Merkez Bankası eski Başekonomisti Kara: Kuru şeffaf olmayan yöntemlerle kontrole çalıştık, yatırımcıyı tedirgin ettik

by admin

Merkez Bankası’ndaki Başekonomistlik görevinden geçtiğimiz yıl ayrılan Prof. Dr. Hakan Kara’dan kredi artışıyla ilgili çarpıcı uyarılar geldi. Eski Başan Murat Çetinkaya’nın görevden ayrılması sonrasında Merkez Bankası’nı bırakıp Bilkent Üniversitesi’ndeki görevine geri dönenen Hakan Kara, Cumhuriyet gazetesinin sorularını , “Dış açıkla oluşan kur baskısının enflasyonist süreçle birleşerek sarmala dönüşmemesi için para politikasında daha temkinli duruş ve kredilerde normalleşme gerekiyor” dedi.

Hakan Kara, “Covid sonrasında hızlı kredi artışı ilk planda gerekli bir politikaydı ve bir ölçüde faydalı oldu; ancak bu noktadan sonra riskleri daha fazla artırmamak için kredi büyümesinde gazdan ayağımızı çekme zamanı geldi” dedi. Bu dönemde kurunun şeffaf olmayan yöntemlerle kontrol edilmeye çalışıldığını, Merkez Bankası’nın rezervlerini hızlı bir şekilde kullanıldığını anlatan Kara şunları söyledi:

“Cari açık ile oluşan kur baskısının enflasyonist süreçle birleşerek olumsuz bir sarmala dönüşmemesi için yılın ikinci yarısında para politikasında daha temkinli duruş ve kredilerde normalleşme gerekiyor. Bunlara ek olarak makro politikaların iletişimi konusunda daha tutarlı bir çerçeve oluşturulmasında fayda var.”

TÜİK’in açıkladığı işsizlik oranının bilgi verme niteliğini yitirdiğini belirten Kara, “Mevcut konjonktürde işsizlik oranını değil istihdamı izlemek lazım çünkü işgücünden hızlı çıkışlar nedeniyle resmi işsizlik oranları bilgi değerini yitirdi, bu nedenle istihdam oranına bakmak daha doğru olur. Bu şekilde bakıldığında sadece son bir yılda istihdam oranının yüzde 46’lerden yüzde 41’e indiğini görüyoruz. Özellikle uzun süredir işsiz kalanların iş bulma ümidini kaybettikleri için giderek artan şekilde işgücünden çıkmaları kaygı verici. Ayrıca kadınların işgücüne katılım oranı son on beş yıldır ilk defa aşağı yönlü bir eğilim göstererek geçen yıldan bu yana 5 puan düştü. İşgücünden çıkışları standart yöntemlerle tahmin etmek mümkün değil, farklı bir açıklamaya ihtiyaç var” dedi.

“Yatırımcıyı tedirgin ettik”

Ekonomi yönetiminin döviz kurunu şeffaf olmayan yöntemlerle kontrol etmeye çalıştığı ve Merkez Bankasının rezervlerinin çok hızlı bir şekilde kullanıldığı eleştirisi yapan Kara şöyle devam etti:

“İç ve dış yatırımcıyı tedirgin eden kısıtlamalar ve işlem maliyetleri uyguladık. Bu uygulamalar ekonomimize dair risk algısını artırdığı için önemli miktarda sermaye çıkışı oldu, dış borçlanma maliyetlerimizi epey arttı. Bir yandan kredileri pompalayıp diğer yandan döviz kurunun dengeleyici olarak çalışmasına izin vermeyince cari denge hızla bozulmaya başladı, bunu engellemek için de ithalatı vergilerle pahalandırmaya çalıştık. Tabi bütün bunlar kısa vadede fayda getireceğine inanıldığı için yapılmış olabilir, ancak toplumun bütününü ilgilendiren bu tür politikaları uygularken uzun vadedeki olası bedeli de hesaba katarak ortak akıl ve istişare ile içeren bir tasarımla hareket etmek daha verimli olur. Diğer türlü bugünün çözümleri yarının sorununa dönüşebilir.”

 

Merkez Bankası’ndaki Başekonomistlik görevinden geçtiğimiz yıl ayrılan Prof. Dr. Hakan Kara’dan kredi artışıyla ilgili çarpıcı uyarılar geldi. Eski Başan Murat Çetinkaya’nın görevden ayrılması sonrasında Merkez Bankası’nı bırakıp Bilkent Üniversitesi’ndeki görevine geri dönenen Hakan Kara, Cumhuriyet gazetesinin sorularını , “Dış açıkla oluşan kur baskısının enflasyonist süreçle birleşerek sarmala dönüşmemesi için para politikasında daha temkinli duruş ve kredilerde normalleşme gerekiyor” dedi.

Hakan Kara, “Covid sonrasında hızlı kredi artışı ilk planda gerekli bir politikaydı ve bir ölçüde faydalı oldu; ancak bu noktadan sonra riskleri daha fazla artırmamak için kredi büyümesinde gazdan ayağımızı çekme zamanı geldi” dedi. Bu dönemde kurunun şeffaf olmayan yöntemlerle kontrol edilmeye çalışıldığını, Merkez Bankası’nın rezervlerini hızlı bir şekilde kullanıldığını anlatan Kara şunları söyledi:

“Cari açık ile oluşan kur baskısının enflasyonist süreçle birleşerek olumsuz bir sarmala dönüşmemesi için yılın ikinci yarısında para politikasında daha temkinli duruş ve kredilerde normalleşme gerekiyor. Bunlara ek olarak makro politikaların iletişimi konusunda daha tutarlı bir çerçeve oluşturulmasında fayda var.”

TÜİK’in açıkladığı işsizlik oranının bilgi verme niteliğini yitirdiğini belirten Kara, “Mevcut konjonktürde işsizlik oranını değil istihdamı izlemek lazım çünkü işgücünden hızlı çıkışlar nedeniyle resmi işsizlik oranları bilgi değerini yitirdi, bu nedenle istihdam oranına bakmak daha doğru olur. Bu şekilde bakıldığında sadece son bir yılda istihdam oranının yüzde 46’lerden yüzde 41’e indiğini görüyoruz. Özellikle uzun süredir işsiz kalanların iş bulma ümidini kaybettikleri için giderek artan şekilde işgücünden çıkmaları kaygı verici. Ayrıca kadınların işgücüne katılım oranı son on beş yıldır ilk defa aşağı yönlü bir eğilim göstererek geçen yıldan bu yana 5 puan düştü. İşgücünden çıkışları standart yöntemlerle tahmin etmek mümkün değil, farklı bir açıklamaya ihtiyaç var” dedi.

“Yatırımcıyı tedirgin ettik”

Ekonomi yönetiminin döviz kurunu şeffaf olmayan yöntemlerle kontrol etmeye çalıştığı ve Merkez Bankasının rezervlerinin çok hızlı bir şekilde kullanıldığı eleştirisi yapan Kara şöyle devam etti:

“İç ve dış yatırımcıyı tedirgin eden kısıtlamalar ve işlem maliyetleri uyguladık. Bu uygulamalar ekonomimize dair risk algısını artırdığı için önemli miktarda sermaye çıkışı oldu, dış borçlanma maliyetlerimizi epey arttı. Bir yandan kredileri pompalayıp diğer yandan döviz kurunun dengeleyici olarak çalışmasına izin vermeyince cari denge hızla bozulmaya başladı, bunu engellemek için de ithalatı vergilerle pahalandırmaya çalıştık. Tabi bütün bunlar kısa vadede fayda getireceğine inanıldığı için yapılmış olabilir, ancak toplumun bütününü ilgilendiren bu tür politikaları uygularken uzun vadedeki olası bedeli de hesaba katarak ortak akıl ve istişare ile içeren bir tasarımla hareket etmek daha verimli olur. Diğer türlü bugünün çözümleri yarının sorununa dönüşebilir.”

 

Merkez Bankası’ndaki Başekonomistlik görevinden geçtiğimiz yıl ayrılan Prof. Dr. Hakan Kara’dan kredi artışıyla ilgili çarpıcı uyarılar geldi. Eski Başan Murat Çetinkaya’nın görevden ayrılması sonrasında Merkez Bankası’nı bırakıp Bilkent Üniversitesi’ndeki görevine geri dönenen Hakan Kara, Cumhuriyet gazetesinin sorularını , “Dış açıkla oluşan kur baskısının enflasyonist süreçle birleşerek sarmala dönüşmemesi için para politikasında daha temkinli duruş ve kredilerde normalleşme gerekiyor” dedi.

Hakan Kara, “Covid sonrasında hızlı kredi artışı ilk planda gerekli bir politikaydı ve bir ölçüde faydalı oldu; ancak bu noktadan sonra riskleri daha fazla artırmamak için kredi büyümesinde gazdan ayağımızı çekme zamanı geldi” dedi. Bu dönemde kurunun şeffaf olmayan yöntemlerle kontrol edilmeye çalışıldığını, Merkez Bankası’nın rezervlerini hızlı bir şekilde kullanıldığını anlatan Kara şunları söyledi:

“Cari açık ile oluşan kur baskısının enflasyonist süreçle birleşerek olumsuz bir sarmala dönüşmemesi için yılın ikinci yarısında para politikasında daha temkinli duruş ve kredilerde normalleşme gerekiyor. Bunlara ek olarak makro politikaların iletişimi konusunda daha tutarlı bir çerçeve oluşturulmasında fayda var.”

TÜİK’in açıkladığı işsizlik oranının bilgi verme niteliğini yitirdiğini belirten Kara, “Mevcut konjonktürde işsizlik oranını değil istihdamı izlemek lazım çünkü işgücünden hızlı çıkışlar nedeniyle resmi işsizlik oranları bilgi değerini yitirdi, bu nedenle istihdam oranına bakmak daha doğru olur. Bu şekilde bakıldığında sadece son bir yılda istihdam oranının yüzde 46’lerden yüzde 41’e indiğini görüyoruz. Özellikle uzun süredir işsiz kalanların iş bulma ümidini kaybettikleri için giderek artan şekilde işgücünden çıkmaları kaygı verici. Ayrıca kadınların işgücüne katılım oranı son on beş yıldır ilk defa aşağı yönlü bir eğilim göstererek geçen yıldan bu yana 5 puan düştü. İşgücünden çıkışları standart yöntemlerle tahmin etmek mümkün değil, farklı bir açıklamaya ihtiyaç var” dedi.

“Yatırımcıyı tedirgin ettik”

Ekonomi yönetiminin döviz kurunu şeffaf olmayan yöntemlerle kontrol etmeye çalıştığı ve Merkez Bankasının rezervlerinin çok hızlı bir şekilde kullanıldığı eleştirisi yapan Kara şöyle devam etti:

“İç ve dış yatırımcıyı tedirgin eden kısıtlamalar ve işlem maliyetleri uyguladık. Bu uygulamalar ekonomimize dair risk algısını artırdığı için önemli miktarda sermaye çıkışı oldu, dış borçlanma maliyetlerimizi epey arttı. Bir yandan kredileri pompalayıp diğer yandan döviz kurunun dengeleyici olarak çalışmasına izin vermeyince cari denge hızla bozulmaya başladı, bunu engellemek için de ithalatı vergilerle pahalandırmaya çalıştık. Tabi bütün bunlar kısa vadede fayda getireceğine inanıldığı için yapılmış olabilir, ancak toplumun bütününü ilgilendiren bu tür politikaları uygularken uzun vadedeki olası bedeli de hesaba katarak ortak akıl ve istişare ile içeren bir tasarımla hareket etmek daha verimli olur. Diğer türlü bugünün çözümleri yarının sorununa dönüşebilir.”

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap