Gündüzleri beyaz yakalı, geceleri sanatçı No More Lies: Cılız bir üne sahip olmaktansa hayalet olmak daha sempatik

by Haber Fora

Yeşim Yıldız

Gündüzleri uluslararası bir şirkette çalışan bir beyaz yakalı, geceleri ise sokaklara çıkıp şehrin duvarlarını resmeden bir sanatçı… Adı; No More Lies….

Tuvalleri sokak duvarları… Street art icracısı…  

Her şey Amerika’da tanıştığı bir duvar resmi karşısında büyülenmesiyle başlıyor. 2008 yapımı ”Beatiful Losers” belgeseli ise “son damla” oluyor ve o günden beri sokak sanatıyla uğraşıyor.

Gerçek kimliğini ve yüzünü saklayan sanatçı için, duvarlara çizdiği hayvanların hepsi aslında kendisi. Söylemek istediklerini, duygularını onlar aracılığıyla ifade ediyor. Eşsizlik ve kırılganlık duygusu için nesli tükenmekte olan hayvanları resmediyor.

Gerçek kimliğini saklamayı  ”Cılız bir üne sahip olmaktansa camiada bile bilinmeyen bir hayalet olmak daha sempatik değil mi?” sözleriyle açıklıyor. 

12 Eylül döneminde çocuk olduğunu ifade eden No More Lies, “O dönemlerde duvarlara farklı bir şeyler yapacak ne vizyon ne de cesaretimiz vardı. Bulunduğum çevre de hiçbir zaman graffiti ile beslenmedi” diyor. 

Beşiktaş Belediyesi işbirliği ile ‘’Sağlık Emekçilerine Saygı Duvarı’’ projesini gerçekleştiren sokak sanatçısı No More Lies, T24’ün sorularını yanıtladı.

İşte No More Lies’ın yanıtları:

Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım. Bize No More Lies mahlasının arkasında kim olduğundan biraz bahsedebilir misiniz?
 
Gündüzleri uluslararası bir şirkette beyaz yakalı bir hayat yaşarken, geceleri sokaklara çıkıp içimdeki resim yapma aşkını duvarlara yansıtmaya çalışıyorum. İkiye bölünmüş bir kişilik olduğum söylenemez çünkü her ikisinde de içinde bulunduğum gruptan hatrı sayılır seviyede uzakta duruyorum. Toplantılara tırnak aralarında sprey boya kalıntılarıyla katılan, graffiticilerin “No More Abi”siyim. 

 
“No More Lies” mahlasının çıkış noktası nedir? Neden kimliğinizi gizli tutuyorsunuz?

Bulutlardan oluşan bir seri yapmıştım yıllar önce. Yağmur damlaları umut dolu ama erişilmez havuçlardı ya da kulağımıza fısıldayan küçük bir bulut bizi kandırmaya çalışıyordu. Altına da “No more lies” yazmıştım. Hayata karşı genel tavrımı da ortaya koyan bir seriydi. Her şeyin farkında, kavgacı olmadan ama “Yemiyorum artık, lütfen bu oyun ve yalanlardan vazgeçer misiniz?” demiştim. Bulutlarla başlayan sticker serisi sonradan tüm işlerde kullandığım ismimle beraber street art maceramın da başlangıcı oldu.
 
Aslında internet kullanımının bu kadar yoğun olduğu ve her yerde kameralarla görüntü kayıtları yapıldığı bir dünyada gizlilikten bahsedemeyiz. “Neden isminizi, kimliğinizi ortaya koymuyorsunuz?” belki daha doğru olur. Birden fazla nedeni var. Başlangıçta neredeyse ürettiğim her şey “illegal” idi. Graffiti camiasında izin almadan yapılan işlere bu ad verilir. “İllegal boyadım bakın bu duvara” diye çıkmak ortalığa pek hoş olmaz diye düşünüyor tüm street artistler ve graffiticiler. İkinci nedeni, iş yerinde duyulsun ve sığ düşüncelerle yorumlansın istemedim. Son olarak cılız bir üne sahip olmaktansa camiada bile bilinmeyen bir hayalet olmak daha sempatik değil mi diye düşündüm.

“12 Eylül döneminde duvarlara farklı şeyler yapacak vizyon ve cesaretimiz yoktu” 

Graffitiye ilginiz nasıl başladı? Ne zamandan beri graffiti ile uğraşıyorsunuz? 
 
Street art geçmişim Türkiye’deki bir çok sanatçıdan çok daha kısa. Her şeyden önce hiç graffiti yapmadım. Genel teamül kendi apartman ve mahallende tag atarak başlar ve ustalık kazandıkça circle’da büyür. Benim çocukluğum 12 Eylül dönemine denk geliyor. Duvar yazısı sadece siyasi görüşü ve sloganları kapsıyordu. O dönemlerde duvarlara farklı bir şeyler yapacak ne vizyon ne de cesaretimiz vardı. Bulunduğum çevre de hiçbir zaman graffiti ile beslenmedi. Yıllar yıllar sonra Amerika’da duvar resmi ile tanıştım ve büyülendim. 2008 yapımı “Beautiful Losers” belgeseli ise son damla oldu benim için. O günden beri el yordamı, deneme yanılma ile sokak sanatı yapıyorum.

”Eserlerimdeki hayvan figürlerinin altında şamanist bir dışa vurum var”

Eserlerinizde hayvan figürlerini çok görüyoruz. Bunun özel bir nedeni var mı?
 
Aslında onlar hayvan değil, hepsi benim. Altında şamanistik bir dışa vurum var. Söylemek istediklerimi, duygularımı onlar aracılığıyla ifade ediyorum. Eşsiz ve kırılganlık duygusu için nesli tükenmekte olan hayvanları resmediyorum genelde – ki duyarsızlığımızı bir miktar da olsun eleştirebilelim. Hayvan görüntüsünün cinsiyetsiz olması da çok işime yarıyor diğer taraftan. Sorunlarımızın büyük bir kısmı cinsiyete bağlı değil. İnsan ile anlatmaya çalıştığımda konu çok farklı bir yerden ve gerçekten de haklı bir yerden yanlış anlaşılabiliyor. Tüm bunlardan arınmanın yolu hayvanlar ve onlar çok daha güzel canlılar.

 
Eserlerinizde hangi mesajla yola çıkıyorsunuz, hangi temalardan etkileniyorsunuz? Yaratma sürecine nasıl karar veriyorsunuz?
 
Genellikle önce duvarı buluyorum, sonra da oraya uygun mesaj ve imgeye doğru bir yolculuk başlıyor. Street Art diğer bir çok sanattan farklı olarak izleyicisiyle onun hiç beklemediği bir anda ve hatta yuvasında karşısına çıkıyor. Her gün yürüdüğünüz bir sokakta birden karşınızda bir güzellikle karşılaşıyorsunuz, müthiş bir sürpriz. Bu kadar önemli bir mekân avantajını sanatçının oraya özel bir eserle taçlandırması gerekir, en azından benim çabam bu. Mekân ilişkisinin dışında iç dünyamdaki çalkantılar ilham kaynağım oluyor. Tüm hayvanlarımda sistemin adaletsizliklerine karşı dingin bir öfke egemen.
 
Kendi alanınızda işlerini beğendiğiniz ve etkilendiğiniz sanatçılar var mı?
 
Street art’ın bu kadar popüler olmasını sağlayan Banksy üretimindeki zeka seviyesi ile, ölü hayvanlarla şehirleri dolduran Roa ham ihtişamıyla, matkapla stencil yapan Vhils ise hiç bir yüzeyin iki boyutlu olmadığını ispatlayarak listemde hep ayrı bir yer tutuyor. Gelişen yaygınlaşan “mural” (duvar resmi) olarak adlandırılan işlerin çok meraklısı olmadığımı itiraf etmeliyim çünkü sanatçının kısa sürede yaptığı ve kalıcılığı çok sorgulanmayan işlerle o çevrede yaşayan insanlarla oyun oynamasını, onları şaşırtmasını daha çok seviyorum.

”Sağlık çalışanlarımızın mücadelesine teşekkür etme fırsatına sahip olmak inanılmazdı”

“Sağlık Emekçilerine Saygı Duvarı” çalışmasından biraz bahseder misiniz? Proje ve işbirliği yapma fikri nasıl ortaya çıktı?

Beşiktaş Belediyesi ile Görkem Kızılkayak aracılığıyla bir çok duvar boyamıştık daha öncesinde, yani yakın bir temasımız vardı. Belediyeden sağlık çalışanlarına adanacak anıtsal bir teşekkür duvarı yapmak istediklerini duyunca çok heyecanlandım. Ben duygu yoğunluğu ile motive oluyorum ve Koronavirüs dönemi hepimizi birçok yönden duygusal olarak sarsmıştı. Bu sarsıntılar, korkular, yalnızlıklar içinde sağlık çalışanlarımızın zaman geçtikçe daha çok anlayacağımız ve takdir edeceğimiz mücadelesine teşekkür etme fırsatına sahip olmak inanılmazdı. Proje kararı alındıktan sonra Görkem ile duvar ve tasarım üzerinde iki – üç ay uğraştık. Belediye sınırları içindeki tüm sakinlerini memnun etme hassasiyeti ile proje üretmek üzerinde defalarca çalışma yapmamıza neden oldu ama sonucu beni çok memnun etti. Projeyi DYO boyaları ve Montana Colors-Donut Store da büyük bir sahiplenmeyle destekledi. Ortaya çıkan saygı duvarı umarım sadece Beşiktaş Belediyesi sınırlarında yaşayanlar tarafından değil tüm ülkede beğenilir. Asıl önemli olan ise sağlık çalışanlarımızın fedakârlıklarını karşılıksız bırakmamak için kendimizi korumaya devam etmek, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uyarak yeni vaka sayısını ve sağlık çalışanlarımızın risklerini artırmamak.
 
Varsa gelecek projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?
 
Biri Türkiye içinde, diğeri ise yurt dışında iki proje üzerinde çalışıyorum şu sıralar. Her ikisi de beni heyecanlandıran başlıklar yine. Yok olan, tekdüzeleşen şehir hayatı ve küresel çevre sorunu.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap