sır / Süre: 107 dakika
 

Karanlık filmlerin yönetmeni Zeki Demirkubuz’un ünlü Rus yazar Dostoyevsky’nin Yeraltından Notlar adlı klasik yapıtından esinlenerek kurguladığı Yeraltı adlı bu filmin başrolünde yer alan Engin Günaydın sinemada hayat verdiği dramatik karakterlere bir yenisi ekleyerek bu filmin başrolünü üstlenir.
 

Filmde, nefret ettiği eski arkadaşlarının akşam yemeğine kendisini zorla davet ettiren, eski arkadaşı Cevat’ın yazdığı romanın ödül almasını hazmedemeyen histerik bir romancı olan Muharrem’in bu yemek ile birlikte başlayan masum didişmeleri, irili ufaklı ego gösterileri, gece ilerledikçe dumanlanan kafaların da etkisi sonucu eski defterlerin açılması ile utanç dolu hesaplaşmalarla karşı karşıya kalmasını konu alan Yeraltı, bireyin varoluşsal sorunlarını irdelemektedir.
 

Geçmişe doğru yol alan bu hesaplaşmada defterler açılır, hesaplar ortaya dökülür, sonrasında gece pişmanlık, gözyaşları ve öfkeyle dolarken, rezillik karanlık sokaklara, fuhuş kokan otel odalarına doğru uzanır.
 

Onlar hep birlikte, Muharrem tek başına olsa da kararlıdır; pislik ya o gece temizlenecek ya da geberip gidecektir, aksi halde Muharrem bu utançtan sonsuza kadar kurtulamayacaktır.
 

İçimdeki Ses

Yönetmen: Çağrı Bayrak / Oyuncular: Engin Günaydın, Leyla Lydia Tuğutlu, Füsun Demirel, Ersin Korkut, Hamdi Kahraman, Onur Buldu, Nazlı Tosunoğlu, Sırrı Süreyya Önder, Ahmet Kayimtu, Hakan Meriçliler, Güzin Usta, Feriha Eyüboğlu, Barış Başar, Doğa Konakoğlu, Gözde Fidan, Ebru Yücel, Murat Kartoğlu, Hakan Meriçliler, Ahmet Sarsılmaz / Süre: 93 dakika
 

Sıra dışı anlatımıyla büyük beğeni toplayan Vavien‘den sonra bir kez daha senaryosunu yazdığı İçimdeki Ses adlı bu filmin baş rolüne geçen Engin Günaydın; kendi dünyasında yaşayan, özgüveni yetersiz bir yazara hayat vermektedir.
 

Selim adındaki bu yazar; doğru dürüst bir ilişkisi olamadığından, yalnızlıktan kurtulmak için son çare annesiyle birlikte yaşamaya karar verir.
 

Gittiği spor salonunda sakarlığı nedeniyle, herkesin hayran olacağı kadar güzel ve zengin Ayşıl ile tanışır.
 

Selim’e âşık olan Ayşıl, mutluluğa giden yolun; Selim’in umreden yeni dönmüş, kendi kafasındaki gelin adayını arayan annesi Mehpare ve onun kadın arkadaş grubundan geçtiğini düşünür.
 

Ve böylelikle Ayşıl, Mehpare ve onun tayfasıyla başlarından bir sürü komik olayın geçeceği bir yolculuğa çıkmayı göze alır.

Aile Arasında

Yönetmen: Ozan Açıktan / Oyuncular: Engin Günaydın, Demet Evgar, Erdal Özyağcılar, Devrim Yakut, Fatih Artman, Şevket Çoruh, Gülse Birsel, Derya Karadaş, Su Kutlu, Ayta Sözeri, Devin Özgür Çınar, Deniz Hamzaoğlu, Rıza Akın, Arif Erkin, Erdal Cindoruk, Ünal Yeter, Seher Devrim Yakut, Ali Eren Sayar, Enes Akçay, Emre Almas, Altan Arabacı, Enver Asutay, Yunus Emre Bozkaya, Çağrı Dayı, Tayfun Değer, Ender Demir, Sercan Karahan, Ayça Koptur, Atakan Lafcı, Anıl Orkunoğlu, Okan Şahin, Ezel Salık, Ekrem Sarıtaş, Nuray Şerefoğlu, DJ Orhan Uzdu, Orkan Varan, Fatih Yeşiloğlu, Ömer Faruk Çavuş, Erkan Özdurmuş / Süre: 125 dakika
 

Senaryosunu Gülse Birsel’in yazdığı Aile Arasında adlı bu filmde; 21 yıllık ilişkileri aynı gün noktalanan nevrotik Fikret ile müzikhol vokalisti Solmaz komik bir tesadüfle tanışır, hemen akabinde Solmaz’ın kızı Zeynep, Adanalı sevgilisiyle evlenmeye karar verince her şeyden korkan Fikret, kendini bir anda hayatının rolünü oynarken bulur.
 

Yirmi bir yıllık eşi tarafından aniden terk edilen elektrikçi Fikret’in ve müzisyen sevgilisi tarafından bırakılan Solmaz’ın dost olmasının ardından ikilinin beklenmedik ikinci baharını anlatan filmde Solmaz’ın kızı Zeynep bu sırada ailesiyle ilgili yalanlar söylediği Adanalı sevgilisinden evlenme teklifi alır.
 

Bunun üzerine Solmaz kızının mutluluğu için yapabileceği en iyi şey olduğunu düşünerek, yakın zamanda tanıştığı Fikret’ten, kızının saygın, efendi, emniyet müdürü babası rolünü oynamasını ister.
 

Bu öyle çok teferruata girmeden sadece aile arasında bir kız isteme, bir de düğün olacak ve böylelikle kimse zor durumda kalmadan bu iş mutlu mesut bir şekilde bitecektir, ancak kız tarafının bilmediği şey şudur ki damadın geleneksel ailesi çoktan detaylı evlilik seremonilerini planlamıştır.
 

Asla yalan söyleyemeyen ve en küçük şeyden bile tedirgin olan Fikret her şeye rağmen bu hayırlı iş için baba rolüne girmeyi kabul edince, hiç de planladıkları gibi ilerlemeyen bu buluşmada sert, silah taşıyan, kebapçı zinciri sahibi bir Adanalı aileye karşı hayatının rolünü oynamak zorunda kalır.
 

Azizler

Yönetmen: Taylan Biraderler (Durul Taylan, Yağmur Taylan) / Oyuncular: Engin Günaydın, Haluk Bilginer, Binnur Kaya, Öner Erkan, İrem Sak, Fatih Artman, Gülçin Santırcıoğlu, İlker Aksum, Hülya Duyar, Göktuğ Yıldırım, Helin Kandemir, Bergüzar Korel, Halit Ergenç, Okan Yalabık, Bugay Akman, Deniz Tekin, Lazaro Alberta Castrocardenas, Gizem Sayacan, Hazal Aracı, Enis Kaplanoğlu, Alla Serimoğlu, Aslı Işık, Olcay Zuhal Gören / Süre: 96 dakika
 

Taylan Biraderler ile Bir Başkadır dizisine imza atan Berkun Oya’nın senaryosunu kaleme aldığı Azizler; orta yaşlarına geldiğinde sevmediği bir işte çalışan, ev hayatı kocasının beş parasız kalması sonucu yanına taşınan kız kardeşi ve ailesi sebebiyle çekilmez bir hâl alan ve dört yıllık ilişkisinin artık bir sona geldiğine inanan Aziz’in, bu bunaltıcı döngüden çıkmaya çalışırken başından geçenleri konu ediniyor.
 

Gençlik yıllarının artık sonuna gelen Aziz, hayatından hiç memnun değildir.

Yıllardır sevmediği bir işte çalışmaktadır ve gençliğinde kendisi için kurduğu mesleki hayallerden oldukça uzaktır.
Sevgilisi Burcu ile dört yıldır süren ilişkisinin ise artık sonlanması gerektiğinin farkındadır.
 

Yalnız kalmaya, kendisiyle vakit geçirmeye, özgürleşmeye duyduğu ihtiyaç her geçen gün artmaktadır.

Sonunda, en çaresiz anında, karşısına beklenmedik bir fırsat çıkar, ancak Aziz’in tehlikeli bir yalan söylemesi ve bu yalanı sürdürmesi gerektirmektedir.

Katlanmak zorunda kalacağı sonuçlar, Aziz’in hayatını büsbütün değiştirecektir.
 

Diğer çalışmaları

Ödüller

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap