Sosyal girişimci gönüllülerin yeni mekanı Zanzibar

by Haber Fora

Dünya üzerinde yaşanan küresel gelişim süreci, bir taraftan tüm imkanlara erişimi kolay hale getirirken diğer taraftan tüketim kültürünün sonucu olarak farklı arayışları da beraberinde getirdi.

İstediği her şeye erişen ancak aradığı huzuru ve mutluluğu teknolojik ve yapay ortamlarda bulamayanlar, doğaya yeniden dönmeye ve natüre mekanlarda eksiğini tamamlayama başladı.

Dijital çağda yalnızlaşan, ev ve iş arasında sosyal ortamlardan uzak, mutfak kültüründe bile kendini tekrarlayan ve yapay bir döngüde sıkışanlar artık soluğu yeni sosyal girişim projelerinde alıyor.

Zanzibar’da kurulan Assalam Vakfı da işte tam da bu noktada kendini arayanlara farklı bir kapı açmış görünüyor.

Meslekleri ne olursa olsun gönülden her işi yapanların Zanzibar’daki mekanı haline gelen Assalam’ı gönüllülerinden dinleyelim.
 

Hayrunnisa Çiçek: Kevser Aydoğdu’yu ‘Mutfak Deneyleri’ adındaki hesabıyla tanıdık. Pozitif ve insana enerji veren bir yanınız var. Ancak Assalam’da gönüllü olmaya başladıktan sonra kendinizi daha iyi keşfettiğinizi görüyoruz. Nedir bu enerjinin kaynağı?

Kevser Aydoğdu: 1967 Adapazarı doğumluyum. İstanbul üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mezunuyum. 3 erkek çocuk annesi olan ve 39 yaşına kadar çocuklarıyla hemhal olup 40 yaşında kendini şef olarak bulan biriyim aslında. Sonrası çorap söküğü gibi geldi.

Çeşitli restoranlarda şeflik, menü tasarımı ve danışmanlığı. 2011 yılında canlı mutfaktan eğitim sektörüne geçiş. Çeşitli kurumlarda ve üniversitelerde mutfak uygulama dersleri, nihayetinde 3 yıldır süren gönüllülük hikayem.

Afrika’da olmayı ben seçmedim. 3 yıl önce bildiklerimi bedelsiz paylaşacağım bir platform arıyordum, neresi olursa diye. Bu süreçte Instagramda Assalam ile karşılaştım ve devamında Hatice Yentürk ile tanıştım. İlk kez 2018 yazında kendimi Zanzibar’da buldum.

Beni en çok etkileyen Afrika’nın doğası ve insanların yüzündeki bitmeyen gülümseme oldu. Zaman içerisinde kendinizi keşfetmek için size muazzam kapılar aralanıyor. Sonra bir bakıyorsunuz bu büyülü dünya sizi içine çekivermiş.

Bu yüzden özellikle gençlere tavsiyem bazı şeyler için çok geç olmadan, iş hayatının karmaşasına dalmadan, kendilerini tanıyabilecekleri bu fırsatları sonuna kadar değerlendirsinler.
 

Hayrunnisa Çiçek: Kevser Hanım kendisinden sonra birçok gencin de Zanzibar’a gitmesine vesile olmuş. Ahmet Babal’da sosyal girişimci gençlerden biri. Ahmet Bey, siz de Kevser Hanım gibi kendinizi büyülü bir dünyada mı buldunuz yoksa olumsuz düşünceleriniz oldu mu?

Ahmet Babal: 1993 İstanbul doğumluyum. Konaklama İşletmeciliği mezunuyum. Profesyonel aşçılık yapıyorum. Aynı zamanda baba mesleği fidan yetiştiriciliği işi ile uğraşıyoruz. Instagramda takip ettiğim kişilerden bazıları Zanzibar seyahatinde Assalam’ı ziyaret etmişti. Ben de Assalam’ı bu hesapların paylaşımı sayesinde tanıdım ve araştırmaya başladım.

Ortalama 6 yıllık bir iş geçmişim oluşmuştu. Sürekli hayatın böyle devam etmemesi gerektiğini sorguluyordum. Çalış çalış, tatil için para biriktir vs. hep aynı döngünün içinde sıkışıp kalmıştım adeta. Kendim için çalışmayıp başkalarına fayda sağlayabilme fikri oluşmaya başladı.

Assalam’da bunun için biçilmiş kaftandı. Kurucularından Hatice Yentürk İstanbul’da üniversitelerde tanıtım yapıyordu. İçim gidiyordu ama iş yoğunluğundan dolayı katılamıyordum. Kevser Aydoğdu, sürekli takip ediyordum. Kendisi manevi ablam olur, sağ olsun bana çok destek oldu.

Ancak gitmeden önce herkesten ciddi tepkiler almaya başladım. Su, elektrik yok, ne işin var orda gibi şeyler söylüyorlardı. Onlara benden önceki gönüllülerin fotoğraflarını gösterdim, bize empoze edilenin dışında başka bir Afrika’nın varlığını anlatarak, Zanzibar için adeta cennetten bir köşe gibi diyordum.

Önyargıları çabuk kırdım sanırım. Velhasıl Mutfak Deneylerini takip eden Ahmet’in şartları el verince kendisini 3 aylık mutfak koordinatörü olarak Zanzibar’da buldu.
 

Beş gönüllü Zanzibar’a doğru yıla çıktık. İlk uçaktan indiğimizde biz de dahil 40 kişinin valizinin uçağa alınmadığını ve Türkiye’de kaldığını öğrendik. Hemen ‘Hakuna Matata’ moduna geçmemiz gerektiğini anlamış olduk. Uçağımız çok erken saatte inmişti.

 Valiz sorunu, pasaport işlemleri halledildikten sonra köyümüze, Kizimkazi’ye doğru yola çıktık. Gün ışımaya başlayınca adeta büyülendiğimi hissettim. Yol boyunca hangi filmin içindeyim diye sorguladım. Ağaçlar, yollar her şeyden ama her şeyden çok etkilenmiştim.

Hayrunnisa Çiçek: ‘Kadın Kadına, kadınlara özel müzik’ mottosu ile tanınan Akşam Grubu’nu da Assalam çatısı altında görmek mümkün. Grubun üyelerinden Piyanist Ayşe Esra Bayrak da yolu Zanzibar’a düşenlerden, yani içine Afrika doğanlardan…

Ayşe Esra Bayrak: Evet. Afrika ile çok yeni tanıştık aslında, tüm Afrika ile bile değil, kıtada bulunan 54 ülkenin yalnızca birini gördüm. Umarım diğerlerini de ziyaret etmek ve yaşamak nasip olur. Ben de kendimden ve Assalam tanışma hikayemden bahsedeyim isterseniz.

Trabzonluyum. Moda Tasarım mezunuyum, piyano çalıyorum. İki sene belediyede yetişkinler için dikiş-tasarım, çocuklar için de temel müzik eğitimi verdikten sonra öğretmekten çok öğrenmenim peşinde olduğumu fark edip istifamı verdim ve tam o dönemde de Assalam’la yollarımız kesişti.
 

Akşam müzik grubu olarak Çengelköy’deki Assalam İstanbul’un açılışına davetliydik. İftar sofrasında Hatice Yentürk ile tanışıp sohbet ediyorduk. Hatice abla benim dikiş ve tasarım eğitimi verdiğimi öğrendiğinde “Zanzibar’daki Kanga Afrika projemiz için senin gibi birine ihtiyacımız var. Gelmeyi düşünmez misin?” diye sorduktan sonra kendimi okyanusun yanı başında kızıl topraklarda buldum.
 

Hayrunnisa Çiçek: Bir de öğrenci olup, sırt çantasını alıp diyar diyar gezen gençlerimiz var tabi. Üniversite öğrencisi Muhammet Sümbül’de en iyi örneklerden biri.

Muhammet Sümbül: 22 yaşındayım. Tokat doğumluyum. Bahçeşehir Üniversitesi’nde Elektrik Elektronik Mühendisliği ve Management (Double Major) son sınıf öğrencisiyim. Üniversite eğitimimden dolayı İstanbul’da yaşıyorum ve aslında kabuğumu kırıp, fanusumdan dışarıya okyanusa açılma hikayem tam olarak da burada başladı.

Anadoluda yetişen, yabancı dille çok ilgisi olmayan ve kalıplarının dışına çıkmayan, farklı kültürden bir Türkle bile muhabbet kurarken zorlanan bir genç olarak tanımlıyordum kendimi. Tüm bunları aştım ve Uluslararası Öğrencilere yönelik “International Istanbul Society” ekibini kurdum.

Bu süreçte 22 farklı ülke 4 kıtadan arkadaşlık ve dostluk edinme fırsatım oldu. Hatta bu dostluğu bir tık öteye taşıyıp kültür elçiliği yapmaya başladım.

Kendi memleketinden çıkıp gelip Dünyaya açılmak, farklı kültürleri tanımak, Zanzibar’da okyanusun karşısında Coconut ağaçları altında kendinin farkına varmak, benim için adeta bir dönüm noktası gibi çok ince bir çizgiydi bu.

Kovid-19 sürecinde ilk 6 aylık karantinadan sonra çok yakın bir arkadaşımızla daha fazla dayanamayıp yurt dışı planları yapmaya başladık. Niyetimiz sadece seyahat değil, aynı zamanda sosyal çalışma yapmaktı.

Araştırmalarımız sonucu Assalam Vakfı’nı tanıdık ve onlarla irtibat kurarak Afrika’nın incisi Zanzibar’a gittik. Arkadaşım işi gereği 1 haftanın sonunda geri döndü ama ben adanın muhteşem doğasına ve ortamına olan tutkumdan dolayı ayrılamadım.

Dönüş biletimi de yakarak 1 haftalığına tatil için gittiğim Zanzibar’dan 50 gün sonra ancak ayrılabildim. Kaldığım süre içinde Assalam Vakfı’nda gönüllü olarak elimden ne gelirse yapmaya çalıştım.
 

Hayrunnisa Çiçek: Assalam’da gönüllü olmak ne anlama geliyor? Herkesin bir görev tanımı mı var yoksa herkes her işi yapabiliyor mu?

Ayşe Esra Bayrak: Benim görevim proje koordinatörlüğüydü. 3 ay boyunca 20’den fazla kadın ve 15’den fazla genç kızla eğitim akabinde KangaAfrika markası için üretimler yaptık. İmkanlar burada alışık olduğumdan çok daha farklıydı. Buna rağmen ‘Hakuna Matata’ deyip günü hep güzel ve verimli kapattık. Birlikte çalıştığım canım kadınlardan çok şey öğrendim. Assalam’da yaptığımız iş görev tanımımızın ötesinde aslında. Temizlik yapmak, yemek yapmak, maymun kovalamak da bu gönüllülüğe dahil 🙂 Bu açıdan benim için eşsiz bir deneyimdi diyebilirim.
 

Muhammet Sümbül: Assalam’da gönüllü olmak demek çok farklı bir şey gerçekten. Her an her şeyi yaparken, daha önce hiç yapmadığınız değişik işleri deneyimlerken bulabiliyorsunuz kendinizi. Ben teknik bilgimden dolayı devam etmekte olan okul inşaatıyla ilgileniyor, süreçlerin takip edilmesi, yönetilmesi ve lojistik desteğin sağlanması gibi konularda çalışıyordum. Tabi bu her zaman bu işi yaptığım anlamına gelmiyordu. Yeri geliyor okul duvarlarını boyuyor, yeri geliyor okul inşaatı için odun kesiyor, marangozluk yapıyor, yeri geldiğinde de enerjisi biten işcilerle kanka olup beraber dans ediyor ve onları bir sonraki iş için motive ediyordum. Kimi zaman da çocukların “Teacher Mohammed’i” oluyor onlara yüzme öğretiyordum. Assalam’da gönüllü olmak böyle tatlı bir şey işte.

Ahmet Babal: Çengelköy Assalam İstanbul’da de birkaç gün yemek pişirerek gönüllülüğe başlamıştım. Zanzibar’da ise ilk 3 aylık Mutfak Koordinatörlüğüm sürecinde alışveriş de dahil olmak üzere kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği yapıyordum.

Benim görevim projelerdeki gönüllü arkadaşları güzel yemek yaparak mutlu etmekti. Ama yine de gerektiğinde herkes her şeyi yapabiliyor olmalı. Bu arada diğer projeleri de uzaktan takip ediyordum. 3 ay sonunda vizem bitti ama dönmek için henüz çok erkendi.

Türkiye’ye mecburen geri döndüm ama 20 gün sonra ikinci 3 aylık süre için Kampüs Koordinatörü olarak tekrar Zanzibar’a gittim. Bu kez sorumluluklarım daha fazlaydı. Okul bölgesi, bahçe, evler, bungalovlar, temizlik, ustalık işleri gibi uzayıp giden sorumluluk alanlarım vardı.

İlk 3 aylık süreçte her sabah ve akşam bisikletle geziye çıkan Ahmet hiçbir yere kımıldayamıyor, çok yoruluyor ama bir o kadar da keyif alıyordu.
 

Kevser Aydoğdu: Assalam’ın faaliyetlerindeki en önemli husus lokal çalışanların dışında faaliyetlerin yüzde 70lik kısmının gönüllüler tarafından yürütülmesidir. Bu sistem tüm zorluklarına rağmen her iki taraf için de kazançlı bir sistem.

İlk görevim Zanzibar StoneTown’da bulunan Assalam işletmesi CafeAfrica koordinatörlüğüydü. Aynı süreçte kampüs mutfağında da görev yaptım. İstanbul’daki kafede menü tasarlamaya yardımcı oldum.

Bunda da herkesin damak tadına hitap etmesini esas aldık. Şu anda mutfak sorumlumuz Sevgi Çiçek. Afrikalı öğrenci arkadaşlarımızla birlikte bu lezzetleri birlikte çıkarıyorlar.
 

Hayrunnisa Çiçek: Mutfak kültürü başlı başına ayrı bir dünya. Assalam’ın kampüsünde sadece Türkiye veya Afrika değil dünyanın diğer ülkelerinden gelen birçok kişiye aynı anda hizmet veriyordunuz. Mutfak sorumluluğu ve Cafe işletmesinde kültürel sorunlar yaşadınız mı?

Kevser Aydoğdu: Afrika dediğimiz koca bir kıta. Sadece Zanzibar’a ait yemek tecrübelerim her anlamda beni şaşırttı ve şaşırtmaya da devam ediyor. Türk mutfağıyla hem benzerlikleri hem de uç noktaları var. Benzerlikler daha çok hamur işlerinde, chapati tıpkı katmer, mandazi bizim pişinin baharatlısı.

Genel olarak baktığımızda iki ana öğünden bahsedebiliriz. Geç kahvaltı ve ikindiye yakın bir öğün. Temel yiyecekler, balık, pirinç, plantain (yemeklik muz) hindistan cevizi sütü, patates ve benzerleri (kiyazi başlığı altında toplanıyor cassavadan, bütün tatlı patates türlerine kadar hepsini kapsıyor).

Bizim birlikte yaptığımız en verimli iş orada bulunan malzemeler ile Tük damak tadına uyacak yemekleri birlikte deneyerek bulmak ve reçetelendirmek oldu. Bu konudaki en büyük yardımcılarımız Rahma ve Muniraydı, sağ olsunlar.

Rahma ve Munira Assalam’ın en popüler çalışanları aynı zamanda. Mercimek köftesi, kısır, sarma gibi klasik tatlarımızı da hem öğrendiler hem de beğenerek yaptılar. En son ise lokal bir yeşillik olan michica ile sarma yaptık ki, o da muhteşem oldu.
 

Ahmet Babal: Daha ilk haftaydı sanırım köy içinde lokal bir lokantaya gittik yani esnaf lokantası diyeyim. Ugali (mısır unu lapası), maharage (hindistan cevizi sütü ile pişmiş kuru fasulye), birer parçada kızarmış balık aldık. Her şey normaldi, e bizde ellerimizle giriştik yemeğe.

Bulaşıkların yıkandığı suyu görünce yemeği tamamlamakta biraz zorlandık tabi ama bu köyde uzun süre kalacaktık turist değildik. Helal olduğu sürece farklı tatlara açığım. Kültür farkını da aşmaya çalışmadım. Kevser ablamın belirttiği gibi birçok benzerlik var.
 

Bizim hamur kızartmamız pişi orda mandazi. Ama içinde hindistan cevizi sütü ve kakule var. Bizim hamur kızartmamıza göre daha besleyici olduğunu düşünüyorum. Zanzibar deneyimimden sonra farkındalığım artmaya başladı. Çünkü bizler pişinin yanında birçok şey tüketirken Zanzibar’da 2 mandazi bir çay kahvaltı yapabiliyorlar.

Zaten içerik oldukça zengin. Biz de Assalam’ın kampüsünde hem Türk hem Afrika mutfak kültürünü kullandık. İlk zamanlarımda pişirdiğim nohutu bir masai ile yiyor olmak çok değişik hisler uyandırıyor, şükrediyordum. Mutfakta Rahma ve ben iki kişi çalıştık.
 

O bana Afrika şeklini ben ona Türk şeklini gösteriyorum ki Rahma Kevser hocamla daha önce çalışmış. Ama yine kendi bildiğinden şaşmayan dünya iyisi bir personelimiz. Kendisiyle mutfak dili harici ortak bir dilimiz de yoktu.

Ama çok iyi bir ilişkimiz oldu. Şuan benim Zanzibar’daki annem Mama Rahma’m. Onunla birlikte Tanzanyalı öğretmenlerimizde kampüste yaşadığı için herkesi mutlu edecek yemekler yapıyorduk.
 

Hayrunnisa Çiçek: Alışverişi de köy halkından yaptığınız için dil sorunu ile orda da karşılaşmışsınızdır muhtemelen. Bu esnada ortak bir dil olmadan, pazarlık yapa yapa Türk usulü pazarın hakkını verebildiniz mi?

Kevser Aydoğdu: Alışveriş benim en severek yaptığım işlerdendi diyebilirim. Halkı ve kültürü yakından tanımak, dillerini öğrenmek için bulunmaz bir nimet. Sayıları, sebze, meyve isimlerini çok kolay öğrendim bu sayede. Balık satın almak ise başlı başına bir hikaye.

Açık artırma usulü satılıyor ve balık en çok parayı verende kalıyor. Bu olayın içinde bizzat bulunmak, pazarlık yapmak ve istediğim balığı kapmak her seferinde gözlerimin parlamasına sebep olan müthiş bir eylemdi benim için.
 

Ahmet Babal: İlk başlarda çok zorlandığım ama alıştıkça en çok keyif aldığım yerlerin başında geldi alışveriş. O esnada Türkiye’deki Ahmetten eser yoktu. Ciddi pazarlıklar yapar olmuştum, çarşıya gidince kendimi tanıyamıyordum.

Sonuçta harcamaları minimuma indirmem gerekiyordu. Sebze sınırlı ve oldukça pahalı. Bir de beyaz insan görünce fiyatlar değişebilir diye ‘Ben beyaz değilim. Ben Zanzibarlıyım’ repliğini ezberlemiştim. Çok gülüyorlardı bana ama istediğim fiyatı da alıyordum. Bir de üzerine hediye istiyordum. Bir papaya, bir mango gibi…
 

Hayrunnisa Çiçek: Assalam Vakfı’nın gönüllüleri bölgeye gitmeyi başarabilenlere şanslı gözüyle imrenerek bakıyor. Okyanus kenarında, sürekli eğlence ortamı, şen kahkahalar… Peki, her şey buradan göründüğü gibi mi gerçekten?

Ahmet Babal: Sorunların sorun olmadığını öğrendiğimiz bir yer Afrika. Tabi ki ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz. Mesela bir iki örnek vereyim. Maymunlar geliyor ve gün gün büyümesini beklediğim mangolarımızı bir bir ısırıp yere atıyor.

Yetmiyormuş gibi muz ağaçlarımıza geçiyorlar. Bir tane yeseler eyvallah ama her birini ısırıp tadına bakıyor ve kaçıyorlar. Üstüne bir de çay doldururken tabağımdan ekmeğimi alıp gitmeleri yok mu, işte bardağı taşıran son damla.
 

İşin şakası bu tabi ki ama birçok zorlukları var. Bir kere gönüllüsünüz. Aynı insanlarla hem çalışıyor hem yaşıyorsunuz. 3 ay az bir süre değil. Odama çekileyim, yalnız kalayım dibi bir lüksünüz olamaya biliyor.

Böcek korkunuz varsa biraz sorunlar yaşayabilirsiniz. Elektrik gidebilir, internet çekmeyebilir, izin gününüzde şehre gitmek istersiniz Dala Dala ile 1 buçuk saat metrobüsten daha kalabalık meteor düşmüş yollarda bir kamyonetle bu yolculuğa katlanmanız gerekebilir.

Şuan kendimi zorluyorum başka ne zorluk yaşamıştım diye ama bu bahsettiklerim bile benim için hiç problem olan şeyler olmadı. Ne kadar çok seviyorsam siz düşünün artık.
 

Muhammet Sümbül: Herşeyin iyi tarafın olduğu gibi bir de olumsuz yanı elbette vardır. Ama ben her zaman her şeye olumlu bakan biriyim. Assalam benim ikinci Afrika maceram ve hayatımın köşe taşlarından biri oldu.

Avrupadaki yaşıtlarının sahip olduğu o refah seviyesine ve imkanlara sahip olamayan, eğitimden ve birçok güzel şeyden mahrum kalan çocukların mutluluğuna şahit oldum.

Bu da bana sıkıntıların aşılabileceğini ve mutluluğa engel olmadığını gösterdi. Hatta tüm imkanlara ulaşabilmek veya sorunsuz bir hayat yaşamak, mücadele etmeden geçen hayat insanı daha köreltiyor ve boşluğa itiyor.
 

Hayrunnisa Çiçek: Assalam Kampüsünde son zamanlarda sıkça düğünlere de şahitlik ediyoruz. Organizasyonların mimarı da Kevser Aydoğdu, yani yeni lakabı ile ‘Mama Harusi’…

Kevser Aydoğdu: Ya evet, Zanzibar’ın bana kattıklarından biri de bu oldu sanırım. Düğünler tamamen spontane gelişti. Kıdemli çalışanımız Munira Abdul ile yine Assalam’ın eli ayağı İshak’ımız Huzeyme 3 yıldır parasızlıktan düğün yapamıyordu.

Ben de destek olursanız iki düğün birden yapacağız diye eşe dosta haber saldım. Bu çağrım güzel bir karşılık buldu ve iki değil üç düğün birden yapmak nasip oldu.

Yine Assalam çalışanımız Ame de bu paydan nasibini aldı. Tabi bu süreçte bir de lakabım oldu; ‘Mama Harusi’ yani düğün annesi. Bu ismi bana veren de Assalam’ın kıdemli çalışanı Ali Hamadi’ydi.
 

Biraz da buradaki düğünlerden bahsetmek istiyorum. Çok şenlikli ve pek keyifli geçiyor. Sabahın nurunda da olabiliyor, öğleden sonra da ama illa ki cuma günü yapıyorlar.

Erkekler biraz Arap kültürünü yansıtan kıyafet giyiyor. Beyaz cellabe, yeşil kuşak, belinde kama ve başında yeşil çoğunluklu özel bir teknikle sarılmış kefiye.

Gelinlik renkleri ise yeşil üzeri altın rengi ya da beyaz üzeri altın rengi. Gelin tarafının evinde de erkek evinde de eğlence yapılıyor ve yemek ikram ediliyor. Şunu net söyleyebilirim ki, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi gelenekler burada da dinin önünde geliyor.
 

Hayrunnisa Çiçek: İşte tam da bu değil mi aslında sosyal girişimcilik dediğimiz olay. Bu bağlamda sormak istiyorum, Assalam’ı diğer STK’lardan ayıran nedir?

Kevser Aydoğdu: Sürdürülebilir projeler için çaba göstermesidir. Nedir bunlar diye soracak olursanız, öncelikle çocuklar için okul, sonrasında genç kız ve kadınlara yönelik meslek edindirme projeleri diyebilirim.

Halen mevcut dikiş atölyemizde annelerimiz tarafından dikilen çanta ve kabile bebeklerimiz dünyanın pek çok yerinde alıcılarıyla buluşuyor.

Muhammet Sümbül: Assalam tam olarak Afrika’nın sorunlarına 4 farklı alanda gönüllülük bazında çözümler arayan ve bu çözümleri çeşitli networkler kurarak sürdürebilir hale getirmeyen çalışan bir gönüllü kuruluş, tatlı bir NGO aslında.

Gönüllülük turizmini seyahat etmekten öteye taşımayı amaçlayan, gittiği ülkenin derinliklerine inip ruhunu anlamak ve o bölgeye katkı sağlamak isteyen turistlerin hem keyifli vakit geçirmelerini hem de de sosyal yardım çalışmaları yapmalarını sağlayan bir sosyal girişim.

Ve aslında burada asıl amaç ne gönüllülük turizmi, ne de fiziki ve vicdani tatmin… Ne de dil ya da kültür öğrenmek… Burada asıl amaç durmak, anlamak, paylaşmak… Asıl katkı Afrika’ya değil, size.. Ruhunuza…
 

Burada gönüllü olmayı düşünen arkadaşlara da söylemiş olayım, neden mi Assalam Zanzibar’da gönüllü bir turist olmasınız? Çünkü en güzel inci dişler burada. En samimi gülüşler, en sıcak selamlaşmalar! Kısacası samimiyetin en güzel tonları burada!

Assalam’da bana dair iz bırakacak çok şey var. Çok farklı ve anlatılmaz bir deneyim oldu benim için. Yolu düşen herkesin gelip görmesi, deneyimlemesi ve hatta imkanları olursa vakit ayırıp gönüllülük yapması gerekir. Yolunuz düşerse muhakkak gelin uğrayın, deneyimleyin. Hatta bana sorarsanız yolunuz düşmese de alın sırt çantanızı, atlayın uçağa gelin. Ne de olsa ‘Yol açık, Yola çık’.

Ahmet Babal: Projelerimiz bizden önceki dönemde bir sisteme düzene oturmuştu zaten hazır sisteme gelmiştik, okul olsun, genç kızlar, yetim annelerimiz , çocuk üniversitesi  hepsi çok yerinde projeler. Kısa ve uzun vadede çok güzel sonuçlarını aldığımız ve alacağımız projeler olduğunu düşünüyorum.

Hayrunnisa Çiçek: Sosyal girişimcilik faaliyetlerinin yayılmasının toplumsal kazançları nelerdir?

Kevser Aydoğdu: Sosyal girişimcilik faaliyetleri toplum açısından özellikle büyükşehirlerde yaşayan çoğumuz için ruhumuzu yeniden tanıyıp özümüzü keşfetmek için mükemmel bir fırsat. Bunu lütfen iyi değerlendirin.

Ahmet Babal: En yakınımızda elektriksiz, susuz hayatlar varken, sınırımızdaki çadır kentlerde mağdur onlarca insan varken, pandemi süresince evde sıkıldım artık yeter bitsin şu hapis hayat diye söylenen insanlık biraz empati yeteneği kazanıp haline şükredebilmeli.

Çok ciddi bencilleştiğimiz ve çılgınca tükettiğimiz dünyada tek başımıza yaşamadığımızın farkındalığının oluşmasında sosyal girişimcilik duygusunun iyi anlamda kazançları olacağını düşünüyorum. Umarım bu sayede dünyaca, ülkece güzel farkındalıklar kazanabiliriz.

Ayşe Esra Bayrak: Sosyal girişim faaliyetleri temelde topluma birçok değer katarken, faaliyeti sürdüren bireylere de kendini tanıma konusunda ciddi katkılar sağladığı düşüncesindeyim.

Muhammet Sümbül: Sosyal girişimcilik denince aklıma uzun yollar geliyor. Seyahat etmeyi çok seven biri olarak sadece gittiğim yerleri turistik mekanlar olarak görmüyor, buna ilave orada bulunan STK’lar ile bağlantı kurmaya ve gönüllü çalışmalara katılmaya gayret gösteriyorum.

Ve aslında burada asıl amaç ne gönüllülük turizmi, ne de fiziki ve vicdani tatmin… Ne de dil ya da kültür öğrenmek… Burada asıl amaç durmak, anlamak, paylaşmak… Asıl katkı Afrika’ya değil, size.. Ruhunuza…
 

Hayrunnisa Çiçek: Afrika dediğimizde uzak ama büyülü topraklar geliyor aklımıza. Küçüklüğümden aklımda annemin hep Afrika’ya gidip safari yapmak istemesi kalmış. İnşallah kısmet olur bir gün diyelim. Siz Afrika içine doğup da yollara düşebilenlerdensiniz. Seyahatiniz boyunca sizi en çok etkileyen ne oldu?

Ayşe Esra Bayrak: Zanzibar’da beni etkileyen çok şey var bunu en olarak seçmem mümkün değil. Mesela doğası. İlk bir hafta boyunca sabah uyandığımda ‘Bu bir tablo ve ben rüyadayım’ dedim.

Bu etki gidip görmeden anlaşılacak bir şey değil, keza insanları da öyle birbirlerine karşı çok anlayışlı ve saygılılar. Türkiye’ye döndüğümde ilk planım Zanzibar’a dönüp hayatımın geri kalanını orada geçirmekti.

Çok zaman geçmeden Assalam İstanbul’da Khamis beyle tanıştık. Kendisi Türkiye’ye eğitimi için gelen bir Tanzanyalı. Tanışmamızdan birkaç ay sonra nişanlandık, önümüzdeki aylarda evlenip birlikte Tanzanya’ya döneceğiz.
 

Hayat bana hiç ummadığım anda iki sürpriz birden yaptı. İşte bu yüzden Zanzibar’ın en çok büyüsüne şaşırıyorum. İşte bu yüzden fiziksel mesafe olarak elbette uzak ama gönül bağımız olduğunda uzakların yakın olduğuna şahitlik ettim ve buna gönülden inanıyorum.
 

Muhammed Sümbül: Assalam’da çok farklı ve anlatılmaz bir deneyim oldu benim için. Yolu düşen herkesin gelip görmesi, deneyimlemesi ve hatta imkanları olursa vakit ayırıp gönüllülük yapması gerekir.

Assalam International School ile tanışıp burada okuyan çocukları görmek, onlara bir şeyler katabilmek, yüzlerindeki gülümseme olabilmek ve hayatlarına kalıcı izler bırakabilmek… Bunlar size hiç unutamayacağınız çok ciddi izler bırakıyor.
 

Beni Afrika’ya ve Afrika Halkına dair en çok etkileyen şey ise “Hakuna Matata” (Do not Worry) anlayışı oldu. Yıllardır metropolde yaşamanın getirdiği o yoğun hayat, stres ve anksiyete nöbetlerinden sonra buradaki stressizlik ilaç gibi geldi desem yalan olmaz.

Tabi bir de burada insanlar çok samimiler ve paylaşmayı çok seviyorlar. İnşaatta çalışan işçiler bile (ki durumları çok da iyi değil) gelip sizi davet edip, yemeklerini paylaşabiliyorlar. Gidip görseniz ne demek istediğimi çok daha iyi anlarsınız.

Bir de sanırım en çok “Hakuna Matata” yaşamayı özleyeceğim. Tabi bir de akşamları mişkaki yemeyi, Assalam’da okyanusun turkuaz tonuna bakarken kahvaltı yapmayı ve mchaichai içmeyi…

Ahmet Babal: İnsan ilişkileri, samimiyet, menfaatsiz sevgi, yaşadığım duyguları kelimelere dökmem mümkün değil. Assalam’ın demir başları diyebileceğim personelimiz güvenlikten bahçıvana, temizlik görevlisinden şoförümüze tüm çalışanlarımızın tamamının yeri çok başka.

Bir hafta İnternet alamamış olsalar, haberleşemesek merak ediyoruz birbirimizi, hala düzenli olarak görüşüyoruz. Çok özlüyorum hepsini. Karşılıklı sürekli dua halindeyiz.

3 aylık ilk dönemin ardından 20 gün sonra Zanzibar’a geri döndüğümde köyde kahve içtiğim insanlar bile ‘Neredesin, ne zamandır seni göremiyoruz’ diye sordular. Ama Zanzibar’dan sonra İstanbul’a geri döndüğümde hiçbir market çalışanı ya da bir esnaf ‘Hayırdır ya? Nerelerdeydin?’ demedi.

Hatta eve kendim anahtarla girdim, evde kimse yoktu. Annem ve babam işlerinden dolayı Yalova’da, ablam ve abim işteydi. Şehir hayatı pek bana göre değil sanırım.

İstanbul’da büyümüş biri olarak bisiklet sadece adalarda binebildiğim ve çok sevdiğim bir şey. Ama Zanzibar’da markete gitmek mi gerekti, hemen atla bisiklete. 4 dakikada köy içindesin. Her sabah ve akşam bisiklet turuna çıkmak, yolda en az 20 kişiyle selamlaşmak. Bu benim için bir lükstü. İş bitimi okyanusa atlamak gibi bir durum da söz konusu tabi, daha ne diyeyim!
 

Hayrunnisa Çiçek: Gençlik üzerinden konuştuk hep. Assalam’da kapılarını daha çok gençlere açmış durumda. Bu yüzden gençlere tavsiyelerinizi merak ediyorum.

Ayşe Esra Bayrak: Türkiye’deki genç ve gönlü genç olan herkese naçizane tavsiyem gönüllülük faaliyetlerinde görev almalarıdır. Hayatı idame ettirmek için maddi kazanç elbette önemli. Ancak gönüllüğün kattığı kazançları tadabilmek bambaşka bir duygu.

Ahmet Babal: Herkesin yapabileceği bir şey mi bilemiyorum. Ben doğa aşığı gezmeyi keşfetmeyi çok seven biri olarak. Bir o kadar da çekingendim yabancı dil benim için ciddi bir problemdi okul hayatım dahil.

Aslında hiç de problem olmadığını iletişimin bir şekilde sağlana bildiğini gördüm. Kendimi daha iyi tanımış oldum. Herkesin muhakkak tecrübe etmesini isterim. Şu an dünyanın öbür ucunda beni seven ve özleyen insanların olduğunu bilmek inanılmaz bir duygu benim için.

Muhammed Sümbül: Kesinlikle yabancı dil konusunu es geçmeyin arkadaşlar. Dünya ile bağınızı kuracak olan en önemli köprü dil. Bunun için en güzel yaştayız hepimiz. Yurt dışı deneyimi de çok önemli. Böyle düşünmeye başladıktan sonra bir anda kendimi her ay yurtdışı biletleri kovalarken ve farklı imkanlar peşinde koştururken buldum.

Sırt çantamı alıyor ve bulduğum her fırsatta seyahat etmeye çalışıyorum. Ailemden aldığım ve öğrencilere verdiğim özel derslerden biriktirdiğim paraları kafelerde bol muhabbetlerle ve gereksiz kahkahalarla öldürmek yerine seyahat harçlıkları olarak biriktirme kararı aldım ve şu ana kadar 27 ülke gezdim.

Hayalim ise, 193 ülkenin 193’üne de ayak basmak, farklı tatları, kültürleri bütünüyle yaşayıp, deneyimlemek. Tabi gittiğim ülkelerle alakalı çok dikkat ettiğim bir şey vardı, o da gezilerimin tamamen turistik bir geziden ibaret olmaması gerektiğiydi.

Az önce de belirttiğim üzere gittiğim yerlerde çeşitli STK’lar ile bağlantı kuruyor ve birçok arkadaşımla gönüllü çalışmalar ve farklı işler yapmaya çalışıyorum. Bunu siz de başarabilirsiniz ve bu yolun sonunda emin olun hayata çok daha farklı bir pencereden bakacaksınız.
 

Kevser Aydoğdu: Gençler ve kendini her zaman genç hissedenler! Hayallerinizi asla bırakmayın ve peşinden gidin. Dünyanın neresinde olursa olsun, sizi bekleyen güzellikler, dokunmanız gereken yeni hayatlar o kadar çok ki, Rabbimin nimetlerine binlerce şükür.

Hayrunnisa Çiçek: Samimiyetle anlattınız, yol hikayeleriniz bizleri de Afrika’ya götürmüş oldu. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Umarım herkes kalbinin, imkanın elverdiği, zamanının götürdüğü mekanlara ulaşır ve geride bu şekilde hoş bir seda bırakır…

 

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap