S-400 krizinde çözüm mümkün mü?… Emekli General Karakuş: ABD, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları nedeniyle Türkiye’yi F-35 programından çıkardı

by Haber Fora

“Bu silahlar da pekâlâ NATO içinde sistemde tutuluyor. Girit’teki S-300’lerde nasıl bir model kullanılıyorsa, biz de bunu müzakereye açığız. ‘Sürekli kullanacağız’ diye bir şey yok ki. Bu sistemler tehdit durumuna göre kullanılır.”

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bu sözleri geçen gün ABD-Türkiye arasında S-400 hava savunma sistemi konusunda yaşanan gerginliğin azaltılması ve bir çözüm bulunması amacıyla kullandı.

Akar’ın “Girit Modeli”, S-400’lere ilişkin geri adımın ilk sinyali olarak algılandı.

“Girit Modeli” nedir?

S-300 füzeleri 1997’de ilk olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından satın alındı.

Ankara’nın sert tepki vermesine AB ve ABD’nin de destek vermesi üzerine GKRY, S-300’leri kiralama yoluna gitti.

1998’de Girit Adası’na konuşlandırdığı S-300’leri 2007 yılında tamamen satın alan Atina yönetimi, Girit’e yerleştirdiği S-300’leri 2013’e kadar hangarda bekletti ve hiç kullanmadı.

Yunanistan, 15 yıl atıl bekleyen S-300’leri Aralık 2013’te ilk kez bir tatbikatta denedi. Hiçbir zaman kendi hava savunma sistemine entegre etmediği S-300’leri etkin hava savunması için kullanmayan Yunanistan, sadece tatbikatlarda operasyonel olarak kullanıyor.

Türkiye’ye hava savunma sistemi gerekiyor mu?

Türkiye, 2010’ların başında balistik füze tehdidine karşı hava ve füze savunma sisteminin takviye edilmesi amacıyla NATO’dan talepte bulundu.

Talep ABD, Hollanda, Almanya ve İspanya tarafından yerine getirilerek Güney ve Güneydoğu’ya Patriot füze sistemi yerleştirildi. 

 

Ancak NATO ülkelerinin Türkiye’deki bu misyonlara katılan askerlerini ve Patriotları görev sürelerinin tamamlanmasıyla birlikte geri çekmesi Ankara’yı yeni adımlar atmaya itti.

Bu kapsamda Türkiye, uzun menzilli hava savunma sisteminin satın alınması için çalışmalara başladı.

Neden S-400 tercih edildi?

Ankara, öncelikle Patriot savunma sistemi alımı için ABD ile görüştü. Ancak ABD yönetiminin Patriotların teknik özelliklerini Türkiye ile paylaşmayı reddetmesi nedeniyle Ankara, farklı ülkelerden satın alma yoluna gitti.

Türkiye hava savunma sistemi kurmak için Fransa ve İtalya gibi NATO üyeleriyle de temaslarda bulundu. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle “Türkiye kendi savunma anlayışına dair imkanları NATO içinde yakalayamadı.” 

Oradan da sonuç alamayan Türkiye açtığı ilk uzun menzilli füze ihalesini Çin’in CPMIEC şirketine verdi. ABD ve NATO üyesi ülkelerin karşı çıkması ve Çinli şirketin teknoloji transferini reddetmesi üzerine Ankara ihaleyi iptal etti.

Rusya’nın fiyat, teslimat, ortak üretim ve teknoloji transferi noktasında Türkiye’nin beklentilerini karşılamasının ardından Ankara, S-400’ün alımına karar verdi.

 

Ankara-Moskova arasında 2017’de anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre, Türkiye, Rusya’dan 2,5 milyar dolar karşılığında toplam dört bataryadan oluşan iki adet S-400 hava savunma sistemi satın alacak.

Türkiye’nin satın aldığı S-400’lerin ilk partisi 15 Temmuz 2019’da Ankara Mürtet Hava Üssü’ne ulaştı.

Sistem Sinop’ta denendi

Reuters, Ekim 2020’de Türkiye’nin S-400 savunma sisteminin denemesinin yapıldığını duyurdu.

23 Ekim Cuma namazı sonrası basına açıklamalar yapan Erdoğan, denemelerin yapıldığını doğrulayarak, “Bu testler yapıldı, yapılıyor. Amerika’nın yaklaşımı bizi bağlamaz. Bunu Amerika’ya soracak değiliz” dedi. 

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon sözcüsü Jonathan Rath Hoffman ise yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin bu sistemi test etmesine karşı çıkıyoruz; bu durum aramızdaki güvenlik ilişkisini ciddi şekilde tehdit ediyor” ifadelerine yer verdi.

 

ABD, Ankara’yı yaptırımla tehdit ediyor

ABD, NATO’nun ortak savunma sistemlerini tehlikeye atacağı gerekçesiyle Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze sisteminin almasına karşı çıkıyor.

Tepki olarak Türkiye’nin F-35 savaş uçakları programına katılımını askıya alan Washington yönetimi, Ankara’ya yaptırım uygulamakla tehdit ediyor.

ABD Kongresi’nin Türkiye’ye S-400 füze savunma sistemi alımı sebebiyle yaptırım uygulanması ısrarının arkasında kısa adıyla CAATSA (Amerika Düşmanlarına Yaptırımla Mücadelede Yasası) olarak bilinen yasa var.

2 Ağustos 2017’de yürürlüğe giren CAATSA İran, Kuzey Kore ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların da dayanağı.

Peki, ABD-Türkiye arasında gerilime yol açan S-400’lerin akıbeti ne olacak? Ankara, S-400 almakla hata mı yaptı?

Uzmanlar, Ankara-Washington arasında krize dönüşen S-400 hava savunma sisteminin akıbeti ve çözümüne ilişkin Haber Fora’ye açıklamalarda bulundu.

“ABD, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları nedeniyle Türkiye’yi F-35 programından çıkardı”

Emekli Hava Lojistik Pilot Korgeneral Dr. Erdoğan Karakuş, S-400’lerin akıbetinin CAATSA’ya bağlı olduğunu söyledi.

Konunun CAATSA’da çok açık bir şekilde belirtildiğini kaydeden Karakuş, “Birincisi Rus subayların çalıştırılmamaları, ikincisi de Savunma Sanayi Başkanı, başkan yardımcısı ve diğer iki arkadaşımızın S-400 ile ilgili yerlerde bulunmamalarıdır. Bu kadar” dedi.

S-400 alımının hata olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Karakuş, Türkiye’nin Patriotlarla ilgili sıkıntı yaşadığı için S-400’lere yöneldiğini ve Yunanistan’a S-300’ler için tanınan hak gibi hakkını istediğini kaydetti.

 

Türkiye’nin PKK/PYD ile mücadelesinde ABD yönetiminin silahlı insansız hava araçlarını bile vermediğini aktaran Karakuş, “ABD bazı konularda gereken yardımı yapmadı. Türkiye’nin istediği detektörleri dahi vermediler” diye konuştu.

ABD’nin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Suriye’ye düzenlediği harekattan rahatsız olduğunu kaydeden Karakuş, Washington’un Ankara’ya sır çevirdiğini belirterek şunları söyledi:

“Özellikle söylemek isterim ABD ile aramızın açılması ve F-35 programdan çıkarılmak istenmesinin asıl nedeni Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı’dır. Harekat doğrudan PKK’ya karşı yapıldı ama ABD Türkiye’ye sırt çevirdi. Türkiye’nin yüksek irtifa hava savunma sistemine ihtiyacı vardı ama vermedi. Türkiye S-400 ile başlamadığı gibi Çin’den alacağı sisteme de ABD mani oldu. Madem mani oldun o zaman hiç olmazsa Patriotlarla ilgili ufak tefek teknoloji ver, bizde satın alalım dedik. Teknoloji vermediği gibi genel olarak da vermedi.”

Milli Savunma Bakanı Akar’ın açıklamalarını hatırlatan Karakuş, ABD’nin bahane peşinde olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti:

“Sayın Akar söyledi. Daha önce Varşova Paktı’na üyeyken şimdi NATO’ya üye olan devletler var. Onlar nasıl kullanıyorsa bizde o şekilde kullanmak istiyoruz. ‘Sistem F-35’lere zarar verecek, bilgiler Rusların eline geçecek’ deniliyor ama bu tamamen uydurma. Bilakis Ruslar, ‘S-400’lerin bilgileri ABD’ye gider mi?’ diye bundan çok rahatsız olur. Rusya bir NATO ülkesine S-400 vermiş bundan daha kıymetli bir şey olabilir mi? Dolayısıyla ABD’nin yaptığı bahaneden başka bir şey değildir. Asıl rahatsız olması gereken Rusya olmalıdır.”

“Ankara S-400 almakla bir taşla üç kuş vurmak istedi, ama taşlar bumeranga dönüştü”

Moskova Devlet Üniversitesi Uluslararası ilişkiler Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Emin İkbal Durre, Ankara’nın S-400 sistemini aktifleştirmeyeceği görüşünde.

 

Ankara’nın S-400’leri almakla “hata yaptı” diye kesip atmanın işin kolayına kaçmak olduğunu belirten Durre, “Hangi koşullarda alındığı belli. Her şeyden önce böyle bir sisteme ihtiyaç vardı. Alternatifinin ABD tarafından verilmemesi ve Moskova’nın uygun şartlar sunması sistemin alınmasına neden oldu” değerlendirmesinde bulundu.

“Türkiye genel anlamda Suriye politikasını başından itibaren farklı şekilde uygulasaydı ve ABD ile derin bir krize yol açmayacak bir şekilde gelişseydi S-400’lerin alınma noktasına getiren şartlar oluşmazdı” tespitinde bulunan Durre, devamında şunları kaydetti:

“Ama tarihte keşkelere yer yoktur. Özellikle Türkiye’nin Kürt politikasıyla bağlantılı genetik kodları somut olarak durumun farklı gelişebilme ihtimalini ortadan kaldırdı. Ankara S-400’leri alarak Washington’a ‘ders vermek’, Rusya ile arayı düzeltmek ve hava savunmasındaki eksikliği gidermek için deyim yerindeyse bir taşla üç kuş vurmak istedi. Görünen o ki geldiğimiz noktada taşlar bumeranga dönüştü.”

Durre’ye göre olası çözüm, Ankara ya Rusya ile anlaşarak başka bir ülkeye satacak ya da ABD ile anlaşıp “gerektiğinde kullanmak üzere” depoya kaldırılacak.

Yunanistan’ın aldığı S-300’ler ile Türkiye’nin aldığı S-400’ler arasında paralellik kurmanın çok zorlama bir tespit olacağı değerlendirmesinde bulunan Durre, gerekçelerini ise şöyle sıraladı:

“GKRY’e satılan sistem Türkiye’nin ciddi tepkisiyle karşılaşınca Girit’te depoya kaldırıldı. Yunanistan bu işi ne ABD’ye bir ‘ders vermek’ ne de Rusya ile ‘stratejik’ bir ilişki kurmak için değil mecbur kaldığı için yaptı. Atina, Ankara gibi Moskova ile ilişkilerini Batı’ya karşı bir denge unsuru olarak kullanmıyor. Zaten bölgesel bir güç olmadığı için böyle bir şansı da yok. Ama Türkiye’nin hem bölgedeki hem de NATO içindeki rolü çok daha farklı.”

“S-400’ün bir NATO ülkesine satılması kırılma noktası yarattı”

S-400’lerin akıbetine ilişkin değerlendirmede bulunan Güvenlik uzmanı ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Merve Seren, üç seçenekten söz etti.

 

“Birincisi Türkiye kendi başına münferit olarak kullanacak ve operasyonel şekilde devam edecek” diyen Seren, diğer iki seçeneği şöyle sıraladı:

“İkinci tercih Rusya ile angajman devam edecek ama operasyonel olmayacak. Yani atıl durumda elde tutulacak, herhangi bit tehdit durumunda faaliyete alınacak ki bu ihtimal zor görünüyor. Üçüncüsü de Rusya müsaade eder ve ABD onaylarsa Türkiye bu sistemi NATO’ya entegre bir şekilde ve müsaade ettiği sınırlar içerisinde aktif hale getirilir.”

S-300’ün çok eski bir sistem olduğunu ve S-300 ile S-400’ün mukayese edilemeyeceğini kaydeden Seren, Rusya’nın sistemi Türkiye’ye satarken ‘Girit modeli’ gibi bir modeli de hesaba katmış olabileceğini söyledi.
Sistemin NATO üzerinde kullanılmasının teknik bir konu olduğunu ve istenildiğinde NATO’ya entegre edilebileceğini söyleyen Seren, “S-400’ler deneme maksatlı bile olsa yani entegre amaçlı olmasa bile denenebilir. Tarafların sözleşmede bu konuya yer verdiğini ve konuştuğunu düşünüyorum” dedi.

Ankara’nın sistemi almakla hata yapıp yamadığını şartlar içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Seren, dönemin şartlarının bunu gerektirdiğini belirterek şunları kaydetti:

“Türkiye 2006 yılından beri fizibilite çalışmalarını yapıyordu. Ve bu yıllarca devam etti. O zaman Rusya, Çin, ABD ve İtalya-Fransa ortaklığı vardı. Şartları karşılayan biri Rusya diğeri de Çin oldu. Çin’den alınmak istenince kıyamet koparıldı. Rusya’nın sistemini alıp NATO dışına çıktığınız takdirde her halükârda NATO ülkelerini rahatsız edecektir. Birde savunma boyutu var. Sonuçta bir silah endüstrisi. NATO dahil herkes bu pazarı kapma telaşında. Rusya kendi silah sistemini bir NATO ülkesine sattı. Bu bir kırılma noktası yarattı. Türkiye bunu operasyonel kılsa ne olur kılmasa ne olur. Rusya bu anlamda pazarı delmiş oldu.”

 

“Türkiye’nin Suriye’den aldığı tehdit algısı çok yüksek”

Ankara’nın hem Rusya hem NATO hem de ABD ile konuyu müzakere etmek zorunda olduğuna vurgu yapan Seren, diğer NATO ülkeleri kabul etse bile ABD’nin kabul etmeyebileceğini, çünkü ABD’nin Rus algısı ile Türkiye’nin Rus algısının aynı olmadığını aktardı.

NATO ve ABD’nin Türkiye’nin sistemi operasyonel kılmasına izin vermediği takdirde Ankara’ya bazı güvenceleri vermesi gerektiğini kaydeden Seren, güvencelerden bir tanesinin de PYD mevzusu olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Sonuçta Türkiye’nin Suriye’den aldığı tehdit algısı çok yüksek. Türkiye’nin etrafı füze envanteriyle dolu ve hava savunma sistemini mutlak süratle güçlendirmek zorunda. S-400’e izin yok, diğerleri sistemi satmaya yanaşmıyor. Peki bu nasıl olacak? Türkiye’nin bazı güvenceleri olması gerekiyor. Sonuçta yürütülen müzakereler karşılıklı güvene dayalıdır. Bir diğer konu da F-35 meselesi. Türkiye 2 milyar dolar para yatırdı. Ankara F-35 programına geri çağrılacak mı? Bu da ayrı bir muamma. Çünkü S-400’ün çözümünü konuşmak demek sizin bir daha F-35 programına alınacağın garantisi yok.”

Seren, Türkiye’nin S-400’ü alması ve Rusya ile askeri bir işbirliğine gitmesinin Ankara’nın güvenlik ve savunma konularında yüzünü doğuya döndüğü anlamına gelmediğini sözlerine ekledi.
 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap