Sporun kanayan yarası “ırkçılık” ile mücadelede sporcuların inisiyatifleri yeterli mi?

by Haber Fora

Bu sözler UEFA Şampiyonlar Ligi’nde Medipol Başakşehir’in Paris Saint-Germain’e konuk olduğu maçın 18. dakikasında karşılaşmanın dördüncü hakeminin, Pierre Webo’ya ırkçı saldırıda bulunmasının ardından Demba Ba tarafından söylendi.

Futbolun ‘birleştirici unsur’ olduğu mottosuyla hareket edilen ancak bunu her fırsatta ırkçılığa kurban veren yeşil sahalar, dün akşam Başakşehirli oyuncuların ırkçı saldırı sonrası tüm baskılara rağmen sahaya çıkmayarak dik duruş göstermesiyle bir ilke sahne oldu.

 

Paris Saint-Germainli oyuncularında bu karara arka çıkmasının ardından UEFA, karşılaşmanın bugün saat 20:55’te oynanmasına karar verdi.

Avrupa ve dünyanın birçok yerinde spor alanlarında sıkça karşılaşılan ırkçı saldırılar, son yıllarda etkisini sürdürmeye devam ediyor. 

Özellikle ABD’de siyahi George Floyd’un bir polis tarafından boynuna basılarak nefessiz bırakılması sonucu hayatını kaybettiği görüntülerin yayınlanmasının ardından dünyanın birçok ülkesinde ırkçılık karşıtı gösteriler düzenlenmişti.

Başta Amerikan Basketbol Ligi’nde (NBA) Los Angeles Lakers forması giyen LeBron James’in desteğine diğer birçok ünlü sporcu da katılmış ve daha önce ırkçılıktan muzdarip olan Colin Kaepernick’in diz çökme hareketi, “Black Lives Matter (Siyahların Hayatı Değerlidir)” protestolarına da ilham kaynağı olmuştu.

 

ABD’de ve Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de birçok spor kulübünün destek verdiği Black Lives Matter hareketiyle sportif alanlardaki ırkçılık ciddi ölçüde azalmışken, dün akşam Paris’te yaşananlar, ırkçı kabusun ne ilk ne de son olacağını gösterdi.

Spor yorumcusu ve yazar Rıdvan Akar ile spor hukukçusu uzman avukat Mert Yaşar, yeşil sahaların kanayan yarası ‘ırkçılıkla mücadele’ konusunda Haber Fora’ye değerlendirmelerde bulundu.

 

Akar: Ekilen rüzgar, fırtına olarak biçiliyor

Genel olarak dünyada ve Türkiye’de tribünlerin milliyetçi olduğunu ve bu görüşün devlet politikası olarak uygulandığını dile getiren Akar, “Özellikle içerisinde bulunduğumuz konjonktürde milliyetçilik ve şovenizm daha yaygın bir politika olarak kendisini hakim bir görüş olarak ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu. 

Geçmişte tribünlerin farklı siyasal oluşumlar içinde olduklarını ve hatta sol olarak bilinen tribünlerin bile zaman içerisinde bu milliyetçi dalganın etkisinde kaldıklarını belirten Akar, şu ifadeleri kullandı:

ABD’de siyahi vatandaş George Floyd’un bir polis tarafından öldürülmesi sonrası sporcuların ve kulüplerin ırkçılıkla mücadelede etkin rol oynadıkları ve bu sayede ırkçılığın önüne geçilmek için mücadele sergilenmesini olumlu değerlendiren Akar, “Sporcuların veya kulüplerin çabalarıyla ırkçı saldırıların önüne geçilebilir mi” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Samimiyetsizlik, ırkçılıkla mücadelede olanaklı değil”

Dün akşam Pierre Webo’ya yapılan ırkçı saldırı sonrası sosyal medyada paylaşılan iletileri de eleştiren Akar, şunları kaydetti:

 

“Zokora’ya yapılan ile Webo’ya yapılanın arasındaki farkı sorgulamaz mısın?”

Türkiye’de medyanın bu konuda yetersiz olduğunu düşünen Akar, yazılı, görsel ve sosyal medyayı şu sözlerle eleştirdi:

“Irkçılıkla mücadelede en önemli etken ‘kararlılık ve ortak duruş”

Irkçılıkla mücadele etmede en önemli etkenin “kararlılık ve ortak duruş meselesi” olduğunu belirten Akar, “Bunlar gerçekleşmediği sürece, ırkçı söylemde bulunan tribünler boşaltılmadığı, ırkçı paylaşımda bulunan kulüpler ceza almadığı, ırkçı davranış sergileyenler medyada karşılık bulmadığı zaman ırkçılıkla mücadele edilebilir” dedi.

UEFA ve FIFA gibi kuruluşların ırkçılık karşısında kanunlar, tüzükler ve yönetmeliklerle mücadele ettiğini dile getiren Akar, “Hepsi insan tarafından yazılan ve uygulaması da insan eliyle gerçekleştirilecek enstrümanlar. Bunları uygulayacak olan insanların, kanaat önderlerinin, medya temsilcilerinin, yetkililerin ve üzerine vazife düşenlerin gereğini yapması gerekiyor” şeklinde görüş belirtti.

Futbol aslında bir etikler manzumesi değil, bir endüstri” diyen Akar, bu endüstriden para kazananlar ve geçimini sağlayanların var olduğunu belirterek, şu öneriyi yaptı:

 

Yaşar: Irkçılıkla mücadele sadece soyut, genel düzenlemelerle sınırlı kalmamalı

Spor hukukçusu uzman avukat Mert Yaşar, ırkçılıkla mücadele konusunda UEFA, FIFA ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) kağıt üzerinde mücadele ettiğini belirtti:

Her bir kurumun, talimatlarında ırkçılığın cezalandırılacağının öngörüldüğünü hatırlatan Yaşar, “Hatta olimpiyatlar, avrupa şampiyonası ve dünya kupasının ev sahiplerinin belirlenmesinde temel alınan kriterler arasında ‘insan hakları’ yer alıyor. Ancak bu çalışmalar yeterli değil. Irkçılıkla mücadele sadece soyut, genel düzenlemelerle sınırlı kalmamalı! Bu düzenlemeler hayata geçirilmeli!” ifadelerini kullandı. 

Öncelikle yöneticiler kuralları uygulamalı” diyen Yaşar, ırkçılıkla mücadele için sporun paydaşlarına eğitimler verilmesi önerisinde bulunarak, şu görüşü paylaştı:

“Katar, Rusya gibi ırkçılığın had safhada olduğu devletlere büyük organizasyonları veriyorlar”

FIFA ve IOC’nin insan hakları sicilinin çok kötü olduğunu dile getiren Yaşar, “Katar, Rusya gibi ırkçılığın ve diğer ayrımcılıkların had safhada olduğu devletlere büyük organizasyonların ev sahipliklerini veriyorlar. Formula 1 de benzer durumda. Zengin ama insan hakları sorunu yaşanan ülkeler organizasyonları alıyor. Bu kurumlar için maddi menfaat daha önemli. İnsan hakları, ırkçılıkla mücadele sadece maddi menfaatler için tehdit doğarsa dikkate alınıyor” şeklinde konuştu.

Yaşar, “Yasalar, kişilerin bu eylemleri gerçekleştirmemeleri için gerekli caydırıcılığa sahip değil mi” soruma şu yanıtı verdi:

Irkçılıkla mücadele etmek için sadece yasaların yeterli olmayacağını savunan Yaşar, Türkiye’deki yaptırımların da yetersiz olduğu görüşünde.

 

Türk Ceza Kanunu’nda halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılıyor ifadelerini kullanan Yaşar, “Irkçılığın cezası en fazla bir yıl hapis cezası. Hüküm de erteleniyor. Oysa cezanın daha ağır olması gerekir. Cezanın ağır olması tek başına yeterli değil. Otoritenin bu kuralları uygulaması, cezaları vermesi gerekir” değerlendirmesinde bulundu. 

“Türk sporunda ırkçı davranışta bulunan sporcular korunuyor”

“Türk sporunda ırkçı davranışta bulunan sporcular korunuyor” sözlerini kullanan Yaşar, Fenerbahçe’de forma giydiği dönemde Trabzonsporlu Zokora ile tartışan Emre Belözoğlu ve milli güreşçi Rıza Kayaalp örneklerinden bahsederek, şunları kaydetti:

Uluslararası federasyonların, STK’lar ile ortak projeler ürettiklerini ve ırkçılıkla mücadele ettiklerini iddia ettiklerini düşünen Yaşar, sözlerini şöyle noktaladı:

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap