Pandeminin havuz problemi: İşsizlik nasıl azalıyor gibi görünüyor? İşsizlik mi geniş işsizlik mi; istihdam mı eğreti olmayan istihdam mı?

by Haber Fora

100 yılda bir gelen bir kriz… 

Değil bir yıllık süreç, gelecek ay bile ne olacağı belirsiz.

“İşimi kaybedecek miyim? İş yerim kapandı, o ekmek o eve nasıl girecek? Alışveriş sepetimin yükte hafif, pahada giderek ağırlaşmasına ne kadar daha dayanabilirim?” soruları cevapsız. 

Ve neredeyse son beş yılı çift haneli işsizlik oranıyla kapatan Türkiye’de pandemiyle birlikte daha da güçlenen bir soru daha: Bize açıklanan işsizlik rakamları ne kadar gerçeği yansıtıyor? 

Pulitzer Ödüllü, The New York Times yazarı Thomas Friedman “İşinizi kaybettiğiniz zaman işsizlik oranı yüzde 5 değil, yüzde 100’dür” demişti “Dünya Düzdür: Yirmi Birinci Yüzyılın Kısa Tarihi” adlı kitabında. 
 
Elbette işsizliğin her hanede bıraktığı yansıması farklı. Ancak değişmeyen tek bir şey var: Hesaplama yöntemi. 

Akıldaki sorulara yanıt aramak, eksikleri anlamak ve hatta belki bir yol haritası çizmek için, işsizliğin TÜİK sözlüğünde ne demek olduğunu, nasıl hesaplandığını, bu hesabın pandemideki geçerliliğini ve alternatif hesaplamaları anlamak gerekiyor. 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun son açıkladığı veriye göre eylülde işsiz sayısı 550 bin kişi azaldı ve 4 milyon 16 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise ağustostaki yüzde 13,1 seviyesinden yüzde 12,7’ye geriledi. Eylül 2019’da ise bu oran yüzde 13,8’di. 

İstihdam edilenlerin sayısı ise 2020’nin eylül ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre 733 bin kişi azalarak 27 milyon 707 bin kişi, istihdam oranı ise 2 puanlık azalış ile yüzde 44,1 oldu.

İşsiz, sanılanın aksine çalışmayan herkes için kullanılan bir tanımlama değil. ILO ve Eurostat uygulamaları ile uyumlu çalışan TÜİK, işsiz kişiyi tanımlarken dört şart koşuyor: 

– Referans verilen dönem içerisinde kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte çalışmamış kişilerden,

– İş aramak için son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış,

– 15 gün içinde işbaşı yapabilecek durumda olan,

– Kurumsal olmayan çalışma çağındaki herkes, işsiz nüfusa dâhil. 

Yani biri, hangi sebeple olursa olsun çalışmıyor, isteyerek ya da istemeyerek “Çalışmayacağım” diyorsa işsiz sayılmıyor. Çalışmak istiyorsa da bu talebini iş arama kanallarını aktif biçimde kullanarak, resmen beyan etmiş olması gerekiyor. 

TÜİK, işgücüne dâhil olmayanların ne sebeplerle dâhil olmadıklarını, yeni neden “çalışmıyorum, çalışamıyorum ya da çalışmayacağım” dediklerini şu şekilde açıklıyor: 

– İş bulma ümidi olmayanlar

– Mevsimlik çalışanlar

– Ev işleriyle meşgul olanlar (Bunun İngilizce karşılığı “housewife” yani ev hanımı olarak açıklanıyor) 

– Eğitim-öğretim nedeniyle çalışamayanlar

– Emekliler

– Mevsimlik çalışma, ev hanımı olma, öğrencilik, irad sahibi olma, emeklilik ve çalışamaz halde olma gibi nedenlerle iş aramayıp ancak işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten kişiler 
 

Türkiye’de iş gücüne dahil olmayan kişilerin sayısı 31 milyon 110 bin. 

İş aramayıp çalışmaya hazır olduğunu açıklayanların sayısı ise 4 milyon 136 bin. Bu kişilerden 1 milyon 402 bini iş bulma ümidi kalmayanlar. 2014’ten tutulan bu veri, ilk kez Şubat 2020’de 1 milyonu aştı. “Diğer” grubunda yer alan, yani mevsimlik çalışmadan ev hanımı olmaya kadar yukarıda belirtilen gruptakilerin sayısı 2 milyon 734 bin. “Ev işleriyle meşgul” olanların sayısı 2014’ten bu yana 11 milyon seviyesinde seyrederken, veri tarihinde ilk kez 10 milyon 56 bine kadar geriledi. 

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sayan,  Türkiye gündeminde her zaman varolan, TÜİK’in gerçek rakamları açıklayıp açıklamadığı ile ilgili konuya şöyle açıklık getirdi: 
 

Bu nedenle bu kuşkuların duyulmasını doğal bulduğunu söyleyen Serdar Sayan pandemi döneminde ise Türkiye’nin işgücü piyasasının diğer ülkelerin çoğundan daha kötü etkilendiğini söyledi. 

Zira, 2019’u yüzde 13,7 gibi bir yıllık oranla kapatan Türkiye, 2020’ye son 15 yılın en yüksek işsizlik oranı ile girmiş oldu. Son küresel ekonomik krizin yaşandığı 2008’de bile işsizlik oranı, yüzde 11’di. 

Sayan, Dünya Bankası verilerine yaptığı referansla, Türkiye’nin 2019’da 163 ülke arasında en yüksek yıllık genel işsizlik oranına sahip 18’inci ülke olduğunu hatırlattı ve şöyle konuştu: 
 

Prof. Dr. Serdar Sayan, geleneksel işsizlik oranlarının yetersiz hâle gelmesinin üç boyutuna işaret ediyor. 

Bunlardan ilki iş gücü ile ilgili. Zira, insanlar pandemide iş arayışını ciddi oranda bıraktı. 

İnsanların, bir yerden bir yere gitmenin getireceği sağlık riskleri ve herkesin işini kaybettiği ortamda “biz zaten iş bulamayız” algısının güçlenmesi nedeniyle ümidini kaybettiğini söyleyen Serdar Sayan “İşgücüne katılım oranında üç puanlık gerileme var. Çünkü pandemi, insanların işgücünden çıkmasına yol açtı. Zira kişi, iş aramayı bırakınca işsiz statüsünden çıkıyor” açıklamasını yaptı. 

İkinci boyut ise “üç aylık ortalama hesaplaması”. Serdar Sayan, TÜİK’in işsizliği belirlemedeki anket dönemini, Haber Fora’ye şöyle anlattı: 
 

TÜİK’in bu hesaplamasının uluslararası normlara uygun olduğunu söyleyen Sayan, Danimarka, Estonya, İngiltere, İskoçya, Macaristan, Portekiz gibi birçok ülkede de bu üç aylık ortalama yönteminin kullanıldığını vurguladı. 

Üçüncü boyut ise istihdamla bağlantılı. 

Nisan ayında işten çıkarmalar yasaklanınca ücretsiz izne çıkarma zorunluluğu hasıl oldu. İş yeri kapandığı için çalışamaz, para kazanamaz hale gelen birçok insan, fiilen işsiz kaldıkları halde kağıt üzerinde ücretsiz izne ayrılmış gözüktükleri için istihdamdan çıkmadılar. 

Sayan’a göre işsiz sayısındaki artış, TÜİK’in kullandığı hesaplama yöntemi nedeniyle gözükmezken, istihdamdaki kayıplar da işten çıkarmaların yasaklanmasıyla gözlenemez hâle geldi. 
 

TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (SPM) Direktörlüğünü de yapan Prof. Dr. Serdar Sayan’a göre işsizlik hesaplamasında kullanılan bu yöntem, büyüme, daralma, kriz gibi olağan süreçlerde yaşanan istihdam kayıplarını  izlerken önemli bir sakınca yaratmıyor. 

Ancak koronavirüs salgını gibi daha önce karşılaşılanlara benzemeyen bir durumda, ani istihdam kayıplarını yakalamak için bu yöntem kullanışlı değil. 

Sayan’a göre uluslararası toplum, pandemiye uygun yeni bir işsizlik oranı tanımı konusunda henüz uzlaşmaya varamadığı için TÜİK de pandemi öncesi tanımları kullanarak hesaplamaya devam ediyor. 

SPM gibi kuruluşların “geniş tanımlı işsizlik” gibi yeni göstergeleri kullanmaya başladığını vurgulayan Ekonomi Profesörü, TÜİK’in kendi başına bunu yapmasının zor olduğunu ve Eurostat ile birlikte hareket etmek gibi bir zorunluluğunun olduğunu söyledi. 
 

2011’den bu yana Türkiye’nin karşılaştığı çeşitli ekonomik ve toplumsal sorunlara uygun çözüm ve politika önerileri geliştirmek için çalışan SPM’nin pandemi döneminde özellikle üzerinde durduğu iki kavramdan biri “geniş tanımlı işsizlik”, diğeri “eğreti olmayan istihdam”. Her iki kavramda da hesaplama yapılırken yine TÜİK’in açıkladığı veriler kullanılıyor. 

“İşsizliğin gerçek seyrini izleyebilmek için zorunlu hale geldi” diyen SPM’ye göre geniş tanımlı işsizlik, pandemide iş bulma ümidini kaybettiği için ve/veya pandeminin iş aramayı zor ve riskli hale getirmesi dolayısıyla iş aramayı bırakan ancak çalışmaya hazır ve istekli olanların sayısının ciddi biçimde artması nedeniyle Temmuz 2020’den itibaren SPM bültenlerinde hesaplanmaya başladı. 

SPM, geniş tanımlı işsiz sayısını hesaplarken, mevcut işsiz sayısına, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar (iş bulma ümidi kaybolanlar ve “diğer” kategorisi) ile mevsimlik çalışanları ekliyor. 

İşsiz ve istihdamdakilerin toplamı anlamına gelen “iş gücüne”, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ve mevsimlik çalışanlar eklenince de geniş iş gücü sayısına ulaşılıyor. 

Bu durumda geniş işsizlik oranı, geniş tanımlı işsiz sayısının, geniş işgücüne oranıyla bulunuyor. 

Bu bilgiler ışığında Eylül 2020 verilerine göre:
 

Resmi işsizlik oranının yüzde 13,7 olduğu Aralık 2019’da geniş işsizlik oranı yüzde 20,2’ydi. Resmi işsizlik oranı bir ay sonra yüzde 13,8’e yükseldi. Yılın ilk ayının geniş işsizliği ise bu artıştan daha fazla yükseldi ve yüzde 20,8 oldu. 

Geniş tanımlı işsizliğin kamuoyunda da bilinirliği olduğunu söyleyen Sedar Sayan, Serdar Sayan, “Ciddi sayıda insanın işe ihtiyacı var. ‘Seni şu işte çalıştıracağım, gelir misin?’ dediğinizde çalışmaya hazırlar. Fakat fiilen iş arayamıyorlar. Aslında bu insanlar, işsiz. Ancak ILO’nun Eurostat’ın ve TÜİK’in tanımı bu kişilerin bu kadar büyük bir sayıya ulaşmasını öngörmediği için “işsiz” sayılmak için, son dört haftada iş arıyor olmak koşulu getirilmiş” dedi. 

SPM ayrıca, mevcut literatürde sınırlı bir kullanıma sahip “eğreti istihdam” kavramından mülhem yeni bir gösterge tanımlayarak, Eylül 2020 itibarıyla bu kavrama dayalı hesaplamalarını da yayınlamaya başladı.

SPM, “eğreti olmayan istihdam” kavramını, tarım dışı işlerde, sosyal güvenlik kapsamında ve tam zamanlı çalışan kişilere atfen kullanıyor. Eğreti olmayan istihdam oranı da (EOİO) “eğreti olmayan istihdamdaki” kişilerin, kurumsal olmayan çalışma çağındaki (15 yaş üstü) nüfusa oranlayarak hesaplıyor.
 

Şimdi burada “kurumsal olmayan” kavramı, biraz anlaşılması güç olabilir. 

Öncelikle, “çalışma çağındaki nüfus” denildiğinde 15 yaş üstü nüfus anlaşılmalı. İstihdam oranı denildiğinde ise, istihdamdaki insanların sayısının, kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfusa oranı. 

Kurumsal olmayan nüfus ise ilk akla gelen “kurumsallıkla” bağlantılı değil. 

Dünya Çalışma Örgütü’nün de kullandığı tanım gereği kurumsal olmayan nüfus, üniversite ve yetiştirme yurtlarında, huzurevlerinde, hastanelerde uzun süreli tedavilerde, cezaevlerinde, askeri kışlalarda ikamet edenler dışında kalan nüfusu açıklıyor. 

Yani, “kurumsal olmayan” tanımındaki kurum, bir kurumda bulunan değil. Kurum, cezaevi, kışla, öğrenci yurdu olabilir. 

Serdar Sayan, evde yaşayan insanlara odaklanabilmek için diğerlerinin çıkartıldığını söylüyor. 

“Eğreti olmayan istihdam ” literatürde olmayan bir olgu değil ancak Türkiye’deki durumu daha yakından izleyebilmek için bunun çalışma çağındaki kurumsal olmayan nüfusa oranını kullanıma sokan kurum SPM. 

Zira Serdar Sayan’ın da açıkladığı biçimde, pandemide işsizlik ve istihdamın yukarıda bahsedilen üç boyut nedeniyle gerçek durumu göstermekten uzaklaşmasıyla, başka bir göstergeye ihtiyaç oldu. 

Sayan’ın anlatımına göre eğreti olmayan istihdamda tarımda çalışanlar, kayıt dışı çalışanlar, yarı zamanlı çalışanlar dışarıda tutuluyor. Tam zamanlı, kayıtlı ve tarım dışı işlerde çalışanlara bakılıyor. 
 

“Bu belki mükemmel bir gösterge değil ama pandemi ortamında istihdam piyasasını izlemek için iyi bir gösterge” diyen Sayan, pandemiden çok daha kötü etkilenen kayıt dışılığın, inşaattan sonra en fazla konaklama, yeme-içme ve taşımacılık sektörlerinde görüldüğünü söyledi. 

Sayan, tarım sektörünün çıkartılmasını ise şu şekilde açıkladı: 
 

Eğreti olmayan istihdamdan o nedenle tarımı çıkartıyoruz. Kentsel istihdama bakıyoruz. Kentsel işsizler içerisinde de kayıtdışıları ve yarı zamanlıları çıkartıyoruz. 

Hâl böyle olunca ciddi farklılıklar da oluşuyor. 

Örneğin işsizlik oranının yüzde 12,7, tarım dışı işsizlik oranının yüzde 14,9 olduğu eylül ayında istihdam oranı yüzde 44,1’di. 

SPM’nin açıkladığı eğreti olmayan istihdam oranı ise yüzde 26,6 seviyesinde gerçekleşti. Yani yüzde 44,1’lik geleneksel istihdam oranının oldukça altında kalıyor.

Serdar Sayan’ın açıklamasına göre ağustosa kadar açılarak devam eden bu fark, eylülde bir miktar dursa da pandeminin ne kadar yıkıcı bir etki yaptığının göstergesiydi.
 

“Normal” şartlar altında, işsiz bir insanı, “işi olmayan ancak iş aramaya devam eden”; iş gücünde aktif olmayan bir insanı ise “işi olmayan ve iş aramayı bırakmış kişi” olarak tanımlayan Dünya Çalışma Örgütü bile bu kavramların pandemi sürecinde iç içe girdiğini söylüyor. 

Kovid dönemi gözlemlerini belli tarihlerde yayımlayan ILO, raporlarında yer verdiği açıklamada, Kovid-19 krizinin “işsiz” ve “işgücünde aktif olmayan” kişileri ayırt etmenin zorlaştığını belirtiyor ve bunun nedenini “pandemi önlemleri kapsamında uygulanan kısıtlamalar, insanların iş arama kabiliyetlerini de sınırlıyor” şeklinde açıklıyor. Hatta bir adım daha ileri giderek önemli bir uyarıda bulunuyor: 

Çalışma saatlerinin kısaltılması, istihdam edilmek ancak “çalışmamak”, işsizlik ve iş hayatında aktifliğin düşmesi kavramlarının tamamını “mesai kaybı” olarak gören ILO’ya göre mesai saatleri kayboldukça, işgücü gelirleri de geriliyor. 

Dünya Çalışma Örgütü’nün verilerine göre 2020’nin üçüncü çeyreğinde 345 milyon adet tam zamanlı işe denk gelen bir mesai kaybı var. Bu sayının dördüncü çeyrekte 245 milyona gerileme ihtimali bulunsa da hâlâ alarm veren seviyede. Ya da diğer bir anlatımla “yaklaşık üç Türkiye nüfusu kadar insanın işini kaybetmesi” olarak açıklanabilir. 

ILO’ya göre, hükümetler tarafından hiçbir istihdam desteğinin olmadığı bir senaryoda küresel işgücü geliri kaybı yüzde 10,7. Bu rakam, Türkiye’nin de içinde olduğu yüksek orta gelirli ülkeler için yüzde 11,4, yüksek gelirli ülkeler için yüzde 9. 

Yüzde 10,7’lik oran aynı zamanda, 2019’un ilk dokuz ayının gayrisafi hasılasının yüzde 5,5’ine yani 3,5 trilyon dolara denk geliyor. 

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap