Kara Harp Okulu Dekanlığı’na bedelli askerlik yapan bir akademisyenin atanması çok mu büyük bir “facia”, yoksa mesele yine yanlış tarafından mı tartışılıyor?

by Haber Fora

Geçen yıl Kara Harp Okulu (KHO) Dekanlığı’na atanan Prof. Dr. Gültekin Yıldız’ın askerliğini bedelli olarak yaptığına dikkati çekilen bir haber sosyal medyada büyük bir hızla yayıldı.

ABD’de ve Avrupa’da on yıllar önce tartışılıp tükenen bir akademik mesele olan “Sivillerin de askeri eğitimde rol alması” konusu, bedelli askerlik tartışmalarının gölgesinde servis edildi. 

Prof. Yıldız, akademik hayatını askeri tarihe adamış bir isim olarak konunun ilgililerinin dikkatini çeken bir isim. 

KHO dekanlığından önce Milli Savunma Üniversitesi Atatürk Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde müdürlük yapan Yıldız, söz konusu enstitüde “Savaş Araştırmaları”, “Askeri Sosyoloji” ve “Stratejik İletişim” gibi anabilim dallarının kurulmasına öncülük etti. 

Doktorasını “Zorunlu Askerliğe Geçiş Sürecinde Osmanlı Devleti’nde Siyaset, Ordu ve Toplum” başlıklı teziyle tamamlayan Yıldız, bu tezden “Neferin Adı Yok” adında bir de kitap üretti.

Yıldız, editörlüğünü yaptığı “Osmanlı Askeri Tarihi Araştırmak: Yeni Kaynaklar, Yeni Yaklaşımlar” kitabı için kaleme aldığı makalesinde, askeri eğitim kurumlarıyla ilgili şu tespitlerde bulunuyor:

“(…) subaylar, velev ki yüksek lisans ve doktora öğretimlerini ciddiye alıp kendilerini yetiştirmiş dahi olsalar, sık sık çıkan tayinlerle, formasyonları çoğu kez dikkate alınmadan görevlendirildikleri kıta ve karargahlarda birikimlerini kurumlarına ve kamuya aktaramamaktadırlar. Pek çoğu kadrosuzluktan emekli edilen ya da daha üst seviyede bir hizmet imkanı bulamadıkları için kendi istekleriyle nispeten genç yaşlarda emekli olan bu subay-akademisyenler, sivil üniversiteler ve araştırma kurumlarında askeri tarih / askeri sosyal bilimler bölümleri bulunmadığı için, şansları yaver giderse ancak ‘uluslararası ilişkiler’ ya da “İnkılap tarihi’ gibi bölümlerde kariyerlerine devam edebilmekte ya da güncel konulara hapsolmuş ‘strateji / terör / güvenlik uzmanı’ sıfatıyla her şeyin kısa sürede söylenmesinin beklendiği televizyon tartışmalarında birikimlerini tüketmek zorunda bırakılmaktadır. Oysa başta askeri tarih olmak üzere teknik terminoloji ve pratik tecrübenin bir hayli ağır bastığı askeri sosyal bilimler alanında, Türkiye’de sıklıkla karşımıza çıkan ‘sivil kökenli ama militer zihniyetli’ akademisyenlerden daha çok, sayıları sanıldığından fazla olan ‘asker kökenli ama sivil zihniyetli’ kişilerin de sahaya dahil edilmesi şarttır. 

(…) Belirli bir araştırma ve ifade hürriyeti alanı kanunen temin edilirse, bunun askeri bürokraside gözlemlenen fikri ve entelektüel zaafiyetin giderilmesine ve ülkenin demokratikleşmesine katkıda bulunacağı rahatlıkla söylenebilir.”

Dekanlık 2002’den beri var

KHO’ya dekanlık makamı 2002 yılında getirildi. Bu yıldan önce bu görev KHO’da “Öğretim başkanlığı” sıfatıyla idare ediliyordu. 

4 yıllık lisans eğitiminin de verildiği kurumda daha önce dekanlığa askerler atanıyordu.

Ancak 2016’dan sonra bu görevi akademik kariyeri olmayan askerler yerine akademisyenlerin yapmasına karar verildi.

Peki, KHO Dekanı’nın zorunlu askerlik hizmeti yapmamış olması bahsedildiği kadar büyük bir sorun mu? 

Uzun süre Türk Silahlı Kuvvetleri’nde subaylık yapan, 11 yıl boyunca Kara Harp Okulu’nda dersler veren bir akademisyen Prof. Dr. Mesut Uyar, KHO Dekanı’nın askerliğini bedelli olarak yapmış olmasının kurumda herhangi bir akademik veya idari soruna yol açmayacağını söyledi.

Dekanın görevinin subay adaylarına askeri talim ve eğitim yaptırmak olmadığının altını çizen Uyar, “Onun görevi, akademik eğitimin mümkün olan en üst düzeyde verilmesi, akademisyenlerin kendilerini geliştirmesi ve uzmanlık alanlarında yayın yapmaları ve akademik faaliyetlere katılmalarıdır” dedi.

“Dekanlığa atanan tuğgeneraller, ne kadar iyi niyetli olsalar da akademik altyapıya sahip değillerdi”

KHO’nun iki farklı kimliğe sahip olduğunu belirten Uyar şunları söyledi:

Birincisi, subayların üniversite mezunu olması istendiği için okulun üniversite kimliği, diğeri ise asgari takım komutanlığı düzeyinde askeri lider olmaları beklendiği için askeri eğitim kurumu kimliğidir. Dekan üniversite kimliğinden, okul ve alay komutanları ise askeri eğitimden sorumludur. Yani bir görev bölümü yapılmıştır. Dekanın fiilen askeri tecrübeye sahip olmaması bir dezavantaj değildir. Askerliği bedelli değil de 15 ay yedek subay olarak yapması dekana büyük bir fayda sağlamayacaktır.

KHO’da ‘Öğretim Başkanlığı’na akademik kimliği olmayan tuğgenerallerin iki ile üç yıllığına atandığını hatırlatan Uyar, “Ne kadar iyi niyetli ve istekli olsalar da hem gereken akademik altyapı ve tecrübeye sahip değillerdi hem de işi biraz öğrendiklerinde tayinleri çıkmaktaydı” dedi.

“Yıldız’a getirilecek en son eleştiri bedelli askerlik”

Prof. Dr. Gültekin Yıldız’ın “Alanında iyi isim yapmış bir askeri tarihçi” olduğunu belirten Uyar, “Geçmişte Harp Akademileri ve Hava Harp Okulu’nda ders vermesi, Milli Savunma Üniversitesi’nin kuruluşundan itibaren çeşitli kademelerde çalışmış olduğundan Türk askeri yüksek eğitim sisteminde tecrübelidir ve hatta bu konuda çoğu üst rütbeli subaydan daha bilgilidir. Üstelik hocaya getirilebilecek en son eleştiri askerliğini bedelli yapmış olmasıdır. Harp Okulu dekanının askeri bilimlerin herhangi birinde Türkiye ve dünya çapında tanınan bir uzman olması okul açısından büyük bir avantajdır. Bence bu görevi layıkıyla yapabilecek en iyi profesör seçilmiştir” şeklinde konuştu.

KHO’nun kurulduğu 1834’ten bu yana sivil öğretim üyeleri, uzman ve memurlardan istifade ettiğine değinen Uyar, en fazla sivil akademisyenin 1974-78 döneminde, KHO’nun üniversite akademik müfredatına geçildiği dönemde istihdam edildiğini söyledi.

 

“Sivil dekan, geç kalınmış bir karar”

1974 sonrasında okulun akademik müfredatının hazırlanmasında sivil üniversite ve öğretim üyelerinden hep istifade edildiğini belirten Uyar, “Sivillerin Harp Okulu ve diğer askeri okullarda çalışması tabu değildir. Tabu olan, eski adıyla ders nazırlığı ve öğretim başkanlığı olan dekanlığa bir sivilin atanması. Ama bence bu geç kalınmış bir karar” dedi. 

Askeri okullarda görevli askeri personelinin karşılaştığı zorluklar olduğundan bahseden Uyar, bu zorlukların başında hiyerarşi ve göreve atanmada hangi kısastasın gözetileceği konusu geldiğini belirtti: Personelin askeri rütbesi mi? Yoksa akademik unvanı mı? Örneğin Tarih Bölümü Başkanı sadece yüksek lisansı bulunan albay mı olmalıdır? Yoksa Üniversitelerarası Kurul’un doçentliğini onayladığı binbaşı mı? 2016’ya kadar askeri rütbe esas alındı ve hiçbir üniversite göremeyeceğiniz garip durumlar yaşandı. 

Askerlerin sık tayin olduklarını da hatırlatan Uyar, şunları söyledi:
 
“Belirli sürede bir kıtada çalışma, doğuda görev yapma mecburiyeti, yurtiçi ve dışı geçici görevler, askeri kurs ve tazeleme eğitimleri gibi nedenlerle akademik takvim dikkate alınmadan atamalar gerçekleşmektedir. Sivil akademisyenler bu iki önemli sorunu yaşamamaktadır. Akademik unvan ve başarılarına göre ana bilim dalı başkanı, bölüm başkanı, enstitü müdürü ve dekan olarak atanmaktadır. Profesör olmayan bir akademisyen dekan olarak atanamaz ama geçmişte doktorası bile olmayan generaller dekan atanmış, yüksek lisansı bile olmayan albaylar bölüm başkanı ve ana bilim dalı başkanı olmuştu. Sivil akademisyenler aynı okul ve görevde uzun süre kalacağı için kurumsal tecrübesi daha fazla olacaktır. Mesleki gelişimini daha iyi ifa edebileceği gibi idare de mesleki performansını daha iyi değerlendirebilecektir. Ayrıca atama yapıldığında bu atama Milli Savunma Üniversitesi bünyesinde başka bir okula yapılacağından akademik bir kayıp da yaşanmayacaktır.”

Kara Harp Okulu’nu değerlendirirken Türkiye ve dünya kontekstinin dikkate alınması gerektiğini ifade eden Prof. Uyar, “KHO’daki bir uygulamayı eleştirmeye başlamadan önce zahmet edip emsali yabancı askeri yüksek okullarda bunun nasıl uygulandığına bakmamız gerekir” ifadelerini kullandı.

“Askerlikle ilgili tefekkür etmek ve bilgi üretmek askerlik mesleğinin mensubu olmayı gerektirmez”

“Harp Okulu tarzı okullara dekan atamasında dünyanın birçok yerinde benzer uygulama olmasına rağmen bizde olduğu zaman neden tartışma konusu oluyor” diye soran Prof. Dr. Ahmet Özcan da “Mazrufu değil de ulaşmak istedikleri hedefe göre zarfı işaret ederek konuyu rahatlıkla negatif dilin yıkıcı hâkimiyetine teslim ediyorlar” diyor.

Savunma haberlerinin dikkat çeker şekilde arttığı bir zamanda bu konuda habercilik yapanların bilgi birikiminin aynı oranda yükselişe geçmediğini belirten Prof. Özcan, “KHO, üniversite diploması verecek bir kurumsa, burada akademik seviyenin yükseltilmesi için gerekli organizasyona ve bunu koordine edebilecek akademik niteliğe haiz yöneticiye ihtiyaç vardır. Dekanlık, akademik varoluşun bir parçasıdır. Bir subayın akademik düşünce ve bilgi düzeyinin yükseltilmesi ile niteliği meselesi, akademik organizasyon içerisinde olabilir. Bu konuda tefekkür etmek ve bilgi üretmek bizzat askerlik mesleğinin mensubu olmayı gerektirmez” şeklinde konuştu.

“Savunma eğitimini veren zaten dekan değil, askerliğini cephelerde geçirmiş bile olsaydı bunun yaptığı işle alakası olmayacaktı”

Askerlik mesleğinde üst rütbelere gelip de askerliği düşünce alanında entelektüel dille buluşturabilecek tefekkür yeterliliğine sahip olmayan yüzlerce örneğin gösterilebileceğine işaret eden Özcan, “Sivil akademisyenlerin savaş eğitimi, harp felsefesi ve ortaya çıkacak subay profiliyle ilgili tefekkür ettiği alanlarla ilgili düşüncelerini ortaya koyması gayet doğaldır. Eğer ‘Savaşa hazırlık, savunma işleri, askerlik etrafında gelişen bilimsel disiplinler gibi konuları sadece askerler öğretebilir’ dersek bütün bir düşünce tarihi ve modern subay eğitimiyle ilgili tecrübeyi görmezlikten gelmemiz gerekiyor.  Pratikte de savunma eğitiminin uygulamayla ilgili kısmını veren zaten dekan değil. Dekan, bir tabur komutanı ya da alay komutanı değildir, dekan bir birlik komutanı değildir. Böyle bir vazifesi de yoktur. Önceki dekanın da böyle bir vazifesi yoktu. Dolayısıyla dekanın şu anda yaptığı işin, üstlendiği misyonun onun yasaların izin verdiği şekliyle yaptığı askerlik hizmetiyle bir ilgisi bulunmuyor. Dekan, askerliğini cephelerde geçirmiş olsaydı bile yaptığı işin bu hizmetiyle ilgisi olmayacaktı” ifadelerini kullandı.

“Askerliği yalnız yanaşık düzen eğitiminden ibaret görenlerin zafiyetiyle anlaşılmaz…”

“Mesleğini icra ederken ulusal ve uluslararası karar mekanizmalarında, diplomat, yönetici, komuta eden, koordine eden, öğretici, eğitici ve idareci gibi misyonlar üstlenen bir subayın donanımı için gerekli akademik öğretimin, askerliği yalnız yanaşık düzen, birtakım törenler ve ritüellerden ibaret olarak görenlerin zafiyetleriyle anlaşılması mümkün değildir” ifadelerini kullanan Özcan şunları kaydetti:

“Akademik ve entelektüel kimliğiyle alanında kendisini ispat etmiş bir akademisyen olarak Gültekin Yıldız’ın dekanlığı askeri yükseköğretim kurumları için bir şanstır Dekanlığın gerektirdiği işleri, tıpkı sivil üniversitelerde olduğu gibi anabilim dalları, akademik kurullar vasıtasıyla yürütülebilir. Bu kurullar akademik unvana ve yetkiye sahip asker ve sivillerden oluşmaktadır. Asker veya sivil olmaları savunma bilimlerinin öğretimiyle ilgili konularda farklı bakış açıları olduğu anlamına gelmez. Bu kurullarda yer alan askerler de savunmanın sadece askeri bir konu olmadığının bilincindedirler. Burada söz konusu olan dekan hayatının on yılından fazlasını askeri yüksek öğretim kurumlarında öğretim faaliyetinin yanı sıra, askerliğin her türlü bilimsel disiplinle ilişkisi konusunda kafa yormuş, yayınlar yapmış, tez danışmanlıkları yapmış, özellikle askeri tarih konusunda Batının gelişmelere paralel bir çizgide Türkiye’deki çalışmalarda öncü rol üstlenmesi ve yeni askeri tarih alanının gelişimine akademik ve entelektüel katkısını faaliyetleri ve eserleriyle göstermiştir.”
 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap