Van’da bitmeyen OHAL (3)

by Haber Fora

Van’da 21 Kasım 2016’dan beri eylem ve etkinlikler her 15 günde bir valilik tarafından yasaklanıyor. Yasaklamaların gerekçesi olarak milli güvenlik ve kamu düzeni gösteriliyor. Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri bu durumu ‘fiili OHAL’ olarak değerlendiriyor. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra 20 Temmuz 2016’da Türkiye genelinde 3 ay süreyle OHAL edildi. 7 kez uzatılan OHAL iki yılın ardından 18 Temmuz 2018’de tamamen kaldırıldı. Bu süre zarfında toplantı ve gösteri yürüyüşleri etkinlikleri tamamen yasaklanmıştı. Diyarbakır’ın Sur ilçesi ve Hakkari’nin bazı ilçelerinde de ara ara yasaklamalar var ancak Van genelinde bu yasaklamalar devam ediyor.

Beşinci yılına giren bu yasakları sivil toplum, siyasi partiler ve halkla konuştuk. Şehirde fiili OHAL uygulamalarının hem ekonomik hem toplumsal hem de siyasi etkilerini üç dosya olarak hazırladık.

Van Barosu yasaklarla ilgili bu güne kadar 14 dava açtı.Valilik 15 günde bir yasakları sürdürdüğü ve her yasaklamanın gerekçesini farklı sunduğu için baronun açtığı yürütmeyi durdurma davaları sonuçsuz kalıyor. Van Barosu başkan yardımcı Avukat Hamza Çiftçi’ye göre bu yasaklamaların hiçbir hukuki boyutu yok. Çiftçi Van valisinin yasaklamalara gerekçe olarak gösterdiği toplumsal olaylara değinerek şöyle konuştu: “bizim açtığımız davalara karşılık Van Valisi mahkemeye savunma olarak 2014’de gelişen Kobani protestoları ve Diyarbakır’da yaşanan her hangi bir olayı yasaklamalara gerekçe gösteriyor. Bunun yanı sıra örneğin Irak’ta, Suriye’de gelişen olaylar da gerekçeler arasında yer alıyor. İyi de bunların hiçbirinin Van ile ilgisi yok. Van ile ilgisi olanlar da geçmişte olan bazı olaylar. Yani güncel bir tehlike hiçbir zaman ortaya konmadı. Mahkeme de bu kadar uzun süren yasaklamaların yasal olmadığına kanaat getiriyor ama öbür taraftan da her yasaklamanın gerekçesi farklı diye taleplerimiz reddediliyor. Her birinin gerekçesi farklı olabilir ama güncel gerekçeler değil.”

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10.  maddesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 26. Maddesi ifade özgürlüğünü, AİHS 11. Maddesi dernek kurma ve toplantı özgürlüğü, T.C. anayasasının da 34. Maddesi toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını güvence altına alıyor. Valilik 5442 sayılı İl İdaresi Kanuna göre karar alıyor. Çiftçi de daha önce valiliğin 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu gerekçe gösterdiğini ve daha sonra da bu konunu uygulamadığına değiniyor: ” Kanun belirli bir toplantıyı yasaklayabilir diyor ama valiliğin kararlarına baktığımızda Van ili coğrafi sınırları içerisindeki bütün toplantıları, henüz tarihi belirlenemeyen, henüz var olmayan bir toplantıyı yasaklıyor. Bu kanuna göre yetkinin aşıldığı çok bariz. 5422 sayılı kanunda da bu yasakların yeri yok.  Yani valililik yetkisi olmadan kararlar alınıyor. Karar yetki aşımı yapılan yok hükmündeki kararlar. Bir an için valiliğin yetkisi olduğunu düşünürsek dahi anayasal bir hakkı askıyı alması söz konusu bile olamaz.”

Çiftçi fiili OHAL süreci boyunca baronun yapmak istediği hiçbir etkinliğe izin verilmediğini, AKP’nin ve ona yakın STK’ların eylem ve etkinlik düzenlediklerini valinin de bu etkinlikle bizzat katıldığını aktarıyor. Bu uygulamayı da ‘çifte standart’ olarak yorumluyor ve eşitlik hakkının açık bir şekilde ihlal edildiğini belirtiyor. “Mesleki faaliyetlerimiz engellendi” diyen Çiftçi, kurum içerisinde yaptıkları açıklamaların halka ulaşmadığını söylüyor ve bu durumun da baroyu halktan kopardığını belirtiyor: “İfade hürriyetimiz tamamen engelleniyor. Van’ın sorunlarını en iyi Van’daki yöneticiler bilir ve gerekli sorumlulukları üstlenerek bir araya gelmemiz gerektiğini düşünüyorum.”

İnsan Hakları Derneği Van Şube Başkanı Murat Melet Van’da yasakların olmasının düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde büyük bir engel oluşturduğunu söylüyor. Şehirde yasakların olmasının, yaşanan hak ihlallerinin üstünün örtülmesine neden olduğunu belirtiyor. Melet, ayrıca hak ihlallerine neden olanların yargı karşına çıkmamasının da önünün açıldığını ekliyor sözlerine. ‘Neden Van?’ diye sorduğumuzda da Melet şunları söylüyor: “Resmi olarak ismi OHAL olmazsa bile pratikte uygulamaların OHAL uygulamalarından bir farkı yok aslında. Özel yetkilerle donatılmış valiler 90’ların OHAL valilerini aratmıyor. Van valisi sadece vali değil, hem vali hem de kayyum görevini yürütüyor. Van’ın genç bir nüfusu var ve her zaman bu kesim şehirde söz sahibi olarak kendi haklarını savunmuştur. Diğer neden ise Van’ın merkezi konumu ve başka şehirlerle ilişkileri ve etkileşimi. Bitlis, Hakkari, Şırnak, Muş, Kars ve diğer illerden buraya yerleşen insanların dışında bir de turistik amaçlarla gelip gidenler var. Bu durum da doğalında diğer illerle bir etkileşim yaratıyor. O yüzden burada yaşanan herhangi bir toplumsal olay bir anda diğer çevre illere de yayılma durumu söz konusu. İHD şehrin en işlek caddelerinde açıklama yaptığında sadece Van’daki insanların değil çevre illerden insanların da ilgisini çekiyor ve bilgi sahibi oluyor bu insanlar. Bu yasaklarla o bilgilendirilmenin önünü kesiliyor.”

Türkiye Mimarlar Mühendisler Odası Birliği Van Şube Başkanı Fırat Durmaz pandemiyle beraber fiili OHAL’in etkisinin çok daha hissedildiğini söylüyor. Şube olarak etkinliklerini sokakta yapamadıklarını belirtiyor: “Sivil toplumun asıl görevi toplumu bilinçlendirmektir. Ancak bu yasaklar toplumla sivil toplum arasında ciddi bir duvar örmüş durumda. Bu en temel hakların ihlali anlamına geliyor. Kendi mesleki faaliyetlerimizin bile yapılmasına izin verilmiyor. Bu durumu il koordinasyon kurulundaki diğer sivil toplum kuruluşlarıyla da sürekli görüşüyoruz. Bizim talebimiz bir an önce bu yasaklamaların kaldırılması.”

Eğitim Sen Van Şube Başkanı Murat Atabey de toplu bir yasaklamanın olmadığını, yasakların AKP ve ona yakın olan dernekler, vakıflar, cemaatlere uygulanmadığını söylüyor. Pandeminin de fiili OHAL’e ek bir bahane olarak kullanıldığını belirtiyor. “Sivil toplum olarak bizim asla bir araya gelemize izin vermiyorlar” diyen Atabey’e göre insanlar da artık çekingen yaklaşıyor: “Aslında ‘eylem ve etkinlik yasağından dolayı biz çıkamıyoruz’ demek tam doğru değil. Belki bugün eylem ve etkinlik yasağını kaldırsalar 100 kişi bir araya gelemeyebilir. İnsanlar üzerinde ciddi anlamda oluşturulan baskı insanları sindirmiş. Eylem ve etkilikten dolayı kimse işinden olmak, sabaha karşı gözaltına alınmak, tutuklanmak istemiyor. Bu korkunun oluşmasında gözaltına alınma yöntemleri de çok etkili. İnsanları sabaha karşı köpekler eşliğinde uzun namlulu silahlarla gözaltına almak bu korkunun oluşmasında çok etkili.”

Sürecin daha ne kadar devam edeceğini ön göremediklerini belirten Atabey. Yargının siyasallaştığını söylüyor ve insanların hukuka güvenmediğini de ekliyor sözlerine. Eğitim Sen Van Şubesi olarak insanlara yargının ve hukukun işlediğine dair güven veremediklerini kaydeden Atabey, “Sizin yaptığınız eylem anayasal haktır diyemiyoruz. Mesela pandemiden dolayı internete ya da teknik ekipmanlara erişemeyen öğrencilerle ilgili çok ciddi sıkıntılar var Van’da ama OHAL uygulamalarından dolayı sendika bu sorunu da yeterince görünürlüğüne katkı sağlayamıyor. Eğer OHAL olmasaydı bu duruma karşı çok daha ciddi eylemler etkinlikler yapacaktık. 2001’de çıkan sendika yasasıyla birlikte hiçbir üyemiz sendikal faaliyetlerinden dolayı ceza almadı ama bugün ortada anayasa olmadığı için insanlar sendikal faaliyetlerini yerine getiremiyor” diyor.

Van’da faaliyet yürüten başka sivil toplum örgütlerinden de randevu talep ettik ancak görüş vermek istemediklerini belirttiler.

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap