Milli Gazete Yayın Yönetmeni’nden muhabirine açık mektup: Tarım Kredi Kooperatifi haberlerine getirilen sansürü yazı dizisiyle yüzlerine vurmanı istirham ediyorum

by Haber Fora

Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, muhabir Saadettin İnan imzalı 19 Tarım Kredi Kooperatifi haberine erişim engeli gelmesi üzerine yazdığı açık mektubunda, İnan’dan ilgili haberlerle ilgili bir yazı dizi hazırlamasını rica ederek, ”Bu süreci herkes bütün yönleriyle bilmeli, hatırlamalı. Sansüre yeltenenlerin, hukuku sansürlerine alet edenlerin sansürcülüğü yüzüne vurulmalı. Biliyorsun, yazı dizileri daha oylumlu, daha derinlikli ve daha uzun soluklu gazetecilik çalışmasıdır” dedi.

Haberlere getirilen ‘erişim engelleri’ için “darbe süreçlerinde bile yaşanmamış bir karartma yöntemi, post-modern sansür” diyen Kurdaş, ”Yasak muhabire, gazeteye, habere değil aslında okuyucuyadır, kamuoyunadır. Erişimi engellemek, insanların gazete almasını, kitap almasını yasaklamaktan başka bir şey değildir” ifadesini kullandı. 

Mustafa Kurdaş’ın ”’ başlıklı yazısı şu şekilde:

”Millî Gazete, manşetleriyle, haberleriyle Tarım Bakanlığı’na adeta çekidüzen veriyordu. Denetim görevini kamu yararı için yapıyor, gerek Tarım Bakanlığı’ndaki gerekse en az bakanlık kadar ülke tarımımız ve çiftçimiz için önemli olan Tarım Kredi Kooperatifleri’nde olup bitenleri kamuoyuna mal ediyordu. Millî Gazete’nin kamu yararını gözetmesine, olup bitenleri kamuoyunun dikkatine sunmasına mani olunamayınca “hukuki sansür” yolları geliştirildi. “Madem Millî Gazete’ye engel olamıyoruz, o zaman kamuoyunun Millî Gazete’ye erişimine engel olalım” formülü devreye sokuldu. Her biri belgeli haberler milletten ve daha da önemlisi devletten, yükseklerdeki kişiden ve kişilerden kaçırılmak isteniyordu, besbelli.

Belgeli 19 Saadettin İnan imzalı haberimize internet sitemizden artık kimse ulaşamayacak. Bilmelisin ki; bir gazete ve bir genel yayın yönetmeni için en zor ve en acı şey sansürdür. Biz biliyoruz ki, adı “erişim engeli” gibi tuhaf bir şey de olsa, bu yapılan şey sansürün kendisidir. Darbe süreçlerinde bile yaşanmamış bir karartma yöntemi kullanılmış post-modern sansürdür “erişim engeli” dedikleri. Yasak muhabire, gazeteye, habere değil aslında okuyucuyadır, kamuoyunadır. Erişimi engellemek, insanların gazete almasını, kitap almasını yasaklamaktan başka bir şey değildir. Haberin okunmaması için yapılan karartma, post-modern bir sansür uygulamasıdır.

Tabii ki biz bu sansür baskısına da boyun eğecek değiliz.

Haberlerimize erişim engeli koyanlar, devletin belgelerine de erişim engeli koyabilecekler mi?

Haberlerimizdeki belgeleri kim nereye gömecek?

Haberlerimizi yok ettiklerini düşünenler, arşivlerimizi de yok edebilecekler mi? Erişim engeli nedeniyle insanlar gerçekleri okuyamayacaksa, gerçekler kayıp mı, yok mu olacak sanıyorlar?

Sevgili Saadettin İnan;

Bugünkü Başyazı’mızda sana hitap etmek istiyorum. Daha doğrusu seninle hasbihal etmektir muradım. Farkındayım, alışılmış bir durum değil bu. Maksadım ne seni şaşırtmak ne de okuyucularımızı meraklandırmak. “Bir genel yayın yönetmeninin bir haberciye açık mektubudur” bir bakıma bugünkü Başyazı.

Merhaba Saadettin…

Seneler çabuk geçti… Sanırım sen de çeyrek asırlık gazetecilerden oldun. Birçok genç arkadaşım gibi meslekte sana da ağabeylik yapmaya çalıştım. Son dokuz yıldır da bir genel yayın yönetmeni olarak sana ağabeylik yapıyorum. Bu ağabeyliğimden memnun kaldın mı, kalmadın mı bilemeyeceğim. Dostluğumuzu mevzubahis edecek değilim Saadettin. Konumuz; mesleğimiz, gazeteciliğimiz.

Millî Gazete’de çeyrek asırlık teşrik-i mesaimiz var. Mesleğe başladığın ilk günden beri tanırım, bilirim seni. Stajyer gazetecilik günlerinden bugüne sendeki gelişimi aşama aşama müşahede eden bir ağabeyin olarak söylüyorum. Türkiye’de parmakla sayılabilecek kadar kalan iyi gazeteciler arasındasın, bilesin. Çalışma hayatı, emek alanında bir gazeteci söyleyin denilse sayılabilecek ilk üç meslektaşımdan birisin. Ayrıca sadece “haberci” olmanın da ötesinde artık bu alanda otoritesin. Gerçek bir habercisin. Haber kaynakların var, haber kaynaklarına olan saygın var, her haberine olan inancın var, özel haber heyecanın var. Daha da önemlisi “belgeli” yazarsın, çizersin. Bir gazetecinin “haberci oluşu” vurgulanır mı, “gazeteci dediğin zaten habercidir” diyebilirsin elbette… Gazetecilerin haberden çok yağcılık yaptığı bir zamanda mesleği icra ettiğimizi düşünürsen, bir gazeteci için haberci vurgusu yapmayı gereklilik sayıyorum artık. Baksana, gazetecilik kamu yararından ziyade; acımasız bir yandaşlığa, sınırsız bir yalakalığa ya da kindar bir düşmanlığa bürünmüş durumda.

Nasip oldu, son dokuz yıldır Millî Gazete’mizin genel yayın yönetmeni olarak seninle çok güzel mesleki hukukumuz ve mesleki iletişimimiz oldu. Hatırlıyorum da, şu son dokuz yıl içerisinde yüzlerce kez hararetli, heyecanlı telefon görüşmeleri yaptık seninle. Kimi zaman haberin kendisini konuştuk, kimi zaman üzerimizdeki baskıları paylaştık. Kimi zaman haberin derinliklerinde, kaynaklarında, belgelerinde gezindik saatleri aşan telefon görüşmelerimizde. Yeri geldi gece yarılarında da haber konuştuk seninle.

Kıymetli dostum!

Senin gazeteciliğini, daha da önemlisi kişiliğini ve karakterini bilen bir ağabeyin ve genel yayın yönetmenin olarak sana hep güvendim. Sadece senin için söylemiyorum; özel haberi olan her habercimizin haberini gazetemizde layıkıyla kullanmaya çalıştım. Millî Gazete’mizin elli yıllık müktesebatını çiğnemedikçe, kul hakkını gözettikçe, asparagas ve yalana başvurmadıkça hiçbir şeyden çekinmemenizi salık vermişken; fincancı katırları ürkecek diye doğruluğundan emin olduğumuz hiçbir özel haberi heder etmedik.

Doğru düşünce, insanı doğru adımlara sevk eder, doğru adımlar da insanı doğru yerlere götürür. Meslektaşlarımız “talimat gazeteciliğinde” boğuşurken, biz kararlılıkla “özel haberciliği” esas aldık. Bunun da meyvesini topladık gazete olarak.

***

Sanırım sana bahsetmiştim Saadettin, ama okuyucularımız da bilsin…

Ankara’da daha gün yeni ağarırken… Başkent bürokrasisi belki de evinden bile çıkmamışken. Sabahın saat sekizinde ismi bizde mahfuz kalsın eski tarım bakanlarımızdan birisi telefonumu çaldırdığında… Anladım ki, sayın bakan şu an elinde Millî Gazete’yi tutuyordu. Zira günün manşetinde Tarım Bakanlığı vardı. “Buyurun sayın bakan” dediğimde, manşetimizin bakanlıkta büyük bir sarsıntı meydana getirdiğini müşahede etmek fazlaca zaman almamıştı. Sayın bakan sabahın sekizinde birazcık serzenişte de bulunuyordu, ama o kadar da olacaktı artık. Telefonu kapatınca bir kez daha şükretmiştim; manşetimizle milletimizin sadece “tek kuruşunun” değil, milyonlarının “yakınlara” peşkeş çekilmesine mani olmuştuk. O manşet haberimizdeki imza Saadettin İnan ismini taşıyordu.

Daha önce senin de katıldığın gazetemizin bir iftarında anlatmıştım haziruna: Tarım Bakanlığı bürokrasisinde, bakan değişimleri olduğu zaman, yeni bakanla birlikte yeni görevlendirmeler, yeni bürokratlar koltuklarına oturduklarında, bakanlığın eski bürokratları ile yeniler arasında şu diyaloğun geçtiğini bilirim.

* Sen yenisin, dikkat et, bu bakanlıkta iki kişiden korkulur.

* Birincisini tahmin ediyorum, korkacağımız ilk kişi sayın bakandır. Merak ettiğim korkulan ikinci kişi? Eski bürokratın cevabı kısa ve net olur:

* Millî Gazete ve Saadettin İnan.

Bürokratın bu nasihati, vermiş olduğumuz tarım mücadelemizin ne kadar güçlü olduğunu bize anlatıyor öyle değil mi Saadettin. Bir bakanlıkta böyle bir kanaat oluşmuşsa Millî Gazete işini hakkıyla icra ediyor demektir. Çünkü gazetecilik bizim için bir meslek olabilir ama iktidarlar ve bürokrasi bakımından güçlü bir denetim mekanizmasıdır. Bir memlekette gazetecilik hakkıyla yapılıyorsa eğer, orada herkes kendisine çekidüzen verir. Ama gazetecilik teslim olmuşsa, bürokrasisi gizli krallığını yürütmeye koyulur. Artık bürokrasinin adı “devlet bürokrasisi” değil, “menfaat bürokrasisi”dir.

En iyi sen bilirsin Saadettin; genel yayın yönetmeni olarak haberlerimizle ilgili sizlerden mutlaka iki şey sormuşumdur.

* Belgen var mı?

* Haber kaynağın güvenilir mi?

Bugüne kadar hiçbir muhabirime haber kaynağın kim diye sormamışımdır. Bu soruyu ayıp sayarım. Ama haber kaynağının güvenilir olup olmadığıyla her zaman ilgilenmişimdir, biliyorsun. Ayrıca duyumu bilgiye dönüştürmenin, bilgiyi de belgelendirmenin önemine dikkat çekmişizdir hep.

Ve bazı haberlerde de şunu istemişizdir; haber kaynağına, bilgiye ve belgeye yani bütün verilere güvensek bile hepsinin sağlamasını yap, başka kaynaklara da ulaş.

Sana teşekkür ediyorum Saadettin. Bize hiçbir zaman belgesiz haber göndermedin. “Kul hakkına girmeyeceğiz, başkalarının şahsi faydası için değil kamu yararı için habercilik yapacağız” ilkelerimizi her haberinde gözettin. Kendi gazetecilik alanında üç maymunu hiç oynamadın. Duyduklarını, gördüklerini ve bildiklerini belgelendirme ve haberleştirme derdinde oldun.

***

Bu süreçlerin, böyle yazıldığı gibi kolay olmadığını ikimiz de biliyoruz Saadettin.

Tehdit edildin, biliyorum.

Şantajlara muhatap oldun, biliyorum

İftiralara maruz kaldın, biliyorum.

Suç duyurularıyla korkutulmaya, kontrol altına alınmaya çalışıldın, biliyorum.

Sosyal medyada sadece sana özel troll hesaplar oluşturulup saygınlığını zedelemeye çalıştılar, biliyorum.

Akla gelir gelmedik yol ve yöntemlerle gazeteciliğine toz kondurmaya çalıştılar, biliyorum.

Tanıdıklarla-dostlarla sıkıştırıldın, biliyorum.

Dava büyüklerimiz nezdinde sıkıntıya sokulmak istendin, biliyorum.

Telefon mesajlarıyla tehdit edildin, biliyorum.

Sırf haber yapıyorsun; ayıpları, yolsuzlukları, usulsüzlükleri belgeleriyle ortaya çıkarıyorsun diye hâkim karşısına çıkarılmak istendin, biliyorum.

Bütün bunlar nedeniyle uyuyamadığın geceler var, biliyorum.

Duymadık, görmedik, bilmiyoruz dememiz yani üç maymunu oynamamız için her türlü yolu mubah saymaya kalkıştılar biliyorum.

Ama bildiğim bir şey daha var ki; sen hiçbir zaman vazgeçmedin.

***

“Psikolojik harp teknikleri bir gazeteci üzerinde uygulanabilir mi?” diye bir sual yöneltilse, hiç düşünmeden, “Gidin Saadettin İnan’a sorun, o size anlatsın” derim. Benim için Millî Gazete’nin gazetelerden herhangi biri olmadığını bilirsin Saadettin. İşte bugün de; psikolojik harp teknikleriyle mücadele ile yoğrulmuş ve Milli Görüş’ü, istikameti, müktesebatı olan bir gazetede işimizi yapıyor oluşumuzdan dolayı Allah (c.c)’a her zaman hamd ediyorum. Zira bilmeni isterim ki, senin maruz kaldığın baskıların daha büyüğünü gazete olarak ve genel yayın yönetmeni olarak şahsen bizler de yaşıyorduk anbean. Sadece seninle ilgili konular da değil. Millet olarak çok derin sulardan ve karanlık süreçlerden geçmek zorunda kaldık. Beş koldan yürütülen saldırıları gazetemizin bütün kadrolarıyla birlikte göğüsledik.

Dayanılması güç baskıların sıklaştığı, daraldığın anların çok oldu. “Ben şimdi ne yapayım Mustafa abi?” diye onlarca kez sual ettiğinden bilirim yaşadığın zorlukları. Her defasında üç aşağı beş yukarı verdiğim aynı cevabı da sen hatırlıyorsundur umarım Saadettin. “Kaygılanma, bizim niyetimiz belli. Biz işimizi yapacağız, bu milletin hakkını korumaya devam edeceğiz. Şu zamanda çiftçinin hakkını, işçinin alın terini biz korumazsak kim koruyacak? Kimseye iftira atmıyoruz, yalan haber yapmıyoruz, kişisel husumetler içerisinde değiliz ki, geri duralım. Kamunun yararını gözetmek kabahatse, bu ülkenin tarımını güçlendirmeyi dert edinmek kabahatse, çiftçinin-köylünün hakkını savunmak kabahatse… Bu kabahatleri işlemeye devam edeceğiz” demiştik. Hatırlıyorsun değil mi sevgili dostum?

***

Vazgeçirmek için neler yapılmadı ki! Önümüze hangi “engeller” konmadı ki?

Belgeli haberlerimize tekzip girişimleri oldu. Tekzip metinleriyle yıldırmaya çalışıldık önce. Kendisine çekidüzen vermek, yolsuzlukları ve usulsüzlerle mücadele etmek yerine her habere bir tekzip metni yazma telaşına kapılan Ankara ile yüzleştik. Haber yapmak suçmuş gibi ağır ithamlar sıkıştırdılar satır aralarına. Ama bu tekzip girişimlerinin tamamı talimatı değil adaleti esas alan hukuktan döndü. Onlarca belgeli haberimiz bizzat mahkemelerce de teyit edildi, onandı.

Sonra davalar açıldı… Öyle bir tane, iki tane değil. Onlarca dava… Haberlerimizin tamamı doğruydu, belgeliydi ve kamu yararı için yapılmıştı. Davaların hepsini kazandık elhamdülillah. Gazetemizin hukuk bürosu yoruldu ama olsun. Vazgeçtik mi? Hayır!

***

Şimdi asıl konuya geleyim Saadettin…

Bütün bunları Saadettin İnan’a methiyeler dizeyim diye kaleme almış değilim bilesin.

Saadettin İnan imzalı haberlerimizin bir kısmına internet mecrasında getirilen “erişim engeli” kararları nedeniyle ihtiyaç duydum bu hasbihale.

Senin büyük emeklerin, zorlukların vardı. Millî Gazete’nin büyük bir kararlılığı ve inancı vardı. Millî Gazete’mizde bu haberlerin yayınlanmasına “engel” olunamamıştı. Millî Gazete manşetleriyle, haberleriyle Tarım Bakanlığı’na adeta çekidüzen veriyordu. Denetim görevini kamu yararı için yapıyor, gerek Tarım Bakanlığı’ndaki ve gerekse en az bakanlık kadar ülke tarımımız ve çiftçimiz için önemli olan Tarım Kredi Kooperatifleri’nde olup bitenleri kamuoyuna mal ediyordu. Millî Gazete’nin kamu yararını gözetmesine, olup bitenleri kamuoyunun dikkatine sunmasına mani olunamayınca “hukuki sansür” yolları geliştirildi. “Madem Millî Gazete’ye engel olamıyoruz, o zaman kamuoyunun Millî Gazete’ye erişimine engel olalım” formülü devreye sokuldu. Her biri belgeli haberler milletten ve daha da önemlisi devletten, yükseklerdeki kişiden ve kişilerden kaçırılmak isteniyordu, besbelli. Anlayacağın, ateş bacayı sarmıştı.

Bir günde, aynı hâkim tarafından onlarca Tarım Kredi haberimize erişim engeli getirilmesi tuhaftı. Tarım Kredi’deki yanlışları düzeltmek yerine kamuoyundan bazı şeyleri saklamak telaşı bile Millî Gazete’nin ne kadar haklı ve yerinde manşetler atıp haberler yaptığını ortaya koyuyordu.

Biz her zamanki gibi “adaletin tecellisi” umudu ve inancıyla hukuk mücadelemize soyunduk. Ama hukuku da bürokratik oligarşiye alet eden zihniyet çoktan kararını vermişti. Reddedildi. Biz de hukuki bakımdan internet sitesindeki haberlerimizi içimiz kan ağlaya ağlaya kararttık!

Evet Saadettin… Belgeli 19 Saadettin İnan imzalı haberimize internet sitemizden artık kimse ulaşamayacak. Bilmelisin ki; bir gazete ve bir genel yayın yönetmeni için en zor ve en acı şey sansürdür. Biz biliyoruz ki, adı “erişim engeli” gibi tuhaf bir şey de olsa, bu yapılan şey sansürün kendisidir. Darbe süreçlerinde bile yaşanmamış bir karartma yöntemi kullanılmış post-modern sansürdür “erişim engeli” dedikleri. Yasak muhabire, gazeteye, habere değil aslında okuyucuyadır, kamuoyunadır. Erişimi engellemek, insanların gazete almasını, kitap almasını yasaklamaktan başka bir şey değildir. Haberin okunmaması için yapılan karartma, post-modern bir sansür uygulamasıdır.

Tabii ki, biz bu sansür baskısına da boyun eğecek değiliz.

***

Hülasa-i kelam… Yaşanmış zorlukları şimdi bir kez daha düşün Saadettin… Bütün bu yaşanmışlıklara rağmen hani hiç vazgeçmedik ya. Şimdi okuyucularımız nezdinde sesleniyorum sana: Bizim işimiz kamu yararıdır, bizim işimiz bu milletin her bir kuruşuna sahip çıkmaktır. Derdimiz yanlışların düzeltilmesi, yönetenlerin doğruya sevk edilmesidir. Her türlü girişime, tevessül edilmiş her türlü baskıya rağmen nasıl vazgeçmediysek… Şimdi de vazgeçmeyeceğiz. “Erişim engeli” sansürünü aşmanın yollarını da biz bulacağız ama işimizi yapacağız.

Lütfen, bu olay moralini bozmasın. Lütfen heyecanını kaybetme. Yeni Türkiye dedikleri şartlarda bu karartmalar oluyor diye, kamu yararının peşinden koşmaktan geri durma. Birileri bir yol bulduysa biz de bir yol bulacağız. Merak etme, makamlar gelip geçici, kalıcı olan Allah’ın rızasının peşinde olmaktır.

Dikkat edersen, insanların önüne “erişim engeli” çıkaran Tarım Kredi’de olup bitenlere hiç değinmedim. “Tarım Kredi” kelimeleri geçiyor diye, sansürcü zihniyet bu yazı için bile erişim engeli talep edebilir. Yine aynı hâkim de bu yazıya erişilmesin diye milletin önüne “erişim engeli” koyabilir. Tuhaf bir döngü! Ama onlar engel koyacak diye, biz gazetecilikten nasıl vazgeçmeyeceksek… Sen de haberciliğinden, inancından vazgeçme.

***

Düşün Saadettin!

Haberlerimize erişim engeli koyanlar, devletin belgelerine de erişim engeli koyabilecekler mi?

Haberlerimizdeki belgeleri kim nereye gömecek?

Haberlerimizi yok ettiklerini düşünenler, arşivlerimizi de yok edebilecekler mi? Erişim engeli nedeniyle insanlar gerçekleri okuyamayacaksa, gerçekler kayıp mı, yok mu olacak sanıyorlar?

Evet Saadettin, bilenler bilir Kurdaş bir hasbihalde bulunuyorsa, yeni bir görev de verecek demektir:

Şimdi ilk görevini buradan vermiş olayım.

Şu Tarım Kredi’nin Millî Gazete’mizin kesinleşmiş 19 haberi ve kesinleşmesi muhtemelleşen (ki sağduyu ortaya çıkar ve inşallah bu olmaz) diğer onlarca haber ile ilgili bir yazı dizisi hazırlamanı senden istirham ediyorum. Bu süreci herkes bütün yönleriyle bilmeli, hatırlamalı. Sansüre yeltenenlerin, hukuku sansürlerine alet edenlerin sansürcülüğü yüzüne vurulmalı. Biliyorsun, yazı dizileri daha oylumlu, daha derinlikli ve daha uzun soluklu gazetecilik çalışmasıdır.

Son cümle olsun: Sana hep güvendik, soyadın gibi İnan’dık. İnanmakla da iyi yaptığımızı hep gördük. Kolay gelsin Saadettin…”

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap