Muhafazakar mahalle baskısı: Boğaziçili öğrencilere destek veren mütedeyyinlere “ev zencisi” denmeye başlandı…

by Haber Fora

Müslümanlığı kabul ettikten sonra Malik el Şahbaz ismini alsa da tarihe Malcolm X olarak kazındı. Irkçı beyaz tahakküme karşı siyahilerin direnişini örgütledi ve dönemin hakim iktidarının tepkisini üzerine çekti.

Irkçı beyazlığa karşı siyah ırkçılığını da reddetti ve daha sonradan FBI’nın yönlendirici kutuplarından biri olduğu ortaya çıkacak The Nation of Islam isimli örgütten ayrılarak kendi bağımsız yolunu çizdi. 

 

Malcolm X, 21 Şubat 1965 günü, henüz 40 yaşındayken bir suikastla hayatını kaybettikten sonra da dünya genelinde milyonlarca Müslüman’a ilham kaynağı oldu.

“Ev zencisi” nedir, “tarla zencisi” kime denir?

Bir konuşmasında “İki türlü zenci” olduğunu söyledi Malcolm X: Ev zencisi ve tarla zencisi. 

Ona göre ev zencisi sahibine iyi bakardı ve tarla zencilerini dizginlerdi. Çünkü ev zencilerine daha iyi koşullar sağlanmış, daha iyi yemekler verilmişti. Ev zencileri, bütün bu “nimetler” karşılığında efendisine koşulsuz bir şekilde itaat ederdi. Malcolm X’in konuşmasında “tarla zencilerine” de atıflar vardı: Kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar, en berbat elbiseleri giyenler, en berbat yemekleri yiyenler, ama efendilerden nefret edenler…

Malcolm X konuşmasında “Ben bir tarla zencisiyim” diyordu…

Yeni “mahalle baskısı”: Ev zencilerisiniz

Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanmasının ardından başlayan eylemlere kimi muhafazakarların destek vermesi, gözaltına alınan öğrencilerin yanında durması Malcolm X’in bu konuşmasının hatırlanmasına neden oldu.

Boğaziçililere destek açıklayan muhafazakarlar, diğer muhafazakarlar tarafından “ev zencisi” olmakla suçlanıyor. 

İktidarın yanında duranların, iktidarın bu uygulamasına karşı çıkanlara yönelttiği bu ithamın oksimoronluğu ise henüz çözümlenebilmiş değil.

Yeneroğlu: Gerçek çatışma hattı farklı şekilde cereyan ediyor

Mustafa Yeneroğlu, İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) geleneğinden bir siyasetçi.

Bir süre AK Parti’de MKYK üyeliği yaptı. Genel gidişata itirazlarını her fırsatta dile getirdi.

30 Ekim 2019’da ise partisinden istifa etti. Şimdi, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) saflarında ve İstanbul Milletvekili. 

Yeneroğlu, Türkiye’deki asıl çatışmanın, muhafazakârlar ile sekülerler arasında olmadığının görülmesi gerektiğini vurguluyor.

“Her ne kadar Cumhurbaşkanı farklı siyasi kimliklerin çatışması için ek bir mesai sarf ediyor olsa da gerçek çatışma hattı daha farklı bir şekilde cereyan ediyor” diyen Yeneroğlu asıl mücadele alanını şu sözlerle yorumluyor:
 
“Mücadele, Türkiye’de ‘demokrasi ve adalet’ diyenlerle tek adam rejimi, baskılar ve hukuksuzlukları destekleyenler arasında. Bu gerçeği okuma becerisinden yoksun olanlar, her türlü anlaşmazlığı bir siyasi kamplaşma olarak takdim edip, kendi mevzisini kuvvetlendirmeye çalışıyor.”

 

“Çözüm basit”

Yeneroğlu çözümün basit olduğunu düşünüyor.

“Bugün Türkiye’de herkes için koşulsuz, ‘ama’sız demokrasi ve adalet prensibi uygulanırsa, tek adamın ya da bir partinin adamının kayırılmadığı, tam bir hukuk devletine dönülürse, haftalarca süren ve millet olarak enerjimizi tüketen bu tartışmaların hiçbirisi ortaya bile çıkmayacak” diyen Yeneroğlu şöyle devam ediyor: 

“İktidar, adaletsizlikleri, hukuksuzlukları kurumsal bir hâle getirmeye çalıştıkça karşısında direnç görmeye devam edecek. Bu demokratik direnci anlayıp takdir etmek yerine o direncin bileşenlerini kriminalize eden iktidar kendi kuyusunu kazmak dışında bir de ülkedeki atmosferi zehirlemeye devam ediyor. ‘Ya bizdensin ya onlardan’ şeklindeki bir mantığın tabii karşılandığı bir toplumsal atmosfer sıradan vatandaşı boğarken, iktidarın rasyonellikten uzak tahakküm alanını genişletiyor. Mesele muhafazakarlık meselesi değil. Türkiye’deki esas meselemiz, demokratik hukuk devleti iddiamızın fersah fersah uzağına düşüşümüz.”

Turhan: İktidarı eleştiren muhafazakarlara “ev zencisi” demek trajikomik, ev artıklarına tav olmak başka kesimlere yakışacak bir tanımlama

Borsa İstanbul’un eski başkanı, eski AK Parti İzmir milletvekili Prof. Dr. İbrahim Turhan bir Boğaziçi Üniversitesi mezunu.

Şimdi Gelecek Partisi saflarında siyaset yapan Turhan’a göre “Boğaziçi öğrencilerinin haklı sesinin önüne, toplumun geniş kesimlerine ulaşamasın diye duvar örülmek isteniyor.”

“Hem öğrencilerin içinden dindar, muhafazakar, İslami kimlikleriyle ön plana çıkanlar hem de bu barışçıl anayasal hak çerçevesindeki hak arayışlarını destekleyen kesimler iktidarı çok rahatsız ediyor” diyen Turhan, “Çünkü istismar etmek istedikleri değerlere ilişkin samimiyetsiz tavırları ifşa edilmiş oluyor” ifadelerini kullanıyor.

“Bu konuda iktidarın karşısına konumlanan muhafazakarlara ‘ev zencisi’ denildiğini yeni duydum” diyen Turhan şunları söylüyor:

“Ev zencisi, köle sahiplerine yaranmak için aidiyetine sırt çeviren ve köleliği içselleştirenler için kullanılan bir deyim. Bu suçlamanın iktidara karşı eleştiride bulunan dindar kesimler için kullanılması trajikomik. Çünkü aslında şu anda iktidara karşı öğrencilerin yanında duranlar 28 Şubat’ta, 27 Nisan’da ve 15 Temmuz’da hangi duyarlılıklarla hareket ettilerse aynı duyarlılıkla hareket ediyorlar. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük, kim olursa olsun mazlumdan yana, kim olursa olsun zalime karşı düsturuyla. Ayrıca da ev artıklarından geçinme, ev artıklarına tav olup güce yanaşma sanırım bu kesime değil başka kesimlere yakışacak bir tanımlama olur…”

 

“Geçmişteki hukuksuzluklarda da aynı tavrı sergiledim”

“Üzücü olan şu” diyor Turhan ve devam ediyor: 

“Geçmişte, başörtüsü yasakları da dahil olmak üzere, aynı tavrı sergiledim. O zamanın egemenleri hukuksuzlukları, yasalar yönetmelikler ve düzenlemeleri bahane edilerek uyguluyordu. O hukuksuzluklara nasıl karşı çıktıysam şimdi de karşı çıkıyorum. O dönem yanımda olan bazı arkadalar şimdi “ama bu atamalar yürürlükteki yasalara uygundur” diyerek öğrencilere karşı tavır takınıyor… Bu kutuplaştırma ve toplum içinde insanları farklı kamplara ayırma uzağına düşmemiz gerekir. Bunun mağdurları olan insanların daha fazla empati yapması ve daha duyarlı davranması gerekir. Ben bu konunun toplumda belli bir kutuplaşmanın aracı olmasını reddediyorum. Türkiye’nin sorunları bellidir: Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı ve her alanda seviye kaybı. Bu konuları gözden saklama için adeta bir ‘cambaza bak’ tavrıyla yeni bir kutuplaştırma çabası olduğunu var.”

 

Muhafazakar Boğaziçi “şüphelisinin” avukatı Bingöl: Öğrencileri bütüncül olarak düşman görmek doğru değil

Adem Bingöl muhafazakar camiadan yetişen bir avukat. Boğaziçi eylemleri sırasında gözaltına alındıktan sonra tutuklanması istenen bir muhafazakar öğrenciyi temsil etti. 

“Tepkilerin adliyeye yansımasını doğru bulmuyorum” diyor Bingöl. 

“Elbette ister öğrenci olsun, isterse öğrenci olmayan bir vatandaş olsun bir hakkın kullanımı sırasında şiddete başvurulmasının hukuki bir sonucu olacaktır. Hatta kötü niyetli çevrelerce bu durum kullanılmak istenebilir. Köpürtülerek siyasi bir fayda elde edilmek de istenebilir. Hükümetin bu yöndeki endişesine hak veriyorum. Ama bana göre bu çevrelerin niyetine göre pozisyon almak, öğrencileri bütüncül olarak düşman olarak görmek çok yanlış” ifadelerini kullanan Bingöl’e göre “Suçlamak kolay, anlamak zor” ve “Bu öğrencileri anlamak için bir çaba göstermek gerekiyor.”

Medya eli ile korkunç bir kirlilik yaşandığına dikkati çeken Bingöl, hakikatin üstünün örtüldüğü görüşünde. “Boğaziçili öğrencilerinin gözaltına alındığı soruşturmada, emniyet ya da savcılık ifadelerinde Kâbe’ye yönelik yapılan kirli saldırı ile ilgili hiçbir suçlama yoktu. Kâbe benim de müvekkilimin de kutsalı. Bunda bizim hiçbir şüphemiz yok. Ama sanki o gün gözaltına alınanlar için bu suçlama var gibi konuşuluyordu. Algıya göre değil dosyada bulunan delillere göre karar verilmesi talebimizin kabulü ile öğrenciler tutuklanmadı.” diyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün bir süredir ciddi bir reform niyetini ortaya koyduğundan bahseden Bingöl şunları kaydetti:

“Bu yöndeki her beyandan sonra ciddi bir sorun yaşanıyor. Yaşanan hukuki krizler, siyasilerin ya da gazetecilerin uğradığı saldırılar gibi. Aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanı ‘Yeni bir anayasa’ dedikten birkaç saat sonrasında, kampüs içinde bulunan Boğaziçili öğrenciler apar topar gözaltına alındı. Yani ben tesadüf olarak yorumlayamıyorum, bu gelişmeleri garipsiyorum. Toplumsal bir sıkışma amaçlanıyor ise buna uygun bir süreç yaşanıyor. Öğrencilerin meşru haklarını kullanmalarına engel olmamak lazım. Onlar ile irtibat kurmak, onları dinlemek faydalı olacaktır. Öğrencilerin de dâhil tüm tarafların ama en çok da yönetenlerimizin bu süreçte dikkatli olması lazım. Bu sıkışmanın derinleştirilmemesi gerekiyor.”

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap