Rusya ile ABD arasında Suriye’deki başkanlık seçimlerine ilişkin ‘erken ve sessiz savaş’

by Haber Fora

Suriye’de yaklaşan başkanlık seçimleri, özellikle ekonomik kriz ve Batı’nın ekonomik yaptırımları ile birlikte süren ‘diplomatik ve siyasi tecrtin’ ortasında, yaklaşık bir yıldır ülkedeki üç ‘nüfuz alanı’ arasındaki ‘temas hatlarını’ sarstı. Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı ve büyük alan değişikliklerinden sonra bir yandan Moskova ve müttefikleri diğer yandan Washington ve ortakları arasında ‘erken ve sessiz bir savaş’ başlattı. Başkanlık seçimi,ABD Başkanı Joe Biden’ın göreve başlamasının ilk aylarında gerçekleşecek.

Net mesaj

Moskova ile müttefikleri Şam ve Tahran, 2012 tarihli Suriye Anayasası uyarınca yapılacak bu seçimlerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı çerçevesindeki Cenevre’de belirlenen ve hayata geçirilmesi beklenen reformlardan uzak olmasını istiyorlar. Ayrıca ‘yeni bir sayfa açmayı’ ve hem bölgesel hem de uluslararası tarafları fiili durumla ilgilenmelerini sağlamak ve ‘meşru hükümet’ ile yeniden ilişkilerini başlatmak için bir fırsat olmasını umut ediyorlar.

Suriye Anayasa Komitesi, Cenevre’de dört kez bir araya geldi. Önümüzdeki ayın sonlarında ise ‘ulusal ilkelerin’ tartışıldığı görüşmelerin aksine, anayasa dosyasına ayrılmış olan beşinci kez bir araya gelecekler. Ancak Şam, anayasa reformunun önümüzdeki yılın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinden önce gerekleşmeyeceğine dair net bir mesaj verdi. Moskova ayrıca anayasa reformu için ‘bir zaman çizelgesi olmadığı’ ve ‘başkanlık seçimleri Suriye’nin egemenlik meselesi olduğu’ şeklindeki açık bir mesajla rejimi destekledi.

Pratikte bu mesajlar, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in temmuz ayı ortalarındaki görev süresinin bitiminden ve bir sonraki seçimlerden önce hiçbir anayasal reform yapılmayacağı anlamına geliyor. Böylece söz konusu seçimler, devlet başkanına geniş yetkiler veren ve Esed için üçüncü bir dönem başlatan 2012 tarihli Suriye Anayasası’na göre yapılacak. Başkanlık seçimlerinde aday olma kriterleri arasında ise adayın başvuru yapmadan önce en az on yıl boyunca ülkede ikamet ediyor olması ve Halk Meclisi’ndeki en az 35 milletvekilinin onayını alması şartları bulunuyor.

İktidardaki Baas akımı liderliğindeki siyasi partileri bünyesinde toplayan Ulusal İlerici Cephe, geçtiğimiz temmuz ayında yapılan parlamento seçimlerinde 250 sandalyeden 183’ünü (166’sı Baasçı dahil) kazandı. Bu da başkanlığa aday olacak isimlerle ilgili kararın, iktidar partisi ve Ulusal İlerici Cephe’nin elinde olduğu anlamına geliyor.

Şam, Moskova ve Tahran, anayasa reformunu 2021’e, yani Devlet Başkanı Esed’in yedi yıllık bir dönem daha kazanmasının sonrasına, tarihin daha ileriye atılmaması şartıyla 2024’te yapılacak ilk parlamento seçimlerine ertelediler.

Moskova ile Şam arasındaki çekişme noktası ise Moskova’nın başkalarının da seçimlere katılmasını ve muhalif kanattan bazı isimlerin nabzını tutmayı istemesi. Bununla birlikte mevcut anayasadaki adayların en az 35 milletvekili tarafından desteklenmesi ve en az on yıldır ülkede ikamet etme zorunluluğu gibi engellerin yanı sıra başlıca isimlerin bir ‘imaj yarışına’ girme konusundaki isteksizlikleri de dahil olmak üzere bir takım engeller de mevcut.

Bu nedenle, geçtiğimiz eylül ayında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Şam ziyareti sırasında bir Rus gazetecinin devlet başkanlığına aday olacak herhangi bir ismin en az 10 yıldır ülkede ikamet etmesi şartının iptal edilme olasılığı olup olmadığını sorması tesadüf değildi. Ancak Şam’ın tutumu, dönemin Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim tarafından ilan edilmişti ve öyle de kalmıştı.

Muallim açıklamasında şunları söylemişti:

Buna karşın adaylık için gerekli koşulların anayasal bir konu olduğu ve Yüksek Yargı Seçim Komitesi’nin yetkisi dahilinde olmadığı biliniyor.

Diğer yandan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in geçtiğimiz günlerde yabancı ziyaretçilerle yaptığı görüşmelerde dile getirdikleri de Suriye’nin bu eğilimini destekler nitelikteydi. Hatta Zarif, ‘Suriye hükümetinin meşru ve siyasi sürecin yanı sıra anayasal reformda oldukça iş birlikçi olduğunu’ belirtti. Moskova ise, ‘Suriye’ye yönelik bölgesel ve uluslararası tecridi kırmak, yeniden yapılanmaya katkıda bulunmak ve siyasi ve diplomatik ilişkileri normalleştirmek’ umuduyla, yaklaşan seçimleri ‘Batılı ve bölgesel ülkeler ile Şam ilişkilerinde bir dönüşümün başlangıcı’ olmasını sağlayacak mekanizmalar arıyor. Moskova’ya göre bunun anahtarı ise 2012 Tarihli Suriye Anayasası uyarınca seçimlerde ‘başka bir renge’ izin veren bir değişiklik yapılması olabilir.

Sessiz istişareler

Batılı ülkeler, seçimlere yönelik ortak bir tutum sergilemek için dikkatlerden uzakta sessiz istişareler yürütüyorlar. ABD, başkanlık ve parlamento seçimlerinin Birleşmiş Milletler  (BM) gözetiminde ve diasporadakiler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin katılımıyla yapılmasını öngören 2254 sayılı karar uyarınca gerçekleşmeyen seçimleri ‘tanımamak’ için, daha önce Halk Meclisi seçimlerinde olduğu gibi ‘başkanlıkçılığı’ görmezden gelmek istiyor. Ancak Washington’ın müttefikleri bu konuda bölünmüş durumdalar. Bazıları seçimleri görmezden gelmek isterken bazıları ise muhalif kanattan bir adayı desteklemek veya ‘seçimlerin tanınması’ için BM onayıyla net ilkeler koyulmasını istiyor.

Bazı ülkeler, BM Suriye Özel Temsilciliğine Geir Pedersen’i seçimlerle ilgili belirli bir tutum açıklamaya zorladı. Ancak Pedersen,  söz konusu seçimlerin 2245 sayılı BMGK kararında öngörülen yetkileri kapsamında olmadığını, yalnızca bir ‘seçim danışmanı’ atamakla yetkili olduğunu söyledi. Bunun üzerine BM’nin seçimleri tanınması için bir ilke ve kriter hazırlaması önerisi ortaya çıktı.

Fransa, seçimler için kriterleri belirleyen bir Non-Paper (tarafların tutumlarını ortaya koydukları ve bağlayıcı olmayan bir tartışma belgesi) taslağı hazırlamıştı. Şarku’l Avsat’ın bir kopyasına ulaştığı belgede ‘seçimlerin özgür, adil ve tarafsız bir şekilde yapılması ve hiç engel çıkarılmadan yerlerinden edilmiş ve mülteci olmuş Suriyeliler de dahil olmak üzere tüm Suriye halkının katılabileceği güvenli bir ortamda düzenlenmesi durumunda tanınabileceği’ iddiası yer alıyor. Suriye’de yapılacak seçimler, 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca daha kapsamlı bir siyasi sürecin ayrılmaz bir parçası olarak ülkede istikrarlı ve meşru kurumların kurulmasına katkı sağlayacak. Bu, aynı zamanda mevcut çatışmaya kalıcı bir çözüm bulmakla ilgili ana unsurlardan biri sayılıyor. Ancak bu koşulların mevcut olmaması, Esed rejiminin çatışma sonrası dönemde hayali meşruiyetini yeniden tesis etmek amacıyla manipüle edilebilirken, yurt dışındaki Suriyeli mültecileri de anavatanlarına dönmeyi düşünmekten caydırabilir.

Söz konusu belgeye göre seçimlerin BM’nin gözetimi dışında olması ve uluslararası şeffaflığın ve hesap verebilirliğin yüksek standartlarına uygun olmadığı sürece meşru sayılmaması amacıyla BMGK’nın 2254 sayılı kararının hükümleri, seçimlerle ilgili gelecekteki tartışmalara rehberlik edecek temelleri ve yönergeleri oluşturabilir.

Meşruiyet koşulları

Bununla birlikte halihazırda değişikliğe tabi olan belgede, seçim sonuçlarının kabulü için katı şartlar belirlenirken Batı ülkelerinin ‘mesajının meşruiyet kazanması’ için dört koşula dayanması öngörüldü.

Bu koşullar ise şöyle:

1- Seçimlerin öncesinde, sırasında ve sonrasında güvenli ve tarafsız bir atmosfer ve ortam oluşturmak için tabanda güven artırıcı önlemler alınması şart koşuluyor. Bu koşul, tüm tarafların haklarını korurken, seçim sürecinin yeterli düzeyde güvenlik koşulları altında yapılmasını sağlamayı hedefliyor. Bu koşul aynı zamanda diğerleri arasında en önemlisi. Söz konusu koşulların sağlanmadığı bir ortamda seçimler düzenlemek inandırıcı olmayacak ve uluslararası camianın desteğini, BM’nin katılımını veya denetimini hak etmeyecektir.

2- Toplam 12 milyon Suriyeli ya yurt dışında mülteci ya da ülke içinde yerlerinden edilmiş durumda. Bu kişilerin oy kullanmalarını ve oylarının güvencede olduğunu doğrulayan güçlü garantilerin verilmesi şart. Diasporadaki tüm Suriye vatandaşlarının oy kullanabilmeleri ve seçimlere katılma hakkına sahip olmaları büyük önem taşımaktadır.

3- Tüm kesimlerin oy kullanabilmeleri için yasal ve pratik koşulların oluşturulması şartı. Yani şeffaf ve çoklu oy kullanma garantilerinin olması şart koşulmaktadır. Bu da Suriye Anayasasının 84’üncü ve 85’inci maddelerinin uygulanarak reform dahil olmak üzere seçimler için uygun ortamın oluşturulması ve seçime katılan adayların gözden geçirilmesi için BM gözetiminde bağımsız bir komitenin oluşturulması anlamına gelir.

4- BM’nin seçimleri denetlemesi, seçim sürecinin kesinlikle tarafsız olmasını sağlayacaktır. Buna göre BM, tam güvenilirliğini göstermek için tüm seçim sürecini (seçim yasasında reform yapmak, seçim rollerini belirlemek, oy verme, oy verme merkezleri, uygun seçim altyapısı, kayıt vb.) yönlendirmeli ve izlemelidir.

İngiliz bir diplomat konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Batı ülkeleri, Suriye’de 2012, 2016 ve 2020 yıllarında yapılan parlamento seçimlerini ve 2014’teki başkanlık seçimlerini tanımayı reddettiler. Avrupa Birliği (AB), ‘Suriye’nin yeniden inşasına başlamak için BMGK’nın 2254 sayılı kararına dayalı kapsamlı ve gerçek bir siyasi geçiş sürecinin oluşmasını’ şart koşarken Washington, 2245 sayılı kararın uygulanmasında, İran’ın sınır dışı edilmesinde ve diğer taleplerin uygulanmasında olumlu bir rol oynayana kadar, ‘Caesar Yasası’ kapsamında Şam’a yaptırımların yanı sıra siyasi ve diplomatik izolasyon uyguluyor.

Geçmişe uzanan arka plan

Suriye’de yaklaşan başkanlık seçimleri, 1932 yılındaki ilk başkanlık seçimlerinden bu yana yapılan 18’incisi olacak. Ülke tarihinde en fazla adayın yarıştığı ise Fransız mandasının ağırlığı altında olsa da altı adayın yarıştığı seçimler oldu. Bu, Suriye tarihindeki en çeşitli seçimlerdi. Adaylardan ikisi ülkenin eski yöneticilerinden Hakkı el-Azm ve Suphi Bereket idi. Diğer ikisi, dönemin Başbakanı Tacuddin el-Hasan ile eski Başbakan Rıza al-Rikabi idi. Kalan iki aday ise daha sonra Suriye’nin devlet başkanlığı görevini sırayla üstlenen Muhammed Ali el-Abid ve Haşim el-Atasi’ydi.

Suriyeli tarihçiler, 1932 seçimlerine Fransız mandası altında yapıldığı için fazla önem vermediler. Buna karşın, Şükrü el-Kuvvetli ve Halid el-Azm’in yarıştığı 1955 yılındaki başkanlık seçimlerine daha fazla ilgi gösterdiler. Kalan tüm seçimler ise ya referandum ya da rekabetin olmadığı seçimlerdi. Oysa 1932 seçimlerindeki çeşitlilik ve rekabetçilik, Suriye’de yeni yeni ortaya çıkan demokrasinin 1930’larda ne kadar umut verici olduğunu ve 1949’dan bu yana ülkeyi kasıp kavuran askeri darbeler ve karşı darbeler olmasaydı nasıl gelişebileceğini ortaya koyuyor.

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap