La Casa del Papel’den Game of Thrones’a son 10 yılın en iyi 30 TV şovu

by Haber Fora

Ed Cumming – Fiona Sturges

2010’lar streaming platformlarının televizyonu çıldırttığı yıllardı. Her şeyin her an ulaşılabilir olduğu kablosuz internet bağlantılı bir dünyanın olanaklarının verdiği heyecanla ve herkesin cebinde bir televizyonun olduğu gerçeğiyle şirketler hala devam eden bir izlenme savaş başlattı. 2009’da Netflix sahanın tek sahibiydi. Şimdiyse Amazon, Apple, Disney, Youtube ve Facebook’la rekabet etmek zorunda. Geride kalmama çabasıyla Netflix içerikleri için yalnızca bu yıl 15 milyar dolar (yaklaşık 103 milyar TL) harcadı. Bu rakamın önümüzdeki yıl yükselmesi bekleniyor.

En ilginç değişiklikse şu; TV’ye yatırdığı paranın doğrudan geri dönüşüne ihtiyaç duymayan şirketler. Amazon, Prime hizmetini “volan kayışı” diye tanımlıyor. The Man in the High Castle izlemek istiyorsak Prime’a üye olmalıyız, eğer Prime üyeliğimiz varsa bebek bezlerini de pekala Amazon’dan alabiliriz.

Bütçeler Hollywood’dan TV’ye yönelirken, ne televizyon programı ya da filmidir ne değildir arasındaki çizgi bulanıklaştı. Aynı zamanda, trendler tamamen büyük bütçeli, ‘gösterişli’ dramalara doğru kaymıyor. Realite şovları Love Island formunda intikam için geri dönerken, Bake Off sevimli ve naif yarışmalar için de hala bir pazar olduğunu kanıtladı.

Bu liste için tek şart söz konusu programın 2010’dan bu yana başlamış olması. Bu listede Breaking Bad veya Mad Men yok. Son yıllardaki savurganlığa normalden bir sapma olarak mı bakacağız yoksa daha kalıcı bir şeyin başlangıcı olarak mı, buna karar vermek için henüz erken. Ama her iki durumda da eğlenceli olduğu kesin. Netflix’in yere göğe sığdıramadığı orjinal yapımlarına rağmen Birleşik Krallık’taki en popüler programı Friends. Belki de işler o kadar da değişmemiştir.   

30. Homeland (1. sezon, 2011)

Sonradan zamanınızın biraz boşa harcandığını düşünebilirsiniz ama yeterince geriye sararsanız, bizi 12 bölüm boyunca merakta bırakan harika bir başlangıç yapmış bir dizi hatırlamak mümkün. Soru şu: Ülkesine dönen savaş kahramanı Çavuş Brody (Damian Lewis) yurtdışında bir hapishane hücresindeyken radikalleşti mi? CIA görevlisi Carrie Mathison (Claire Danes) öyle olduğunu düşünüyor ama onun da kendine ait pek çok sorunu var. Hala sezonun sonunda Brody havaya uçsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Şaşırtıcı, merak uyandırıcı özetle onsuz olmaz. (EC)

29. Mum (2016-2019)

Dul bir kadın, müthiş sabırlı bir anne Cathy (Lesley Manville) ve rahmetli kocasının en iyi arkadaşı Micheal (Peter Mullan) arasında yavaş yavaş gelişen bir ilişki sıradan bir banliyö komedisi olabilecekken özenle resmedilen bir arkadaşlık, yas ve orta yaş romansına dönüşüyor. (FS)

28. The Handmaid’s Tale (2017-)

Hulu’nun dindar patriarkal bir devlette geçen 1985 tarihli Margaret Atwood romanı uyarlaması ikinci sezonda yolunu kaybetti ama Trump’ın Beyaz Saray’a girişinden birkaç ay sonra gelen ilk sezonu bir zaferdi. Zengin bir paletle bize 17. yüzyıl Hollanda tarzında tahayyül edilmiş distopik bir kabus sunarken, Offred rolünde Elisabeth Moss kayıtsızlık maskesi altında öfkeyle bileniyor. (FS)

27. La Casa del Papel (2017-)

Belki listedeki en çöp program ama en kalitelisinden çöp: La Casa del Papel Netflix’in en popüler İngilizce olmayan dizisi. Avrupa ve Güney Amerika’da hit olan dizinin bu sene yayımlanan üçüncü sezonunu ilk haftasında 34 milyon kullanıcı izledi. The Professor olarak bilinen gizemli bir dahi, İspanya’daki darphane soygunu için uyumsuz suçlulardan oluşan bir ekibi bir araya getirir. Gergin, komik, zeki ve çoğu zaman akılalmaz La Casa De Papel’in önündeki tek engel itici İngilizce adı (Money Heist -çn.). (EC)

26. Rick and Morty (2013-)

Ne yazık ki internette en berbat hayranlara ilham verse de bu Rick and Morty’nin yaratıcılığından bir şey eksiltmiyor. Genç bir adam ve onun alkolik, çılgın bilim insanı büyükbabasının maceralarını anlatan, görünürde Geleceğe Dönüş (Back to the Future) parodisi bu çizgi film, kurgusunu kahramanlarını sonsuz çılgın, deli saçması durumlara sokmak için kullanıyor. Gözünüzü kırptığınız an bir şakayı ve iki popüler kültür göndermesini kaçırırsınız. (FC)

25. The Returned (2012-2015)

Bu nefis Fransız dizisi alışılmış ürkütücü zombilerin olduğu, gözlerden uzak bir dağ kasabasında eski hayatlarına dönmeye çalışan ölülerle ilgili. Ancak bunun yerine bu kafası karışmış varlıkların sevme ve sevilme, geride bıraktıklarının yası gibi insani içgüdüleriyle dolup taşıyor. (FS)

24. Catastrophe (2015-19)

Sharon Horgan ve Rob Delaney, bu plansız hamilelikle sonuçlanan tatil kaçamağı sitcom’unda usta bir ikiliydi. Çiftin birlikte bir hayat kurma çabası, cinsellik ve doğum sonrası sızıntıyla ilgili açık saçık şakalara, rahmetli Carrie Fisher’ın cameo’suna ve ağlaklığa düşmeye direnen altta yatan bir hassasiyete teslim oluyor.

23. Killing Eve (2018-)

Phoebe Waller-Bridge’in yazdığı; insanlık ve komediyle şok ve vahşetin çılgın kokteyli Killing Eve’in ilk sezonu altüst edici bir keyifti. Sırasıyla bir casus ve suikastçıyı canlandıran Sandra Oh ve Jodie Comer’ın kıtasal ölçekteki kedi fare kovalamacası üzerin kan sıçramış bir aşk hikayesiydi. Ne yazık ki Waller-Bridge ikinci sezonda yazarlık görevini bırakınca büyüsü bozuldu. (FS)

22. Borgen (2010-2013)

İskandinav çılgınlığını The Killing başlatmış olabilir ama 2007’de Danimarka’da yayımlandığı için o sayılmaz. Borgen, The West Wing’in olmadığı her şeydi: prensiplerle gücü dengelemeye çalışan Başbakan Birgitte Nyborg​ rolündeki müthiş performansıyla Sidse Babett’in merkezinde olduğu, düzgün kıyafetler giyen inandırıcı sahtekarlarla dolu, politikanın nahoş gerçekliğini gösteren klişeye dayanıklı bir drama. (EC)

21. Detectorists (2014-17)

Kendilerini işine adamış define avcıları ve Danebury Metal Detecting Club üyeleri Lance (Toby Jones) ve Andy’nin (Mackenzie Crook) maceralarını izlediğimiz Detectorists insanlar ve onların tutkularını, komünite ve yoldaşlık kavramlarını anlatıyordu. Erkek yoldaşlığı üzerine sakinleştirici bir meditasyon. (FS)

20. The Americans (2013-2018)

Diğer diziler parlayıp birkaç yıl sonra sönerken FX’in Soğuk Savaş casus draması acele etmedi. Gerçek hayatta evli olan Matthew Rhys ve Keri Russell, Washington DC’nin banliyösünde yaşayan Rus ajanı çift rolünde adeta parladı. Altı sezon boyunca inşa edilerek müthiş bir finalle sona eren gerilim vazgeçmeyip izleyenlerin ödülü oldu. (EC)

19. The Leftovers (2014-2017)

Televizyon tarihinin en merak uyandıran önermelerinden birine sahip: İnsanlar “Ani Ayrılış” adı verilen, dünya nüfusunun yüzde ikisinin ortadan kaybolduğu gizemli bir olayı anlamaya çalışıyor. Damon Lindelof ve Tom Perrotta’nın dizisine eleştirmenler başta şüpheci yaklaşsa da, nüfuz eden gizemli havasını kaybetmeden kurgunun derinliklerini keşfeden senaryo ve oyunculuklarla ikinci ve final sezonlarında şöhreti büyüdü. (EC)

18. The Crown (2016-)

Üçüncü sezonunda kalitesinde fark edilir bir düşüş olsa da ilk ikisinde The Crown beklenmedik başarılar yakaladı. İzleyicilerin kraliyet ailesiyle gerçekten ilgilenmesini sağladı ama Prens Andrew tarzında “Onlar hapse mi girmeli?” gibi bir ilgi değil. Görkemli dekoru, kostümleri ve genç hükümdar rolündeki Claire Foy başta olmak üzere bazı mükemmel performanslarıyla bu Netflix cilasının en büyük başarılarından biriydi- Parayla, bazen, aşkın satın alınabileceğinin kanıtı. (EC)

17. The Great British Bake Off (2010-)

Televizyonun pişiren canavarının ölümü hakkındaki haberler çok abartıldı: Sunucuların ayrılması, kanal değişikliği ve her daim bronz bir jürinin ekran dışı tuhaflıklarına rağmen arkadaşlıkların başladığı, yetişkin insanların gevşek bir sufle için ağladığı bu koca yürekli yarışma en iyi ‘kendini iyi hisset’ realite şovu olarak kaldı. (FS)

16. The Trip (2010-)

Şişelerce iyi şarap üzerine atışan iki adam. Steve Coogan ve Rob Brydon’ın Avrupa’nın lüks restoranlarına yaptığı gösterişsiz, yarı doğaçlama ve inanması güç şekilde komik turlarda ikili cinsellik, yaşlanma ve tutku üzerine tartışırken özgüvensizlerini ortaya seriyor. Yönetmeni Michael Winterbottom. (FS)

15. Happy Valley (2014-)

Yorkshire’de geçen, Bafta ödülleriyle donanmış dizi, bize Catherine Cawood’u (Sarah Lancashire) verdi: Boğazına kadar tecavüzcülere, katillere, bağımlılara ve hasta koyunlara batmış keyif verici şekilde karmaşık ve pratik bir polis çavuşu. Buna bir de yazar Sally Wainwright’ın kaleme aldığı, muazzam gerçekçi diyaloglara sahip senaryosunu ekleyin. (FS)

14. Girls (2012-2017)

Girls olmadan Fleabag veya Adam Driver da olmazdı ve sadece bu iki nedenle bile bu listeye dahil olmayı hak ediyor. Ancak şimdi Lena Dunham övgü aldığı kadar yergiyle de karşı karşıya ve New York’ta yaşayan genç kadınları doğal bir şekilde tasvir ettiği çığır açan komedisinin ne kadar yeni ve farklı olduğu kolayca unutuluyor. Dizi işyerinden çok Instagram’da zaman geçiren insanların Sex and the City’siydi, canlandırdıkları insanlarla aynı yaştakiler tarafından yaratılmıştı. Tarzı ve verdiği his arkasında uzun sürecek bir etki yarattı. (EC)

13. Sherlock (2010-)

Zeki, yenilikçi ve göz kamaştırıcı, Steven Moffat ve Mark Gatiss’in Arthur Conan Doyle öykülerini günümüze taşıması güzel sonuç vermiş. “Yüksek işlevli sosyopat” Holmes rolünde Benedict Cumberbatch ve mağdur eski asker Watson olarak Martin Freeman’ın seçilmesi de aynı şekilde… Sonraki sezonlar biraz yavaş aksa da ilk üçü rakipsizdi. (FS)

12. Chernobyl (2019)

1986’daki nükleer felaketi anlatan beş bölümlük dizi bir şarap gecesinde izlemek için en çok şey vaat eden dizi olmayabilir. Bu, yazarı Craig Mazin, yönetmeni Johan Renck ve de oyuncu kadrosuna, özellikle de Jared Harris’e bir övgü: Dizi sıklıkla yalın ve dehşetli güzellik anlarıyla izleyiciyi içine tamamen çekmeyi başarıyor (EC)

11. Atlanta (2016-)

Müzisyen ve komedyen Donald Glover’ın Atlanta’da zorlanan rapçileri anlatan dizisi, ilk bakışta sevilesi kaybedenlerle ilgili tanıdık ve garantici türden bir sitcom gibi göründü. Ancak dizi hızla taze bir şeye dönüştü: Öfkeli kalpleri vaaz vermeye kalkmayan ya da şaka yapmaya engel olmayan, Amerika’nın kenarlarındaki farklı hayatların zaman zaman gerçeküstü ve zekice incelemesi. (EC)

10. Love Island (2015-)

Mikroskobik bikinileriyle takılan 20’lerindeki gençlerin aşk hayatlarıyla ilgili bir şovun insanlıkla ilgili bu kadar çok şey söyleyeceğini kim bilebilirdi ki? İnsanın kendinden şüphe etmesine neden olan akıl oyunları, ‘bromance’ler (erkekler arasında kurulan, cinsellik içermeyen yakın ilişki; ‘brother’ ve ‘romance’ kelimelerinden türetilen bir terim -çn.), “kızlar arasındaki kuralların” karmaşıklığı… Love Island bronzlaştırıcı spreyli tenlerin altında yatanları araştırdı ve halka modern adabımuaşereti öğretti. (FS)

9. Patrick Melrose (2018-)

Edward St Aubyn’ın otobiyografik kitaplarına dayanan bağımlılık, travma ve ayrıcalığın yozlaştırıcı gücü üzerine heyecan verici bir çalışma. Benedict Cumberbatch geçmişiyle mücadele eden ve onu yetiştiren berbat aristokratlardan daha iyisini yapmaya çalışan (ve çoğu zaman da başaramayan) sorumsuz anti kahraman rolünde. (FS)

8. The Vietnam War (2017)

Ken Burns’ün Vietnam’ı ayrıntılı şekilde anlattığı 10 bölümlük epik belgeseli, yönetmenin diğer çatışma eserleri The Civil War ve The War’u takip etti. Her iki tarafla yeni yapılmış röportajların yanı sıra arşiv görüntülerini de kullanan belgesel, kararlı bir detaycılıkla bir felaketi yavaşça gözler önüne seriyor. Bazı eleştirmenler belgeseli Vietnamlı sivillerin yaşadıklarını yeterince göstermemekle suçladı. Ancak belgeselin sonunda seyircinin sadece ABD’nin kaybedeceğini anladıktan sonra uzun bir süre daha devam ettiğine değil, ayrıca başından beri kazanamayacağını bildiğine dair hiçbir şüphesi kalmıyor. (EC)

7. Black Mirror (2011-)

Charlie Brooker yaratıcı tarafa geçilebileceğini kanıtlayarak yalnızca diğer bütün televizyon eleştirmenlerini, ya da en azından bir tanesini, kıskançlık krizine sokmakla kalmadı ayrıca bunun şık bir şekilde yapılabileceğini de gösterdi. Birkaç cümleyle özetlenebilecek son bölümü “Bandersnatch”te olduğu gibi bazen hedefinin altına kalsa bile Black Mirror’ın gerilimli tekno-distopik yakın gelecek öyküleri neredeyse hep ilgi çekici. Dizinin en iyi bölümleri 2016’daki yetenek gösterisi “San Junipero”da olduğu gibi etkileşimlerin giderek artan bir şekilde ekranlarla yapıldığı bir dünyadaki insani bağı merak uyandırarak inceliyor. (EC)

6. Blue Planet II (2017)

İnsanın doğa üzerindeki etkisinden doğrudan bahseden Attenborough belgesellerinin ilki olan bu çok renkli okyanus destanı; midye kıran fildişi balığı, uzaylıya benzeyen pirozomlarıya ve  insana benzeyen yunuslarıyla görsel bir şölen sunarken, bize bütün bunları nasıl yitirebileceğimizi hatırlatıyor. (FS)

5. BoJack Horseman (2014-)

Yalnızca Netflix bütçelerinin olduğu bir dünyada BoJack Horseman kadar çılgın bir konsept hayata geçebilir. LA’de geçen ve görünüşte ünlülerle ilgili bir komedi olan bir çizgi film ancak başrol de dahil karakterlerin yarısı insani nitelikler verilmiş hayvanlar. İkiye ayrılmış son sezonun ortalarında, baştaki gülünçlüğü yerini daha karanlık ve ilginç bir şeye bırakıyor. Depresyonun, bağımlılığın ve istismar döngülerinin en insani keşiflerinden birini, çok parlak renkler ve görsel zeka tamamlıyor. (EC)

4. Fleabag (2016-19)

İlk bölümlerinde keyifli bir sivri dilli modern kadın portresi çizen dizi, ikinci sezonda uçmaya hazır bir başyapıta dönüştü. Phoebe Waller-Bridge’in senaryosunu yazıp başrolde oynadığı Fleabag, ailevi işlev bozuklukları ve cinsel arzuların mükemmel şekilde ayarlandığı sahnelerle doluydu. İkinci sezon rahibin basit ve heyecan verici “Diz çök” talimatında unutulmaz şekilde doruk noktasına ulaştı. (FS)

3. This Is England (2010-15)

Midlands’deki eski bir dazlak çetesini anlatan ve Shane Meadows’un 2007 yapımı filminin ilk spin-off’u olan dizi 1986 Dünya Kupası zamanında geçiyor. İşçi sınıfının yaşamını insani ve mizahi bir dille anlatan dizi, hala Britanya’nın en iyi dramalarından biri. Devamında gelen This Is England ’88 ve ’90’a da benzer şekilde kalp ve ruh aşılanmıştı. (FS)

2. Succession (2018-)

Yapımı 10 yıl sürdüğü söylenen Succession için harcanan her dakikaya değmiş. Brian Cox, nankör ve yeteneksiz çocuklarına işi bırakmak istemeyen yaşlı bir medya patronu olan Logan Roy karakterinin tadını kariyerinin bu geç döneminde çıkarıyor. Adaylar arasında kayıtsız en büyük çocuk Connor (Alan Ruck), sorunlu bağımlı Kendall (Jeremy Strong), sahtekarlık peşindeki kızı Shiv (Sarah Snook), evin en küçüğü ömür törpüsü Roman (Kieran Culkin) ile yancıları, partnerleri ve destek ekibi var. Hiçbiri iş için uygun görünmüyor.

Merak uyandıran bir ortam ama Succession’ın başarısı senaryosu, performanslar, lokasyonlar, kostümler, müzik ve yönetiminden geliyor. Bizi yönetenlere gülme geleneğine dayandırılıyor, neşesi bu insanların gerçekten yönetimde olduğu bilgisiyle kaplı geliyor. (EC)

1. Game of Thrones (2011-2019)

Evet, son sezon biraz garipti. Belki son iki sezon öyleydi. Televizyon uyarlamasının, George RR Martin’in kitaplarının ötesine geçtiğinde o duygusallığı yansıtmadığı görüşü ortaya atılabilir. Son sezon, yalnızca melodrama kaymadan eşi benzeri görülmemiş muazzamlıkta bir fantezi yaratmayı başaran önceki sezonlarla kıyaslandığında hayal kırıklığı yaratıyor. Büyücüler, ejderhalar, sihirli kılıçlar ve buz zombilerinin olduğu kurgu bir evrenin inandırıcı reelpolitiği de dikkate değer. Seyir zevklerinin bu kadar ayrıştığı bir zamanda Game of Thrones dünya çapında bir televizyon olayı olmayı başardı, Starklar, Lannisterlar ve Greyjoylar herkesçe tanındı ve bütün bir nesil boyu İngiliz karakter oyuncularına düzenli gelir sağladı. (EC)

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/arts-entertainment

Haber Fora için çeviren: Aydil Durgun

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap