Pandeminin öğretmenleri: 7-24 çalışmaya zorlanıyoruz, iş yükümüz arttı, ücretimiz azaldı

by Haber Fora

Yüz yüze eğitim, pandemi nedeniyle uzun zamandır yapılamıyor. Ancak eğitim öyle ya da böyle evlerde devam ediyor. Aradan geçen bir yıla yakın zamanda, öğretmenlerin neler yaşadığını çok azımız merak etti. Nasıl eğitim verebiliyorlar, öğrencilerle, velilerle, okulların idarecileriyle neler yaşıyorlar? Bu dosyamızda, iş güvenliği endişeleri nedeniyle isimlerinin ilk harflerini kullandığımız dört öğretmenle pandemili eğitimi konuştuk.

V.Ş; 40 yaşında bir müzik öğretmeni. 2010 yılından beri belediyeler başta olmak üzere kurs merkezlerinde gitar dersleri veriyordu. Pandemi öncesi iki yıldan beri özel bir kolejde ücretli gitar öğretmenliği yapıyordu. Pandemi ile birlikte her ücretli öğretmenin yaptığı gibi istifa etmiş, bunun bir kural olduğunu ve sonra yeni sözleşme yapıldığını söylüyor. Ancak pandemi sonrası sözleşmesi yenilenmemiş. Şimdilerde online özel derslerle geçimini sağlamaya çalışıyor. Pandeminin kendisini nasıl etkilediğini ise şu sözlerle anlatıyor:

O.D, 29 yaşında yedi yıllık bir Türkçe öğretmeni. Beş yıl boyunca büyük bir kolejde çalışmış. Pandemiyle birlikte kısa çalışma ödeneğine başvurulunca, sigortaları yatmamaya başlamış ve O.D. de istifa etmiş. Kısa çalışma ödeneği, pandemi sonrası özellikle özel okulların sıkça başvurduğu bir yol. Böylece öğretmenlerin ücretlerinin bir kısmını devlet ödüyor, okullar ise kalan kısmını üstleniyor. Ancak bu durumda öğretmenler sadece okulların ödediği ücret üzerinden sigortalanıyor ve bu da onların tazminatlarından, emekliliklerine kadar pek çok şeyi olumsuz etkiliyor.

O. D., anlatmaya devam ediyor:

O.D.’nin belirttiği Öğretmen Dayanışma Ağı, özellikle özel okullarda çalışan öğretmenlerden oluşan bir ağ. En önemli talepleri mesleklerinin eski itibarını kazanması ve özel okullarda çalışan öğretmenlerin de kamudaki çalışan öğretmenlerle aynı mesleki haklara sahip olmaları.

İ.D. de, sekiz yıllık Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Sekiz yıldır kolejlerde eğitim veriyor. Ama kolejlerde çalışmanın sanıldığı gibi yüksek gelir sağlayan bir iş olmadığını, bir yandan da dersane, etüt merkezi gibi yerlerde çalışmak zorunda kaldığını, hatta özel dersler verdiğini de anlatarak sözlerine başlıyor:

Özel okulları ‘sektör’ olarak niteleyen İ.D;  “Bu sektörün var olmasının nedeni, devlet okullarını güçsüzleştirilmesi ve özel okul sahiplerinin karlılığının artırılmasıdır” diyor.

D.C., 32 yaşında bir biyoloji öğretmeni. 10 yıl boyunca özel okullarda öğretmenlik yapmış, son iki yıldır da birebir eğitim veren bir kurumda çalışıyor. O da pandemiden önce var olan sorunların pandemiyle arttığını söylüyor:

D.C; birebir eğitim kurumlarını ‘VIP eğitim’ olarak niteliyor ve öğrencilerle teke tek ders yaptıklarını söylüyor. Bir özel okul öğretmenini maksimum 4 bin ya da 4 bin 500 TL ücret aldığını, o yüzden pek çok öğretmenin birebir eğitime kaydığını anlatarak, sözlerine devam ediyor:

D.C; özel okullarda kadın öğretmenin olmanın da başlı başına bir sorun olarak görüldüğünü söylüyor: “Kadın öğretmenlere mobbing çok yaygın. Ve müdürler ile kurucular çoğunlukla erkek olduğu için en fazla kadınlara yükleniyorlar. Hem ders saatleri daha çok oluyor kadın öğretmenlerin, hem ücretleri daha düşük tutuluyor.”

Peki, evlerde bir yandan yaşam sürerken bir yandan nasıl eğitim verebiliyorlar? Verebiliyorlar mı? Verirken neler yaşıyorlar, özel eğitim verdikleri için ekstra ne tür taleplerle karşılaşıyorlar?

Söz yine D.C.’de. Kendisi taze bir anne. Söze başlarken, özellikle pandemi döneminde kadın öğretmenlerin gebeliklerini gizlemek zorunda kaldıklarını söyleyerek başlıyor. Kendisi de beş ay kadar gizlemiş, en son sözleşme döneminde karnı da iyice belirginleşince hamile olduğunu açıklamış. Ama pek çok kadın öğretmenin hamilelik nedeniyle işten atıldığını ve sözleşmelerinin yenilenmediğinin altını çiziyor:

Kadın öğretmenlerin ayrıca evde, pandemi sonrası iş yüklerinin fazla olduğunu da anlatan öğretmen D.C; “Ev işleri, çocuk bakımı, bazen yaşlı bakımı da yapıyoruz. Yani ev içi emek yükümüz arttı, hem de online eğitimle esnek çalışmanın dibine vurduk ve daha fazla derse girmek zorunda kaldık” diye konuşuyor. WhatsApp’tan sürekli soru yanıtlamak zorunda kaldıklarını, öğrenci ödevlerini kontrol etmek zorunda kaldıklarını da söyleyen D.C, “Yani 24 saat çalışıyoruz” diyor. Bu kadar çalışmaya rağmen, bazı öğretmenlerin geçen yıla çok daha düşük ücretler aldığını da belirtiyor ve bazı okulların bunu dayattığının da altını çiziyor: “Ya işten çıkacaksınız ya da düşük ücreti kabul edeceksiniz, diyorlar. Birçok arkadaşımız bunu kabul etmek zorunda kaldı.”

İ.D. ise dört ana meseleleri olduğunu söylüyor: Ücretlendirme, özlük ve sosyal haklar, güvencesiz çalışma ve öğretmen mesleğinin saygınlığı. Bütün sorunlarının bu ana başlıklardan beslendiğini söyleyen İ.D; pandemide de var olan bu sorunların, pandemi sonrasında katlanarak arttığını belirtiyor:

“Ben akşamları ders anlatmıyorum amma velakin akşamları çocukların sorularını çözüyorum. Pandemi sürecinde ben kişisel olarak buna zorlanmıyorum ama birçok arkadaşımın ders saatinin 40 saate kadar çıkarıldığını biliyorum. Nasıl olsa sokağa çıkma yasağı var diye, cumartesi Pazar ek dersler konuluyor. Uzaktan eğitim sürecinde çocuklarla birebir ders temas olmadığı için, öğrenme güçlükleri nedeniyle her öğrenciye haftada beş ders ekstra yazılıyor. İşin en üzücü tarafı bunu veliler talep ediyor. Yani kendi çocuklarıyla ilgilenmek yerine, fazla ders almalarını istiyorlar.”

O.D. ise özel okullarda öğretmenlere bir tür yarış atı muamelesi yapıldığını söylüyor. Öğretmen Meslek Yasası çıkmadığı sürece, özel okullarda çalışan eğitimcilerin sorunlarının çözülmeyeceğini savunuyor : “Pandemi sürecinde de ise biz resmen insanların ailesini kurtarıyoruz. Veli arıyor çocuğuyla yaşadığı problemi anlatıyor, eşiyle yaşadığı tartışmayı anlatıyor, ev içi düzenlerinden okuma saatlerine kadar biz planlıyoruz. Biz yaşam koçuyuz gibi bir şeyiz onlar için. Bana 7-24 ulaşabilme hakları olduğunu düşünüyorlar, yani benim hangi donanımda olduğum bile onlar için önemli değil. Bazen kendimi öğretmen gibi değil, çağrı merkezinde çalışıyor gibi hissediyorum.”

Çocuğun sadece akademik gelişimini değil, zihinsel, sosyal gelişiminin de kendileri tarafından takip edildiğini ve sayfalar dolusu raporlar hazırladıklarını belirten O.D., sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bunların yanı sıra ders içeriklerini planlamak, slaytlar hazırlamak da bizim işimiz. Ayrıca danışmanlık adı altında veli aramaları yapıyoruz.”

Toplumda özel okullarda çalışan öğretmenlere, devlet okullarında çalışmadıkları için ‘öğretmen’ gözüyle bile bakılmadığını ileri süren O.D., “Bize atanamamış öğretmen gözüyle bakılıyor. O yüzden aklınıza gelen bütün sömürü biçimlerine maruz kalıyoruz ve işimiz yöneticilerin iki dudağının arasında” diye konuşuyor. O.D., bu yüzden Haber Fora ile görüşmeye karar verirken bile biraz çekindiğini itiraf ediyor: “İsmimiz yayınlanırsa ertesi gün okulun yönetim odasına çağrılırız çünkü, hepimiz bunu biliyoruz.”

V.Ş., ise pandemi döneminde öğretmenlerin dağınıklığıyla yüzleştiklerini söylüyor. Özellikle müzik, sanat, dans gibi sanatsal branşlarda öğretmenlik yapanların mağduriyetinin görmezden gelindiğini, kimsenin bu insanların ne yaşadığını bilmediğini anlatıyor: “Pazarda tezgah açan dans öğretmeni arkadaşlarım var. Yakın zamanda bu branşlardan öğretmenlerin hikayelerini kamuoyuna taşıyacağız.”

Pandemi başladığından beri en sık kamuoyunun gündemine gelen, internet erişimi nedeniyle eğitim alamayan çocuklar oldu. Bazıları internete erişemedi, bazıları EBA’ya, bazıları ise bilgisayar vs. eksikliği nedeniyle hiçbirine. Bu yüzden özel okullarda okuyanların hep daha şanslı olduğu söylendi.  Görüştüğümüz öğretmenler de bu görüşe katılıyor ve pandeminin yoksul ailelerin çocukları ve devlet okullarında okuyanlar aleyhine fırsat eşitsizliği uçurumunu büyüttüğünü düşünüyor.

D.C., eşitsiz bir gelişim olduğunu belirtiyor ve kendisi lise öğretmeni olduğu için sınava yönelik çalıştıklarını hatırlatarak, “Özel okullardaki öğrenciler bir adım daha ileride olacaklar. Birçok devlet okulundaki öğrenci sınava yönelik çalışma yapamıyor ne yazık ki” diye konuşuyor. D.C. aynı zamanda eğitim sisteminin eksiklikleri nedeniyle aslında hem özelde hem de devlet okullarında online eğitimin gerçek manada yapılamadığına da dikkat çekiyor ve bu yüzden öğrencilerin bir yıldır evlerde aldıkları eğitimin onlara ne kadar faydalı olduğu konusunda da şüpheleri olduğunu vurguluyor: “Avrupa’daki, Amerika’daki online eğitimin gelişmişliğine baktığımızda, bizdeki neredeyse abece düzeyinde. Bu düzey de, özel ve kamuda aynı. Çünkü materyal eksikliği, yazılım eksikliği, öğretici eksikliği gibi birçok eksiğimiz var. Düşünün Zoom olmasa ders veremeyeceğiz. Benim bir öğretmen olarak şu andaki online eğitimimizde yapabileceğim maksimum şey, slayt hazırlayıp, videolarla öğrenciye bir şeyler öğretmek.”

İ.D. ise, pandemiden önce de eğitimde fırsat eşitsizliğinin olduğunu, ancak pandemiyle birlikte ülkenin iletişim altyapısı eksikliğiyle yüzleştiklerini söylüyor: “Biz büyükşehirlerde yaşıyoruz buna rağmen internetimiz kesintiye uğruyor, sinyal yükselticilerle ders yapıyoruz. Anadolu’nun ücra yerlerindeki öğretmen ve öğrencileri düşünemiyorum bile. Pandeminin başından beri bir tablet dağıtımı sözüdür gidiyor, o tabletler bir türlü dağıtılamadı. Pandemi eğitimdeki eksikliklerin bahanesine dönüştü.”

O.D. de, ülkenin büyük kısmı yoksulluk sınırındayken eğitimin de bundan payını aldığını söylüyor. Kendilerinin öğretmenler olarak özel sektörde çalışmaya zorlandıklarını belirten O.D., eğitimin parasız olması gerektiğini savunuyor.

Sohbetimizin sonlarına doğru, pandeminin bir süre daha hepimizi evlerimize kapatacağı gerçeğinden hareketle öğrencilerinizden ve velilerden ne tür beklentileriniz var diye soruyorum, şu yanıtları veriyorlar:

D.C: Okullar, velileri müşteri olarak görüyorlar. Böyle olunca da, velilerden tek beklediğimiz şey normal bir veli olmaları. Veliler bizim verdiğimiz eğitimi beğenmiyor, öğretmeni dahi yönlendirmeye çalışıyor. Çocuklarıyla ilgilenmeleri gereken onlar, biz değiliz. Çünkü eğitim dediğimiz şey, bizim verdiğimiz üç beş saatlik dersle olacak şey değil. Öğrencinin evde aldığı eğitimle bizim verdiğimizin tamamlanması gerekiyor. Eğitim evde başlayan bir şeydir ve biz buna ancak destek olabiliriz.

V.Ş.: Veliler kendilerini müşteri olarak görüyor, kaliteli bir hizmet alması gerektiğini düşünüyorsa, bunu sağlayacak şey öğretmenin öğretmen gibi yaşayabilmesi. Hayatı nasıl devam ettireceğine dair kaygıları olmadan, entelektüel gelişimini sürdürebilen bir öğretmen ancak onların hayal ettiği hizmeti verebilir. Ancak biz son bir yıldır bunu hayal edemiyoruz bile.

O.D.: Evcil hayvan beslemek istemeyen veli, çocuğunu ikna etmem için bile beni arıyor. Öğrenciye kalsa, onlar bizden en fazla üç beş soru daha çözmemizi ister, biraz daha eğlenceli bir ders ister. Ama velilerin istekleri sınırsız. Benim velilerden tek beklentim, eğitim işini bize bıraksınlar.

Dört öğretmenin ortak bir de çağrısı var: Bütün özel sektörde çalışan öğretmen arkadaşlarımıza bir davetimiz var. Sorunlarımızı çözmek için hep birlikte dayanışmaya çağırıyoruz. Arkadaşlarımızı Öğretmen Dayanışma Ağı’na bekliyoruz.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap