Kadrajdakiler: Kariyeri üretmekle geçen bir oyuncu; Serhat Kılıç

by Haber Fora

Yeteneklerini farklı alanlarda kullanmaktan çekinmeyen ve karşısına çıkan projelerde keskin karakterlere bürünmekten korkmayan eşsiz bir oyuncu o.

Tiyatro sahnelerinin tozunu attırdı, Türk sinemasının en iyi yönetmenleriyle çalıştı, reklamlarda oynadı, televizyon programları hazırladı, yarışmalarda sunuculuk yaptı.
 

Seksenler adlı televizyon dizisinde hayat verdiği Ergun Plak karakteriyle benim de kalbimi kazanan ve çok geniş çevrelerce de tanınan, şimdilerde ise bir taraftan Exxen adlı dijital platformda yayımlanan bir internet dizisi olan Şeref Bey‘de diğer tarafta ATV’nin Maraşlı adlı yeni dizisinde boy gösteren Serhat Kılıç her geçen gün popülaritesini artırmaya devam ediyor.
 

Kariyeri üretmekle geçen bir oyuncu; Serhat Kılıç

35 yaşından sonra popüler olan ender oyunculardan olan Serhat Kılıç, her ne kadar Seksenler adlı dizi ile ünlenmişse de onun sağlam temellere dayalı geçmişi dikkat çeken işlerle dolu.

Aslen Malatyalı olan, ancak 8 Temmuz 1975 tarihinde Ankara’da dünyaya gelen Serhat Kılıç, dört buçuk yaşına kadar bir tane oyuncak çuvalının etrafında yaşamış; annesi çuvalı nereye dökerse orada dünyasını kurup takılmaktan hiç sıkılmazmış.

Anaokuluna gitmeye başladığı sıralarda, duvarın üstünden ilkokul tarafındaki çocuklara bakmak isterken dengesini kaybederek altı metre yükseklikten okulun bahçesindeki mermer çeşmeye kafa üstü düşmesi herkesi korkutmuşsa da o hayatına yine kaldığı yerden devam etmiş.
 

Serhat Kılıç, memur ailesinin kısıtlı imkanları altında aldığı kolej eğitiminden sonra doktor-mühendis olmasını bekleyen babasının beklentilerinin aksine 1994 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nin Tiyatro bölümünü burslu olarak kazanır, pek çok yabancı öğretmenin yanı sıra Cüneyt Gökçer, Çetin Tekindor ve Lemi Bilgin gibi en iyi öğretmenlerden aldığı eğitimle 1998 yılında da yüksek şeref öğrencisi olarak bu okuldan mezun olur.

Mezun olduğu yıl tiyatroya Rutkay Aziz’le Ankara Sanat Tiyatrosu’nda başlar, burada Rutkay Aziz rejisiyle sahnelenen Ariel Doffman’ın Kayıplar (Dullar) oyunundaki performansıyla profesyonel olarak ilk kez seyirci karşısına çıkar.
 

Sonrasında kariyeri boyunca Anadolu’nun farklı yerlerinde turneye çıkan oyuncu uzun yıllar Erzurum ve Diyarbakır’daki Devlet Tiyatroları’nda hizmet verir; Erzurum’da altı yıl, Diyarbakır’da bir yıl, Ankara’da ise üç yıl tiyatro sahnelerindeki oyunlarda oynar.

Diyarbakır’da kaldığı yıllarda oyunculuğunun yanı sıra Şehir Tiyatroları’nda sahne ve oyunculuk dersleri verir ve bu kurumda Barış Adası adlı bir oyunu yönetir.

Bu arada 1992-2001 yılları arasında Radio Night & Day, Green Radio ve Ankara TRT FM’de programlar hazırlayıp sunar.

2002 yılında mecburi hizmetini tamamlamak üzere Erzurum Devlet Tiyatrosu’na oyuncu olarak atanır.
 

2005 yılında ise Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Reji üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayıp Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başlar.

Anadolu’da çok uzun yıllar William Shakespeare oyunlarını sahneleyen Serhat Kılıç tiyatrodaki başarılarının da etkisiyle nihayetinde televizyona geçiş yapar; Saksıdaki Ağaç, Bizim Evin Halleri ve Hatırla Sevgili gibi dönemin oldukça ses getiren dizilerinde farklı rollerde oynar.

Dönüm noktası

Kariyeri için bir dönüm yılı olan 2008’de sanatçı, Devlet Tiyatrosu’ndaki görevinden istifa ederek İstanbul’a yerleşmeye karar verir ve İstanbul macerası da Tiyatro DOT’un Böcek adlı oyunuyla başlar.

Bu tarihten itibaren çalışmalarına İstanbul’da devam eden Serhat Kılıç, 2009-2010 sezonunda İntiharın Genel Provası adlı oyun ile İstanbul Şehir Tiyatroları’na katılır.
 

Burada üç sezon boyunca kapalı gişe olarak sahnelenen bu oyunda Serhat Kılıç, dört farklı karakteri canlandırdığı performansıyla 14. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında Yılın En Başarılı Müzikal ve Komedi Erkek Oyuncusu dalında adaylığa layık görülür.

Tiyatroya paralel olarak ilerleyen televizyon kariyerinde Yol Arkadaşım, Benim Annem Bir Melek ve Ezel gibi dizilerle ekranlarda boy göstermeye devam eder.
 

Bu arada Derviş Zaim’in Nokta filmi ve Zülfü Livaneli’nin Veda adlı filmleriyle sinema dünyasına da merhaba der.

Öte yandan çeşitli programlarda yaptığı skeçler ve 2011 yılında yayınlanan uydurma gündemlerle hazırlanan Haberler programındaki haber spikeri tiplemesiyle televizyon seyircisi nezdinde bir fenomene dönüşür.
 

2012 yılında Cats & Dogs (Soho İstanbul) adlı bir prodüksiyon şirketi kurarak bir girişimci olarak iş dünyasına adım atar.

Aynı yıl televizyon ekranlarında gösterime başlayan; klasik bir Türk ailesi üzerinden Türkiye’nin 32 yıllık geçmişinin ve değişiminin hikâyesini anlatarak geçmişin izlerini nostaljik esintilerle seyirciye aktaran ve her türden duygu ve fikri birbirine makul bir şekilde harmanlayarak ortak bir paydada buluşturan Seksenler adlı televizyon dizisinde Ahmet’in yakın arkadaşı, mahallenin her aradığı şarkıyı, sanatçıyı bulabildiği Ergun Plak’ına hayat veren Serhat Kılıç, bu dizideki rolüyle çok sevilir hatta tabiri caizse herkesin kalbini fetheder.
 

Tiyatroda, dizilerde ve televizyon programlarında soluk almadan çalışan Serhat Kılıç, 2013 yılında Star kanalında yayımlanan; bir doğruluk makinesine bağlı olduklarını sanan 4-8 yaş arasındaki çocukların kendilerine sorulan soruları kimi zaman yaşlarından beklenmeyecek derecede özgüven ve cesaretleriyle, bazen de hazır cevaplarıyla ama her zaman içtenlikle ve masumiyetleriyle cevapladıkları “İnan Bana” adlı programın sunuculuğunu üstlenir ve program tüm televizyon eleştirmenleri tarafından örnek bir program olarak gösterilir.
 

Nuri Bilge Ceylan ile karşılaşması sonucu kendini Kış Uykusu adlı filmin kadrosunda bulan Serhat Kılıç, 2014 yılında çekimleri yapılan bu film ile hem her zaman hayalini kurduğu bir yönetmenle çalışma imkânı bulur hem de kariyerinde büyük bir sıçrama yapar.

On parmağında on marifet

Aktör, yönetmen, televizyoncu ve eğitimci kimliğinin yanı sıra bir diğer tutkusunu ortaya çıkardığı müzikal performanslarıyla da yeteneklerini ortaya koyan Serhat Kılıç on parmağında on marifet olan insanlardan.
 

Tiyatro, dizi, sinema oyunculuğu haricinde komik olacağım diye kasmadığı durumlarda doğasından gelen mizahi yeteneğiyle konuk olarak katıldığı programlarda bile seyirciyi mest ederek kendine çeken iyi de bir şovmen.

Herkesin kolaylıkla oyuncu olabildiği şu dönemde kendisinden gerçek bir sanatçı olarak söz edebileceğimiz Serhat Kılıç’ın çocukluğu gırgır ve şamatanın eksik olmadığı, sanatçının kumpanya olarak tabir ettiği kalabalık bir aile ortamında geçer.
 

Annesi klasik Türk müziği korosuna gittiği ve gittiği her yerde sahneye çağrıldığı için onunla birlikte sahneye çıkmaya başlayan Serhat Kılıç, daha çocuk denecek yaşta sanat müziğinin tamamını öğrenir.

Hangi dilde olursa olsun duyduğu bir şarkıyı aynen hafızasına yerleştirip onu söyleyebilme yeteneği yüzünden çocukken kendisine “teyp” dediklerini söyleyen sanatçı, küçükken de Zeki Müren’den girer, Neşe Karaböcek’ten çıkar.

Her ne kadar müzik onun için oyunculuktan sonra geliyorsa da bu konuda da ne kadar iddialı olduğunu Seksenler dizisinde Yıldırım Gürses’in Son Mektup‘unu okumasıyla hepimiz görmüştük.
 

Onun gizli saklı kalmış olan bu yeteneği, Cahit Berkay’ın 50. sanat yılında Kürşat Başar ile karşılaşıp tesadüfi bir şekilde birlikte birkaç Cem Karaca şarkısı söylemesiyle içindeki müzisyen ortaya çıkana kadar günün yorgunluğunu atmak için evde ya da arabada tamamen keyfi bir şekilde şarkı söyleme hali böylelikle İstanbul’un en ünlü caz kulüplerinde herkesin kendisini hayranlıkla dinlediği caz efsanelerine taş çıkartan sahne performanslarına dönüşür.
 

Müzik ve oyunculuk kariyeri bir arada giderken bu dönem kız kardeşiyle birlikte bir de konservatuvar okulu projesi için kolları sıvar; gençliğinde her ne kadar tiyatro ve oyunculuk eğitimini İngiltere’de almak istese de başarısız olma korkusu nedeniyle gitmeye cesaret edemediği bu eğitimden kendisi gibi başkaları da mahrum olmasın düşüncesiyle, o zamanlar içinde ukde kalan İngiliz Eğitim Sistemi’nin en büyük uluslararası diploma programı olan Pearson BTEC ile anlaşarak Ankara’da hayalini kurduğu eğitimi gençlere verebilecek bir okul açar.
 

İnsan ve sanat arasındaki snob ve saçma duvarları aradan kaldırmak için 2014 yılı kasım ayında Okul Serhat Kılıç adıyla eğitim-öğretim faaliyetlerine başlayan kurum böylelikle öğrencilerine sınav ve mülakat stresi yaşatmadan verdiği oyunculuk, yazarlık, dans ve şan eğitimi ile sektöre parlak yazarlar, oyuncular, şairler, yönetmenler kazandırmak için örnek bir adım atar.

Başarılı oyuncu aynı yıl Ankara’nın en yüksek kapasiteli özel sahnesi olan Sahne Ankara’nın perdelerini açar.

Bir Serhat vardır Serhat’tan içeri

Kabına sığmayan, elindekine razı olmayan, hep daha fazlası için zorlayan, yerinde duramayan, bitmeyen bir enerjiyle dans, müzik, oyun sahne sanatını her alanıyla kucaklayıp yine de açlığı hiç azalmayan Serhat Kılıç sahneye çıkmazsa nefes alamayacak olanlardan.

Peki ama profesyonel hayatında bu kadar üretken olan biri acaba kendi dünyasında nasıl biri diye merak edenler varsa sizin için biraz bunları da özetleyeyim istedim…
 

İşinde kontrol delisi ve mükemmeliyetçi olduğu kadar duygusal bir karaktere de sahip olan Serhat Kılıç, tam bir aşk adamı olduğunu söyler; şiire, özlü sözlere düşkündür, aşk konusunda cesur ve fedakardır, günlük ilişkiler ve heyecanlar yerine uzun soluklu ilişkileri hedefler, zor sever ama sevince sevdiğinden zor vaz geçer.

Ailenin ilk torunu, yeğeni, çocuğu olarak kalabalık bir aileye sahip olmanın ve onlar tarafından sevilmenin mutluluğunu hiç unutmayan oyuncunun hayattaki ilk önceliği her zaman sevdikleridir, kardeşi Sinem ise hayattaki en kıymetlisidir.
 

Daha önceki yıllarda farklı şehirlerde bulunduğu için neredeyse her şehirde bir-iki yakın arkadaşı olduğunu bilmesi onun en büyük zenginliğidir.

Paylaşmayı sever, çabuk unutur, özgürlüklerinin kısıtlanmasına ise asla tahammül edemez.

Hayatında “keşke yapmasaydım” dediği pek bir şey yok; kendisiyle ve her hali ile çok barışık ama konservatuvara ilk girdiğinde dört dakika süren ve başarısızlıkla sonuçlanan mülakatı hayatındaki en büyük yaralarından biridir.

Bu sonuç onu o kadar çok üzmüştür ki bir senesini “Ya yeteneğim yoksa, acaba yanlış mı hissettim?” sorgulamaları ve düşünceleriyle geçirmiştir.
 

Bir oyuncunun derdinin herkesin sevgilisi olmak değil, canlandırdığı karakterin hakkını vermek olduğunu düşünen Serhat Kılıç riskli roller için her zaman kapılarını açık tutuyor.

Türkiye’de bir oyuncu olarak yeteneklerini istediği gibi kullanmakta çok zorlandığını düşünen oyuncu, tekrara düşmekten kaçınmak için tip ve görüntü olarak değişmekten, keskin roller oynamaktan hiç kaçınmıyor.

Kendini bir müzikal oyuncusu olarak da görüyor ve çok geç olmadan bir Zeki Müren müzikali yapmayı istiyor ve planlıyor.
 

Her türde ve her dilde şarkıyı, her şarkıcının tonundan söyleyebilir; üstelik o şarkıyı söyleyen şarkıcı gibi söyleyebilme konusunda da oldukça iddialıdır.

Gömlek giyme zorunluluğu olmadığı sürece giyim tarzı olarak genelde ceket, pantolon ve tişörtü tercih ediyor, aksesuar olarak bileklik takmayı seviyor; hatta hatırı sayılır bir bileklik koleksiyonu olduğunu belirtiyor.

Televizyonda olduğu gibi sinemada da çok değerli ve güzel işlere imza atan Serhat Kılıç’ın filmografisinde yer alan filmleri aşağıda sizin için özetlemeye çalıştım.

Nokta

Yönetmen: Derviş Zaim / Oyuncular: Serhat Mustafa Kılıç, Numan Acar, Hikmet Karagöz, Cem Aksakal, Mehmet Ali Nuroğlu, Begüm Birgören, Nadi Güler, Beyazıt Gülercan, Şener Kökkaya, Mehmet Ali Nuroğlu, Settar Tanrıöğen, Mustafa Uzunyılmaz / Süre: 85 dakika
 

2008 yılında çekimleri Tuz Gölü’nde gerçekleşen, yönetmenliğini Derviş Zaim’in üstlendiği Nokta adlı bu film; bir zamanlar işlediği bir suç yüzünden azap çeken ve çektiği azaptan kurtulmaya çalışan bir adamın hikayesini konu alıyor.
 

Anadolu topraklarının Moğol işgaline uğradığı bir anda başlayan filmin baş karakteri Ahmet, sevgilisiyle evlenip yalnızca hat sanatıyla ilgilenmeyi düşündüğü bir sırada yakın bir arkadaşının gazına gelerek kötü bir yol seçer; yapacağı hırsızlık olayının vicdanında nasıl bir kırılma yaratacağından habersiz bir şekilde tarihi değeri yüksek bir Kuran-ı Kerim’i çalmak üzerine kurulu bir planda kendisine teklif edilen yasa dışı görevi kabul eder.
 

Ancak Ahmet bu uğursuz görevi yerine getirmek için yola koyulduğunda çok kısa bir süre içinde azap içinde kalacağının farkında değildir.

Ahmet’in işlediği bu büyük suç onu vicdani bir çıkmaza doğru sürüklerken bu çıkmazda elindeki bu çok değerli eserin satışı tehlikeye girer ve Ahmet ile Selim’in kendilerini iki katille baş başa bulduğu serüvende insana dair tüm etik duygular birbiriyle çarpışmaya başlar.
 

Derviş Zaim’in klasik Osmanlı sanatlarından olan hat sanatını arka plana alarak insanlığın bir yerde nokta koymayı unuttuğunu ve o günden bu yana nokta koymak için uğraşıp didindiğini irdelediği hikayesini tek ve kesintisiz bir planla beyaz perdeye aktardığı bu filmin kadrosunda yer alarak bu suç öyküsünün baş aktörlerinden olan Selim adlı karaktere hayat veren Serhat Kılıç; filmdeki mevcudiyeti ve başarılı performansıyla, suç ve ceza, görev ve sorumluluk, kötülük sorunu, gelenekten yararlanma konularının üzerinde tartışma açarken seyir zevki vermeyi de ihmal etmez.

Veda

Yönetmen: Zülfü Livaneli / Oyuncular: Serhat Mustafa Kılıç, Sinan Tuzcu, Dolunay Soysert, Ezgi Mola, Özge Özpirinçci, Orhan Aydın, Burhan Güven, Fikret Kaan Olcay, Bartunç Akbaba, Kenan Bal, Sunay Akın, Melahat Abbasova, Kaya Akkaya, Ayhan Aktaş, Demir Budak, Necati Utkan, Altuğ Dilmaç, Erk Bilgiç, Bahtiyar Engin, Efe Deprem, Özer Tunca, Alican Kılıç, Burç Zenbil, Yaşar Üzer, Aydan Çakır, Atilla Karagöz, Alican Yarka, Ünal Ersözlü, İlker Kurt, Tolga Yeter, Halil Karaduman, Barış Özkan, Tekin Temel, Mehmet Erbil, Başak Zebil, Neslihan Yeldan, Kemal Pala, İlker Gülümser, Elçin Bulut, Senay Aydın, Çağla Koç, Berat Berberoğlu, Pınar Dikmen, Murat Sağlam / Süre: 114 dakika
 

2000’li yılların başında Mustafa Kemal Atatürk’ün farklı bakış açılarla kadraja alındığı bir dönemde, belgesellerin dışında Atatürk’le ilgili bir öyküye dayanarak çekilen ilk filmlerden olan Veda; Atatürk’ün hem çocukluk hem de silah arkadaşı Salih Bozok’un gözünden Atatürk’ün hayatını kadraja alan, ölüme meydan okuyan bir kuşağın hikayesi.

Filmde sadece Atatürk’ün hayatı anlatılmıyor, aynı zamanda bir döneme de ışık tutuluyor.

Salih Bozok’un Atatürk ile yaşadığı bir ömrün en çarpıcı anlarını, duyduğu derin dostluğu anlatan filmin hem senaryosu hem de yönetmenliği Zülfü Livaneli’ye ait.
 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Salih Bozok ile Selanik’te çocukluktan başlayan arkadaşlığı önce silah arkadaşlığına sonrasında da Cumhuriyet’le birlikte aynı ideallerin peşinde yürüyen yarım asırlık dostluğa ve ölene kadar süren kardeşliğe dönüşür.

Dostluk, savaş, aşk, sevgi gibi konuların “insan olmak” çerçevesinde yeniden ele alındığı filmde; Salih Bozok’un oğlu Muzaffer’e yazdığı mektupla geçmişe dönüp, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşu bu veda mektubunda anlatılır ve bu zaman zarfı içinde Atatürk’ün hayatının dönüm noktaları, askeri kimliği, vatan uğruna fedakarlıkları ve bir ulusa ışık tutuşu özel hayatından kesitlerle seyirciye aktarılır.
 

Serhat Kılıç bu film için sette her gün altı saat süren makyajdan sonra üzerine on altı saat süren çekimler için kamera karşısına geçer ve 59 yaşında bir şahsiyet olan Salih Bozok’a hayat vererek filmin baş rolünü üstlenir.

Kış Uykusu

Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan / Oyuncular: Serhat Mustafa Kılıç, Nejat İşler, Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Melisa Sözen, Tamer Levent, Ayberk Pekcan, Nadir Sarıbacak, Mehmet Ali Nuroğlu, Emirhan Doruktutan, Ekrem İlhan, Rabia Özel, Fatma Deniz Yıldız, Masaki Murao, Junko Yokomizo, Gülsen Özbakan, Özlem Erol, Güler Kılıç, Ali Kocaaslan, Hıdır Kılıç, Ali Kemer, Mehmet Türke, Özcan Görürgöz, Merve Uzul, Özge Önderoğlu Akkaya, Hasan Kalcı, Vahdi Ölmez, Gamze Kuş, Murat Sağlam / Süre: 196 dakika
 

Türk sinemasının ödüllerle taçlandırılmış yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’ın 2014 Cannes Film Festivali’nde festivalin en büyük ödülü olan Altın Palmiye‘yi kazanan Kış Uykusu adlı bu filmi; eski bir tiyatro oyuncusu olan Aydın’ın, Anadolu bozkırlarının ortasında, adeta bir kış uykusuna yatmış gibi görünen ıssız bir mekânda, kendisiyle, hayalleriyle, sevdikleri ve taşrayla kurduğu ve düşe kalka sürdürmeye çalıştığı ilişkilerini konu alıyor.
 

Oldukça uzun ama kuvvetli bir senaryosu olan ve unutulmaz replikleriyle dikkat çeken filmde, Aydın emekli bir tiyatrocudur; oyunculuğu bıraktıktan sonra Kapadokya’ya babasından yadigâr kalan butik oteli işletmek için geri döner.
 

Aydın’ın o günden sonra başlayan kış uykusu bu gözlerden ırak otelin içerisindeki gündelikleriyle, kâh yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak kâh her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer.
 

Tüm bu süreçte hayatında iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk davranan genç karısı Nihal ve boşandıktan sonra yanlarına taşınan kız kardeşi Necla.
 

Kışın bastırması ve artan kar yağışı bu küçük taşrada en çok Aydın’ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder…
 

Karı-koca ve kardeşlik bağları da dahil her türlü insan ilişkisinin, çaresizlik, hayal kırıklığı, önyargılar ve çıkışsızlıkla mühürlenmiş olan o ağır kapısını aralayan filmin alegorik karakterlerinden biri olan ve her hareketinden sahtekârlık, her sözünden riyakarlık damlayan imam Hamdi karakterini canlandıran Serhat Kılıç, bu filmdeki performansı ile 47. SİYAD ödülleri, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı dalında adaylığa layık görülür.

Robinson Crusoe ve Cuma

Yönetmen: Gürcan Yurt / Oyuncular: Serhat Mustafa Kılıç, Jhon Mathero Nyambi, Beyti Engin, Damla Debre, Ebru Yücel / Süre: 97 dakika
 

Çekimleri Küba’da gerçekleşen, 2015 yapım bir komedi filmi olan Robinson Crusoe ve Cuma‘da; ıssız adaya düşüşünün on beşinci yılını kutlayan Robinson ve Cuma, yaşadıkları yalnızlığa dair sıkıntıları ayyuka çıkmışken ada sahiline yanaşan bir gemi görürler.
 

Bu yelkensiz ve direksiz gemiden Viktor isminde maceracı bir adam iner; gemisine doldurduğu hayvanlarıyla yozlaşan dünyanın kötülüklerinden kaçmış ve yaşayabileceği yeni bir dünyanın arayışına girmiştir.

Üstelik bu adaya yalnız da gelmemiştir; biri öz, biri evlatlık iki güzel kızı da onunla birlikte bu seyahate çıkmışlardır.
Viktor’un kızları Donelya ve Yanarin manastır terbiyesiyle yetişmiş, genç ve güzel iki kızdır.
 

Robinson ve Cuma bu konuklarını memnuniyetle adalarına kabul ederler ve yalnızlık içinde geçen o sıradan yaşamları böylelikle birden renklenmeye başlar.
 

Kısa sürede Viktor’un kızlarına hayranlık derecesinde âşık olan ikili vuslata erebilmek için türlü yollar denemeye başlarlar, ancak kıskanç bir kız babası olan Viktor, muhafazakâr tavırlarıyla onlar için önemli bir engel olur.
Robinson ve Cuma ise aşkları uğruna azimle mücadele etmeye devam ederler…
 

Çizgi roman okurlarının uzun yıllardır mizah dergilerinden takip ettiği “Robinson Crusoe & Cuma” serisinden uyarlanan sinema filminde Robinson Crusoe karakterini Serhat Kılıç, Cuma’yı ise John Nyambi canlandırmıştır.

Baskın: Karabasan

Yönetmen: Can Evrenol / Oyuncular: Serhat Mustafa Kılıç, Sabahattin Yakup, Görkem Kasal, Muharrem Bayrak, Mehmet Akif Budak, Mehmet Fatih Dokgöz, Mehmet Cerrahoğlu, Ergun Kuyucu, Berat Efe Parlar, Şevket Süha Tezel, Seyithan Özdemir, Sevinç Kaya, Mümin Kaar, Fulya Peker, Fadik Bülbül, Elif Dağ, Derin Çankaya, Hayati Çıtaklar, Leman Sevda Darıcıoğlu, Aslıhan Erguvan, Kerem Kurt, Alper Magriso, Tuğba Özkul, Burakhan Paşabeyoğlu, Zafer Talibaş, Murat Yaylagül, İhsan Önal / Süre: 97 dakika
 

Türkiye’nin tür sinemasına katkılarıyla dikkat çeken Can Evrenol’un yazıp yönettiği, ödüllü kısa korku filmi Baskın‘dan uyarlanan ve dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nin “Midnight Madness” seçkisi kapsamında gerçekleştiren Baskın: Karabasan adlı bu film; beş polisin gece devriyesi sırasında gelen yardım çağrısı üzerine destek için gittikleri terkedilmiş tarihi bir Osmanlı karakolunda başlarına gelenleri anlatıyor.
 

Görmeye alışık olmadığımız ve izleyiciyi tam anlamıyla hayal gücü ile baş başa bırakacak türden bir yapım olan bu filmin kadrosunda yer alan Serhat Kılıç, hayat verdiği kayıp bir polis karakteriyle, şahsen bir dönem tüylerimi ürperten Blair Cadısı (The Blair Witch Project) filmindekine benzer bir sahnede kendini gösteriyor.

Topal Şükran’ın Maceraları

Yönetmen: Onur Ünlü / Oyuncular: Serhat Mustafa Kılıç, Demet Evgar, Halil Babür, Ayşe Melike Çerçi, Bora Akkaş, İdil Sivritepe, Berker Güven, Rıza Akın, Alisa Sezen Sever, Naz Ar, İlber Uygar Kaboğlu, Gülay Sayar, Berna Erol, Eren Şahin / Süre: 75 dakika
 

Türk sinemasının aykırı yönetmenlerinden Onur Ünlü’nün yine dikkat çeken filmlerinden biri olan Topal Şükran’ın Maceraları adlı bu film; çocukken geçirdiği kaza sonucu sakat kalan ve insanlarla bağ kurmak için çabalayan bir kadının hayatını konu ediyor.

Şükran, on yaşındayken geçirdiği kazanın ardından sakar kalır; artık yetişkin bir kadın olan Şükran, insanlar ile arasında bir bağ kurmaya çalışsa da bir türlü başarılı olamaz.
 

Karşı cins ile kurduğu ilişkilerde her daim mutsuz olan Şükran, hem cinsine yönelmeye karar verir, ancak burada da durum pek farklı olmaz.

Büyük bir çaresizlik içinde olan Şükran’ın durumu aslında diğer insanlardan çok da farklı değildir.
Selim karakterine hayat veren Serhat Kılıç bu filmde Demet Evgar ile birlikte filmin baş rollerini paylaşmıştır.

Mavzer

Yönetmen: Fatih Özcan / Oyuncular: Serhat Mustafa Kılıç, Ahmet Aydın, Burçak Dilekli, İbrahim Kalkan, Mehmet Ali Kaptanlar, Güliz Şirinyan, Seda Türkmen, Kemal Zeydan, Ozan Çelik, Erengül Öztürk / Süre: 86 dakika
 

Seddülbahir 32 Saat, Son Çıkış gibi önemli TRT yapımlarında senarist olarak görev alan Fatih Özcan’ın yönetmen olarak gerçekleştirdiği ilk uzun metraj filmi Mavzer, bir Anadolu köyünde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan Veysi’nin hayatını konu alıyor.
 

Veysi’yi elinde tüfeğiyle bir kurdu vurmaya çalışırken gördüğümüz ilk sahne ile başlayan film, Veysi’nin oğlu Mustafa ile hayvanları otlatmak üzere dağa çıktığı görüntü ile devam eder.

Sürüsüne bir kurdun saldırmasıyla birkaç koyunu telef olan Veysi’nin kederli bir şekilde evine dönmesiyle olaylar gelişir.
 

İyi bir mavzeri olsa bu kadar hayvanının telef olmayacağını düşünen Veysi’nin olayları öğrenen aile üyelerinin de konuya dâhil olması ve akşam yemeğinde Veysi’nin babasının ettiği sözler, filmin meramını da özetler niteliktedir:

Genç bir adam olan Veysi, koyunlarını kurtlardan korumanın yolunu arar, bu yüzden de bir mavzer satın almaya karar verir.

Saldırı sonrasında koyunlarını ve kendisini korumak için bir mavzer edinmeyi kafasına koyan Veysi, kasabadaki silah satıcısından bir söz alması üzerine kurtların peşine düşer.
 

Dişi ve yavru kurdu vurmayı başaran Veysi, gururla köyüne döndüğü esnada beklenmedik bir olay yaşar; onu babasının cenazesi karşılar.

Bu süreçte Veysi’nin kardeşleri ve oğluyla yaşadıklarına odaklanan film insanın özüne, iyilik ve kötülük üzerine önemli sorgulamaları da beraberinde getirir.

Sonrasında kendisini kardeşi ile girdiği miras kavgasında bulan Veysi’nin hikâyesine, dişisini ve yavrusunu kaybeden erkek kurt da dâhil olur.
 

Arthouse sinemaya ve gişe filmlerine yönelik son dönemlerde her geçen gün artan desteği ile kamu yayıncılığında örnek teşkil eden TRT’nin de ortak yapımcı olduğu bu filmde usta oyuncu Serhat Kılıç, Niğde’de Demirkazık Dağı’nda, kar üstünde ve eksi 20 derecede, Macaristan’dan getirtilen eğitimli kurtlarla çekilen bu filmin başrolünü Ozan Çelik ile paylaşmıştır.

Diğer çalışmaları

Ödüller

20. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri: Seçici Kurul Özel Ödülü (Kış Uykusu)
2012-2013 Haliç Üniversitesi ‘Yılın En’leri Ödülleri: En Sevilen Dizi Karakteri Ergün Plak (Seksenler)

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap