KHK ile işten atılan ve yurtdışında olan akademisyenler anlatıyor: Avrupa’nın çeşitli yerlerinde de olsak, bir gün mutlaka ülkemize geri döneceğiz…

by Haber Fora

15 Temmuz darbe girişiminden bu yana yüz binden fazla kamu görevlisi görevlerinden ihraç edilirken, aralarında Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarının da olduğu akademisyenlerde bu ihraçlardan nasibini aldı. İhraç edilen akademisyenlerin önemli bir kısmı yurtdışına gitmek zorunda kaldılar. İndependent Türkçe olarak Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde zorunlu yaşayan akademisyenlerin kapısını çaldık.

Hümeyra Yılmaz, 3 buçuk yıldır Fransa’da yaşıyor. Barış İçin Akademisyenlerin, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildirisinin imzacılarından:

“Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaktaydım. İmzacı olduğum için ihraç edildim, yurt dışına çıkmamın tek nedeni doktora eğitimime devam etmek. Burada bir üniversiteden kabul aldım ve tehdit altındaki akademisyenlere verilen PAUSE bursunu almaya hak kazandım.”

Türkiye’de 8 yıl araştırma görevlisi olarak çalışan Yılmaz, şunları söylüyor:

Fransa’da eğitimine devam eden Yılmaz, Fransa’da da akademinin çok hiyerarşik bir yapıya sahip olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:

“İmza sürecinden sonra çok ciddi baskılar yaşadık”

Türkiye’ye dönmek istediğini, ne yaptıysa bu isteğini bastıramadığın söyleyen Yılmaz:

“Yüzlerce akademisyen hayatlarına devam edebilmek için yurt dışına çıktı”

Yılmaz yaşadığı sürece ilişkin, “kendisine demokratım diyen hocalar bile yasal haklarımızı almamıza izin vermediler” diyerek eleştirilerini anlatıyor:

“Örneğin benim ÖYP bütçem henüz ihraç edilmeden önce dönemin dekanı tarafından kullandırılmadı. Yine üniversite tarafından kabul olan proje bütçem olan 20 bin liralık bütçemi kullanmam engellendi. İmzacıların “kollanmadığı” gösterilmek istendi. Bilgisayarım bile olmadan yurt dışına çıktım. Birçok mesai arkadaşım bir daha telefonla bile bana ulaşmaya çekindi. Öyle bir korku ortamı yaratıldı ki insanlar dayanışma göstermeye korktu. Yüzlerce akademisyen hayatlarına devam edebilmek için yurt dışına çıktı. Bu çok ciddi bir boşluk yarattı. Yılların birikimi ve deneyimi de bu hocalarımızla birlikte göçtü. İktidar yandaşları kişiye özel ilanlarla açılan kadrolara, parayla, mevki vaadiyle yazdırılan doktora tezleri ile üniversitelerde kadro alıyorlar.”

Yılmaz, “Buna karşın gerçekten bilgi ve birikimiyle, emekleriyle bulundukları kadrolara gelen akademisyenlerin, çok temel bir haklarını kullanmaları nedeniyle yargılanmaları, tutuklanmaları, işlerinden edilmeleri gerçekten akıl alır gibi değil” diyor.

“Fiili yapanın ‘rütbesine’ bakmadan ses çıkarmak gerektiğini düşünüyorum”

Yılmaz, son zamanlarda ortaya çıkan ve tartışmalara neden olan akademideki taciz durumlarını eleştiriyor ve konuşmasına şöyle devam ediyor:

“Yurtdışına çıkmak gibi bir düşüncem de kesinlikle yoktu”

Mustafa Şener 4 yıldır Almanya’da yaşayan ihraç edilen akademisyenlerden: 

“Tam dört yılı tamamladım Almanya’da”

Yurtdışına gitmek planları arasında hiç olmamış Mustafa Şener’in:

“En önemli sorun bence geleceğin hep belirsiz olması”

Türkiye’deyken Mersin Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde yardımcı doçent olarak çalışan Şener, Almanya’da da akademik çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor:

“Doktora derecem siyaset bilimi üzerineydi. Türkiye’de Siyasal Hayat, Modern Siyasal İdeolojiler, Siyasal Tarih, Ütopyalar ve Siyaset gibi derslere giriyordum.  Çalışma alanım ise daha çok Türkiye’deki toplumsal hareketler, özellikle de sol-sosyalist hareketler üzerineydi. Cumhuriyetin kuruluş yılları, azınlık politikaları ve emek tarihi gibi alanlarla ilgileniyordum.

Benim gibi neredeyse 50 yaşında gelip buralarda yeni bir hayat kurmak çok zor. Yeni bir ülkeye alışmak, dil sorunu, yerleşim sorunları, ünlü Alman bürokrasisin zorlukları, geleceğin her zaman belirsiz olması, sadece kısa vadeli burslar ya da sözleşmelerle çalışmak zorunda kalmak…  

Ben önce üç yıl Bamberg Üniversitesinde bir araştırma projesi yürüttüm.  Şimdi de Berlin Frei Üniversitesi’nde benzer bir proje üzerinde çalışıyorum. Şartlar çok ideal değil, hele de pandemi nedeniyle saha araştırmaları resmen durdu ama gene de iyi kötü yürüyor bu projeler. Dediğim gibi en önemli sorun bence geleceğin hep belirsiz olması. Projeler hep kısa süreli ve sonrasında ne olacağı, yeni bir proje ya da iş bulup bulamayacağımız hep belirsiz. İş bulamazsak oturum iznimiz bile tehlikeye giriyor. Böylesine bir belirsizlik ortamı da insanın motivasyonunu olumsuz etkiliyor ister istemez”

“Ülkeme geri dönmek istiyorum”

Ülke özlemi çeken Şener, özlemini şöyle dile getiriyor:

“Berlin’in ortasında ‘Toparlanın, hep birlikte dönüyoruz, orası bizim ülkemiz, yapacak çok işimiz var’ diye bağırmak istiyorum”

Berlin’de hemen her gün Türkiye’den zorunlu gelen bir akademisyen, bir gazeteci, bir sanatçı ya da öğrenciyle karşılaştığını söyleyen Şener, bu durum karşısında çok üzüldüğünü de ekliyor: 

Şener, Neruda’nın, “Çiçekli dalları kırabilirler ama baharın gelişini engelleyemezler” dizesiyle sözlerini bitiriyor.

Eşiyle birlikte Munzur Üniversitesinde akademisyen olan Canan Demir, 4 yıldır İsviçre’de yaşıyor:

“Eşim “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atanlardandı. 15 Temmuz darbesi sürecinde önce eşim görevden uzaklaştırıldı, adına soruşturma açıldı, sonrasında da evimiz polis tarafından arandı. Ülkede yapılan birçok haksızlığa tanık olmuştum, bunun basit bir darbe girişimi olmadığını, buz dağının sadece görünen kısmı olduğunu anlamıştım. Eşim Türkiye’de kalmaktan yanaydı ama ben stresten uyuyamaz olmuştum. Özellikle de iki yıl önce geçirmiş olduğum kanser tedavisinin ve sonrasında hastalığın yan etkilerini daha üstümden bile atamamışken, bu darbe ile (aslında bize yapılmış olan) hastalığımın tekrar nüksetmesi korkusu ve işten atıldığımız takdirde tedavi olamama durumu yüzünden mecburi bir kararla İsviçre’ye gelmek zorunda kaldık. Nitekim bu düşüncemizde de haklı çıktık. İsviçre’ye varışımızdan kısa bir süre sonra görevden KHK ile ihraç edildik”

Demir, Munzur Üniversitesinde İngilizce Öğretmeni/Öğretim Görevlisi olarak, eşi de Çevre Mühendisliği bölümünde Doçent olarak görev yaparken KHK ile işten atılıyorlar:

“Sürgün edilmemize neden olanlara çok öfkeliyim”

Hep iyi bir öğretmen, öğrettiği alana hâkim ve ne öğrettiğini bilen biri olmak istediğini söyleyen Demir, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Benim hayallerimde hiç yurt dışında yaşamak yoktu. Munzur Üniversitesinde çalıştığım o 3 yılın tadını, o ana kadar gezdiğim hiçbir yerde, çalıştığım hiçbir işte, yaptığım hiçbir çalışmamdan almadım. Nihayet bütün uğraşlarıma değmişti, zevkle sınıfa girip, o sınıflardan içim rahat ve mesleki olarak tatmin olmuş bir şekilde çıkıyordum. O yüzden akademisyen olmayı ve öyle kalmayı çok isterdim. Kırk yıllık emeğimi bir gecede silip, sürgün edilmemize neden olanlara çok öfkeliyim”

“Çok sevmeme rağmen bu mesleği yapmama kararı aldım”

Akademisyenliği çok sevmesine rağmen bu meslekten soğuduğunu ve yapmama kararı aldığını söyleyen Demir şöyle devam ediyor:

Demir son sözlerini şu ifadelerle bitiriyor:

“Eşim İsviçre’de farklı üniversitelerdeki bilimsel projelerde geçici kontratlı olarak çalışıyor. Daimi bir iş bulması için iş başvuruları da yapıyor ama henüz somut bir şey yok. Şansım olsa koşa koşa Türkiye’ye gelirdim. Tekrar iade edilsek herhalde bir dakika bile burada kalmazdım. Ama memleket hiç umut vaat etmiyor, yani çocukluğumda teknoloji bu kadar ileri değilken bile dünyada daha az savaş, daha çok huzur vardı diyorum. İnsanoğlu gelişime karşı ilkelleşiyor, yani o gelişme beynimizi ilerletmiyor tam tersine küçültüyor”

Naif Bezwan, Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesi iken KHK ile atılıyor:

Bezwan, Avusturya’da da akademik çalışmalarını sürdürüyor ve kendisini bu tür akademik çalışmalara iten faktörler için ise şöyle diyor, 

 “Türkiye’de, Türkiye’nin siyasi ve idari yapısı, genç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemleri, Uluslararası İlişkiler, Kürdistan ve Kürtler konularında çalışmalar yaptım ve dersler verdim, dediğim gibi şimdi son durağım olan Avusturya’da çalışmalarımı sürdürüyorum.

Birincisi ilgi ve uzmanlık alanım olması itibariyle, ikincisi ise resmi ideoloji ve ezberin dışında eleştirel ve alternatif bilgi üretimine verdiğim önem. Her türden egemenlik ve baskı ilişkilerini sorgulayan, bilginin kurucu ve değiştirici ve hakikatin özgürleştirici gücüne inanan insanlardan biriyim”

Bezwan, beyin göçünün Türkiye gibi ülkelerin hayat damarlarına atılan bir kesik olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor,

“Barış dilekçesine imzam nedeniyle KHK marifetiyle atıldım. Yani ben bırakmadım. Bir sömürge memuru dayatması hissetmediğim her zaman ve şart altında doğduğum topraklarda çalışmalarımı sürdürmek her zaman birinci önceliğimdir. Beyin göçü memleketi yönetenlerin pek umurunda değil”

“Barış talep edilen bir imza metni nedeniyle binlerce insan ve aileleri mafyatik bir sindirilmeye tabi tutuldu”

5 yıldır Amerika’da yaşayan Dilşa Deniz, Türkiye’nin her geçen gün daha çok kararan politik iklimi olduğunu söylüyor şöyle devam ediyor:

Türkiye’deyken Dersim ve Kürt Alevileri üzerinde çalışmalar yapan Deniz, Aleviliği mevcut halde sahte olarak üretilen İslam’ın bir mezhebi olarak değil, müstakil eski İrani bir din olarak çalışmaya devam ettiğini söylüyor:

Alevilikle ilgili yaptığı çalışmaları bir vefa borcu olarak gören Deniz, şöyle söylüyor:

“Zulme direnen bu muhteşem hazineye sahip çıkmak bir vefa borcudur benim için. Bu yüzden aynı zamanda aktivizm de yapıyorum.  Kuşaklardır ağıtını yaktığımız acılarımızı kendi dönemimizin yol ve yöntemleri ile (akademik) kaydetmek ve aktarmak istiyorum aynı zamanda. Avcılarımızın bizi anlatan tarihine karşı, gerçek ve yakın tarihimizi kaydetmek hem o toplumun bir bireyi olarak hem de mesleğimin yüklediği bir sorumluluk olarak yapmaktayım”

“Beyin düşmanlığını arttırıyor ve beyin göçünü körüklüyorlar”

Bir ülkenin çeşitli kaynakları olduğunu söyleyen Deniz, en önemlisinin de beyin olduğunu söylüyor:

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap