Yüzme eğitmenliğinden pansiyon açmaya, beyaz yakalılıktan seramik üretmeye… Pandemiyle açılan gelir kapısı: Evden üretim

by Haber Fora

Bir yıl önce koronavirüs, hepimiz için “Çin’de bir salgın varmış”tan öteye gitmiyordu. 

12 ayda ise pandeminin ne olduğunu, güçlü bir sağlık sisteminin önemini, şikayet ettiğimiz kalabalıklara hasret kalmayı, iyi bir ekmek için hangi mayanın kullanılması gerektiğini, kapıya gelen kuryeye verilecek bahşişin yetmediğini, Netflix’in bir sonunun olduğunu, ünlülerin de evde pijama giydiğini öğretti bu hastalık. 

En çok da sabretmeyi… 

Kimine günlerce sabırla evde beklemeyi, kimine işini kaybetmenin ardından ayakta kalmayı.. 

Birçok insan için “ayakta kalmanın” yöntemi işini, oturma odasına taşımak oldu.

İşi hâlihazırda bilgisayar ve internet tabanlı olanlar için bu geçiş daha kolaydı. Peki insanlarla yüz yüze çalışmak zorunda olanlar? 

Bu kişilerin büyük bir çoğunluğu için iş bulma ümidi ya da ümitsizliği devam ediyor. Bir kısmı ise beklemek yerine, belki de yıllardır kullanmadıkları yeteneklerini kazanç kapısına çevirme gayretinde. 

İşini eve taşıyamayınca, evi “iş” yaptı 

Pandemiden önce bir yüzme okulunun yöneticiliğini yapan Bülent Türk bu kişilerden biri. 

İnsanların sağlık endişeleri ile eve kapanmasıyla işleri de geliri de sıfıra indi. 

Birikimlerinin tükendiği bir noktada kendisinin de deyimiyle “Ayakta kalmak için zaman kazanmalıydı” ve bunun yolu, daha önce Gökçeada’da satın aldığı evden geçiyordu. 

Türk’ün kendisinin kullanması için aldığı evin tapu kaydı ev-ofis şeklindeydi. Bu sayede ruhsat alıp yasal olarak pansiyonculuk yapabiliyordu. 

1 Haziran itibariyle bu evden ayrılıp, sahibi olduğu araziye kurduğu çadırda yaşamaya başladı. Ev için de “Pansiyon Gökçeada” dönemi başladı. 

“En büyük yük vergiler” 

Bülent Türk, Haber Fora’ye yaptığı açıklamada pansiyonun açılışı sırasında masraflarının hayli yüksek olduğunu söylüyor. Sadece pansiyon ruhsatı için ödediği harç, 2 bin 400 lirayken, bir de buna bir evin pansiyona dönüştürülmesi için gerekli eşyalar eklendi. 

En büyük masraf kaleminin vergiler olduğunu belirten Türk, katlanmak zorunda olduğu maliyetleri şöyle sıralıyor: 
 

Yaz ayları doluluk yüzde 100’dü, kışın ise tam tersi 

Yüzme kursu yöneticiliği yaparken pandemiyle birlikte kazanılan paranın ancak çalışanlara ödeme yapmaya yettiğini söyleyen Bülent Türk için pansiyonculuk bir miktar daha kazançlıydı. Zira, hem yaz dönemi hem de insanların büyükşehirden açık havaya, doğaya kaçma isteğinin tavan yaptığı bir dönemde. 
 

Haziran, temmuz, ağustos ayları neredeyse yüzde 100 dolulukla geçti. Eylül, ekim, kasımda bu oran yüzde 50’ye kadar geriledi. Ancak kış dönemiyle, son iki ayda hiç talep olmadı. 

Elindeki paranın 5-6 ay daha yetebileceğini, o zamana kadar yüzme eğitmenliğine yeniden başlaması gerektiğini söyleyen Türk’ün geçinebilmesi için eline en az ayda 12 bin lira geçmesi gerekiyor. 

“Her şeyi kredi ile, krediyi kredi ile, o krediyi de başka kredi ile ödüyorum”

“Yıllık ortalamaya vurulduğunda pansiyondan kazandığının, yüzme eğitmenliğinden kazandığının üçte biri olduğunu söyleyen Bülent Türk, “Bu yıl her şeyi kredi ile, krediyi kredi ile, o krediyi de başka kredi ile ödeyerek geçiriyorum. Pansiyon işi ancak 3 ay daha idare etmeme yardımcı olur” dedi. 
 

Türk’ün yeni meslek koluyla ilgili planları da rafa kalkmış değil. 2021’de pansiyonunun standartlarını biraz daha artıracağını, dolayısıyla fiyat artışına gideceğini söyleyen yeni turizm işletmecisi, “2021’de daha yüksek bir kâr elde etmeyi planlıyorum. Ayrıca geçen sene kaçan bahar sezonu kiralamaları ile toplam geliri artırmak en büyük beklentim. 2021’de imkansız ama daha sonraki dönemde ilki daire daha satın alarak pansiyon yapmak planlarım arasında” diyor. 

Türk’ün nihai hedefi ise bir şekilde bu süreci atlatıp, evini satmak zorunda kalmamak… 

İstanbul’da Vietnam mutfağı 

Evini iş modeli yapanlardan, iş modelini evine taşıyanlara geçelim… 

Quynh-Thu Do Kazar, 2012’den bu yana Türkiye’de yaşayan, Vietnam asıllı bir Amerikalı. 

Türk eşiyle birlikte Kaliforniya’dan Türkiye’ye taşınmadan önce hemşirelik yapıyordu. Mesleği resmi olarak hemşirelikti ama kendisine “Ben her zaman bir aşçıydım” dedirtecek tutkusu ona yepyeni bir iş vermişti. 
 

“Hafızam beni yanıltmıyorsa ilk kez yemek pişirdiğimde 10 yaşındaydım. İlk başlarda angarya gibi gelen bu işe aşkım gün be gün büyüdü” ifadesini kullanan Thu Do, “Ailem için güvenli ve rahat bir ortam yaratan yemekleri pişirmeyi seviyordum” diyor. 

“Pandemide akıl sağlığımı korumak için yemek yapmalıydım”

Türkiye’ye gelmek hayatına bir format atmak demekti onun için. Zira onu bekleyen hayatta yalnızca yeni bir ülke değil, bir de doğmak üzere olan oğlu vardı. 

Türkiye’de hemşirelik yapamayan Thu-Do, yarı-profesyonel şekilde aşçılık yaparsa oğluyla da vakit geçirebileceğini düşündü. Önceleri yaptığı yemeklere olumlu geri bildirim yapan arkadaşları, bir süre sonra sipariş vermek isteyerek ilk müşterileri oldu. Böylelikle evde üretim yapma işi Thu-Do için pandemiden önce başlamıştı. 

Ancak pandeminin ilk başlarında “White Rice Kitchen” (Beyaz Pirinç Mutfağı) adını verdiği işini durdurmak zorunda kaldı. 
 

“Ancak bir süre sonra akıl sağlığımı korumak için yemek yapmam gerektiğini fark ettim” diyen Kazar, yeniden kolları sıvadı. Bir bilinmezlikle başlayan süreç Thu-Do’ya sosyal medyada daha fazla takipçi ve daha fazla sipariş olarak geri döndü. 

40 liralık çorbanın maliyeti 30 lira 

Türklerin Vietnam mutfağına çok yakın olmadığını söyleyen Thu-Do’nun müşterilerinin yüzde 95’i yabancılar ve genellikle ağızdan-ağıza ya da sosyal medya aracılığıyla kendisinden haberdar olanlar. 

Vietnam mutfağının en önemli parçası, bir nevi çorbaya benzeyen Pho’nun fiyatları 40 lira civarı. Ancak porsiyonun maliyeti zaten 25 ila 30 lira. Zira bir tencere dana etli phonun yapımı için gerekli 3 kilogramlık kemik, 1 kilogramlık biftek, 2 kilogramlık göğüs eti, soğan, baharat, noodle gibi malzemeler düşünüldüğünde masraflar düşük olmuyor. 

White Rice Kitchen ile asgari ücretten daha az kazandığını söyleyen Thu Do’nun işi, kirasını karşılamasa da aylık market alışverişi için yardımcı oluyor. Hatta Thu Do’ya göre bugüne kadar daha çok bir hobi gibi baktığı işi, aslında ona cep harçlığı sağlayan bir uğraş. 

“Doğum izninden dönmeyi bekliyordum, bir anda işsiz kaldım” 

Yaklaşık 10 yıl bankalarda, son bir buçuk yıldır da bir etkinlik ajansında çalışan Dilek Işık, 2020’nin şubat ayında ayrıldığı doğum iznine mayısta dönmeyi planlıyordu. Ancak pandemi tüm hesapları değiştirdi. Çalıştığı ajansın tüm projeleri durunca kendisiyle beraber ajansta çalışan herkes işsiz kaldı. 
 

Hâl böyle olunca Dilek Işık, B planına ağırlık verdi: 2013’ten bu yana örgü ürünleri üretip sattığı Pasaklı Butik. 

Annesinin eve ek gelir olsun diye yaptığı danteller, yumaklar ve tığlar arasında büyüyen Dilek Işık için bu iş, çocukluktan gelen bir tutkuydu. 

“Eşim çocuğa bakarken ben online atölye veriyorum”

Önceleri bir hobi olan örgü örmenin ticarete dönüşmesi ise hemen olmadı. 

Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde iktisat eğitimini tamamladıktan sonra 2009’da Ankara’dan İstanbul’a taşınan Işık, 10 yıl boyunca bankalarda dijital pazarlama uzmanı olarak çalıştı. 

Son bir buçuk yılını bir etkinlik ajansında geçiren Işık’ın bu işten ayrılmasının ardından hayatında iki önemli şey vardı: Bugün bir yaşını doldurmak üzere olan kızı ile daha fazla vakit geçirmek ve Pasaklı Butik. 
 

Pandemiden önce Pasaklı Butik’in gelir kaynağının büyük kısmı yüz yüze atölyelerden geliyordu. Ancak eve kapanmalarla birlikte talebin düştüğü atölyeler online ortama taşındı. 

“Eşim iki saat çocuğa bakarken, ben iki saat bilgisayardan ders veriyorum. Oradan kazandığım iyi hissettiyor” diyen Dilek Işık, Haber Fora’ye yaptığı açıklamada atölyelere talep toplamada zorlandığını söyledi. Işık’a göre bunun nedeni, insanların her şeyini online ortama taşımış ve bundan yorulmuş olmaları olabilir. 

Bir çocuk annesi Işık’ın ördüğü ürünlere talep ise kendisinin de beklediği gibi düşmedi. Ancak fark yaratan bir artış da olmadı. 

“‘Pandemide çok satış yapamam’ diyordum ancak insanlar evden çıkmıyor ve bere alıyorlar” diyen Işık, bu durumu da şöyle yorumluyor: 
 

“Akmasa da damlıyor”

Kazandıklarının kiraya yetmediğini, belki faturaları karşılayabildiğini söyleyen Işık, “Akmasa da damlıyor. Hiçbir şey yapmadan boş oturmaktansa bunu devam ettirme taraftarıyım” diyor. 
 

Kızı kreşe başlayana ve eski işine dönene kadar kendine bir buçuk senelik bir süre koyan Dilek Işık, bu süreyi çocuğuyla iletişimini güçlendirerek, kendisini son derece rahatlatan örgü örmeye devam ederek ve Pasaklı Butik’e yatırım yaparak geçirmek istiyor. 

Yeni ürünler için yeni atölyeler açmak ve kendi internet sitesini hazırlamak bu yatırımlardan yalnızca birkaçı… 

Pandemiyle cam atölyeleri bitti ancak sosyal medya talebi arttı

33 yaşındaki Gizem Şahin ise altı yıl sanat eğitimi almış bir cam ustası.

Haber Fora’ye röportaj verirken gerçek isminin kullanılmamasını rica eden Gizem Hanım, dört senedir bu işi yapıyor. 

Genellikle takı ve ev dekorasyon objeleri üreten Gizem Şahin, ürünlerini farklı dükkân ve websitelerinde satışa sunuyor. 

Pandemi başlayınca ilk etapta Gizem Şahin’in de işleri olumsuz etkilendi. Cam üzerine verdiği günlük atölyeler tamamen bitti ve satışları da yavaşladı. Ancak online satış kanallarına ağırlık verdikçe satışlarda da artış başladı. Şahin bu durumu, “İnsanlar bu süreçte yüz yüze değil, online satın alma eğilimindeler. Bu da beni olumlu etkiledi” diyerek değerlendirdi. 

Şahin’in aktardığına göre kira, faturalar ve diğer ana ihtiyaçlar eklendiğinde aylık temel yaşam masrafı 3 bin ila 3 bin 500 lira. Ancak aylık sabit bir geliri yok. Şahin, “4 bin lira kazandığım zamanlar da oluyor, yılbaşı gibi dönemlerde bunun birkaç kat fazlası da oluyor” diyor. 

Pandemiden sonraki ilk hedef ise ders vermeye geri dönmek ve birçoğunun aksine bu sürece biraz daha olumlu bakıyor: 
 

Beyaz yakalı hayatı, dans eğitmenliği ve seramik üretimi 

Röportaj verirken gerçek adını kullanmak istemeyen bir diğer isim ise Selin hanım. 

Selin Demir, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliğini bitirdikten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi Pazarlama İletişimi Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. 

Temizlik ürünlerinden kimyasal boyalara kadar geniş bir skalada üretim yapan bir şirkette stajını tamamladıktan sonra bir ajansta iki yıl boyunca ticari pazarlama üzerine çalıştı. 

Bir süre de bir süt markasında asistan ürün yöneticisi olarak görev yapan Demir’in hikayesi, bir süre de kardeşinin kurduğu ajansta devam etti. Burada da iki yıl kaldıktan sonra kariyeri, hobi olarak başladığı, bir süre sonra tutkuya dönüşen dansla farklı bir şekil aldı. Hatta öyle ki dans eğitmenliğine kadar yükseldi. 

Dansla beraber bir özel ilköğretim okulunda da göre yapıyordu. Eylül 2019’da başlayan bu yeni kariyer, pandemiye yani Mart 2020’ye kadar devam etti. Ancak dans okulundaki derslerin iptal olmasıyla işsiz kalmış oldu. 

2020-2021 eğitim-öğretim yılına kadar online olarak devam eden ilkokul eğitimleri ise eylülde sona erdi. Çünkü kendilerinin online ders teklifine karşılık okuldan, “dersler yapılırsa ücret verebiliriz” yanıtı geldi. Kabul edilmeyen teklifin ardından Selin Demir de Türkiye’nin 8,6 milyonluk işsizler ordusunun bir parçası oldu. 

Seramik atölyesine iş için girdi, kendi üretimini yapan biri oldu 

Hâlihazırda bir ev arkadaşı ile kira ve diğer masrafları paylaşmasına rağmen yine de aylık yaklaşık 3 bin liralık bir maliyete katlanmak zorunda olan Selin Demir için yeni kapı bir seramik atölyesiydi. 
 

Atölyenin iş ilanını Instagram’da görüp başvuran Demir, burada yalnızca bir ay çalışabildi. Çünkü atölye de maddi zorluklar içerisindeydi ve bu zorluklar artınca Demir, işten çıkartıldı. 

Ancak bu, onun için bir son değil, aksine “evden üretim yapanlar” arasına katılması için ilk adımdı. 

Atölyede öğrendiklerini evde uygulamaya başlayan Selin Demir, yaptığı küçük dekoratif ürünler ile takıları yakın bir zamanda internet üzerinden satmayı planlıyor. Geçinebilmek için ailesinden de yardım alan Demir, fiyatları 70 ile 150 arasında olacak ürünlerin satışına bu ay içerisinde başlamayı düşünüyor. 

“Belirsizliğin içinde plandan ziyade bir umut gibi hissettiriyor”

Yeni kariyerinde en önemli maliyet kısmı işçilik. Malzemelerin maliyetinin çok yüksek olmadığını söyleyen Demir, kendisini bekleyen süreci şöyle anlatıyor: 

“Kullanılan çamur kiloyla satılıyor ve 20 kilosu 40 lira civarında. Sır kullanırsanız boya maliyeti yüksek oluyor ama akrilik boya kullanıldığında ürün başına maliyet 3 lirayı geçmiyor. Tabii bu, küçük ürünler ürettiğim için böyle. Ürün büyüdükçe maliyetler de artıyor. Seramiğin bir de pişirme maliyeti var. Fırın kiralama ücretleri 200-300 lira civarında. Ne kadar fazla ürününüz olursa adet başına maliyetiniz o kadar düşüyor. Malzeme maliyeti dışında, KDV, pazar yerinin komisyon oranı, kargo ücreti, paketleme masrafı gibi maliyet kalemleri de var.

Aşıyla ilgili gelişmelerin olumlu sonuç vermesiyle dans derslerine tekrar başlamayı, bir yandan da seramikte ürün gamını genişletmeyi planlayan Selin hanımın da deyimiyle bunlar “Belirsizliğin içinde plandan ziyade bir umut gibi hissettiriyor”. 

———

Dokuz ülkede, 13-29 yaş arası 8 bin 444 genç üzerinde bir araştırma yürüten UNICEF’in verilerine göre pandemi döneminde gençlerin yüzde 73’ü fiziksel ve mental durumlarıyla ilgili yardıma ihtiyaç duyduklarını dile getirdi. Her iki gençten biri ise normalde sevdikleri bir işi yapmak için motivasyona sahip olmadığını söyledi. 

Pandemi döneminde ruhun paslanmasına izin vermemek için seçilen en önemli yollardan biri evde üretim yapmak. Hatta birçoğu için krizin fırsata dönüştüğü an.

Oscar ödüllü film Can Dostum’da efsane oyuncu Robin Williams’ın hayat verdiği psikolog Sean Maguire, şöyle diyordu danışanı Will Hunting’e: Zor zamanların olacak ancak o zamanlar, bugüne kadar fark etmediğin şeyleri görmen için uyandıracak uykundan seni…

 

Bunu da beğenebilirsiniz

Yorum Yap