Sultan Abdülhamid’in idama mahkûm ettiği şair: Neyzen Tevfik

by Haber Fora

Asıl adı Mehmet Tevfik Kolaylı olan şair Neyzen Tevfik, ney üflemedeki mahareti nedeniyle Neyzen olarak bilinir. Babası, Darulmuallimin okulunun ilk mezunlarından Hasan Fehmi Efendi’dir.

Neyzen Tevfik de iyi bir medrese eğitimi almış, Mısır sürgünü sırasında Ezher Üniversitesi’nde eğitimini sürdürmüştür. 

İlmi konulardaki yeteneğinin kaynağı olarak babasını gösteren Neyzen, ilk öğretmeni olarak da babasını zikrediyordu:

1880 tarihinde dünyaya gelen şair, doğumunu da kendisine has üslubuyla şu sözlerle anlatacaktı:

Henüz çocukluk yıllarında özgürlüğüne olan düşkünlüğü sebebiyle hiçbir mektep onu zapt edemez.

Hayatındaki dönüm noktalarından ilki; henüz sekiz yaşında küçük bir çocuk iken babasıyla beraber gittiği bir kıraathanede duyduğu ney sesi olacaktı. 

Neyzen, o anı şu sözlerle anlatacaktı:

Babasının Neyzen Tevfik üzerindeki otoriter tutumu, oğlunun sara hastalığının ortaya çıkmasından sonra farklı bir seyir izleyecekti. 

Hastalığı ortaya çıktıktan sonra Neyzen Tevfik adeta hürriyetini elde etmişti. Babası Hasan Fehmi, kalıbına sığamayan Tevfik’e adeta hürriyeti bahşetmişti.

Öyle ki bir rüştiye öğretmeni olan Fehmi Efendi, oğlunun ney dersi dahi almasını gönülsüz de olsa kabul edecekti. 

Neyzen Tevfik, İzmir İdadisi’ne başladığı daha ilk günde sara nöbeti geçirecek ve bu sonrasında da devam edecekti.

Okul yönetiminin bu zayıf çocuğun okula devam etmesini uygun bulmayarak okuldan atması Neyzen için ikinci hürriyet dönemi olacaktı.
 

İzmir’den İstanbul’a uzanan bir hikâye

Sultan Abdülhamid’in baskıcı rejimine rağmen İzmir farklı bir statüdeydi. Bunun iki sebebi bulunuyordu; ilki Yusuf Kamil Paşa vezaretten alındıktan sonra İzmir’e yerleşmişti.

Bir diğer unsur ise Sultan Abdülhamid’in hafiye teşkilatı İzmir’de güçlü değildi. 

Bu gerekçeler; İzmir’in nisbi bir özgürlük ortamına sahip olmasını ve birçok önemli şairin bu şehre gelmesini sağlıyordu. Şair Eşref’te bu isimlerden birisiydi.

Neyzen Tevfik gençlik yıllarında İzmir’de tanıştığı şairin edebi anlayışından etkilenecek ve onun dost meclisindeki yerini mütemadiyen alacaktı.

Bir yandan da İzmir Mevlevihanelerinin müdavimi olmuş ve burada kurduğu dostluklar onu içki meclisleriyle tanıştırmıştı.
 

Hasan Fehmi Efendi, oğlunun İzmir’de savrulduğunu düşünüyordu. Oğlunun iyi bir eğitim alması için İstanbul’a göndermenin en doğru karar olduğuna karar verdi.

İstanbul’da Musa Kazım Efendi’nin uygun görmesiyle medreseye kabul edilen Neyzen’in hayatındaki bir diğer dönüm noktası İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy ile tanışması olacaktı. 

Dindarlığı ile bilinen Akif, kötü alışkanlıklarına rağmen Neyzen’in içindeki saflığı görmüş ve en yakın dostu olmuştu. Bir ömür sürecek bu dostlukta ikili birbirine her daim gönülden bağlı olacaktı. 

Öyle ki Neyzen Tevfik, Cumhuriyet sonrasında Akif’in gönüllü sürgün olarak gittiği Mısır’a, arkadaşının peşinden gidecekti. Akif kapıyı açtığında karşısında zil zurna sarhoş Neyzen Tevfik’i görünce şaşkınlığını gizleyememişti.
 

Neyzen, Akif ile tanışmasını “Tercüme-i Hâlim” şiirinde şöyle anlatacaktı:

Mehmet Akif, tüm hayatı boyunca Neyzen Tevfik’in içkiyi bırakması için uğraşmış; ama bu emelinde muzaffer olamamıştı. Defalarca bu yakın arkadaşı ile ilişkisini kesme kararı alsa da iki dost birbirlerinden bir türlü kopamamıştı.

Neyzen Tevfik’in bir medrese öğrencisi olduğu yıllarda şalvar ve cübbesini attığında ona ilk pantolon ve fesini alan da Mehmet Akif’ten başkası değildi.

İstanbul’daki cemiyet hayatına Neyzen Tevfik’i tanıtan kişi de Merhum Mehmet Akif idi.
 

Neyzen Tevfik’in hayatındaki bir diğer önemli gelişme Tamburi Aziz Bey ile tanışması olacaktı. Bu ikili Paşaların köşkünden Sadrazamın konağına kadar davetli listelerinin başında yer alacaktı. 

İstanbul’da cemiyet hayatının aranan ismi Neyzen Tevfik’in en büyük kusuru, ulu orta Sultan Abdülhamid’i ve hafiye teşkilatını eleştirmekten çekinmemesiydi.
 

Mehmet Akif’in bütün ikazlarına rağmen özellikle sarhoş olduktan sonra Neyzen Tevfik’i susturmanın imkânı kalmıyordu.

Neyzen Tevfik; Valide Paşa’dan Nurettin Paşa sofrasına kadar birçok meclisin şeref konuğuydu. Dolayısıyla hicivlerinin bir gün başını büyük bir derde sokması mukadder görünüyordu.

İşin tuhafı Fehim Paşa ve Kabasakal Mehmet Paşa gibi Sultan Abdülhamid’in has adamları da Neyzen Tevfik’i meclislerine davet edip ney dinliyorlardı.

Rivayete göre Sultan Abdülhamid de hünerlerinden dolayı Neyzen Tevfik’e bir nişan takdim etmiş, şair ise bu hediyeyi alır almaz boğazın soğuk sularına fırlatmıştı. 
 

Nihayet mukadder olan gerçekleşir

Neyzen Tevfik, baskının arttığı sıralarda bir süre meclislere katılmayı kesmişti; Şehzadebaşı’nda Hacı Mustafa’nın ocağında bir sofra kurdurup demlenen Neyzen, kendisine hâkim olamayarak Zaptiye Nazırı Ahmet Şefik Paşa’ya sert bir hicviye okudu. Bu sırada sofrada bulunan bir hafiye onu jurnalledi. 

Hapse atılan Neyzen, bir süre sonra Zaptiye Nazırı Ahmet Şefik Paşa’nın huzuruna çıkartıldı. Paşa, sorduğu sorulara samimi cevaplar veren Neyzen’i affederek serbest bıraktı; ama Neyzen dışarı çıktığında artık peşinde hafiyeler vardı ve eski dostları ondan bir vebalıymışçasına kaçıyordu. 

Bunun üzerine İstanbul’da artık barınamayacağını anlayan Neyzen, İstanbul’dan kaçarak Mısır’a iltica etti. Burada bulunduğu süre zarfında da sarhoşluğu sebebiyle defalarca hapse düştü.

Mısır’da haksız yere hapse atıldığını düşünerek hâkime karşı kullandığı sözler sebebiyle 6 ay hapse mahkûm edildi.

Mısır’da başına gelen en büyük felaket ise sarhoş bir anında Sultan Abdülhamid aleyhine yazdığı bir şiir sebebiyle olacaktı.

Bu şiirden sonra idama mahkûm edilmiş ve Türk yetkililer onu Mısır’dan getirmek için bir hayli çaba sarf etmişti.

Neyzen’in Abdülhamid’e yazdığı ve idam kararına sebep olan şiir şöyleydi:

Bir şekilde Mısır’da kalmayı başaran Neyzen, yurda ancak İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra dönebilecekti. 
 

Politikacılar ve aydınlar da Neyzen’in hicvinden payını alır

Neyzen Tevfik yurda döndükten sonra da hicvetmekten geri durmamıştı. Hem meşrutiyet hem de cumhuriyet döneminde birçok politikacı onun hicvinden payını almıştı.

Onun hicivleri ülke sınırlarını da aşmış Hitler’den Mussolini’ye kadar birçok devlet adamı Neyzen Tevfik’in hedefi olmuştu.

Mısır Kralı Fuat’a yazdığı hiciv;

Hitler’e yazdığı hiciv;

Mussolini’ye yazdığı hiciv;

Elbette Türk politikacılar ve devlet bürokratları da Neyzen Tevfik’in eleştiri oklarından nasibini fazlasıyla alır.

İsmet İnönü’ye yazdığı hiciv;

Talat Paşa’ya yazdığı hiciv;

Damat Ferit Paşa’ya yazdığı hiciv;

Adnan Menderes’e yazdığı hiciv;

Neyzen Tevfik elinde içkisine rağmen dindarlığı ile bilinen Mehmet Akif’in yakın arkadaşı oldu. Yurdundan sürgün edildi ve idama mahkûm oldu.

Üflediği ney ile gönülleri mest ederken kalemiyle kalpleri kırmaktan çekinmedi. 28 Ocak 1953 tarihinde hayata gözlerini yumdu.
 

 

*Daha ayrıntılı bir okuma için Sultan Sarı’nın “Neyzen Tevfik’in Hayatıve Şiirleri Üzerine Bir İnceleme” isimli ayrıntılı çalışması incelenebilir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Haber Fora’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap