Türk-Kürt kardeşliği neden gerginlik arttığında gündeme getiriliyor?… Fırat: Ya ‘kardeşiz’ ya da ‘düşmanız’ hesapları yanlıştır

by Haber Fora

Diyarbakır’ın Fis köyünde 1978’de kurulan PKK kaynaklı çatışmalar, bir türlü son bulmadı. 

Silahların susması, cenazelerin gelmemesi için pek çok yol ve yöntem denendi. 

Kimi zaman ateşkes ilan edildi, kimi zaman silahların susturulabileceği ifade edildi. 

Bir tek örgütle masaya oturulmamıştı. Ancak onun da yapıldığına tüm Türkiye haberdar oldu.

Oslo’da gerçekleşen görüşmeden sonra sorunun silahsız çözümü için adımlar atıldı. 

“Demokratik Açılım”, “Çözüm Süreci” ve “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” ismi verilen sürede bazı adımlar atıldı. 

Bu nedenle 2013-2015 yılları arasında çatışma kaynaklı cenaze gelmedi. 

Hatta Diyarbakır’ın Nevroz Meydanı’nda Abdullah Öcalan’ın mektubunu Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan okudu. 

3 yıllık çatışmasızlık döneminde cenaze gelmedi

“Silahlar sustu, barış geliyor” beklentisi içinde girdiği bir dönemde Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde 24 Temmuz gecesi iki polisin katledilmesiyle çözüm süreci rafa kaldırıldı. 

Bu tarihten sonra devlet güvenlik politikalarını önceledi. Sert çatışmalar yaşandı. İnsansız hava araçlarıyla (İHA) ve silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) aktif kullanmaya başlanmasıyla Türkiye, güneydoğu sınırından yaklaşık 35-40 kilometre içeri girdi. 

Irak topraklarında operasyonlar yapmaya başladı. Türkiye, SİHA’larla kuzeyden baskı yaptıkça PKK güneye indi. 

Bu hareketlilik sadece Türkiye ile PKK güçlerinin çatışmasıyla sınırlı kalmadı. Bu aynı zamanda Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) Peşmerge güçleri ve örgüt militanları da karşı karşıya getirdi. 

Derken Türkiye Şengal (Sincar) de bile operasyon yaparak bazı militanları Türkiye’ye getirdiğini duyurdu. 

10 Şubat’ta başlayan operasyon 3 gün sonra son buldu

Bununla beraber 10 Şubat’ta Irak Kürdistan Bölgesi’nin (IKB) topakları içinde Gara Dağı’na operasyon yapıldığı haberleri geldi. 

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın duyurduğu operasyon haberinden iki gün sonra PKK tarafından 2015-2016 yıllarından kaçırılan veya alıkonulan 13 vatandaşın “şehit” edildiği açıklandı. 

PKK bu kişilerin kampların bombalanması nedeniyle öldüğünü iddia etti. 

Ama Bakan Akar, birisinin omuzundan 12 kişinin de yakın mesafeden kafalarına ateş edilerek “şehit” edildiğini söyledi. 

Bununla da kalmadı. Türkiye’ye getirilen “şehitlerin” Malatya’da otopsileri yapıldı. Malatya Valisi Aydın Baruş, cesetlerin kurşunla öldürüldüğünü belirtti. 

Önce kutuplaştırıldı, sonra Kürt-Türk kardeştir denildi

Ardından Devlet Bahçeli başta olmak üzere pek çok siyasetçi kampanya başlattı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Twitter hesabında “Murat Karayılan’ı yakalayıp bin parçaya bölmezsek bu millet ve şehitlerimiz yüzümüze tükürsün…” ifadelerini kullandı. 

Bu ifadelerin ardından KahrolsunPKK, kahrolsunterördestekçileri kampanyalarıyla sosyal medyada “teröre” lanet okumayanlar hedef haline getirildi. 

Özellikle Kürtlere yönelik hesaplar hedef alındı. Kutuplaştırıcı dil o kadar sertleştirildi ki bu sefer de pek çok aynı hesap, yaptıklarının bütün Kürtleri hedef haline getirdiğini düşünerek “Türk-Kürt kardeşliğine” vurgu yapan paylaşımlar yaptı. 

Fırat: Kardeşlik neden gerginlik döneminde hatırlanıyor? 

Yazar Ümit Fırat, barış isteyenlerin aksine her zaman gerginlik atmosferinin hakim olmasını isteyen kesimlerin de olduğunu söyledi. 

Şu anda Türkiye’de çok gergin bir havanın hakim hale geldiğini ifade eden Fırat, insanların önce hedef haline getirilmesine itiraz etti. 

Türkiye’de yaşanan onca sıkıntıya, problemlere rağmen Türk ve Kürtlerin birlikte yaşama örneğini her zaman gösterdiğini ifade eden Fırat, “Neden sadece Türk-Kürt kardeşliği gerilimin, gerginliğin yüksek olduğu zamanlarda gündeme getiriliyor?” diye sordu. 

“Rehinelerin öldürülmesi çok vahim vahşi bir tutumdur” 

Şiddet olmasın, cenazeler gelmesin diye bazı insanların adeta gözyaşı döktüğünü, barış dilini kullanmaya gayret gösterdiğini ancak aksi çaba gösterenlerin de her zaman olduğunu anımsatan Ümit Fırat, “Esir veya rehin alınan insanların öldürülmesi çok vahim ve çok vahşi bir tutumdur. Kimse, Türkiye’nin neden böyle bir operasyon yaptığını sorgulamıyor. Bir devlet egemenlik hakkını korumak amacıyla böyle bir operasyon yaptığını savunabilir. Ama maksat o insanları kurtarmaksa devlet başka yol ve yöntemlere başvurarak da yapabilirdi” dedi. 

Devletin farklı yöntemler kullanarak kan dökülmesini önleyip önemli neticeler alan operasyonlar gerçekleştirdiğini anımsatan Fırat, “Abdullah Öcalan, Kenya’dan getirildi. Herkes çok iyi biliyor ki, PKK elindeki rehineleri pazarlık amacıyla tutuyor. Bunu devletin yetkilileri benden daha iyi biliyor. O masum insanların orada tutulması elbette göz ardı edilmeyecek bir husustur ama devlet başka türlü yöntemler kullanarak kurtarmanın yollarını deneyebilirdi” diye konuştu. 

“Ya ‘kardeşiz’ ya da ‘düşman” hesapları yanlıştır” 

Devlet ile örgüt arasında yaşanan çatışmalarda meydana gelen can kayıplarından sonra Kürtlere yönelik kampanya örneklerine daha önce de karşılaşıldığını dile getiren Fırat, sözlerini şöyle tamamladı: 

“Anti-Kürt kampanyaları doğru değil. Ya ‘kardeşiz’ ya da düşmanız’ hesabının yapılıyor olması yanlış ve tehlikelidir. Sahip çıkılan Diyarbakır anneleri de Kürt’tür, düşmanlaştırılan diğer insanlar da Kürt’tür. Problemin çözümünde süre uzadıkça bedeli ağır oluyor. Devreye başka milletler giriyor. Artık bölgede Türkiye ve PKK tek başına değil. Türkiye egemenlik haklarını korumak için girişimde bulunurken başka aktörlerde farklı hesaplarla devreye giriyor. Artık PKK ‘ben silah bırakıyorum’ dese de yapamaz. ABD, Rusya, İran, Fransa, Suriye var. Birileri pişmanlıklar üzerinde düşmanlığı artırıyor. Yaşananlar çok üzücü ve elem vericidir. Mevcut durum ne yazık ki çok kötü.” 

Şükrü: “Esirlerin öldürülmesi insanlık dışıdır” 

Iraklı güvenlik uzmanı ve yazar Sıddık Şükrü “esirlerin” öldürülmesine anlam veremediğini söyledi. 

“Esir” alınan insanlara dokunulmaması gerektiğinin altını çizen Şükrü, 2015’ten beri PKK’nın elinde olan bu kişilerin bir pazarlık için kullanılmak istendiği için tutulduğunu görüşünde. 

PKK’nın daha önce de benzer uygulamalara başvurduğunu ama yapılan görüşmeler sonucunda elindeki insanları serbest bıraktığını aktaran Şükrü, “Her iki tarafın açıklamaları da kafalardaki soru işaretlerini gidermiyor. Yapılması gereken eldeki kurşunların uluslararası bir kuruluş tarafından balistiklerinin yapılarak bir rapor halinde kamuoyuna yansıtılması gerekiyor” dedi. 

“İster rehine ister esir, ne denilirse denilsin bu insanları öldürülmesi insanlık dışıdır” diyen Şükrü, “Çok net ve kesin bir bilgi yok. Bölgemizde en net bilgi çok çetin bir çatışmanın yaşandığına ilişkindir. Gara bir sıra dağıdır. Duhok’tan başlayıp İran sınırına kadar uzar. Güney tarafı ova, kuzey tarafı ise vadilerden ibarettir. Burada esir tutulduğunu bilmiyorduk. PKK da buraya yönelik indirme harekete yapılacağını tahmin etmemiştir. 13 insanın orada tutulmasında ‘belki bir pazarlık olur’ hesabı etkili olmuş olabilir” değerlendirmesinde bulundu

“Silahla köklü çözüm güç, problemin çözmenin yolu konuşmaktır”

Şükrü, çok fazla insan kaybının yaşandı her olaydan sonra yükselen tepkilerden öncelikle Kürtlerin endişe duyar hale geldiğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

“En büyük bedeli hep Kürtler ödüyor. Kampanya başlar ve Kürtler hedef gösterilir. Sonra hemen arkasında başka operasyonlar gelir. Şimdi ise Şengal ve Kandil’e operasyon yapılacağı konuşuluyor. Peki bundan ne netice alınacak? Şengal’de Irak güvenlik güçleri var. PKK saflarında eğitim alıp silahlanan Ezidiler bile Haşdi Şabi ile birlikte hareket ediyorlar. Türkiye Şengal’i vurabilir ama burada vurduğu PKK’lılar olmaz. Böyle bir operasyonun da farklı yansımaları olacaktır. Keşke bölgedeki sorun silahlarla değil konuşarak çözülse. Türkiye’de bir dönem sorunun çözümü için konuşma yöntemleri benimsendi ancak bir türlü hayata geçirilmedi ve netice alınmadı. Silahla köklü çözüm almak güçtür. Yüzbinlerce insan ölse de eninde sonunda bu sorun konuşarak çözülecektir. Çünkü, kan kanla yıkanmaz. Kanı ancak su ile temizlersiniz.”
 

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap