Ofise geri dönmek istediğinizden emin misiniz?

by Haber Fora

Bu sene evlerine hapsolmuş halde işlerini ve çocuklarının uzaktan öğrenimini idare etmeye çabalayan; bulaşığa, çamaşıra, köpek tüyüne ve alışveriş listesine karşı kazanamayacakları savaşı sürdüren insanların sıklıkla tekrarladığı bir nakarat var. “Ofise geri dönmeyi iple çekiyorum” diyorlar.

Aslında insanlar ofise geri dönmek istemiyor. Oturdukları dairelerden, evlerden, ebeveynlerinin evlerinden çıkmak istiyorlar. Çocuklarının okula geri dönmesini ve evden uzaklaşmayı istiyorlar. İnsanların yüzlerini tekrar görmek ve kendilerine iki metreden daha yakında duran insanlarla sohbet etmek istiyorlar. Bu aslında ofise geri dönmek istedikleri anlamına gelmiyor, en azından ofisin önceki haline…

Pek çok şirket, aşıların dağıtım hızına bağlı olmak üzere çalışanlarını bahar veya yaz aylarında iş yerine geri döndürmeye hazırlanıyor. Gözünüzde canlandırın, başta ofis okulun ilk günü gibi gelecek: Her şey tanıdık gelecek ve daha önce size ferahlık veren her şey orada olacak. Herkes aylardır bilfiil kaçındığımız türden yakınlığa yeniden kavuşmanın heyecanını taşıyacak.

Eskinin sıkıntı veren şeyleriyse tam zamanında geri dönecek. İşe gitmek uzun sürmeye devam edecek; çok fazla toplantı ve zaman kaybı yine yaşanacak; sabah evden çıkmak veya akşam yemeğine eve yetişmek yine delice bir telaş gibi gelecek. Şu soru da kendini gösterecek: Her gün bir ofise gitmekte tekrar ısrar etmemiz neden?

Bir düzine analist, İK uzmanı, mimar, mali müşavir, emlakçı ve ofis mobilyası tasarımcısıyla konuştuğumda ortak fikir apaçıktı: Ofis işinin geleceği esneklik. Bu esneklik yelpazesinin bir ucunda yazılım üreticisi GitLab gibi genel merkezi bulunmayan ve çalışanları dünyanın dört bir yanına dağılmış, tamamen “bölüştürülmüş” şirketler bulunacak. Diğer uçtaysa fazla mesainin ofiste yapılmasını talep edecek olsalar da uzaktan çalışmanın elverişsizliğine olan inançları kalıcı olarak boşa düşmüş, biraz daha eski moda kurumlar yer alacak.

Bunların arasında da uçsuz bucaksız bir kurumsal orta yol kalacak. Genel merkezler ortadan kalkmayacak ama daha fazla şirket hub-and-spoke (merkez ve çeper) modelini benimseyecek: Büyük ve pahalı şehirlerdeki ağırlık azalırken çalışanların yaşamak istediği (ve yaşamaya güçlerinin yettiği) yerlerde daha küçük ölçekli ofisler açılacak. Bazı şirketler mevcut ofis alanlarını elde tutacak ve insanların kendi tercihleriyle daha uyumlu, aralıklı programlar yapmalarına ve uzun süren işe gidiş-gelişleri azaltmalarına imkan sağlayarak ofisin genel kapasitesini düşürecek.

Diğerleri, önceleri “hoteling” veya “hot desking” olarak bilinen, birden çok çalışanın bir masayı paylaştığı metodu deneyecek. Başkalarıysa, Amerikalılar aşı olmayı sürdürürken sayılarının giderek artması beklenen küçük, mahalle bazlı iş alanlarına katılmaları için çalışanlarına ek ücret önerecek.

İnsanlar evlerinden çıkmaya, diğer insanlarla sohbet edip birlikte çalışmaya başlayacak ki ofisi özlediklerini söylediklerinde asıl kastettikleri şey bu. Sadece bunları daha önce hiç görülmemiş oranda kendi tercihlerine göre yapacaklar.

Tabii bu senaryolardan her birinin kendine has sorunları var. İnsanlar kendi hallerine bırakılırsa ofisin pandemi öncesi güç ilişkileri kendilerini yeniden üretecek. Örneğin kimsenin haftanın her günü ofise gitmesine izin verilmemeli. Aksi takdirde bu, insanların daha iyi, hazır ve nazır çalışan olduklarını kanıtlamasının başka bir yoluna dönüşecek. Evden çalışmanın esnekliğini benimsemesi en muhtemel çalışanlarla evdeki işin büyük çoğunluğunu yapması beklenen insanlar aynı grup: Kadınlar.

Uzaktan çalışmaya yüz yüze çalışmayla eşit önem verilmesi gereklilik haline gelecek. Pratikte bu, uzaktan çalışmanın aslında nasıl bir şey olduğunu, yani şu an yaptığımıza çok da benzemediğini yeniden düşünmek anlamına geliyor. Neticede yaptığımız şey salt evden çalışmak değil. Bir pandemi esnasında evden çalışıyoruz.

Rastgele bazı geçici çözümler üretmiş olabiliriz. Ama kendini uzaktan çalışmaya adamış zihinler veya yüz yüzeyle uzaktan görüşme arası toplantıların tuhaflığını bir nebze azaltabilecek teknolojinin üretilmesi gibi konularda daha geliştirilmesi gereken çok şey var.

Şirketlere paylaşımlı masa ve toplantı odaları planlamasına yönelik çözümler üreten Cove’un Genel Müdürü Adam Segal, “Geleceğimizin insanları idare etme zorunluluğu olduğunu düşünüyorum. Şimdiki mevcut kurulum insanları ofiste görebilmenize dayanıyor ve onları idare etme biçiminiz de bu. Şimdiyse insanlar artık yaptıkları işle, verimlilikle, beklentilerle alakalı iletişimi öğrenmek zorunda” diyor.
 

Teknolojiyi, esnek ofis alanlarını, yüksek verimliliğe sahip modüler toplantı odalarını üreten şirketler dönüşüm için hazır. Diğer herkes ise hâlâ “bakım modunda” gibi görünüyor.

Çalışan ebeveynler için danışma ve koçluk hizmeti veren bir kurumun yöneticisi Daisy Dowling, “Hiç kimsenin ‘Çalışan Ebeveynlik 2.0’ veya ‘Esnek Çalışma 2.0’ı nasıl yürüteceğimizle ilgili düşündüğüne denk gelmedim. İnsanlar şu anda fazla baskı altında ve henüz bunun planlamasına başlayamadılar. Buysa biraz ürkütücü çünkü zamanı geldiğinde ihtiyaç duyacağımız yapılar oluşturulmuş olmayacak” diye konuşuyor.

Yapılar oluşturulmazsa bölük pörçük, karma programlar başarısız olacak ve kendimizi tekrardan baştaki olumsuz durumda bulacağız.

Çalışanların işle olan ilişkisinin anlamlı ölçüde değişebilmesi için şirketlerin bu konuyu ciddi ciddi düşünmeye şimdiden başlaması gerekiyor. Daha önce satır aralarında kalan kelimeler artık metnin gövdesinde yerini aldı. Çalıştığınız birimdeki herkes ofise perşembe günleri geliyorsa haftada bir tekrar eden bu kıymetli zamanı nasıl değerlendireceksiniz? Hangi toplantılar (katılanların konuşmaya başlamadan önce eldeki veriyi bireysel düzeyde dikkatle değerlendirdiği sessiz toplantılar veya ilerleme duyuruları şeklinde organize edilebilir) başat öneme sahip?

Haftada bir trenle kent merkezine gidiyorsanız bu gün kullanışlı hale gelir: E-postalar ve toplantılar arasında anlamsızca mekik dokunan, her şeyle uğraşıldığı ama hiçbir şeyin halledilmediği sıradan bir gün yerine işbirliğine ve yeni fikirlere ayrılmış bir zaman… Şehirde geçirdiğiniz sıkıcı ve yorucu rutinden pişman olacağınıza bu gün aslında verimli geçen bir gün gibi gelmeye başlayabilir.

İş alanlarında özelleşen gayrimenkul şirketi SquareFoot’un Başkanı Michael Colacino, “An itibarıyla bir acil durumu yaşıyoruz ve şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerektiğinin sinyalini veren kırmızı ışıklar yanıyor” diyor.

Üst düzeyde kalifiye iş gücü sağlayan tüm bu şirketler bana aynı şeyi söyledi: Kovid sonrası esnekliği ofisi daha da iyi hale getirecek. Çalışanların hayat kalitesi, çocuklarıyla geçirebilecekleri vakitleri, çevrelerindekilerle olan bağları artacak. İstedikleri yerde yaşama, fahiş kiralar ödememe imkanları olacak. Hatta basitçe daha fazla odaklanma imkanları olacağından daha az çalışmanın yolunu bile bulabilirler. Çılgın, keyifli, ütopyacı esnek gelecek işte bu.

Ayrıca bu, kurumsal esneklikten (1980’ler ve 1990’larda benimsenmiş ilkeden) neyin anlaşıldığı konusunda devasa bir değişimi ifade ediyor. O zamanlar esneklik çalışanlar için değil işverenler içindi. Şirketler seri şekilde genişletilip daraltılabilen, uzun erimli sözleşmelerle, ne olduğu belirsiz sadakat fikirleriyle veya sendika talepleriyle kuruma zincirlenmemiş bir iş gücü istiyordu. Kısacası tarihsel olarak kârlılığı aşağı çeken uzun erimli (hatta müebbet) çalışanlar yerine kullan-at çalışanlar istiyorlardı.

“Esneklik” ilkesi çalışanlara seçim sahibi olma edebiyatıyla pazarlanıyordu. “Serbest çalışan veya sözleşmeli olmak özgürleştirir” anlamına geliyordu. Ama bu çoğunlukla daha az ücret ve çok daha az güvenceyle daha fazla çalışma “özgürlüğüydü.” Bu hissedarları memnun etse de şirketleri bitap düşmüş, verimliliği azalmış ve hiç olmadığı kadar yabancılaşmış bir iş gücüyle baş başa bırakıyordu.

Bu pandemi öncesinde bir sorundu ve şimdi daha da büyük bir sorun. Böylece konunun kasvetli özüne geliyoruz: Pandemiden önce “iyi” (güvenceli, iyi maaşlı, sigortalı) işlerde çalışan insanların pek çoğu bu iyi işleri sürdürmeyi başardı. İşi yapmak daha zor hale gelmiş olabilir ama işin kendisi büyük ölçüde istikrarlı kaldı.

Bu çalışanların patronları iş-hayat dengesini sağlayacak yeni stratejiler geliştirmek için bu çözümleri araştırıp uygulamak isteyecek, uzaktan çalışacak yeni elemanlar almayı değerlendirecek, hatta çalışma alanlarındaki imkan ve rahatlıkları daha da artırmanın yollarını arayacak.

Zenginler ve yetenekleri talep gören ofis çalışanları için Kovid-19 durgunluğu aylar önce sonra erdi. Böyle bir iktisadi istikrar ileriki vadede yenilikçiliği ve “esneğin” ne anlama geldiğine kafa yormayı da beraberinde getirecek. Umarım işin hayatımızdaki merkeziliğini düşünmenin yeni yolları da buna dahil edilir. 9’dan 5’e ofiste oturmanız zorunluluk olmaktan çıktığında esneklik “hayatınızı işinize göre planlamak” yerine Segal’ın da dediği gibi “gününüzü hayatınıza göre planlamanız” anlamını taşıyor.

Kulağa harika geliyor. Gerçek anlamıyla iş-hayat dengesi (sağlık sigortası ve günün birinde emekli olabilme imkanını kapsayacak şekilde) herkes için olmalı, yalnızca yazılımcılar ve web tasarımcılar için değil. İster kulağa sendika kadar eski moda gelsin, ister Evrensel Temel Gelir kadar radikal. Bu fikir ve faaliyetlerin çalışanlara verdiği pazarlık gücü, onlara daha fazlasını istemeye yetecek özgürlüğü de sağlayacaktır. Bunun meali daha fazla para olmak zorunda değil. Çalışmayı tali hale getirecek gerçek bir esneklik de olabilir.

Eğer çalışmanın geleceği esneklikse bugün başarmamız gereken şey, esneklikle birlikte daha iyi ve dengeli bir hayat ufkuna kavuşanlarla “esnekliği” ihtiyaçlarının ve hayallerinin işverenin fırdöndü talepleri arasında çöpe atılması şeklinde yaşayanlar arasındaki uçurumun giderek açıldığı Amerikan toplumunun gelecekte daha da kötü duruma gelmesini önlemek.

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

nytimes.com/opinion

Haber Fora için çeviren: Şafak Küçüksezer

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap